Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla.

Kehf 1

BÜTÜN ÖVGÜLER Allah’a aittir! O ki, kitabı kuluna indirdi ve o[kitabı]na, (anlaşılmasını güçleştirecek) hiçbir eğrilik/zorluk koymadı!

Kehf 2

Dosdoğrudur! Kendi katından gelecek şiddetli bir azaba karşı uyarmak ve salih amel/hayata katkı sağlayan/faydalı işleri en iyi şekilde yapan müminlere, kendileri için güzel bir mükâfatın bulunduğunu müjdelemek için!

Kehf 3

Orada sonsuz kalıcıdırlar.

Kehf 4

“Allah çocuk edindi” diyenleri uyarmak için.

Kehf 5

Bu hususta ne kendilerinin, ne de atalarının bir bilgisi vardır. Ağızlarından ne de ağır bir söz çıkıyor. Sadece yalan söylüyorlar.

Kehf 6

BELKİ de sen neredeyse kendini helâk edeceksin, bunların yüzünden; sana gelen bu hadise[*]/vahye/Kur’an’a inanmıyorlar diye?!

______________________
[*]  Hadis:  اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَد۪يثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِيَۗ ~ “Allah Kitabını/Kur’an’ını hadisin/sözün eşsiz güzelikte olanıyla, ikişerli (bir sistemle yani olumlusu olumsuzuyla çok anlamlı) örnekler vererek indirdi” diye de muhteşem bir ifâde vardır. Bu vb. ayetler ile şu anlaşılmamalı; bugün Allah Rasûlü Muhammed as.’a atfedilen rivayetlere biliyorsunuz Hadis ve Hadis Külliyatı deniliyor. Allah, yüzyıllar sonra ortaya çıkacak Muhammed as.’a ait olduğu söylenilen HADİSLERE gönderme yapıyor gibi algı yapanları ve bu algı çalışmalarını ayrı tutuyorum, Yüce Allah’ın böyle bir gönderme yaptığını/yapacağını düşünmüyorum. Allah’ın sözünden başka, haberinden başka olarak okumakta fayda var; Kur’an’ın Furkan gibi, Zikir gibi isimlerinden olan Hadis ismini?! Aşağıdaki notlarımın bu minvâl üzere değerlendirilmesini rica ederim.

Kur’an’da; Kur’an’ın çok farklı isimleri vardır; şimdi bunları sırasıyla ele alalım.

Kur’an’ı en güzel tanımlayan, ne demek olduğunu anlatan, özelliklerini belirten de şüphesiz bizzat kendisidir.

Kur’ân-ı Kerîm’de, “Kur’ân, Furkān, Kitâb, Zikr, Hadîs, Ahsenu’l-hadîs, Nûr, Rûh” isimleriyle  geçmektedir.

“Mushaf, Hûdâ, Hakîm, Tenzil, Kelâmullah, Vahy” gibi çeşitli isimler ve sıfatlarla kullanılagelmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de “Kitâb” ismi, Kur’an’ı tarif ederken onlarca defa anılmıştır. “Toplanan, yazılan, bir araya getirilen” anlamında “Kitâb” ismiyle “toplanan, okunan, bir araya getirilen” anlamına gelen “Kur’an” isminin sıkça yer alması onun hem okunan hem yazılan bir ilahi bildiri olduğuna işaret etmektedir.

O Allah’ın sözü olduğunda hiç şüphe bulunmayan, Allah’ın emirlerine uygun yaşamak ve aykırı davranmaktan sakınmak isteyenlere doğru yolu gösteren ve öğreten bir “Kitap”tır. Her türlü kişisel ve toplumsal karanlıklardan aydınlığa; eşsiz galip ve övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkmak üzere; her şey için bir açıklama, bir doğru yol rehberi, bir rahmet ve Müslümanlara bir müjde olarak indirilmiş bir “Kitap”tır.

