Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla
(Herkese İyilik Eden ve İyilere Lütfu Geniş olan Allah’ın Adıyla)

İbrahim 1

Elif, Lâm, Ra. SANA/(SİZE) bir Kitap indirdik (aktardık, gönderdik, ikrâm, Kitapla salât ettik) ki; Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan nura/aydınlığa çıkarasın[ız], güçlü, övgüye lâyık olanın yoluna (önderlik edesin[ız]).

İbrahim 2

O Allah ki; gökyüzünde ve yeryüzünde ne varsa, hepsi O’nundur. Gerçeği kabul etmeyen/kâfirlerin çekecekleri var, çetin bir azaptan dolayı!

İbrahim 3

Onlar, o kimseler ki; dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah’ın yolundan çevirirler/alıkoyarlar ve o yolu karıştırmak/eğriltmek/saptırmak isterler! İşte onlar, uzak bir sapkınlık içindedirler.

İbrahim 4

BİZ HER RASÛLÜ/ELÇİYİ, mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara iyice açıklasın. Bundan sonra Allah; (sapıklığı) isteyen/dileyen kimseyi sapıklığında bırakır, (hidayeti/doğru yolu) isteyen kimseyi de doğru yola iletir. O güçlüdür, doğru hüküm/karar verendir.

İbrahim 5

Ant olsun, Musa’yı ayetlerimizle: “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara, Allah’ın (zorlu) günlerini hatırlat!” diye gönderdik. Şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

İbrahim 6

Hani o zaman, Musa kavmine demişti ki: “Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir zaman sizi Firavun ailesinden/hanedanından kurtardı. Onlar, size azabın en kötüsünü reva görüyorlar; oğullarınızı boğazlıyorlar ve kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Rabbinizden izin verilmiş bir belâ (açığa çıkarılma), hem de büyük bir belâ (açığa çıkarılma cezası) vardı!”

İbrahim 7

HATIRLAYIN, Rabbiniz şöyle ilan etmişti/buyurmuştu: “Eğer şükrederseniz elbette size artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, elbette azabım pek çetindir.”

İbrahim 8

Musa dedi ki: “Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz de, muhakkak ki Allah; zengindir, övgüye lâyıktır.”

İbrahim 9

SİZE, sizden önceki kimselerin haberleri gelmedi mi? Nuh, Âd ve Semud kavminin ve onların ardından gelenlerin! Onları ancak Allah bilir. Elçileri onlara apaçık kanıtlar getirmişlerdi; ama onlar elleri ile o elçilerin ağızlarını kapattılar ve dediler ki: “Gerçekten biz, ona gönderilen o şeyi inkâr ettik, bizi kendisine çağırdığınız şeyden, kuşkulu bir şüphe içindeyiz.”

İbrahim 10

Elçileri dedi ki: “Gökleri ve yeryüzünü yaratan[*] Allah hakkında şüphe olur mu?[**] Sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet ediyor ve bir süreye kadar sizi ertelemek istiyor.” Dediler ki: “Siz de yalnızca bizim gibi birer beşersiniz[***]/insansınız. Bizi, atalarımızın taptığı şeylerden çevirmek istiyorsunuz. Öyleyse, bize apaçık bir delil getirin!”

______________________
[*] Ayetteki “fâtır (فاطر)”, bir şeyi bölen anlamındadır (Lisan’ul-Arab). Allah, bütün varlıkları bölünme kanununa göre yaratmıştır (İsra 17/51, Rum 30/30, Şûrâ 42/11).

[**] Kur’an’a göre Allah’ın varlığına ve birliğine inanmayan tek bir insan dahi yoktur (A’raf 7/172-173).

[***] Kur’an’da yer alan “Beşer” ve “İnsan” kavramları her ne kadar eş anlamlı gibi görünseler de ilgili ayetler incelendiğinde farklı bağlamlarda kullanıldıkları göze çarpar. Kavramlar arasındaki ortak nokta ise ikisinin de aynı varlığı ifade etmeleridir.

