Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla
(Herkese İyilik Eden ve İyilere Lütfu Geniş olan Allah’ın Adıyla)

Necm 1

(Gökten aşağı güçlü ve parlak bir ışık süzmesi şeklinde yıldız gibi kayarak/süzülerek) indirilen Necme/Cebrail’e/Vahye yemin olsun!

Necm 2

Arkadaşınız (doğru yoldan) sapmadı ve azıtmadı (doğru yoldan çıkmadı) da!

Necm 3

Arzusuna/hevâsına/kafasına göre nutuk atmıyor/konuşmuyor/uydurmuyor (o kendisine vahyedilen vahyi okuyor/iletiyor).

Necm 4

O, vahyolunan (gökyüzünden aşağıya bir yıldız gibi süzülen Melek Cebrail ile indirilen) bir vahiydir (Kur’an’dır) ancak.

Necm 5

Üstün güç sahibi (Melek/Cebrail) onu öğretti.

Necm 6

Akıl, güzellik ve güç verilmiş olan![1] (Cebrail) hemen (kendi orijinal suretinde/melek şeklinde) doğrulup dikildi,

______________________
[1] Vahiy meleği.

Necm 7

en yüksek ufukta idi.

Necm 8

Sonra yaklaştı, derken (gökten aşağıya bir yıldız gibi) sarkıverdi.

Necm 9

(Muhammed’e) iki yay aralığı kadar mesafede idi, hatta daha da yakın[1].

______________________
[1] Vahiy meleğinin neredeyse dokunulabilir bir şekilde göründüğünün anlatımı.

Necm 10

Böylece kuluna (Muhammed’e Allah; Levh-i Mahfuz’daki Kitabın Anasından/Orijinalinden Cebrail ile) vahyettiğini vahyetti/yükledi/kodladı/iletti.

Necm 11

(Muhammed’in) gözüyle gördüğünü gönlü yalanlamadı.

Necm 12

ŞİMDİ siz onun gördüğünü tartışıyor musunuz?

Necm 13

Ant olsun onu başka bir inişinde daha görmüştü;

Necm 14

Sidretü’l-Müntehâ’nın[1] yanında,

______________________
[1] Yaratılmış varlıkların (melekler de dahil) ulaşabilecekleri son sınır noktası. Sidre bir ağaçtır. Ancak buradaki ifadeler benzetmelerdir.

Necm 15

Cennet’ül-Mevâ/barınma bahçesi de onun yanındadır.

Necm 16

Hani bürüdüğü şeyler Sidre’yi bürüyordu.

Necm 17

Göz ne kaydı, ne de sınırı aştı.

Necm 18

Ant olsun ki o, Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını gördü.

Necm 19

SİZ DE gördünüz mü? Lât’ı ve Uzza’yı,

Necm 20

diğer üçüncüleri olan Menat’ı[1] (bir güçleri var mı)?

______________________
[1] Lât, Menat ve Uzza; putperest Arapların taptığı üç önemli puttu. Bu ayette; bu putlara niçin taptıklarını ve bir güçleri olup olmadığını sorgulamaları isteniyor.

Necm 21

Demek erkek size, dişi de O’na ha!

Necm 22

Çok insafsızca bir taksimdir/tutumdur bu!

Necm 23

Onlar ancak, sizin ve babalarınızın kendilerini isimlendirdiğiniz boş isimlerdir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmedi. Ancak zanna (teorilerine) ve nefislerin alçak hevesine (isteklerine) uyuyorlar. Halbuki onlara, Rablerinden hidayet (Kur’an) geldi.

Necm 24

Yoksa insan temenni ettiği şeylerin hepsine erişecek midir?

Necm 25

Ahiret te Allah’ındır, dünya da!..

Necm 26

ALLAH’ın dilediği ve razı olduğu kişiler hakkında (Allah’ın ahirette) izni olmadan, göklerde nice melekler vardır ki; onların şefaatleri hiçbir işe yaramaz/fayda vermez.

Necm 27

Ahiret’e inanmayanlar melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar.

Necm 28

Oysa bu konuda onların hiçbir ilmi/bilgisi yoktur. Sadece zanna tâbi oluyorlar/tahmin yürütüyorlar. Halbuki tahmin/zan (ilimden değildir), gerçek adına hiçbir şey ifade etmez.

