Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla
(Herkese İyilik Eden ve İyilere Lütfu Geniş olan Allah’ın Adıyla)

Enbiya 1

İNSANLARIN hesapları yaklaştı, oysa onlar hâlâ gaflet içinde yüz çevirmektedirler.

Enbiya 2

Rablerinden kendilerine gelen her yeni uyarıyı/öğüdü, ancak alay konusu ederler!

Enbiya 3

Onların kalpleri/gönülleri hep eğlencededir/ilgisizdir… Zulmedenler gizlice şöyle fısıldaştılar: “Bu, sadece sizin gibi bir beşer[*]/insan değil mi? Yoksa siz, göz göre göre bir büyüye mi kapılacaksınız?”

______________________
[*] Kur’an’da yer alan “Beşer” ve “İnsan” kavramları her ne kadar eş anlamlı gibi görünseler de ilgili ayetler incelendiğinde farklı bağlamlarda kullanıldıkları göze çarpar. Kavramlar arasındaki ortak nokta ise ikisinin de aynı varlığı ifade etmeleridir.

Rabbimiz, “kurumuş, yıllanıp kokuşmuş kara balçıktan” yarattığını ifade ettiği Adem için birbirini takip eden ayetlerde hem “insan” hem de “beşer” kavramlarını kullanıyor. Bu da Adem’in ve onun türünün yaratılış itibariyle bu iki vasfı taşıdığını gösterir. Bu vasıflar arasındaki farkın ne olduğunu da ilgili diğer ayetlerden öğreniyoruz.

a) Beşer

Kur’an, insan türüyle ilgili fizyolojik yapısı bağlamında bir şey söyleyeceği zaman “beşer” kavramını kullanmaktadır. Örneğin Yusuf’un (a.s) güzelliği karşısında ellerini kesen kadınlar onun bir “beşer” olamayacağını söylüyorlardı. (12/31)

Allah’ın elçileri de gönderildikleri toplumlarda “yeme-içme” gibi fizyolojik bazı özelliklerinden dolayı dışlanmışlardır. Zira toplumlar kendileri gibi etten kemikten bir beşer değil, bir melek talep ediyorlardı. İlgili bazı ayetler (23/33-34), (17/95-96).

Ölümlü bir varlık olarak yaratılmış olmamız da biyolojik yapımızla ilişkilidir. Rabbimiz bu gerçeği ifade ederken “beşer” kavramını kullanmaktadır (21/34).

b) İnsan

“İnsan” kavramının geçtiği ayetlerde insan türünün sosyal bir varlık olması özelliğinden bahsedilmektedir. Mesela, Rabbimiz insana öğrettiği şeylerden bahsederken bu kavramı kullanmaktadır (96/5), (55/3-4).

İnsanın özgür iradesiyle ortaya koyduğu davranışlarla ilgili de bu kavram kullanılır (103/2-3), (96/6-7).

Ayetlerde “sorumluluk ve imtihan” söz konusu olduğunda yine “insan” kavramı devreye girmektedir (33/72), (76/2).

İnsanın ahiretteki durumuyla ilgili ayetlerde de bu kavram kullanılır (79/34-35), (75/10), (89/23).

Sonuç olarak, ayetlerde “beşer” kavramı, insanın etten kemikten bir varlık olması bağlamında kullanılırken; “insan” kavramı irade ve sorumluluk sahibi sosyal bir varlık olması bağlamında karşımıza çıkmaktadır. Fakat başta ifade ettiğimiz gibi beşer de insan da farklı iki varlığın değil; aynı varlığın iki ayrı vasfıdır/özelliğidir.

Enbiya 4

O dedi ki: “Benim Rabbim, gökyüzünde ve yeryüzünde (söylenen) her sözü bilir. O işitendir, bilendir.”

Enbiya 5

Ama onlar dediler ki: “Bunlar karmakarışık boş düşlerdir; hayır onu kendisi uydurdu. Yok yok, o bir şairdir! Haydi bize, öncekilere gönderildiği gibi bir mucize getirsin!”

Enbiya 6

Bunlardan önce (mucizeyi görüp iman etmeyen ve) helâk ettiğimiz hiçbir kent halkı inanmamıştı. Şimdi (mucizeden dolayı) bunlar inanacaklar mı?