Rabbimiz, “kurumuş, yıllanıp kokuşmuş kara balçıktan” yarattığını ifade ettiği Adem için birbirini takip eden ayetlerde hem “insan” hem de “beşer” kavramlarını kullanıyor. Bu da Adem’in ve onun türünün yaratılış itibariyle bu iki vasfı taşıdığını gösterir. Bu vasıflar arasındaki farkın ne olduğunu da ilgili diğer ayetlerden öğreniyoruz.

a) Beşer

Kur’an, insan türüyle ilgili fizyolojik yapısı bağlamında bir şey söyleyeceği zaman “beşer” kavramını kullanmaktadır. Örneğin Yusuf’un (a.s) güzelliği karşısında ellerini kesen kadınlar onun bir “beşer” olamayacağını söylüyorlardı. (12/31)

Allah’ın elçileri de gönderildikleri toplumlarda “yeme-içme” gibi fizyolojik bazı özelliklerinden dolayı dışlanmışlardır. Zira toplumlar kendileri gibi etten kemikten bir beşer değil, bir melek talep ediyorlardı. İlgili bazı ayetler (23/33-34), (17/95-96).

Ölümlü bir varlık olarak yaratılmış olmamız da biyolojik yapımızla ilişkilidir. Rabbimiz bu gerçeği ifade ederken “beşer” kavramını kullanmaktadır (21/34).

b) İnsan

“İnsan” kavramının geçtiği ayetlerde insan türünün sosyal bir varlık olması özelliğinden bahsedilmektedir. Mesela, Rabbimiz insana öğrettiği şeylerden bahsederken bu kavramı kullanmaktadır (96/5), (55/3-4).

İnsanın özgür iradesiyle ortaya koyduğu davranışlarla ilgili de bu kavram kullanılır (103/2-3), (96/6-7).

Ayetlerde “sorumluluk ve imtihan” söz konusu olduğunda yine “insan” kavramı devreye girmektedir (33/72), (76/2).

İnsanın ahiretteki durumuyla ilgili ayetlerde de bu kavram kullanılır (79/34-35), (75/10), (89/23).

Sonuç olarak, ayetlerde “beşer” kavramı, insanın etten kemikten bir varlık olması bağlamında kullanılırken; “insan” kavramı irade ve sorumluluk sahibi sosyal bir varlık olması bağlamında karşımıza çıkmaktadır. Fakat başta ifade ettiğimiz gibi beşer de insan da farklı iki varlığın değil; aynı varlığın iki ayrı vasfıdır/özelliğidir.

İbrahim 11

“Evet, biz de sizin gibi yalnızca ölümlü birer beşeriz[*]/insanız. Ancak, Allah kullarından dilediği kişiye (risâlet) lütfeder. Allah’ın izni olmaksızın, (risâletten) size bir delil getirmemiz mümkün değildir. İnananlar Allah’a güvensinler.

______________________
[*] Kur’an’da yer alan “Beşer” ve “İnsan” kavramları her ne kadar eş anlamlı gibi görünseler de ilgili ayetler incelendiğinde farklı bağlamlarda kullanıldıkları göze çarpar. Kavramlar arasındaki ortak nokta ise ikisinin de aynı varlığı ifade etmeleridir.

Rabbimiz, “kurumuş, yıllanıp kokuşmuş kara balçıktan” yarattığını ifade ettiği Adem için birbirini takip eden ayetlerde hem “insan” hem de “beşer” kavramlarını kullanıyor. Bu da Adem’in ve onun türünün yaratılış itibariyle bu iki vasfı taşıdığını gösterir. Bu vasıflar arasındaki farkın ne olduğunu da ilgili diğer ayetlerden öğreniyoruz.

a) Beşer

Kur’an, insan türüyle ilgili fizyolojik yapısı bağlamında bir şey söyleyeceği zaman “beşer” kavramını kullanmaktadır. Örneğin Yusuf’un (a.s) güzelliği karşısında ellerini kesen kadınlar onun bir “beşer” olamayacağını söylüyorlardı. (12/31)

Allah’ın elçileri de gönderildikleri toplumlarda “yeme-içme” gibi fizyolojik bazı özelliklerinden dolayı dışlanmışlardır. Zira toplumlar kendileri gibi etten kemikten bir beşer değil, bir melek talep ediyorlardı. İlgili bazı ayetler (23/33-34), (17/95-96).

Ölümlü bir varlık olarak yaratılmış olmamız da biyolojik yapımızla ilişkilidir. Rabbimiz bu gerçeği ifade ederken “beşer” kavramını kullanmaktadır (21/34).

b) İnsan

“İnsan” kavramının geçtiği ayetlerde insan türünün sosyal bir varlık olması özelliğinden bahsedilmektedir. Mesela, Rabbimiz insana öğrettiği şeylerden bahsederken bu kavramı kullanmaktadır (96/5), (55/3-4).