Elif, Lâm, Râ. (BU), AYETLERİ sağlamlaştırılmış bir kitaptır! Sonra da hakîm olan ve her şeyin iç yüzünü bilen (Allah) tarafından açıklanmıştır.” (Hûd 1)

“Anılan, hatırlanan, öğüt” anlamına gelen “Zikr” kelimesi Kur’an-ı Kerim’in yüce isimlerindendir.  Allah “ŞÜPHESİZ (bu) Zikr’i (Kur’an’ı Levh-i Mahfuzdaki Orijinalinden/Ana Kitap’tan); Biz indirdik/veri olarak aktardık ve elbette onun koruyucusu da Biziz!” (Hicr 9) buyurmaktadır.

“Hakkı batıldan, doğruyu eğriden, iyiyi kötüden ayıran” anlamında “Furkân” kelimesi de Kur’an’ın yüce isimlerindendir.

Allah’ın sözü için söz anlamında “Hadîs” ismi de bir ayette yer almış, Hadîs’in alemlerin Rabbinden indirildiği vurgulanmıştır.

Kur’an-ı Kerim’in yüce isimlerinden “sözün en güzeli” anlamına gelen “ahsenu’l-hadîs” de yer alır. Allah, sözün en güzelini  uyum ve ahenkte, müjde ve tehdit, rahmet ve azap, cennet ve cehennem gibi karşılıklı ifadeli bir kitap olarak indirmiştir.

“Rablerinden korkan kişiler (onu ve anlamını okuyorlarken onun etkisinde kalır) ondan derileri ürperir!” (Zümer 23)

“Aydınlık ve aydınlatan” anlamına gelen ‘‘Nûr’’ kelimesi; “hak ve doğru yol”, “iman”, “öğüt”, “anlayış” anlamlarında pek çok ayeti kerimede yer alır. Ayrıca “nur kaynağı” veya “nurlandıran, her şeyi aydınlatan” anlamında kimi ayeti kerimede Allah’ı, Rasûlünü yahut İslam’ı tanımlamak üzere kullanılmıştır. “Nûr”, aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’in yüce isimlerinden biridir. Yaptıklarımızdan hakkıyla haberi olan Allah’a, Resûlü’ne ve indirdiği o Nûr’a yani Kur’an’a inanmak kurtuluş reçetesidir.

“Geniş ve ferahlık verici olan” anlamına gelen “Rûh” kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’de yirmi bir yerde geçer. “Canlıların hayatını sağlayan, Cebrâil (AS) (rûhu’l-kuds, er-rûhu’l-emîn), büyük bir melek, rahmet, emir, yarattığı kulunun ruhunu bedenine yüklemekle meydana gelen, hayat” anlamlarında da kullanılmıştır. “Rûh” kelimesi “kalplere can veren” anlamında Kur’an-ı Kerim’i tanımlayan yüce isimler arasında yer alır. Allah’ın emrinden olarak kalplere can veren bir rûh, Kur’an indirilmiştir.

Kur’an Allah sözüdür, kelâmdır; doğru yola eriştiren Hadi ve Hüdâ’dır. Hem doğru yol yani es-sırâtü’l-müstakīmdir hem rahmet ve şifadır. Yücedir; alîdir, değerlidir, azîzdir. Sözleri hikmettir, hakîmdir, mübarektir. Allah katından indirilmiş, tenzîldir, vahydir. Arapçadır, Arabîdir. Müjdeleyendir, beşîrdir hem büşrâdır, hem uyarıcıdır nezirdir, hem açıklayıcıdır, beyandır. Zengin anlamlarıyla ve sadece okunuşuyla bile; okuyan, uygulayan, inanan herkesin gönlüne devadır.­

Kehf 7

Şüphesiz Biz, yeryüzündeki şeyleri bir süs/bir araç kıldık ki; insanların hangisinin daha güzel iş yaptığını açığa çıkaralım (yaptıklarının tam karşılığını verelim) diye.

Kehf 8

Şüphesiz Biz, yeryüzünün üzerindekilerini kupkuru bir toprak yapıcılarız.

