Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla.

Araf 51

Onlar dinlerini bir eğlence ve bir oyun edinmişlerdi ve dünya hayatında (ahireti/hesap gününü) unutmuşlardı. Biz de bugün onları unuturuz; bugüne kavuşmayı unuttukları ve ayetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi!

Araf 52

Ant olsun, onlara bir ilim üzere uzun uzun açıkladığımız, bir kitap getirdik; iman etmek isteyen herhangi bir topluma hidayet ve rahmet/iyilik olarak!

Araf 53

Onlar, onun (uyarılarımızın) sonucunu mu bekliyorlar? Onun sonucu geldiği gün (yürekler ağıza gelir ve) daha önce onu unutmuş olanlar derler ki: “Doğrusu, Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişlerdi. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki, bize şefaat etsinler. Veya tekrar döndürülmemiz mümkün mü ki, yaptıklarımızdan başka şeyler yapalım?” Onlar kendilerini zarara uğratmışlardır. Uydurmuş oldukları şeyler kendilerinden sapıp kaybolmuştur.

Araf 54

ŞÜPHESİZ Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde / altı evrede / altı aşamada yaratan Allah’tır. Sonra Arş dahil tüm kâinata kanunlarını kurdu. (Dünyayı döner kılarak) gündüz ve gece, Güneş, Ay ve Yıldızlar O’nun emrine boyun eğmişlerdir. İyi bilin ki yaratmak ve emir O’nundur / (evreni) yönetmek (yalnızca) O’na aittir. Âlemlerin Rabbi Allah’ın şânı yücedir!

______________________
Dünyanın yaratılışı ile ilgili muhteşem bir TRT Belgeseli, izlemenizi tavsiye ederim.

Araf 55

Yalvara yakara ve gizlice Rabbinize dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.

Araf 56

Düzene konulmasından sonra, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın. Korkarak ve umarak O’na dua edin. Şüphesiz ki, Allah’ın rahmeti iyilik yapanlara yakındır.

Araf 57

Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgârları gönderen O’dur. Nihayet bunlar ağırca bulutları kaldırıp yüklendiğinde, onları ölü bir beldeye sevkederiz. Bununla, oraya suyu indiririz de onunla her türden meyve çıkarırız. İşte bunun gibi, ölüleri de böyle çıkarırız! Umulur ki, ibret alırsınız!

Araf 58

Rabbinin izniyle verimli topraklardan ürün fışkırır; ama çorak verimsiz olandan yaramaz/faydasız bitkiden başkası çıkmaz! Biz şükreden bir toplum için ayetleri işte böyle tekrar tekrar açıklarız.

Araf 59

ANT OLSUN, Nuh’u kavmine gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim, Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka İlâhınız yoktur. Doğrusu ben, sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.”

Araf 60

Kavminden ileri gelenler dediler ki: “Gerçekten biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz.”

Araf 61

(Nuh) “Ey kavmim” dedi: “Bende bir sapmışlık yoktur. Ben sadece âlemlerin Rabbi’nden bir elçiyim.

Araf 62

Rabbimin gönderdiklerini size iletiyorum, size nasihat ediyorum. Allah tarafından gelen vahiyle, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.

Araf 63

Size Rabbinizden bir hatırlatma gelmesine şaştınız mı; içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtası ile? Korunun ve merhamete/bağışlanmaya layık olun!”

Araf 64

Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Ve ayetlerimizi yalanlayanları boğduk. Çünkü onlar, görüp düşünmeyen bir kavim idiler.

Araf 65

KARDEŞLERİ Hûd’u, Âd kavmine gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka İlâhınız / sizin üzerinizde Otorite yoktur. Hâlâ korkup sakınmaz mısınız?”

Araf 66

Kavminden inkârcıların ileri gelenleri dediler ki: “Biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz.”

Araf 67

Dedi ki: “Ey kavmim! Bende bir beyinsizlik yoktur. Aksine ben âlemlerin Rabbinden bir elçiyim.

Araf 68

Rabbimin gönderdiklerini size iletiyorum ve ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım.

Araf 69

Size Rabbinizden bir hatırlatma gelmesine ve aranızdan bir adam ile sizi uyarmasına hayret mi ediyorsunuz? Hatırlayın! Nuh kavminden sonra (onların yerine geçenler / mirasçılar / muhalif varlıklar olarak) sizi hulefa / halifeler[1] / muhalif varlıklar / yeryüzünü imar edici yöneticiler yaptı. Ve sizi yaratılışça güçlü kıldı. Bundan böyle Allah’ın nimetlerini hatırlayın. Umulur ki kurtulursunuz!”

