BÜTÜN ÖVGÜLER Allah’a aittir! O ki, kitabı kuluna indirdi ve o[kitabı]na, (anlaşılmasını güçleştirecek) hiçbir eğrilik / zorluk koymadı!
Kehf
Kehf 11
Böylece Biz de nice yıllar o mağara içinde onları (duyu organları olan kulaklarına bir ağırlık koyarak / kapatarak bütün organları ile birlikte) uyuttuk.[1]
______________________
[1] Herkes bizzat kendi hayatında şahittir, yatağa yatıp uykuya daldığında ve daha sonra UYKU sırasında bir ses işittiğinde ya da biri seslendiğinde ANINDA uyanırız?! Burada dikkat çekmek istediğimiz şey KULAĞIMIZ (kulak organımız uyku esnasında Allah tarafından kapatılmamıştır) en küçük tıkırtıyı duyar ve ayağa kalkarız. Ashab-ı Kehf ile ilgili ise Allah onları uyuttuğuna vurgu yapar. Bütün organları ile uyutmuştur. Duyu organları olan KULAKLARA bir ağırlık koymuştur, kapatmıştır, damga vurmuştur ki herhangi bir sesten etkilenmesinler. Bir ses işitip de uyanıp ayağa kalkmasınlar.
Zümer 39/42 ‘de ise DUYU ORGANLARI KULAKLAR AÇIKTIR, kapatılmamıştır, bir ağırlık konulmamıştır; en küçük bir tıkırtıda hemen uyanıp ayağa kalkılır. Daha açık ve net bir ifadeyle gece uyku esnasında DUYU ORGANLARI kısa süre (gece boyunca, bir ses duyuncaya kadar) DEVRE DIŞI BIRAKILIR. Kehf 11 ‘de ise tamamen kapatılmıştır, kulaklara (duyu organlarına) bir ağırlık konulmuştur ki, bir ses ile uyanıp ayağa kalkmasınlar.
Kehf 17
VE güneşi bir görseydin, doğduğu zaman mağaralarından sağa doğru eğiliyor, battığı zaman da sola doğru dokunarak giderdi. Ve onlar mağaranın genişçe bir odası içinde idiler. İşte bu Allah’ın ayetlerinden / işaretlerinden biriydi! Allah; doğruyu dileyenleri / isteyenleri / tercih edenleri doğru yola ilettiğinde işte o kimse doğru yolu bulmuştur. Sapıklığı isteyenleri / dileyenleri / tercih edenleri de sapıklıkta bıraktığında kesinlikle ona doğru yolu gösteren bir dost bulamazsın.
Kehf 18
ONLAR uykuda iken sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa-sola çevirirdik. Onların köpeği de, mağaranın girişinde iki kolunu / ayağını uzatmış durumdaydı. Onları o durumda görseydin elbette onlardan dönüp kaçardın! Kesinlikle onlardan dolayı içine bir ürperti dolardı.
Kehf 19
İşte böylece; onları dirilttik ki, kendi aralarında birbirlerine sorsunlar diye. İçlerinden sözcü birisi: “Ne kadar kaldınız?” dedi. “Bir gün veya bir günün bir parçası kadar kaldık!” dediler. Dediler ki: “Ne kadar kaldığımızı Rabbimiz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş ile şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise ondan size bir yiyecek getirsin. Ancak çok dikkatli davransın, sakın sizi kimseye sezdirmesin!
Kehf 21
İŞTE BU YOLLA/böylece onları buldurduk ki, Allah’ın vadinin gerçek olduğunu ve kendisinde hiç şüphe olmayan kıyamet saatinin geleceğini bilsinler. Hani onlar, işlerini kendi aralarında birbirleriyle tartışıyorlardı: Bir kısmı; “Onların üzerine bir bina yapın, Rableri onların durumunu daha iyi bilir” diyorlardı. Onlar hakkında yapılan tartışmada galip gelenler: “Biz mutlaka onların üzerine bir mescit yapacağız” dediler.
Kehf 22
“Onlar üçtür, dördüncüleri köpekleridir” derlerse; “Beştirler, altıncıları da köpekleridir” derlerse; “Gayb / bilinmeyen hakkında” tahmin yürütürlerse; “Yedidirler, sekizincileri de köpekleridir” derlerse de ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onların kayda değer bir bilgiye sahip olanları çok azdır. Artık onlar hakkında açıkça bilinenler dışında hiç kimse ile tartışmaya girme! Ve onlar hakkında bilgi almak için de hiç kimseye bir soru sorma!”
