Kur'an'ın Keşif Atlası

İbrahim 1

Elif, Lâm, Ra.[1]

SANA bir Kitap indirdik[2] (Cebrail aracılığıyla senin hafızana aktardık / gönderdik / ikrâm ettik / transfer ettik) ki; Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan nura / aydınlığa çıkarasın, güçlü, övgüye lâyık olanın yoluna (önderlik edesin).

_____________________
[1] Bu harflere huruf-u mukattaa / birbiri ile bağlantısı kesilmiş harfler denir. Bunların Nebîmize sorulmamış olması, bilinen bir anlamının olduğunu gösterir. Yoksa müşrikler bunu dillerine dolar, Nebîmizi sürekli rahatsız ederlerdi. Bununla ilgili sorular, İslam’ın Arap yarımadası dışına yayılmasından sonra başlamıştır.

Bu harflerle başlayan yirmi dokuz sureden yirmi beşinde Kur’an’a, dördünde de önemli konulara vurgu yapılıyor olmasından, onların dikkatleri toplama görevi yaptığı anlaşılır. Türkçe’de böyle bir kullanım yoktur!

[2] Ana kitaptan, Levh-i Mahfuz’daki orijinal kitaptan / kaynağından önce Cebrail’e kodlayıp indirdik, sonra onun aracılığıyla senin hafızana transfer ettik / ikrâm ederek verileri aktardık şeklinde anlaşılması daha uygundur. En doğrusunu Allah bilir.

İbrahim 4

BİZ her rasûlü mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara iyice açıklasın. Bundan sonra Allah; (sapıklığı) isteyen / dileyen / tercih eden kimseyi sapıklığında[1] bırakır, (hidâyeti / doğru yolu) dileyen / isteyen / seçip tercih eden kimseyi de doğru yola iletir. O güçlüdür, doğru hüküm / isâbetli karar verendir.

______________________
[1] Allah kimseye zulmetmez veya kimseyi (şeytan da dahil) saptırmaz / azdırmaz. Ancak kul, kendi yaptığı amelleri sebebiyle sapıklığı kendisi hak etmiş oluyor (İblis / Şeytan da öyle). Bkz. Zümer 7; “O, kulları için küfre / inkâra razı olmaz!..” Veya: Allah, insan için iki yol belirlediğini vurgular. İnsan ya şükredici / mümin olur ya da nankör / kâfir olur, yani; iki yoldan birini kendisi tercihen seçer, anlamındadır. Dolayısıyla kul; iki yoldan birini isteyerek seçer, Allah ise onların bu seçimlerini onaylar. “Dileyen (sapıklığı isteyen, tercih eden) kimseyi sapıklıkta / sapıklığında bırakır”ın gerçeğe en yakın manâsı bu olabilir! Yine de en doğrusunu Allah bilir! Böylesine merhametli bir Allah’ın yarattıklarını saptırdığı inancı / düşüncesi / yaklaşımı bâtıldır /  doğru değildir.

İbrahim 6

Hani o zaman, Musa kavmine demişti ki: “Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir zaman sizi Firavun ailesinden/hanedanından kurtardı. Onlar, size azabın en kötüsünü reva görüyorlar; oğullarınızı boğazlıyorlar ve kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Rabbinizden izin verilmiş bir belâ (açığa çıkarılma), hem de büyük bir belâ (açığa çıkarılma cezası) vardı!”

İbrahim 9

SİZE sizden önceki kimselerin haberleri gelmedi mi? Nuh, Âd ve Semud kavminin ve onların ardından / peşinden gelenlerin! Onları ancak Allah bilir. Elçileri onlara apaçık kanıtlar getirmişlerdi ama onlar elleri ile o elçilerin ağızlarını kapattılar ve dediler ki: “Gerçekten biz ona gönderilen o şeyi inkâr ettik, bizi kendisine çağırdığınız şeyden kuşkulu bir şüphe içindeyiz.”

İbrahim 10

Elçileri dedi ki: “Gökleri ve yeryüzünü yaratan[1] Allah hakkında şüphe olur mu?[2] Sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet ediyor ve bir süreye kadar sizi ertelemek istiyor.” Dediler ki: “Siz de yalnızca bizim gibi birer beşersiniz[3] / insansınız. Bizi, atalarımızın taptığı şeylerden çevirmek istiyorsunuz. Öyleyse, bize apaçık bir delil getirin!”

______________________
[1] Ayetteki “fâtır (فاطر)”, bir şeyi bölen anlamındadır (Lisan’ul-Arab). Allah, bütün varlıkları bölünme kanununa göre yaratmıştır (İsra 17/51, Rum 30/30, Şûrâ 42/11).

[2] Kur’an’a göre Allah’ın varlığına ve birliğine inanmayan tek bir insan dahi yoktur (A’raf 7/172-173).

[3] Kur’an’da yer alan “Beşer” ve “İnsan” kavramları her ne kadar eş anlamlı gibi görünseler de ilgili ayetler incelendiğinde farklı bağlamlarda kullanıldıkları göze çarpar. Kavramlar arasındaki ortak nokta ise ikisinin de aynı varlığı ifade etmeleridir.