_____________________
[1] Halife / Halifeler: Birbirlerinin yerine bir şekilde geçenler olarak ilk etapta anlamakta fayda var. Yönetici olarak ta karşımıza çıkar. Davud as.’ı yeryüzünde halife / yönetici yaptık, der örneğin. Fakat bir başka anlam olarak ta (insan) muhalif bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. En başta kendisini yaratana muhalif oluyor. Allah’ın emri olan: Şu ağaca yaklaşma, dediği hâlde bu emrini çiğniyor. Daha sonra insanın bir başka insanlarla ihtilâf etmesi, birbirlerine muhalif olmaları, birbirlerinin yerine / koltuğuna göz dikmeleri, birbirinin ayağını kaydırması vs. pek şekilde örneklendirebiliriz.

Araf 70

Dediler ki: “Tek Allah’a kulluk edelim ve atalarımızın ibadet ediyor olduklarını bırakalım diye mi bize geldin? Eğer doğrulardan isen bize vadettiğin şeyleri getir.”

Araf 71

(Hûd) dedi ki: “Rabbinizden size bir azap ve bir hışım hak oldu. Benimle mücadele mi ediyorsunuz? Sizin ve babalarınızın isimlendirdiği, Allah’ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, birtakım (kuru, boş, belirsiz) isimler hakkında! Bekleyin öyleyse! Şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim”.

Araf 72

Onu ve onunla birlikte olanları Bizden bir rahmetle kurtardık. Ve ayetlerimizi yalan sayanların kökünü kestik.

Araf 73

KARDEŞLERİ SALİH’İ de Semud’a/kavmine (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir İlâh yoktur. Rabbinizden size açık delil gelmiştir; bu Allah’ın dişi devesi, sizin için bir ayettir, onu bırakın, Allah’ın arzında otlasın. Sakın ona bir kötülükle dokunmayın. Sonra sizi acı bir azap yakalar.

Araf 74

Âd’dan sonra, sizi hulefa / yöneticiler / halifeler[1] (onların yerine geçenler / mirasçılar olarak) yaptığını / atadığını / muhalif varlıklar olarak oluşturduğunu hatırlayın. Sizi yeryüzünde yerleştirdi; onun düzlüklerinde saraylar kuruyorsunuz ve dağlardan evler yontuyorsunuz. Allah’ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde bozguncular olarak fesât / terör çıkarmayın.”

______________________
[1]
Halife / Halifeler: Birbirlerinin yerine bir şekilde geçenler olarak ilk etapta anlamakta fayda var. Yönetici olarak ta karşımıza çıkar. Davud as.’ı yeryüzünde halife / yönetici yaptık, der örneğin. Fakat bir başka anlam olarak ta (insan) muhalif bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. En başta kendisini yaratana muhalif oluyor. Allah’ın emri olan: Şu ağaca yaklaşma, dediği hâlde bu emrini çiğniyor. Daha sonra insanın bir başka insanlarla ihtilâf etmesi, birbirlerine muhalif olmaları, birbirlerinin yerine / koltuğuna göz dikmeleri, birbirinin ayağını kaydırması vs. pek şekilde örneklendirebiliriz.

Halife: Birinin ölüp yerine yenisinin geçmesi, bir coğrafyada bir toplumun (yeryüzünde yüzyılda bir değişen neslin) ortadan kaldırılıp yeni bir toplumun getirilmesi/gelmesi gibi. “Allah’ın halifesi” olmaz. Allah’ın yerine birinin geçmesi (temsilci/ortak olarak) imkânsız olduğu için. “Allah’ın halifesi” terimi yanlış ve bâtıl bir ifadedir.

İhlâs Suresi’ni burada hatırlamakta fayda var: O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.

Ancak HALİFE; yeryüzünde bugünkü anlamda bir Devletin başında yani iktidarı elinde bulunduran YÖNETİCİYE de denilmiştir.

Halife aynı zamanda Devlet Başkanı olarak ta anlaşılmalıdır. Çünkü bu anlamda Nebilere: Falan Nebi’yi yeryüzünde Halife / Yönetici kıldı, şeklinde gelen ayetler vardır.

Günümüzde Başkan ya da Cumhurbaşkanı bu kavramı karşılamaktadır.

Yeryüzünde Allah’ın Halifesi anlayışı Tasavvuf kaynaklıdır. Tasavvuf; Allah’ın Halifesi (yeryüzündeki temsilcisi) olarak gördüğü için bu anlamda Allah’a şirk koşmaktadır.

Allah böyle bir yetkiyi hiçbir kimseye (yarattıklarına) vermemiştir.

Dediğimiz gibi bugün yönetim sistemi olarak Devletin başındaki kişiye Cumhurbaşkanı değil de Halife diye isim konulabilir, burada bir sıkıntı olmaz.