Enbiya 7

Biz senden önce de, vahyettiğimiz adamlardan başkasını göndermedik. Haydi zikir ehline (Tevrat, Zebur ve İncil’i bilenlere) sorun. Eğer (o kitapları okumayı) bilmiyor iseniz!..

Enbiya 8

Biz onları, yemek yemeyen cesetler yapmadık! (Onlar dünyada), ölümsüz/ebedi kalıcı da değillerdi.

Enbiya 9

Sonra, onlara verdiğimiz sözde sadık kaldık/sözü yerine getirdik; onları ve dilediklerimizi (onlarla birlikte inananları) kurtardık, aşırı gidenleri de imha ettik.

Enbiya 10

(EY İNSANLAR!) Gerçek şu ki; size içinde öğüdünüz bulunan bir kitap indirdik. Hâlâ aklınızı kullanarak inanmıyor musunuz?

Enbiya 11

OYSA BİZ, halkı zulmeden nice kentleri kırıp geçirdik! Onlardan sonra da, diğerlerini başka bir topluluk olarak inşa etmişizdir.

Enbiya 12

Azabımızı hissettikleri zaman, hemen oradan hızlıca kaçışıyorlardı!

Enbiya 13

”Boşuna kaçmayın! İçinde şımartıldığınız lüks hayata ve evlerinize dönün! Çünkü sorgulanacaksınız.”

Enbiya 14

Dediler ki: “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz zulmedenlerdendik.”

Enbiya 15

Bu homurdanışları sürüp giderken, Biz onları biçilmiş ekin gibi yaptık, sönüp gittiler.

Enbiya 16

BİR DE (şunu bilin ki) Biz; gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunanları; bir oyun, bir eğlence olarak yaratmadık!

Enbiya 17

Biz, eğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu kendi katımızdan edinirdik. Eğer yapacak olsaydık, böyle yapardık.

Enbiya 18

Hayır, Biz hakkı/gerçeği/doğruyu yalanın/batılın üzerine atarız da, onun beynini parçalar, bir de bakarsın ki, derhal canı çıkmıştır/yok olup gitmiştir! Yazıklar olsun size! Allah’a yakıştırdığınız yalan/yanlış nitelemelerden dolayı.

Enbiya 19

Göklerde ve yeryüzünde kim varsa, O’nundur. O’nun katında bulunanlar, O’na kulluk hususunda büyüklenmezler ve üşenmezler.

Enbiya 20

Gecede ve gündüzde tesbih/kulluk ederler, hiç aksatmazlar.

Enbiya 21

YOKSA onlar yeryüzünden birtakım ilâhlar edindiler de onlar mı ölüleri tekrar diriltecekler?

Enbiya 22

Eğer gökte ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, bu iki alem de bozulup gitmişti. Arş’ın sahibi Allah onların yanlış nitelendirmelerinden yücedir!

Enbiya 23

O, yaptığından sorulmaz, oysa onlar, sorguya çekilirler!

Enbiya 24

YOKSA O’ndan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: “Haydi kesin delilinizi getirin. İşte, benimle beraber olanların delili/öğüdü/kitabı ve benden öncekilerin kitabı/öğüdü/delili!” Aksine; onların birçoğu gerçeği bilmiyorlar. Onlar yüz çeviriyorlar.

Enbiya 25

Senden önce, hiçbir elçi göndermedik ki, ona şöyle vahyetmiş olmayalım: “Şüphesiz ki, Benden başka İlâh yoktur, öyleyse Bana kulluk edin.”

Enbiya 26

DEDİLER Kİ: “Rahmân çocuk edindi.” O, (bundan) münezzehtir/yücedir/uzaktır! Hayır, ama onlar ikram olunmuş/değerli birtakım kullardır;

Enbiya 27

onlar Allah’ın sözünün önüne geçmezler ve O’nun emriyle hareket ederler.

Enbiya 28

Allah onların önlerinde ve arkalarında ne varsa, bilir. Allah’ın razı olduğu kimseden başkasına aracılık/şahitlik/şefaat edemezler. Onlar, O’nun korkusundan saygıyla titrerler.

Enbiya 29

Ve eğer onlardan (iddia ettikleri melek veya elçilerden) biri: “O’nun (Allah’ın) yanı sıra, ben de bir ilahım” diyecek olsaydı, mutlaka onu cehennemle cezalandırırdık. (Çünkü) Biz, zalimleri böyle cezalandırırız.

