ALLAH, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikayette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah sizin sürdürdüğünüz konuşmayı işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Mücadele
Mücadele 2
İçinizden eşlerine (cahiliye adetlerinden olan: “Sen bana annemin sırtı gibisin” diyerek) zıhar[*] yapanlar; bilsinler ki, o eşleri onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar hoş karşılanmayan ve yalan bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır
___________________
[*] Zıhar: Kocanın, eşiyle cinsel ilişkide bulunmamak üzere yaptığı yemin, kazâî boşanma sebeplerinden biri. Belli lafızlarla nikâh akdinin bozulması, boşama ve boşanma anlamında fıkıh terimi. İslâm öncesi Arap toplumunda, kocaların hanımlarına, boşanmada kullandıkları çok ağır bir ifade idi. Koca, hanımına kızdığı zaman, “Sen bana annemin sırtı gibisin” dediğinde, zıhâr yapmış oluyordu. Bunun sonucunda kadın, kocasına ebedî olarak haram olduğu gibi başkasıyla evlenmesi de söz konusu olmuyordu.
Mücadele 3
Kadınlarından zıhar yapıp ayrılan, sonra da söylediklerinden dönecek olan eşler; birlikte olmadan önce, bir köleyi/esiri azat etmeli/özgür bırakmalıdırlar. İşte bu hüküm ile size öğüt veriliyor. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Mücadele 4
Kim buna imkân bulamazsa eşiyle birlikte olmadan önce ardarda iki ay oruç tutmalıdır. Kimin de buna gücü yetmezse altmış fakiri doyurmalıdır. Bunlar Allah’a ve Rasulüne hakkıyla imana alışmanız diyedir. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kâfirler, gerçeği gizleyenler için çok acıklı bir azap vardır.[*]
_______________
[*] Bu hüküm, Kur’an-ı Kerim’de geçen ve evlilik hayatında ağızdan çıkan sözün sorumluluğunu düzenleyen kefâret ayetinin bir parçasıdır. Bağlamı, eşini kendisine haram kıldığını iddia eden bir söz söyleyen kimsenin, bu yanlış beyanın ardından aile hayatına dönmeden önce yerine getirmesi gereken telafi yükümlülüğünü açıklar.
Öncelikle imkânı olan için bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak esastır. Buna gücü yetmeyen kimse için ikinci aşama, ara vermeden iki ay oruç tutmaktır. Bu da mümkün değilse altmış yoksulu doyurmak gerekir. Görüldüğü gibi hüküm, hem sözün ciddiyetini hatırlatmakta hem de toplumsal fayda doğuran bir telafi yolu göstermektedir.
Burada amaç yalnızca bir ceza vermek değildir. “Allah’a ve Rasulüne hakkıyla imana alışmanız diyedir” ifadesi, imanın sözde kalmaması gerektiğini vurgular. İman, ağızdan çıkan sözü denetlemeyi, aile hukukunu korumayı ve yapılan hatanın bedelini üstlenmeyi gerektirir. Sorumluluk almayan bir iman anlayışı kabul edilmez.
“İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır” denilerek mesele hukukî bir çerçeveye bağlanır. Bu sınırları hafife almak, gerçeği örtmek ve ilahî ölçüyü yok saymak ağır bir sonuç doğurur. Ayetin sonunda geçen uyarı, inanç iddiasında bulunup ilahî hükmü değersizleştirenler için acıklı bir akıbet bulunduğunu bildirir.
Özetle bu hüküm, sözün rastgele söylenemeyeceğini; aileyi, toplumu ve imanı koruyan ilahî sınırların bulunduğunu öğretir. İman, sorumlulukla birlikte anlam kazanır.
Bu iki ay oruç, salt bir ceza değildir; fakat sadece “manevî bir eğitim” de değildir. İkisini birlikte taşıyan bilinçli bir yaptırımdır.
Öncelikle ortada basit bir hata yoktur. Kişi, eşiyle ilgili ağır ve sonuç doğuran bir söz söylemiştir. Bu söz aile hukukunu zedeleyebilir, kadını belirsizlik içinde bırakabilir ve evlilik kurumunu sarsabilir. Bu yüzden telafi, sıradan bir özürle geçiştirilemez. İki ay aralıksız oruç şartı, sözün ciddiyetini hissettiren bir yaptırımdır. Bu yönüyle yaptırım ve caydırıcılık boyutu vardır.
Ancak mesele sadece cezalandırma değildir. Aralıksız iki ay oruç; nefsi disipline eden, dili terbiye eden, sabrı öğreten ve kişiye iç muhasebe yaptıran güçlü bir manevî eğitimdir. İnsan, altmış gün boyunca açlık ve sabır içinde yaşarken, bir anlık öfke ya da kontrolsüz sözün nelere mal olabileceğini derinden kavrar. Bu da terbiye boyutudur.
Ayrıca hükmün alternatifli oluşu da önemlidir: köle azat etmek, iki ay oruç, altmış fakiri doyurmak… Hepsi toplumsal fayda üretir. Bu da gösterir ki amaç sadece bireyi sıkıştırmak değil; hatayı telafi ederken toplumda iyiliği artırmaktır.