İnsanın özgür iradesiyle ortaya koyduğu davranışlarla ilgili de bu kavram kullanılır (103/2-3), (96/6-7).

Ayetlerde “sorumluluk ve imtihan” söz konusu olduğunda yine “insan” kavramı devreye girmektedir (33/72), (76/2).

İnsanın ahiretteki durumuyla ilgili ayetlerde de bu kavram kullanılır (79/34-35), (75/10), (89/23).

Sonuç olarak, ayetlerde “beşer” kavramı, insanın etten kemikten bir varlık olması bağlamında kullanılırken; “insan” kavramı irade ve sorumluluk sahibi sosyal bir varlık olması bağlamında karşımıza çıkmaktadır. Fakat başta ifade ettiğimiz gibi beşer de insan da farklı iki varlığın değil; aynı varlığın iki ayrı vasfıdır/özelliğidir.

İbrahim 12

Allah’a güvensizlik duymamız bize yaraşmaz; bizlere hidayet/doğruya iletici yollarımızı göstermiş iken! Elbette, bize yaptığınız eziyetlere sabredeceğiz/katlanacağız. Güvenenler, yalnız Allah’a güvensinler.”

İbrahim 13

İNKÂR EDENLER, elçilere dediler ki: “Ya mutlaka sizi vatanımızdan çıkarırız ya da mutlaka dinimize dönersiniz.” Rableri onlara şöyle vahyetti: “Kesinlikle, zalimleri/hainleri helâk edeceğiz.

İbrahim 14

Muhakkak ki onların ardından oraya/o yere sizi yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan ve uyarımdan korkan içindir.”

İbrahim 15

Ve (elçiler) zafer istediler. Sonunda her inatçı zorba mahvoldu/hüsrana uğradı!

İbrahim 16

Ardından da cehennem vardır, orada irinli bir sudan içirilir.

İbrahim 17

O irinli suyu yutmaya çalışır, fakat onu kolayca yutup boğazından geçiremez. Her yandan ona ölüm geldiği halde, yine de ölemez. Ardından da daha kaba bir azap vardır.

İbrahim 18

RABLERİNE KARŞI nankörlük edenlerin misali şöyledir: Onların yaptıkları işler; fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu kül gibidir! Kazandıklarından hiçbir şeyi ele geçiremezler! İşte, asıl uzak sapma budur!

İbrahim 19

GÖRMEDİN Mİ? Allah gökleri ve yeryüzünü hak ile/gerçek ile yaratmıştır. Dilerse sizi götürür ve yepyeni bir halk getirir!

İbrahim 20

Bu, Allah’a göre güç bir iş değildir.

İbrahim 21

Hepsi, Allah’ın huzuruna çıkacaklar! Zayıflar, büyüklük taslayan önderlerine diyecekler ki: “Şüphesiz biz size uymuştuk. Allah’ın azabından bir şey bizden savabilir misiniz?” (Önderleri ise) derler ki: “Allah bize yol gösterseydi, elbette biz de size yol gösterirdik. Şimdi sızlansak da sabretsek de bizim için birdir; bizim için kaçıp sığınacak bir yer de yoktur!”

İbrahim 22

İŞ/HÜKÜM yerine getirildikten sonra, şeytan dedi ki: “Şüphesiz ki Allah size gerçek olanı vadetti, ben de size vadettim; ama ben, sözümden caydım/yalancı çıktım! Zaten, benim size karşı hiçbir gücüm yoktu ki. Ben sadece sizi çağırdım, siz de benim çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın; siz, kendi kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Zaten ben, daha önce beni Allah’a ortak koşmanızı da kabul edemezdim! Şüphesiz zalimler/hainler için, acıklı bir azap vardır.”

İbrahim 23

İNANANLAR ve faydalı işi en iyi şekilde (dürüstçe) yapanlar, altlarından nehirler akan cennetlere konuldular. Rablerinin izniyle orada sürekli kalacaklardır. Orada onların iyilik temennileri; “Selâm”dır.

İbrahim 24

GÖRMEDİN Mİ, Allah nasıl bir misal verdi? Güzel bir söz; kökü sabit ve dalları gökyüzünde olan güzel bir ağaç gibidir!