Rabbimiz, “kurumuş, yıllanıp kokuşmuş kara balçıktan” yarattığını ifade ettiği Adem için birbirini takip eden ayetlerde hem “insan” hem de “beşer” kavramlarını kullanıyor. Bu da Adem’in ve onun türünün yaratılış itibariyle bu iki vasfı taşıdığını gösterir. Bu vasıflar arasındaki farkın ne olduğunu da ilgili diğer ayetlerden öğreniyoruz.

a) Beşer

Kur’an, insan türüyle ilgili fizyolojik yapısı bağlamında bir şey söyleyeceği zaman “beşer” kavramını kullanmaktadır. Örneğin Yusuf’un (a.s) güzelliği karşısında ellerini kesen kadınlar onun bir “beşer” olamayacağını söylüyorlardı. (12/31) İnsanüstü bir varlık olduğuna gönderme yapıyorlardı da diyebiliriz.

Allah’ın elçileri de gönderildikleri toplumlarda “yeme-içme” gibi fizyolojik bazı özelliklerinden dolayı dışlanmışlardır. Zira toplumlar kendileri gibi etten kemikten bir beşer değil, bir melek talep ediyorlardı. İlgili bazı ayetler (23/33-34), (17/95-96).

Ölümlü bir varlık olarak yaratılmış olmamız da biyolojik yapımızla ilişkilidir. Rabbimiz bu gerçeği ifade ederken “beşer” kavramını kullanmaktadır (21/34).

b) İnsan

“İnsan” kavramının geçtiği ayetlerde insan türünün sosyal bir varlık olması özelliğinden bahsedilmektedir. Mesela, Rabbimiz insana öğrettiği şeylerden bahsederken bu kavramı kullanmaktadır (96/5), (55/3-4).

İnsanın özgür iradesiyle ortaya koyduğu davranışlarla ilgili de bu kavram kullanılır (103/2-3), (96/6-7).

Ayetlerde “sorumluluk ve imtihan” söz konusu olduğunda yine “insan” kavramı devreye girmektedir (33/72)(76/2).

İnsanın ahiretteki durumuyla ilgili ayetlerde de bu kavram kullanılır (79/34-35), (75/10), (89/23).

Sonuç olarak, ayetlerde “beşer” kavramı, insanın etten kemikten bir varlık olması bağlamında kullanılırken; “insan” kavramı irade ve sorumluluk sahibi sosyal bir varlık olması bağlamında karşımıza çıkmaktadır. Fakat başta ifade ettiğimiz gibi beşer de insan da farklı iki varlığın değil; aynı varlığın iki ayrı vasfıdır / özelliğidir.

İbrahim 11

“Evet biz de sizin gibi yalnızca ölümlü birer beşeriz[1] / insanız. Ancak, Allah kullarından dilediği kişiye (nübüvvet ve risâlet) lütfeder. Allah’ın izni olmaksızın (risâletten ve nübüvvetten) size bir delil getirmemiz mümkün değildir. İnananlar Allah’a güvensinler.

______________________
[1] Kur’an’da yer alan “Beşer” ve “İnsan” kavramları her ne kadar eş anlamlı gibi görünseler de ilgili ayetler incelendiğinde farklı bağlamlarda kullanıldıkları göze çarpar. Kavramlar arasındaki ortak nokta ise ikisinin de aynı varlığı ifade etmeleridir.

Rabbimiz, “kurumuş, yıllanıp kokuşmuş kara balçıktan” yarattığını ifade ettiği Adem için birbirini takip eden ayetlerde hem “insan” hem de “beşer” kavramlarını kullanıyor. Bu da Adem’in ve onun türünün yaratılış itibariyle bu iki vasfı taşıdığını gösterir. Bu vasıflar arasındaki farkın ne olduğunu da ilgili diğer ayetlerden öğreniyoruz.

a) Beşer

Kur’an, insan türüyle ilgili fizyolojik yapısı bağlamında bir şey söyleyeceği zaman “beşer” kavramını kullanmaktadır. Örneğin Yusuf’un (a.s) güzelliği karşısında ellerini kesen kadınlar onun bir “beşer” olamayacağını söylüyorlardı. (12/31) İnsanüstü bir varlık olduğuna gönderme yapıyorlardı da diyebiliriz.

Allah’ın elçileri de gönderildikleri toplumlarda “yeme-içme” gibi fizyolojik bazı özelliklerinden dolayı dışlanmışlardır. Zira toplumlar kendileri gibi etten kemikten bir beşer değil, bir melek talep ediyorlardı. İlgili bazı ayetler (23/33-34), (17/95-96).

Ölümlü bir varlık olarak yaratılmış olmamız da biyolojik yapımızla ilişkilidir. Rabbimiz bu gerçeği ifade ederken “beşer” kavramını kullanmaktadır (21/34).

b) İnsan

“İnsan” kavramının geçtiği ayetlerde insan türünün sosyal bir varlık olması özelliğinden bahsedilmektedir. Mesela, Rabbimiz insana öğrettiği şeylerden bahsederken bu kavramı kullanmaktadır (96/5), (55/3-4).