Kehf 26
(Bu onların iddialarıdır). De ki: “Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yeryüzünün gaybı/görülemeyeni O’nundur. O, ne güzel görendir. Ve O, ne güzel işitendir Onların O’ndan başka bir velisi/dostu/yardımcısı yoktur. Kendi hükmüne/kararına hiç kimseyi ortak etmez.”
Kehf 29
DE Kİ: “Hak Rabbinizden gelen gerçektir (Vahiydir / Kur’an’dır).” Artık inanmak için gerekeni yapan gereği gibi iman etsin, inkâr etmek için gerekeni yapan da kâfir olsun / gerçeğin üzerini örtsün. Şüphesiz Biz, yanlış yapan / zalimler için bir ateş hazırladık; çadırı / duvarları kendilerini kuşatan bir ateş! Eğer imdat / yardım dilerlerse; yüzleri haşlayan erimiş maden / maden eriyiği[1] gibi bir su ile yardım edilirler. Ne kötü bir içecek! Ve ne kötü bir dayanak!
______________________
[1] Magma, yeraltında bulunan, ergimiş (Fizik Terimi: Isı etkisiyle sıvı duruma geçmiş (katı madde) hâlindeki kayaçlar. Kayaçların basınç düşmesi, sıcaklık yükselmesi, H2O ilavesi gibi etkenler altında erimesi sonucu oluşan silikat hamuru durumundaki eriyiklerdir. Yeryüzüne ulaşarak yanardağlardan püsküren magmaya lav denir.
Kehf 31
Onlar öyle kimselerdir ki; kendileri için altlarından ırmaklar akan Adn Cennetleri vardır. Orada altından bileziklerle süslenip bezenirler. İnce has ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil giysiler giyerler. Koltuklar üzerine yaslanırlar. Ne güzel bir ödül! Ne güzel bir dayanak!
Kehf 42
Derken onun serveti/mahsûlü kuşatılıp yok edildi. (Bağ sahibi) hemen ona harcadığı şeylere (içi yanarak), ellerini ovuşturmaya başladı. Bağ çardakları üzerine çökmüş kalmıştı! Şöyle diyordu: “Ah, ne olurdu ben/yazıklar olsun bana, Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım!”
Kehf 45
SEN ONLARA dünya hayatının misalini şöyle anlat: O, gökyüzünden indirdiğimiz bir su gibidir. Onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karışmıştır. Sonra da rüzgârların savurduğu çöp kırıntıları olmuştur. Allah herşeye muktedîrdir / herşeye güç yetirendir!
Kehf 49
Kitap ortaya konulmuştur. Artık suçluları onun içindekilerden dolayı, korkar bir durumda görürsün. Derler ki: “Eyvahlar bize! Bu kitaba ne oluyor böyle? Küçük-büyük hiçbir şeyi bırakmıyor, herşeyi toplamış sayıp döküyor!” Yaptıkları şeyleri hazır olarak bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez!..
Kehf 50
VE (HATIRLA Kİ) Biz bir zaman meleklere: “Âdem’i selamlayın[*]/önünde saygı ile eğilin” demiştik. İblis[**] dışında hepsi saygı ile eğildiler/selamladılar. O (İblis), cinlerden (algılayamadığınız varlıklardan) idi. Rabbinin emrinden/sözünden/söylediğinden dışarı çıktı. Onu ve soyunu Benim dışımda dostlar mı ediniyorsunuz? Oysa onlar, sizin için saldırgan bir düşmandırlar. Ne kötü bir değiştirmedir!
______________________
[*] Pek çok Meal Sahibi genelde ‘secde edin’ olarak verirler. Biz saygıyla eğilin, selâmlayın olarak vermeyi uygun gördük. Bkz.: Secdenin kök anlamı eğilmedir (Müfredat).
[**] İblis; kötülüğün/kötülerin/şeytanların babasıdır, yani bir başka deyimle kötülüğün temsilcisidir. İnsan için büyük bir saldırgan ve saptırıcı/yoldan çıkarıcı bir düşmandır.