Kehf 9

SEN Kehf (mağara ashabı/arkadaşları) ve Rakîm ashabını (yazılı metin sahibi arkadaşlarını), Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sanıyorsun?

Kehf 10

Hani o gençler mağaraya sığındılar ve dediler ki: “Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver. Bize şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla!”

Kehf 11

Böylece Biz de nice yıllar o mağara içinde onları uyuttuk.

Kehf 12

Sonra onları uyandırdık ki; iki taraftan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap edeceği bilinsin.

Kehf 13

ONLARIN haberlerini sana gerçek olarak anlatıyoruz. Şüphesiz onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi, Biz de onlara doğruluklarını/hidayetlerini artırmıştık.

Kehf 14

Onların kalplerini kuvvetlendirmiştik. Hani kalktılar hemen dediler ki: “Bizim Rabbimiz göklerin ve yeryüzünün Rabbidir. Artık biz O’ndan başka bir ilâha asla yalvarmayacağız! O zaman saçma sapan bir şey söylemiş oluruz.

Kehf 15

İşte şunlar bizim halkımız O’nun dışında ilâhlar edindiler. Onlar hakkında açık bir kanıt getirmeleri gerekmez miydi? Allah’a yalan uyduran kimseden daha zalim kim olabilir?”

Kehf 16

Ve (içlerinden biri demişti ki): ”Madem ki siz, onlardan ve Allah’tan başka kulluk ettikleri şeylerden uzaklaştınız, öyleyse mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetinden yaysın ve işinizde size bir kolaylık hazırlasın.”

Kehf 17

VE güneşi bir görseydin, doğduğu zaman mağaralarından sağa doğru eğiliyor, battığı zaman da sola doğru dokunarak giderdi. Ve onlar mağaranın genişçe bir odası içinde idiler. İşte bu Allah’ın ayetlerinden / işaretlerinden biriydi! Allah; doğruyu dileyenleri / isteyenleri / tercih edenleri doğru yola ilettiğinde işte o kimse doğru yolu bulmuştur. Sapıklığı isteyenleri / dileyenleri / tercih edenleri de sapıklıkta bıraktığında kesinlikle ona doğru yolu gösteren bir dost bulamazsın.

Kehf 18

ONLAR uykuda iken sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa-sola çevirirdik. Onların köpeği de, mağaranın girişinde iki kolunu/ayağını uzatmış durumdaydı. Onları o durumda görseydin elbette onlardan dönüp kaçardın! Kesinlikle onlardan dolayı içine bir ürperti dolardı.

Kehf 19

İşte böylece; onları dirilttik ki, kendi aralarında birbirlerine sorsunlar diye. İçlerinden sözcü birisi: “Ne kadar kaldınız?” dedi. “Bir gün veya bir günün bir parçası kadar kaldık!” dediler. Dediler ki: “Ne kadar kaldığımızı Rabbimiz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş ile şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise ondan size bir yiyecek getirsin. Ancak çok dikkatli davransın, sakın sizi kimseye sezdirmesin!

Kehf 20

Çünkü onlar sizi ele geçirirse taşlarlar veya sizi kendi dinlerine döndürürler. O zaman sonsuza kadar mutlu olamazsınız.”

Kehf 21

İŞTE BU YOLLA/böylece onları buldurduk ki, Allah’ın vadinin gerçek olduğunu ve kendisinde hiç şüphe olmayan kıyamet saatinin geleceğini bilsinler. Hani onlar, işlerini kendi aralarında birbirleriyle tartışıyorlardı: Bir kısmı; “Onların üzerine bir bina yapın, Rableri onların durumunu daha iyi bilir” diyorlardı. Onlar hakkında yapılan tartışmada galip gelenler: “Biz mutlaka onların üzerine bir mescit yapacağız” dediler.