Enbiya 30

PEKİ inkâr edenler görmediler mi ki; gökler ve yeryüzü (başlangıçta) tek ve bitişik/gaz halinde/bir bütün idiler de Biz onları ayırdık! Canlı olan herşeyi sudan yarattık! Hâlâ inanmıyorlar mı?

Enbiya 31

Yeryüzünde onlar için sarsılmasınlar diye sabit dağlar oturttuk. Ve orada geniş geniş yollar açtık, doğru gidebilsinler/yollarını kolayca bulabilsinler diye.

Enbiya 32

Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise O’nun ayetlerinden yüz çevirmektedirler.

Enbiya 33

Geceyi ve gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratan O’dur. Her biri, kendisi için belirlenmiş bir yörüngede akar durur!

Enbiya 34

(EY ELÇİ, sana inanmayanlara hatırlat ki); Biz senden önce hiçbir insana ölümsüzlük vermedik! Şimdi, eğer sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar?

Enbiya 35

Her can/nefis ölümü tadacaktır! Size ‘açığa çıkarıcı ve yaptıklarınızın karşılığı olarak’; kötülüğün de iyiliğin de (size dokunmasına) izin veriyoruz! Ve sonunda Bize/huzurumuza döndürülürsünüz.

Enbiya 36

O inkâra sapanlar seni gördükleri zaman, seni ancak alaya alırlar: “İlâhlarınızı diline dolayan kişi bu mu?” Oysa onlar Rahmân’ın öğüdünü inkâr edenlerdir.

Enbiya 37

İnsan acelecidir! Ben size ayetlerimi(n işâret ettiği gerçekleri) göstereceğim. Şimdi (yargılanma/din/hesap/ceza günü için) acele etmeyin!

Enbiya 38

Diyorlar ki: “Eğer, doğru sözlüler iseniz bu söz ne zamandır?”

Enbiya 39

İnkâr edenler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından savamayacakları, yardım da edilmeyecekleri gerçeğini bir bilselerdi!

Enbiya 40

O, onlara aniden gelir ve onları şaşkına çevirir! Sonra onu geri çeviremezler. Kendilerine mühlet de verilmez.

Enbiya 41

Ant olsun, senden önceki elçilerle de alay edildi. Ancak onlarla alay eden kimseleri, kendisiyle alay ettikleri şey kuşatıverdi!

Enbiya 42

DE Kİ: “Gece ve gündüz sizi, Rahman’dan (uzakmaşmanız sebebiyle O’ndan) kim koruyabilir? Aksine onlar yine de Rablerinin uyarısından yüz çevirmekteler.

Enbiya 43

Yoksa onların, kendilerini Bizden engelleyerek koruyacak ilâhları mı var? Onlar kendilerine bile güç yetiremezler. Tarafımızdan onlara sahip çıkılmaz.

Enbiya 44

Aksine Biz onları ve atalarını faydalandırdık/nimetlerle yaşattık. Hatta, o ömür kendilerine uzun geldi! Fakat bu insanlar görmüyorlar mı; yeryüzünü, toprağı/kara parçasını uçlarından eksilttiğimizi!.. Şimdi, üstün gelen onlar mıdır?

Enbiya 45

DE Kİ: “Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum,” ama sağırlar, uyarıldıkları zaman çağrıyı işitmiyorlar.

Enbiya 46

Eğer onlara, Rabbinin azabından ufak bir esinti dokunuverse; “Eyvah bizlere, gerçekten biz, zalim kimselermişiz” derler.

Enbiya 47

KIYAMET/DİRİLİŞ günü için adalet terazileri kurarız. Artık hiçbir nefse zulüm/haksızlık edilmez. Eğer (yapılanlar) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getiririz (ortaya koyarız). Hesap görenler olarak, Biz yeteriz!

Enbiya 48

VE GERÇEK ŞU Kİ Biz Musa’ya ve Harun’a, Furkan’ı (gerçekle yalanı ayırdedici özelliği olanı) verdik; korunup sakınanlar için bir ışık ve bir öğüt olarak…

Enbiya 49

Onlar görmeden Rablerinden korkarlar ve onlar kıyamet saatinden içleri ürpermekte olanlardır.

Enbiya 50

İşte bu da (sizin için) ona indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz onu inkâr mı ediyorsunuz?