İbrahim 25

O, Rabbinin izniyle her zaman meyvelerini verir. Allah insanlara böyle misaller verir; umulur ki, öğüt alırlar.

İbrahim 26

Kötü bir sözün örneği ise; yerin üstünden, kökünden sökülüp çıkarılmış, sabit durması mümkün olmayan kötü bir ağaç gibidir!

İbrahim 27

Allah gerçeklere inananları, dünya hayatında ve ahirette sağlam bir sözle destekler. Allah zalimleri ise sapıklıkta bırakır. Allah dilediğini (doğruluk ve adaletle) yapandır.

İbrahim 28

ALLAH’IN nimetini, nankörlükle değiştiren kimseleri görmedin mi? Onlar, kavimlerini mutsuzluk yurduna kondurdular…

İbrahim 29

Cehennem!.. Ona yaslanırlar. O, ne kötü bir karargah!

İbrahim 30

Allah’a eşler koştular, O’nun yolundan saptırmak için! De ki: “Şimdilik eğlenin. Çünkü gidişiniz ateşedir/varacağınız yer ateştir.”

İbrahim 31

İNANAN KULLARIMA söyle: “Namazı[*] gereği gibi kılsınlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, gizlice ve açıkça bağışlasınlar. İçinde alışverişin ve dostluğun bulunmayacağı gün gelmeden önce.”

______________________
[*] Salatı ikâme etmek/Namaz ibadetini eda etmek KUR’AN’DA VAR MI, diyerek acaba inandığını söyleyenler kimi köşeye sıkıştırmaya çalışmaktadırlar?!

Dinde tek ŞARİ/HÜKÜM KOYUCU Allah’tır!

Allah Kitabında Namaz ile ilgili detayları açıklamamış, Nebisine mi bırakmış?!

Bu tartışmalara mahâl vermeyecek şekilde Kur’an’da Salat Kavramı, Namaz İbadeti ta ilk Nebi Hz. Adem as.’dan İbrahim as.’a kadar uygulanagelmiş bir ibadet tarzıdır.

Muhammed as. Nebi/Rasûl olarak seçildiğinde de ayetler ile sabittir: «Sonra da sana vahyettik: “Allah’ı birleyerek/hanif olarak İbrahim’in milletine/dinine uy! O, ortak koşanlardan değildi/olmadı!”» (Nahl: 123)

Muhammed Nebi as. cahiliyye toplumunda da asla şirk koşanlardan olmadı. O; Atası İbrahim gibi haniflerdendi. İçinde yaşadığı toplumun içinde de hanif olup Salatı ikâme eden/Namaz ibadetini yerine getiren HANİF/DİNDAR insanlar vardı.

Hatta müşriklerden bazıları da Salatı ikame/Namazı eda ediyorlardı. Ancak Allah; onlar kendisine şirk koşarak inandıkları için ibadetlerini: “Onların kâbe’deki salatları/namazları el çırpmak ve ıslık çalmaktan ibarettir diyerek değersizleştiriyordu. Yani izzeti dergâhında kabul etmediğinin işaretiydi bu anlatımı.

Sonuç itibariyle: Allah, ta Adem’den Muhammed as.’a kadar uygulanagelen SALAT/NAMAZ EMRİNİ ne diye detaylıca anlatsındı?!

Ayrıca Kâbe, Allah’ın emriyle İbrahim as. tarafından yeniden ortaya çıkarılıp inşa edilmişti. Muhammed as. zamanında da bütün dünyadan Müslümanlar Hac ve Umre için geliyorlardı. Orada Nebi Muhammed as.’ı ve Arkadaşlarının SALATINI/NAMAZINI eda edişlerini bizzat uygulamalı olarak görüp geldikleri bölgelere fiili olarak gösterip öğretiyorlardı.

Lütfen bu konuyu bir tefekkür edin, düşünün olur mu?!

İbrahim 32

O ALLAH Kİ; gökleri ve yeryüzünü yarattı. Gökyüzünden bir su indirip, onunla sizin için rızık olarak çeşitli meyveler çıkardı. Emriyle denizde akıp gitmesi için, gemileri sizin hizmetinize verdi. Ve nehirleri de sizin hizmetinize verdi!

İbrahim 33

Sürekli görevlerini yapan ikili olarak, Güneş’i ve Ay’ı da emrinize verdi. Yine geceyi ve gündüzü de sizin hizmetinize sundu.