Kehf 22

“Onlar üçtür, dördüncüleri köpekleridir” derlerse; “Beştirler, altıncıları da köpekleridir” derlerse; “Gayb/bilinmeyen hakkında” tahmin yürütürlerse; “Yedidirler, sekizincileri de köpekleridir” derlese; de ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onların kayda değer bir bilgiye sahip olanları çok azdır. Artık onlar hakkında, açıkça bilinenler dışında hiç kimse ile tartışmaya girme! Ve onlar hakkında, bilgi almak için de hiç kimseye bir soru sorma!”

Kehf 23

VE HİÇBİR ŞEY için asla: “Ben bunu yarın mutlaka yapacağım” deme!

Kehf 24

“Ancak Allah izin verirse!” (de). Unuttuğun zaman da Rabbini an ve de ki: “Umarım Rabbim, beni bundan daha yakın bilgiye yaklaşmam için, doğruya yöneltip iletir.”

Kehf 25

VE (BAZILARI); onların mağaralarında üç yüz yıl kaldı(ğını ileri sürüyor) ve kimileri de (bu sayıya) dokuz yıl daha ilâve ediyorlar.

Kehf 26

(Bu onların iddialarıdır). De ki: “Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yeryüzünün gaybı/görülemeyeni O’nundur. O, ne güzel görendir. Ve O, ne güzel işitendir Onların O’ndan başka bir velisi/dostu/yardımcısı yoktur. Kendi hükmüne/kararına hiç kimseyi ortak etmez.”

Kehf 27

ÖYLEYSE Rabbinin kitabından sana vahyolunanı oku! O’nun sözlerini değiştirecek yoktur. Ve asla O’nun dışında bir sığınak da bulamazsın!

Kehf 28

Sen sabah akşam, Rablerinin rızasını isteyerek yalvaran kimselerle beraber ol! Dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma! Kalbi Bizi anmaktan gafil olan, sırf tutkusuna uyan ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma!

Kehf 29

DE Kİ: “Bu gerçek Rabbinizdendir.” Artık inanmak için gerekeni yapan inansın, kâfir olmak için gerekeni yapan da kâfir olsun. Şüphesiz Biz, yanlış yapan/zalimler için bir ateş hazırladık; çadırı/duvarları kendilerini kuşatan bir ateş! Eğer imdat/yardım dilerlerse; yüzleri haşlayan erimiş maden gibi bir su ile yardım edilirler. Ne kötü bir içecek! Ve ne kötü bir dayanak!

Kehf 30

O kimseler ki; iman edip salih amel/hayata katkı sağlayarak faydalı işleri en iyi şekilde yapmışlardır. Şüphesiz Biz güzel bir amel/iş yapan kimsenin de ücretini zayi etmeyiz.

Kehf 31

Onlar öyle kimselerdir ki; kendileri için altlarından ırmaklar akan Adn Cennetleri vardır. Orada altından bileziklerle süslenip bezenirler. İnce has ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil giysiler giyerler. Koltuklar üzerine yaslanırlar. Ne güzel bir ödül! Ne güzel bir dayanak!

Kehf 32

ONLARA şu iki adamın misalini anlat: Birine, iki üzüm bağı/bahçesi vermiş, onları hurmalıklarla çevirmiştik. İkisi arasında da ekinler bitirmiştik.

Kehf 33

Her iki bağ da/bahçe de meyvelerini verdi, hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Aralarından bir de ırmak akıtmıştık.

Kehf 34

Onun bir geliri vardı. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: “Ben senden malca daha zengin, adamca daha güçlüyüm”.

Kehf 35

Ve o, kendi kendisine yazık ederek bağına girdi ve dedi ki: “Sonsuza kadar bunun yok olacağını sanmam!

Kehf 36

Kıyamet saatinin gerçekleşeceğini de sanmıyorum. Eğer Rabbime tekrar döndürülsem bile, mutlaka yer ve sonuç itibariyle bundan daha iyisini bulurum.”

Kehf 37

Kendisiyle konuşan arkadaşı dedi ki: “Sen, seni topraktan, sonra bir damla nutfeden/sudan yaratan, sonra da seni bir adam olarak şekillendireni inkâr mı ediyorsun?