Necm 29

Zikrimizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenlere aldırış etme!

Necm 30

İşte, ilimde eriştikleri gâyeleri budur. Şüphesiz Rabbin, yolundan sapan kimseyi en iyi bilendir. Doğru yolda olanı da en iyi bilendir.

Necm 31

Göktekiler ve yerdekiler Allah’ındır. Bu, yaptıkları ile kötülük yapanları cezalandırması ve iyilik yapanları da güzellikle mükâfatlandırması içindir.

Necm 32

Onlar günahın büyüklerinden ve iğrenç/çirkef (yüz kızartıcı) işlerden kaçınırlar. Küçük kusurlar başka! Şüphesiz Rabbin affı geniş olandır. Sizi en iyi bilendir; topraktan/yerden/arzdan sizi inşa ettiğinde de ve annelerinizin karınlarında ceninler iken de (her halinizi bilir). Öyleyse kendinizi temize çıkarmayın. O, korunup sakınan (takva sahibi) kimseyi en iyi bilendir.

Necm 33

ŞU YÜZ ÇEVİRENİ gördün mü?

Necm 34

Birazcık verdi kalanını ise inatla sıkıca tuttu.

Necm 35

Sanki gayb ilmi onun yanında mı ki görüyor?

Necm 36

Yoksa, Musa’nın sahifelerindeki şeyler/hükümler, kendisine haber verilmedi mi?

Necm 37

Ve çok vefalı İbrahim’in (sahifelerinde) olan?

Necm 38

Hiçbir günahkâr bir başkasının günah yükünü yüklenmez.

Necm 39

İnsan için kendi çalışmasından başka bir bedel/karşılık yoktur.

Necm 40

Şüphesiz ki onun çalışması(nın hesabı) ileride görülecektir.

Necm 41

Sonra ona en dolgun ücret/güzel bir karşılık verilecektir.

Necm 42

Son varış Rabbinin huzuruna olacaktır.

Necm 43

Doğrusu güldüren (cenneti ikram eden) de, ağlatan (cehenneme atan) da O’dur.

Necm 44

Öldüren (birinin ölümüne izin veren) ve diriltip yaşatan da O’dur/Allah’tır.

Necm 45

İki çift olarak erkeği ve dişiyi yaratan da O’dur;

Necm 46

atıldığı zaman nutfeden (eril ve dişil üreme hücrelerinin birleşmesi sonucu oluşan zigottan).

______________________
[*] Embriyo ve Zigot hakkında detay bilgi için Bkz. Wikipedia İnternet Ansiklopedisi;
http://tr.wikipedia.org/wiki/Embriyo
https://tr.wikipedia.org/wiki/Zigot

Kur’an, insan hayatının orijini meselesinde, insanın süreç olarak “varoluşuna dikkat çeker. Farklı aşamalarda gerçekleşen bu varoluş yolculuğu, Adem için üç temel durakta incelenebilir. Bunlardan ilki, turâb (toprak) aşamasıdır ki bu, yaratılışın temel malzemesidir. Sırada ise insan organizmasının mayasını oluşturacak çamurdan süzülen öz vardır. Canlı hücrenin, ondan da doku ve organların yaratıldığı tesviye ise ayrı bir yaratılış mucizesidir ve bu mucize ilahî nefhâ ile taçlandırılır. Benzeri bir yaratılış öyküsü diğer insanlar için de gerçekleşmektedir. Biyolojik varlığın ilk aşaması olan nutfe, çoğu yerde yetersiz ve kimi zaman da yanlış karşılıklarla çevrilmektedir. Dölleyici sperm, zigot ve embriyo gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu tespit ettiğimiz bu safha, -çamurdan süzülen özde olduğu gibi- biyolojik varlığın esasını oluşturur. ‘Alaka’nın “rahim duvarına yapışmış embriyo” olarak açıklanması da bu tashihi tamamlayıcı kılmaktadır. Mudğa aşaması ise henüz bir insan şeklini andırmayan ve fakat doku ve organları teşekkül etmeye başlamış embriyo olarak anlaşılabilir.

