_____________________ [*] Bu harflere huruf-u mukattaa /birbiri ile bağlantısı kesilmiş harfler denir. Bunların Nebîmize sorulmamış olması, bilinen bir anlamının olduğunu gösterir. Yoksa müşrikler bunu dillerine dolar, Nebîmizi sürekli rahatsız ederlerdi. Bununla ilgili sorular, İslam’ın Arap yarımadası dışına yayılmasından sonra başlamıştır.
Bu harflerle başlayan yirmi dokuz sureden yirmi beşinde Kur’an’a, dördünde de önemli konulara vurgu yapılıyor olmasından, onların dikkatleri toplama görevi yaptığı anlaşılır. Türkçede böyle bir kullanım yoktur.
KENDİ İÇLERİNDE hiç düşünmediler mi? Allah göklerde ve yeryüzünde bulunanları, ikisi arasında olanları ancak hak ile / gerçek olarak ve bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanlardan birçoğu Rableriyle karşılaşmayı inkâr edicidirler!
_____________________ Dünyanın yaratılışı ile ilgili muhteşem bir TRT Belgeseli videosu;
ve ikinci video WİLD Belgesel TV’den “Dünya: Bir gezegenin oluşumu” – Türkçe Belgesel – HD izlemenizi tavsiye ederim.
Onlar yeryüzünde gezip de bir bakmadılar mı? Kendilerinden önceki kimselerin sonu, nasıl olmuştur? Onlar kuvvet olarak kendilerinden daha şiddetli idiler. Toprağı kazıp işlemişler/alt üst etmişler, bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Elçileri onlara, açık delillerle gelmişlerdi. Demek ki Allah onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
ÖYLEYSE (namaz / dua ile) Allah’ın yüceliğini hatırlayın / anın; akşamladığınız[akşam ve yatsı]da ve sabaha çıktığınız zaman (da sabah namazı ve sonrası dua ile) anın / hatırlayın!
_________________________ Dr. Yahya ŞENOL Kardeşim konuyu çok güzel izah etmiş, Allah razı olsun.
Bütün övgüler O’na mahsustur, göklerde de yeryüzünde de; gündüzün sonunda [ikindi vaktinde de], öğleye erdiğiniz zaman da[1](O’nu anarak yüceleyin / övgüleyin).
______________________ [1] Bu zamanlarda, dünya ile bağınızı koparıp işten güçten elinizi çekin; namaz ile, dua ile Allah’ı anın / zikredin / hatırlayın / yüceleyip övgüleyin (çünkü Namaz ve Dua aynı zamanda bir zikirdir): O’nun huzurunda durarak (kıyam, rüku, sücud / secde ile ellerinizi göğe açarak dua ile yüceltip övgüleyin). O’nunla (Allah ile) bu şekilde iletişim kurunuz. Zaman zaman bir köşeye oturarak ‘yalnız Allah’ı düşünerek öylece sakince durun! Ruh, beden ve tüm benliğinizle O’na yönelerek, ibadet ile huzur bulunuz!.. Yani bu zamanlarda şarj olup enerji yükleniniz, olarak ta anlayabiliriz… Biraz daha geniş düşünecek olursak; gece istirahatinden/uykusundan sonra sabah kalktığınızda, öğle tatilinde, akşam olmadan ikindi zamanı ve günün sonunda mesai bitiminde Allah’a ibadet ederek O’nu anın!..
________________________ Dr. Yahya ŞENOL Kardeşim konuyu çok güzel izah etmiş, Allah razı olsun.
SİZİ topraktan yaratması da O’nun ayetlerindendir. Sonra da siz yayılan birer beşer[1] / insan oluverdiniz!
______________________ [1] Kur’an’da yer alan “Beşer” ve “İnsan” kavramları her ne kadar eş anlamlı gibi görünseler de ilgili ayetler incelendiğinde farklı bağlamlarda kullanıldıkları göze çarpar. Kavramlar arasındaki ortak nokta ise ikisinin de aynı varlığı ifade etmeleridir.