Kehf 38

Ama O Allah benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam!

Kehf 39

Bağına girdiğin zaman: “Allah ne güzel dilemiş/yaratmış! Güç yalnız Allah’ındır” demen gerekmez miydi? Gerçi sen beni malca ve evlâtça fakir görüyorsun!..

Kehf 40

Belki Rabbim bana senin bağından daha iyisini verir. Seninkine de gökyüzünden bir afet/belâ gönderir de, kupkuru bir toprak oluverir!

Kehf 41

Veya onun suyu yerin dibine çekilir de, bir daha onu arayıp bulamazsın!”

Kehf 42

Derken onun serveti/mahsûlü kuşatılıp yok edildi. (Bağ sahibi) hemen ona harcadığı şeylere (içi yanarak), ellerini ovuşturmaya başladı. Bağ çardakları üzerine çökmüş kalmıştı! Şöyle diyordu: “Ah, ne olurdu ben/yazıklar olsun bana, Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım!”

Kehf 43

Allah dışında kendisine yardım edecek bir topluluk da yoktu. Kendi kendine de yardım edemedi.

Kehf 44

İşte bu durumda velâyet/yardım ve koruyuculuk, gerçek olan Allah’a aittir. Sevap/mükâfat vermek bakımından en iyi, en güzel sonucu vermek yönünden de en iyi olan O’dur.

Kehf 45

SEN ONLARA dünya hayatının misalini şöyle anlat: O, gökyüzünden indirdiğimiz bir su gibidir. Onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karışmıştır. Sonra da rüzgârların savurduğu çöp kırıntıları olmuştur. Allah herşeye muktedîrdir/herşeye güç yetirendir!

Kehf 46

Mal ve çocuklar dünya hayatının süsüdür. Faydalı olan kalıcı işler ise Rabbinin katında, sevapça daha iyi, umut bağlamaya daha lâyıktır.

Kehf 47

O gün dağları yürütürüz ve yeryüzünü dümdüz olmuş/çırılçıplak görürsün. Onların hepsini toplamışızdır, içlerinden hiçbirini geride bırakmamışızdır.

Kehf 48

Hepsi sıra sıra Rabbinin huzuruna sunulmuşlardır. Ant olsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi Bize geldiniz. Oysa siz, sizin için; belli bir hesap zamanı tayin etmeyeceğimizi sanmıştınız.

Kehf 49

Kitap ortaya konulmuştur. Artık suçluları onun içindekilerden dolayı, korkar bir durumda görürsün. Derler ki: “Eyvahlar bize! Bu kitaba ne oluyor böyle? Küçük-büyük hiçbir şeyi bırakmıyor, herşeyi toplamış sayıp döküyor!” Yaptıkları şeyleri hazır olarak bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez!..

Kehf 50

VE (HATIRLA Kİ) Biz bir zaman meleklere: “Âdem’i selamlayın[*]/önünde saygı ile eğilin” demiştik. İblis[**] dışında hepsi saygı ile eğildiler/selamladılar. O (İblis), cinlerden (algılayamadığınız varlıklardan) idi. Rabbinin emrinden/sözünden/söylediğinden dışarı çıktı. Onu ve soyunu Benim dışımda dostlar mı ediniyorsunuz? Oysa onlar, sizin için saldırgan bir düşmandırlar. Ne kötü bir değiştirmedir!

______________________
[*] Pek çok Meal Sahibi genelde ‘secde edin’ olarak verirler. Biz saygıyla eğilin, selâmlayın olarak vermeyi uygun gördük. Bkz.: Secdenin kök anlamı eğilmedir (Müfredat).

[**] İblis; kötülüğün/kötülerin/şeytanların babasıdır, yani bir başka deyimle kötülüğün temsilcisidir. İnsan için büyük bir saldırgan ve saptırıcı/yoldan çıkarıcı bir düşmandır.