I) Hz. Adem’in Yaratılış Evreleri: (İnorganik) Topraktan Eşref-i Mahlûk İnsana

Adem’in topraktan gelerek ilahî nefhâ ile tamamlanan yaratılış süreci Kur’ân’da zengin bir kavram çeşitliliğine sahiptir. Genel olarak, yaratılış malzemesi olan toprağın farklı devrelerdeki durumunu ifade eden bu kavramların anlam alanlarını doğru tesbit edebilmek, güç olduğu kadar bu hususta son sözü söylemekten de uzaktır. Konunun bir diğer problematik yönü ise nutfe ile başlayan ve anne rahminde devam eden gelişim aşamalarının aksine, Hz. Adem’in biyolojik yaratılışının Kur’ân’da belli bir sıra dahilinde sunulmamasıdır. Ancak, gerek konuyla ilgili kavram ağının Kur’ân bütünlüğünde incelenmesinden gerekse de tefsir kitaplarında ana hatlarıyla oluşturulan sıralama esas alınarak, her bir aşama arasında anlamsal mantıksal uyum yakalanmaya çalışılmıştır. Mâturîdî’nin “Hz. Adem’in yaratılışındaki farklı haller” olarak nitelediği bu evreler, topraktan yaratılma ile başlar.

1- Turâb (Toprak)
2- Tîn-i Lâzib (Yapışkan çamur)
3- Sülâle min Tîn (Çamurdan süzülen öz)
4- Hame-i Mesnûn (Değişime uğramış kara çamur)
5- Salsâl (Kuru çamur = DNA)
6- Tesviye (Düzenleme)

Salsâl[*] (Kuru Çamur)

[*] Min salsalin deniyor. Yani salsal’dan deniyor. Min den, dan anlamındadır. Mikroorganizmalar , bitkiler ve bütün hayvanlar da (min) dan yaratılmıştır. Min turabi gibi, turab topraktır. bütün bitkiler ve hayvanlar topraktan yaratılmıştır. min main gibi , ma su demektir. sudan anlamına gelir. Bütün canlılar sudan yaratılmıştır.

II) İnsanın Yaratılış Evreleri

1- Nutfe (Dölleyici sperm)
2- ‘Alaka (Rahme asılmış embriyo)
3- Mudğa (Bir çiğnem et).

Müminun 12-14 teki sıralama; topraktan süzme-nutfe-alak-mudga-izam-lehm-inşa.

Sülaletin min tin: Topraktan bir süzülüm, topraktan yaratılmış bir şey.
Nutfe: Eşey üreme hücresi, sperm, yumurta.
Alak: Zigot, tohum, aşılanmış (döllenmiş eşey hücresi)
Mudga: Embriyo, bir çiğnem et parçası.
İzam: Kemikler, cüzleri olan bir bütün nesne.
Lehm: Et
İnşa: Bir şeyin meydana gelmesi, bir şeyin oluşup yavaş yavaş büyümesi.

Bu ayet insanın embriyonik gelişimi ile bire bir örtüşmektedir.

İşte tüm bunlar mikroskopların adının bile anılmadığı dönemde, bu ayetlerde görüldüğü gibi, Kur’an’ın diğer ayetlerinde de bildirilmiştir. Tek hücreli zigottan insanı yaratan Mutlak Güç Sahibi Allah; elbette, ne dilerse, onu yapmaya gücü yetendir. Ve hüküm sahibi O’dur.

Kur’an tefsiri yapılırken kullanılan Lisan’ül-Arap veya daha eskisi olan Kitab’ul-Ayn kusursuz, kutsal kitaplar değildir. Allah yazanlardan razı olsun. Bunu bu kitapların içeriğinden de anlayabilirsiniz. Bir kelimenin ne anlamda olabileceği hakkında değişik fikir ve bilgileri içeren kitaplardır. Bazen bir kelime için hiç bir bilgi veremez. Bazen çok farklı anlamlar içeren bilgiler verir.

Arapçanın çölde oluşmuş bir dil olduğunu iddia edenler gerçekçi ve tutarlı bir açıklama yapmamışlardır. Arap dili aslında Akadça ve sonrasında Asurca’nın devamıdır. Bu nedenle Ugaritik, İbranice ve Aramca ile hemen hemen aynı gramer ve kelimeleri kullanırlar yani diller aşağı yukarı aynıdır.