İSLÂM’A RAĞMEN OLUŞTURULAN PARALEL DİN OLAN TASAVVUF EHLİNİN KİTAPLARINDAN BİR ÖRNEK (Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Nebiler Silsilesi 1, Erkam Yayınları).

~ «Hilâfet, vekâlet gibi asâletin mukâbili olarak başkasına niyâbet etmek yâni az veya çok onun yerini tutarak onu temsil etmek demektir. Burada halîfe, vekil mânâsında olup, Allâh’ın irâdesini yeryüzünde temsîl eden, emir ve nehiylerini tatbîk eden kimse demektir. Buna göre insan, Allâh’ın nûrunu tamamlamasına bir vâsıta ve vesîle olacaktır.[2] Vekâlet, aynı zamanda aslın nâibine bir şeref bahşederek onu tekrîm etmesidir. Cenâb-ı Hakk’ın peygamberlerini yeryüzünde halîfe kılması da bu kabîldendir. Zâten insana üflenen rûhta da, böyle bir emâret yâni bir yönetme vasfı bulunmaktadır.»

[2] Nitekim Cenâb-ı Hak, İmâm-ı Âzam, İmâm Buhârî, Ahmed bin Hanbel Hazretleri, diğer mezhep imamlarımız ve tasavvuf büyüklerimiz gibi zâtları kıyâmete kadar dîninin devâmı için vesîle kılmıştır.

Araf 75

Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, aralarından iman etmiş güçsüz kimselere dediler ki: “Salih’in gerçekten, Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?” (Müminler) dediler ki: “Biz onunla gönderilene inananlarız.”

Araf 76

Büyüklük taslayanlar dediler ki: “Biz de gerçekten kendisine inandığınız şeyi tanımayıp inkâr edenleriz.”

Araf 77

Dişi deveyi kestiler ve böylece Rablerinin emrini çiğnediler/emrine uymadılar. Dediler ki: ”Ey Salih! Bizi tehdit ettiğin şeyi bize getir. Eğer sen gönderilmişlerden isen?”

Araf 78

Onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı da kendi yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

Araf 79

(Salih) onlardan yüz çevirdi. “Ey kavmim!” dedi: “Gerçekten ben, Rabbimin gönderdiğini size duyurdum, size nasihat ettim. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz.”

Araf 80

HANİ LUT’u da (gönderdik). Kavmine dedi ki: “Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayâsızlığı mı yapıyorsunuz?”

Araf 81

“Siz ha! Kadınları bırakıp da şehvetle hemcinslerinize gidiyorsunuz! Siz kesinlikle sınır tanımayan/azgınlaşmış bir toplumsunuz.”

Araf 82

Kavminin cevabı başkaca olmadı, dediler ki: “Onları kentinizden çıkarın! Çünkü onlar fazla temizlenen insanlarmış!”

Araf 83

Biz de onu (ve kendisine iman edenlerden olan halkını) ve ailesini[*] kurtardık, hanımı[*] hariç! O geride kalanlardan oldu.

______________________
[*] Burada hatırlatmakta fayda var; Kur’an’da AİLE kavramı geçen yerlerde illâ; ana, baba, çocuklar veya eşlerden herhangi biri vs. akla gelmemeli. İbrahim as. ‘ın Babası, Nuh as.’ın Oğlu, Lût as.’ın bu ayette geçtiği üzere Eşi bildiğimiz anlamda aileden olmakla birlikte, Allah’ın Nebileri uyarmıştır: “Onlar senin/sizin ailenizden/ehlinizden” değildir. Yani iman edenlerden olmadıkları için Allah bu kişileri aileden saymamıştır.

Araf 84

Üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Bak, suçluların sonu nasıl oldu?

Araf 85

KARDEŞLERİ ŞUAYB’I da Medyen’e gönderdik. “Ey kavmim!” dedi: “Allah’a kul olun/ibadet edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir İlâh yoktur. Doğrusu size Rabbinizden açık bir delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın; insanların eşyasını (alırken) değerinden düşüğe almayın ve ıslahından sonra yeryüzünde fesat/terör çıkarmayın. Eğer inananlar iseniz, sizin için böylesi daha hayırlıdır.

Araf 86

Her yolun başına oturup ta tehdit ederek, iman edenleri Allah’ın yolundan çevirmeye ve o yolu eğriltmeye çalışmayın. Hatırlayın, hani siz az idiniz O sizi çoğalttı. Bakın bozguncuların sonu nasıl oldu?

Araf 87

Eğer sizden bir grup benimle gönderilene inanmış ve bir grup da inanmamışsa; öyleyse Allah aramızda hükmedinceye (kararını verip hükmünü ayet göndererek açıklayıncaya) kadar sabırla/her zorluğa tahammül ederek bekleyin. O hükmedenlerin/adaletle (haklıyı/haksızı açığa çıkarıp) ayırdedenlerin en hayırlısıdır.”