İbrahim 34

Size, istediğiniz şeylerden biraz verdi. Eğer Allah’ın nimetini sayacak olsanız, onu sayamazsınız! Gerçekten insan; pek zalim, pek nankördür.

İbrahim 35

HANİ BİR ZAMAN, İbrahim demişti ki: “Rabbim, bu bölgeyi güvenli bir yer kıl! Beni ve çocuklarımı putlara kul olmaktan uzak tut!

İbrahim 36

Rabbim! Gerçekten insanlardan birçoğu, onlarla saptılar. Bundan böyle, kim bana uyarsa, işte o bendendir. Kim bana isyan ederse/karşı gelirse, artık Senin (merhametine kalmıştır). Şüphesiz Sen; çok bağışlayan ve çok esirgeyensin!

İbrahim 37

Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını, Beyt-i Muharremin’in[3]/Kâbe’nin yanında, ekin bitmez (çorak) bir vadiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz! Salât’ı/Namazı[*] ikâme etsinler (Namazlarında ayetleri anlayarak okuyup ve ibadetlerinin bilincinde olarak olarak sürekli yerine getirsinler!) Bundan böyle insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara yönelt! Onları çeşitli ürünlerle rızıklandır, umulur ki şükrederler!

______________________
[3] Muharrem: Hürmet edilmesi gereken, dokunulmaması gereken anlamına gelir. Beyt-i Muharrem: Dokunulmaması gereken ev/kâbe demektir.

[*] Salatı ikâme etmek/Namaz ibadetini eda etmek KUR’AN’DA VAR MI, diyerek acaba inandığını söyleyenler kimi köşeye sıkıştırmaya çalışmaktadırlar?!

Dinde tek ŞARİ/HÜKÜM KOYUCU Allah’tır!

Allah Kitabında Namaz ile ilgili detayları açıklamamış, Nebisine mi bırakmış?!

Bu tartışmalara mahâl vermeyecek şekilde Kur’an’da Salat Kavramı, Namaz İbadeti ta ilk Nebi Hz. Adem as.’dan İbrahim as.’a kadar uygulanagelmiş bir ibadet tarzıdır.

Muhammed as. Nebi/Rasûl olarak seçildiğinde de ayetler ile sabittir: «Sonra da sana vahyettik: “Allah’ı birleyerek/hanif olarak İbrahim’in milletine/dinine uy! O, ortak koşanlardan değildi/olmadı!”» (Nahl: 123)

Muhammed Nebi as. cahiliyye toplumunda da asla şirk koşanlardan olmadı. O; Atası İbrahim gibi haniflerdendi. İçinde yaşadığı toplumun içinde de hanif olup Salatı ikâme eden/Namaz ibadetini yerine getiren HANİF/DİNDAR insanlar vardı.

Hatta müşriklerden bazıları da Salatı ikame/Namazı eda ediyorlardı. Ancak Allah; onlar kendisine şirk koşarak inandıkları için ibadetlerini: “Onların kâbe’deki salatları/namazları el çırpmak ve ıslık çalmaktan ibarettir diyerek değersizleştiriyordu. Yani izzeti dergâhında kabul etmediğinin işaretiydi bu anlatımı.

Sonuç itibariyle: Allah, ta Adem’den Muhammed as.’a kadar uygulanagelen SALAT/NAMAZ EMRİNİ ne diye detaylıca anlatsındı?!

Ayrıca Kâbe, Allah’ın emriyle İbrahim as. tarafından yeniden ortaya çıkarılıp inşa edilmişti. Muhammed as. zamanında da bütün dünyadan Müslümanlar Hac ve Umre için geliyorlardı. Orada Nebi Muhammed as.’ı ve Arkadaşlarının SALATINI/NAMAZINI eda edişlerini bizzat uygulamalı olarak görüp geldikleri bölgelere fiili olarak gösterip öğretiyorlardı.

Lütfen bu konuyu bir tefekkür edin, düşünün olur mu?!

İbrahim 38

Rabbimiz! Şüphesiz Sen, gizlediğimizi ve açığa vurduğumuzu bilirsin. ‘Ne yeryüzünde, ne de gökyüzünde, hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz!’

İbrahim 39

İhtiyarlığımda bana İsmail’i ve İshak’ı lütfeden Allah’a sayısız övgüler olsun! Şüphesiz, Rabbim duayı işitendir.