İnsanın özgür iradesiyle ortaya koyduğu davranışlarla ilgili de bu kavram kullanılır (103/2-3), (96/6-7).

Ayetlerde “sorumluluk ve imtihan” söz konusu olduğunda yine “insan” kavramı devreye girmektedir (33/72)(76/2).

İnsanın ahiretteki durumuyla ilgili ayetlerde de bu kavram kullanılır (79/34-35), (75/10), (89/23).

Sonuç olarak, ayetlerde “beşer” kavramı, insanın etten kemikten bir varlık olması bağlamında kullanılırken; “insan” kavramı irade ve sorumluluk sahibi sosyal bir varlık olması bağlamında karşımıza çıkmaktadır. Fakat başta ifade ettiğimiz gibi beşer de insan da farklı iki varlığın değil; aynı varlığın iki ayrı vasfıdır / özelliğidir.

İbrahim 21

Hepsi, Allah’ın huzuruna çıkacaklar! Zayıflar, büyüklük taslayan önderlerine diyecekler ki: “Şüphesiz biz size uymuştuk. Allah’ın azabından bir şey bizden savabilir misiniz?” (Önderleri ise) derler ki: “Allah bize yol gösterseydi, elbette biz de size yol gösterirdik. Şimdi sızlansak da sabretsek de bizim için birdir; bizim için kaçıp sığınacak bir yer de yoktur!”

İbrahim 22

İŞ / HÜKÜM yerine getirildikten sonra şeytan dedi ki: “Şüphesiz ki Allah size gerçek olanı vadetti ben de size vadettim ama ben sözümden caydım / sözümde durmayıp yalancı çıktım! Zaten benim size karşı hiçbir gücüm yoktu ki?![1] Ben sadece sizi çağırdım siz de benim çağrıma uydunuz. O hâlde beni kınamayın siz kendi kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Zaten ben daha önce beni Allah’a ortak koşmanızı da kabul etmezdim! Şüphesiz zalimler / hainler için acıklı bir azap vardır.”

______________________
[1] Şeytan insanların beyinlerine kötü fikirler fısıldar. Fiziksel olarak hiçbir insana bir gramlık bile kuvvet uygulayamaz. Zekâ bu kötü fikirlere uyar veya reddeder.

İbrahim 31

İNANAN KULLARIMA söyle: “Salâtı dimdik ayakta tutsunlar / Dini yaşayarak sağlam bir şekilde sonra gelen nesillere taşısınlar / Namaz uygulamasını (temel eğitim ve öğrenimi) gereği gibi yerine getirsinler; kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, gizlice ve açıkça bağışlasınlar. İçinde ne alışverişin ve ne de dostluğun bulunmayacağı gün gelmeden önce!”

İbrahim 37

Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını, Beyt-i Muharremin’in[1] / Kâbe’nin yanında, ekin bitmez (çorak) bir vadiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz! Salât’ı / Namazı ikâme etsinler (Namazlarında ayetleri anlayarak okuyup[*] ve ibadetlerinin bilincinde olarak sürekli yerine getirsinler!) Bundan böyle insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara yönelt! Onları çeşitli ürünlerle rızıklandır, umulur ki şükrederler!

______________________
[1] Muharrem: Hürmet edilmesi gereken, dokunulmaması gereken anlamına gelir. Beyt-i Muharrem: Dokunulmaması gereken ev/kâbe demektir.

[*] Mealimizde: “Salât’ı / Namazı ikâme etsinler (Namazlarında ayetleri anlayarak okuyup[*] ve ibadetlerinin bilincinde olarak olarak sürekli yerine getirsinler!)” Namaza ikâme etsinler şeklinde geçen bütün yerlerde bu ve buna benzer bir PARANTEZ açıklamasını görürsünüz. O günün Vahiy ile muhatap olan insanlarına Muhammed as. Ayetleri okuduğunda ya da Namazda okuduğunda her insan Allah cc’ın ne dediğini anlıyorlardı. Biz burada bu şekilde bir parantez ile gerek Ülkemiz ve gerekse Dünya insanlarından Mealimize bir şekilde ulaşıp okuyan insanlara en azından Namaz’da Okunan KISA SURELERİN Arapça Orijinalinin ezberlenmesi ve hem de Anlamlarının ezberlenmesi çok kolaydır, çünkü her bir Kısa Sure 3-5 ayet civarındadır.

İbrahim 45

Siz kendilerine zulmedenlerin yurtlarında yerleşmiştiniz![1] Onlara karşı ne yaptığımızı açıkça gördünüz. Size örnekler de vermiştik.

______________________
[1] Zalim kavimler yok olduktan sonra onların yaşadıkları yerlere başkaları gelip yerleşebiliyor. Onun için onlara yapılanlardan öğüt alabilirdiniz, ama almadınız!

← Nûh İBRÂHÎM Enbiyâ →
← Arama Sonuçlarına Dön