Araplar bu dili çölde geliştirmiş olsalardı ki bu mümkün değildir.

İbranice, Aramca ve Ugaritik diller arasında bu kadar yoğun benzerlik olamazdı. Demek ki bu dillerin geçmişi Akadça’da birleşmektedir.

İbrahim as. bir Akadlı’dır. Ve gelip Mekke’yi kurmuştur. Mekke’de Kureyş Arapçası yani gelişmiş, medeniyet dili olan Akadça’yı yerleştirmiştir. Bu nedenle Kur’an dilinde Kureyş yani aslında Akkad dili kökenli ve ağırlıklı Arapça makbûldür.

Bizim arkadaşlarımızdan pek çokları araştırmalarında Lisan’ül-Arap, Kitab’ul-Ayn gibi kaynakları kullandığı gibi Akadça, Asurca, İbranice, Aramca gibi kaynakları da kullanıyorlar.

Şunu da unutmamak gerekir Kur’an kendinden önce gelip geçen kitapları doğrulamıştır, bunu yaparken Tevrat ve İncil ve diğer kitaplarda geçen kelimeleri de düzeltir. Tevrat’ın orijinal dili İbranice, İncilin orijinal dili Aramca’dır. Eğer bu kitapları ve hangi kelimeleri düzelttiğini bilemezseniz, bazı ayetleri anlayamazsınız. Çünkü Kur’an İbranilere, Aramlar’a ve diğerlerine de gelmiş son kitaptır.

SALSAL KELİMESİNİN GEÇTİĞİ AYETLERE GELİNCE;

“Salsal” kelimesi, bu kelime için eski kaynaklarda ikna edici bir bilgi maalesef yoktur, diye düşünüyorum. Salsal kelimesi zincir anlamına gelen silsile kelimesi ile akrabadır.

Salsal kelimesi Kur’an’da 4 ayette geçmektedir: 9/Hicr 26; Hicr 28; Hicr 33; 55/Rahman 14.

Hicr 26. Ayette mesnun hamein’den olan salsaldan yarattık deniyor. Mesnun örneklenen (duplike olan) demektir. Hamain ise kalıplaşmış, korunmuş demektir. Yani kalıp şeklinde korunmuş salsaldan yarattık deniyor. Bu ayette çamur, kuru, şekillenme, balçık kelimeleri geçmemmektedir. Oysa Kuranda çamur “tin” … demektir.

Hicr 28. Ayette mesnun hamein’den olan salsaldan yarattık deniyor. Mesnun ikil sıralanmış demektir. Hamain ise kalıplaşmış, korunmuş, himaye edilen demektir. Yani kalıp şeklinde korunmuş salsaldan yarattık deniyor. Ayette çamur kelimesi geçmiyor.

Hicr 33. Ayette mesnun hamein’den olan salsaldan yarattık deniyor. Mesnun sıralanan örneklenen (kopyalanan) demektir. Hamain ise kalıplaşmış, korunmuş demektir. Yani kendini örnekleyen kopyasını üreten kalıp şeklinde korunmuş salsaldan yarattık deniyor. Ayette çamur kelimesi geçmiyor.

Rahman 14: Burada ise fehhar gibi salsal dan yarattık deniyor. Akadça fehhar çömlekçi veya çömlekçi çarkı (tornası) demektir.

Bu durumda yukarıdaki ayetlerden şu anlaşılmaktadır: “Biz insanı kopyalanan kalıp şeklinde korunmuş iplik gibi veya çömlekçi çarkı gibi kendi etrafında dönenden, parke taşı gibi döşenmişten yarattık”

Bu bilgi de bize DNA’yı hatırlatmaktadır. Kopyalanan adenin, timin, sitozin, guanin pürin bazları ve onların sırasıdır. Kalıp olan ise gen’lerdir. İlgili Bilim İnsanları bunları doğrulayacaklardır.

Necm 47

Tekrar diriltmek de O’na aittir.

Necm 48

Zengin olmalarına izin veren O’dur, (elementleri yaratarak) imkân, sermaye veren de O’dur.

Necm 49

Şi’râ(yıldızı)’nın Rabbi de O’dur.

Necm 50

Önceki Âd kavmini helâk eden de O’dur.