İbrahim 40

Rabbim! Bana, namazı[*] sürekli kılmamda yardımcı ol, soyumdan olanlara da!.. Rabbimiz! Duamı kabul buyur!

______________________
[*] Salatı ikâme etmek/Namaz ibadetini eda etmek KUR’AN’DA VAR MI, diyerek acaba inandığını söyleyenler kimi köşeye sıkıştırmaya çalışmaktadırlar?!

Dinde tek ŞARİ/HÜKÜM KOYUCU Allah’tır!

Allah Kitabında Namaz ile ilgili detayları açıklamamış, Nebisine mi bırakmış?!

Bu tartışmalara mahâl vermeyecek şekilde Kur’an’da Salat Kavramı, Namaz İbadeti ta ilk Nebi Hz. Adem as.’dan İbrahim as.’a kadar uygulanagelmiş bir ibadet tarzıdır.

Muhammed as. Nebi/Rasûl olarak seçildiğinde de ayetler ile sabittir: «Sonra da sana vahyettik: “Allah’ı birleyerek/hanif olarak İbrahim’in milletine/dinine uy! O, ortak koşanlardan değildi/olmadı!”» (Nahl: 123)

Muhammed Nebi as. cahiliyye toplumunda da asla şirk koşanlardan olmadı. O; Atası İbrahim gibi haniflerdendi. İçinde yaşadığı toplumun içinde de hanif olup Salatı ikâme eden/Namaz ibadetini yerine getiren HANİF/DİNDAR insanlar vardı.

Hatta müşriklerden bazıları da Salatı ikame/Namazı eda ediyorlardı. Ancak Allah; onlar kendisine şirk koşarak inandıkları için ibadetlerini: “Onların kâbe’deki salatları/namazları el çırpmak ve ıslık çalmaktan ibarettir diyerek değersizleştiriyordu. Yani izzeti dergâhında kabul etmediğinin işaretiydi bu anlatımı.

Sonuç itibariyle: Allah, ta Adem’den Muhammed as.’a kadar uygulanagelen SALAT/NAMAZ EMRİNİ ne diye detaylıca anlatsındı?!

Ayrıca Kâbe, Allah’ın emriyle İbrahim as. tarafından yeniden ortaya çıkarılıp inşa edilmişti. Muhammed as. zamanında da bütün dünyadan Müslümanlar Hac ve Umre için geliyorlardı. Orada Nebi Muhammed as.’ı ve Arkadaşlarının SALATINI/NAMAZINI eda edişlerini bizzat uygulamalı olarak görüp geldikleri bölgelere fiili olarak gösterip öğretiyorlardı.

Lütfen bu konuyu bir tefekkür edin, düşünün olur mu?!

İbrahim 41

Rabbimiz! Beni, annemi-babamı ve gerçeklere inananları bağışla, hesabın görüleceği gün!”

İbrahim 42

SAKIN Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Sadece onları, dehşetten gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor!

İbrahim 43

O zaman başlarını dikerek koşarlar, bakışları kendilerine dönmez, yürekleri de sanki bomboştur!

İbrahim 44

İNSANLARI, kendilerine azabın geleceği şu günden uyar; o gün zulmedenler der ki: “Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de Senin çağrına uyalım, elçilere tabi olalım!” Siz daha önce de kendiniz için; ’hiçbir yıkım yoktur’ diye, yemin etmemiş miydiniz?

İbrahim 45

Siz, kendilerine zulmedenlerin yurtlarında yerleşmiştiniz! Onlara karşı ne yaptığımızı açıkça gördünüz. Size örnekler de vermiştik.

İbrahim 46

Gerçekten onlar tuzaklarını kurmuşlardı. Oysa onların tuzakları/planları Allah’ın bilgisi dahilindeydi; velev ki tuzakları dağları yerinden oynatacak olsa bile!…

İbrahim 47

BUNUN İÇİNDİR Kİ sakın Allah’ı, elçilerine verdiği sözden cayar sanma! Şüphesiz Allah; daima üstündür, intikam alandır.

İbrahim 48

O GÜN yeryüzü, başkasıyla değiştirilir. Ve gökler de… Bütün insanlar; O tek, hâkim Allah’ın huzurunda dururlar.

İbrahim 49

O gün suçluları, birbirlerine bağlı zincirlere vurulmuş olarak görürsün!

İbrahim 50

Gömlekleri katrandandır, yüzlerini ateş kaplamaktadır!