Araf 88

Kavminin büyüklük taslayanlarından ileri gelenler, dediler ki: “Ey Şuayb! Biz seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkaracağız. Ya da mutlaka bizim dinimize döneceksiniz.” (Şuayb) dedi ki: “Biz istemesek de mi?!..

Araf 89

(O zaman) Allah’a karşı yalan uydurup iftira etmiş oluruz; Allah bizi ondan kurtardıktan sonra yolunuza/dininize dönersek eğer! Ona dönmemiz bizim için olur şey değildir; Rabbimiz Allah dilerse (aklımızı başımızdan alırsa) başka![1] Rabbimiz ilimce her şeyi kuşatmıştır. Biz Allah’a güvendik. Rabbimiz bizimle kavmimizin arasını hak ile/adalet ile aç. (Adalet ile) hüküm / isâbetli karar verip (aramızı) açanların / ayırdedenlerin en hayırlısı Sensin!”

______________________
[1] Bu bir tevazu ve boyun eğme tavrını ifade ediyor, yoksa; Allah’ın onlardan “küfre dönmeyi isteyebileceği” ihtimalini değil.

Araf 90

Kavminden ileri gelen inkârcılar dediler ki: “Şayet Şuayb’a uyarsanız (işte) o zaman hüsrana uğrayanlardan olursunuz.”

Araf 91

Hemen onları titreme yakaladı. Evlerinde diz üstü çökekaldılar.

Araf 92

Orada hiç oturmamış gibi oldular, Şuayb’ı yalanlayanlar! Şuayb’ı yalanlayanlar, hüsrana uğrayanlar oldular!

Araf 93

(Şuayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! Rabbimin gönderdiklerini size ilettim ve size nasihat ettim. Artık inanmayan bir topluluğa nasıl acırım!”

Araf 94

BİZ hangi ülkeye bir Nebi (Allah’tan aldığı haberle uyarıcı) gönderdiysek onun ehlini / halkını sıkıntıyla ve darlıkla sıkmışızdır. Umulur ki, yalvarır yakarırlar diye?!

Araf 95

Sonra sıkıntının yerini iyilikle değiştirdik. Nihayet çoğaldılar ve (hiç öğüt almamışlar olarak) dediler ki: “Sıkıntı ve sevinç atalarımıza da dokunmuştu.” Biz de onları ansızın yakaladık, onlar farkında olmadıkları bir sırada!

Araf 96

Şayet, ülkeler halkı inansalardı ve korunup sakınsalardı; onlara gökten ve yerden bereketler açardık. Fakat yalanladılar. Biz de onları kazandıkları şeylerle hemen yakaladık.

Araf 97

O ülkeler halkı geceleyin uyuyorlar iken, zorlu azabımızın kendilerine gelmeyeceğinden emin midirler?

Araf 98

Ya da o ülkeler halkı bir kuşluk vakti oynayıp eğlenirlerken, azabımızın kendilerine gelmeyeceğinden emin midirler?

Araf 99

Yoksa Allah’ın azap planından emin mi oldular? Hüsrana uğramış/sapıtmış toplumdan başkası, Allah’ın azap planından emin olmaz.

Araf 100

ÖNCEKİ sahip[selef]lerinden yeryüzüne vâris (halife)[1] olanlara (yeryüzünü dönüşümlü olarak kullanan halifelere / insanlara) bu gerçek halâ belli olmadı mı / bu gerçeği araştırarak şahit olmadılar mı? Eğer Biz dilemiş olsaydık onlara günahları nedeniyle / günâhlarının karşılığı olarak bir musibet dokundururduk ve (hak ettikleri için) kalplerinde hissedecekleri bir strese / bunalıma / huzursuzluğa lâyık görülürlerdi, artık onlar duymak istemiyorlar.
___________________
[1] Halife / Halifeler: Birbirlerinin yerine bir şekilde geçenler olarak ilk etapta anlamakta fayda var. Yönetici olarak ta karşımıza çıkar. Davud as.’ı yeryüzünde halife / yönetici yaptık, der örneğin. Fakat bir başka anlam olarak ta (insan) muhalif bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. En başta kendisini yaratana muhalif oluyor. Allah’ın emri olan: Şu ağaca yaklaşma, dediği hâlde bu emrini çiğniyor. Daha sonra insanın bir başka insanlarla ihtilâf etmesi, birbirlerine muhalif olmaları, birbirlerinin yerine / koltuğuna göz dikmeleri, birbirinin ayağını kaydırması vs. pek şekilde örneklendirebiliriz.