Dolayısıyla bu iki ay oruç; hem hukuki yaptırım, hem nefsi arındırma süreci, hem de imanı ciddiye almayı öğreten bir bilinç eğitimidir. Ceza ile terbiyenin birleştiği bir ilahî sınırdır.
Mücadele 5
Allah’a ve Rasûlüne düşmanlık edenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Oysa Biz apaçık âyetler indirdik. Kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.
Mücadele 6
Allah’ın onları hep birden diriltip yaptıklarını kendilerine haber vereceği günü hatırla. Allah onları sayıp zaptetmiş, onlarsa bunları unutmuşlardır. Allah herşeye şahittir.
Mücadele 7
GÖKLERDEKİ ve yerdeki herşeyi Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişi gizlice konuşmaz ki, dördüncüleri ‘O’ olmasın. Beş kişi gizlice konuşmaz ki, altıncıları ‘O’ olmasın. Bundan daha az, yahut daha çok da olsalar, nerede olurlarsa olsunlar, ‘O’ mutlaka onlarla beraberdir. Sonra onlara yaptıklarını Kıyamet günü haber verecektir. Allah herşeyi hakkıyla bilir.
Mücadele 8
Gizlice konuşmaktan menedilip de, menedildikleri şeyi yapan ve günah, düşmanlık ve Rasûl’e isyanı konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde Allah’ın seni selâmlamadığı selâmla selâmlıyorlar. İçlerinden de; “Söylediklerimizden dolayı, Allah bize azap etse ya!” diyorlar. Cehennem onlara yeter! Oraya girecekler. Ne kötü varış yeridir orası!
Mücadele 9
EY İMAN EDENLER! Siz baş başa gizlice konuştuğunuz zaman; günah, düşmanlık ve Rasûl’e isyanı konuşmayın. İyilik ve takvayı (nasıl korunabilirizi) konuşun ve huzuruna toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.
Mücadele 10
O kötü fısıltılar iman edenleri üzmek için, ancak şeytandan kaynaklanmaktadır. Oysa şeytan; Allah’ın izni / onayı olmadıkça, müminlere hiçbir zarar verebilecek güçte değildir. Öyle ise, müminler ancak Allah’a tevekkül etsinler.
Mücadele 11
EY İMAN EDENLER! Size; “Meclislerde yer açın” denildiği zaman açın ki, Allah da size genişlik versin. Size; “Kalkın”, denildiği zaman da kalkın ki, Allah içinizden inananların ve ilim/bilim adamlarının derecelerini yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Mücadele 12
EY İMAN EDENLER! Rasûl ile baş başa (özel) konuşacağınız zaman, baş başa (özel) konuşmanızdan önce, (işsizlere) sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şâyet (sadaka verecek bir şey) bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mücadele 13
Baş başa (özel) konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz öyle mi? Bunu yapmadığınız hâlde ve Allah da sizin pişmanlığınızı kabul ettiğine göre, artık namazı kılın, zekatı (çalışıp üreterek) verin. Allah’a ve Rasûlüne de itaat edin. Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Mücadele 14
ALLAH’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu, dost edinenleri görmez misin? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Onlar bile bile yalan yere yemin ederler.
Mücadele 15
Allah onlara çetin bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür!
Mücadele 16
Onlar yeminlerini kalkan yapıp, Allah’ın dininden alıkoymaya çalıştılar. Bunun için onlara alçaltıcı bir azap vardır.
Mücadele 17
Onların malları da evlâtları da, Allah’a karşı kendilerine bir yarar sağlamayacaktır. Onlar cehennemliklerdir. Onlar orada sonsuz/ebedi kalacaklardır.
Mücadele 18
Allah’ın onları hep birden dirilteceği, onların da bir iş üzerinde olduklarını sanarak size yemin ettikleri gibi, Allah’a da yemin edecekleri günü düşün! İyi bilin ki, onlar yalancıların ta kendileridir.
Mücadele 19
Şeytan onlar üzerinde tam bir egemenlik / hâkimiyet kurmuş, kendilerine Allah’ı anmayı / düşünmeyi / hatırlamayı unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın tarafında olanlardır. İyi bilin ki; şeytanın tarafında olanlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Mücadele 20
ALLAH’a ve Rasûlüne/Elçisine düşman olanlar var ya, işte onlar zelil / en alçak / en aşağılık kimselerin arasındadırlar.
Mücadele 21
Allah; “Şüphesiz Ben ve Elçilerim galip geleceğiz” diye yazmıştır. Şüphe yok ki Allah; çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
Mücadele 22
Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun; babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy-sopları olsalar bile, Allah’a ve Rasûlüne düşmanlık eden kimselere, sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah, onların kalplerine imanın huzurunu vermiş ve onları kendi katından bir ruh (Suhuflar, Zebur, Tevrat, İncil ve Kur’an) ile desteklemiştir. Onlara, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde sonsuz kalacakları cennetler verecektir. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki; Allah’ın tarafında olanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.