Rabbimiz, “kurumuş, yıllanıp kokuşmuş kara balçıktan” yarattığını ifade ettiği Adem için birbirini takip eden ayetlerde hem “insan” hem de “beşer” kavramlarını kullanıyor. Bu da Adem’in ve onun türünün yaratılış itibariyle bu iki vasfı taşıdığını gösterir. Bu vasıflar arasındaki farkın ne olduğunu da ilgili diğer ayetlerden öğreniyoruz.
a) Beşer
Kur’an, insan türüyle ilgili fizyolojik yapısı bağlamında bir şey söyleyeceği zaman “beşer” kavramını kullanmaktadır. Örneğin Yusuf’un (a.s) güzelliği karşısında ellerini kesen kadınlar onun bir “beşer” olamayacağını söylüyorlardı. (12/31) İnsanüstü bir varlık olduğuna gönderme yapıyorlardı da diyebiliriz.
Allah’ın elçileri de gönderildikleri toplumlarda “yeme-içme” gibi fizyolojik bazı özelliklerinden dolayı dışlanmışlardır. Zira toplumlar kendileri gibi etten kemikten bir beşer değil, bir melek talep ediyorlardı. İlgili bazı ayetler (23/33-34), (17/95-96).
Ölümlü bir varlık olarak yaratılmış olmamız da biyolojik yapımızla ilişkilidir. Rabbimiz bu gerçeği ifade ederken “beşer” kavramını kullanmaktadır (21/34).
b) İnsan
“İnsan” kavramının geçtiği ayetlerde insan türünün sosyal bir varlık olması özelliğinden bahsedilmektedir. Mesela, Rabbimiz insana öğrettiği şeylerden bahsederken bu kavramı kullanmaktadır (96/5),(55/3-4).
İnsanın özgür iradesiyle ortaya koyduğu davranışlarla ilgili de bu kavram kullanılır (103/2-3),(96/6-7).
Ayetlerde “sorumluluk ve imtihan” söz konusu olduğunda yine “insan” kavramı devreye girmektedir (33/72), (76/2).
Sonuç olarak, ayetlerde “beşer” kavramı, insanın etten kemikten bir varlık olması bağlamında kullanılırken; “insan” kavramı irade ve sorumluluk sahibi sosyal bir varlık olması bağlamında karşımıza çıkmaktadır. Fakat başta ifade ettiğimiz gibi beşer de insan da farklı iki varlığın değil; aynı varlığın iki ayrı vasfıdır / özelliğidir.
Bir bebek, anne karnında nasıl oluşur?
Bir damla sudan nutfe’ye, nutfeden bebeğin oluşum sürecine kadar olan zaman diliminin muhteşem bir animasyon video çalışması.
Bu 3 videoyu da izlemenizi tavsiye ederiz.
İnsanın / Bebeğin oluşumu ve Anne karnından hafta hafta Bebeğin gelişimi.
Allah insanı çamurdan yarattı ne demek?! İnsana lazım olan bütün herşeyi topraktan çekiyor Allah!
Nefislerinizden/karşı cinslerinizden size, kendileriyle huzur bulmanız için eşler yaratması, aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, iyi düşünen bir toplum için işâretler vardır.
Göklerin ve yeryüzünün yaratılması dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O’nun bir alâmeti / işâretlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için (çıkarılması gereken) dersler / ayetler vardır.
Geceleyin uyumanız ve gündüzün O’nun lütfûndan nasip aramanız da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ayetler / çıkarılması gereken dersler vardır.
Şimşeği size korkutarak ve umut vererek göstermesi de O’nun bir işâretindendir / ayetlerindendir. Gökyüzünden bir su indirerek onunla ölümünün ardından yeryüzünü diriltmesi de O’nun ayetlerindendir / işâretlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanan bir toplum için ibretler / dersler vardır.
(Bütün hayatı) ilk olarak yaratan, sonra onu yeniden vücuda getiren (sürekli hayat veren) O’dur. Bu, O’na göre pek kolaydır. Göklerde ve yeryüzünde en yüce şan O’nundur. O üstündür, hikmet sahibi[bilim ve bilim dallarına muktedîr]dir.
O SİZE kendinizden bir misâl verdi: Hiç sizin yönetiminize verilenlerden / sorumluluğunuz atında olanlardan yarattığımız rızıklarda sizinle eşit haklara sahip olan ve kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı?[1] İşte Biz aklını kullanan bir toplum için ayetleri açıklıyoruz.
______________________ [1] Öyleyse siz Allah’a kendinizi nasıl ortak görüyorsunuz?!
Hayır, zulmedenler bilgisizce kendi tutkularına uydular! Allah’ın (düzelmek istemediği için) sapıklığında bıraktığını, kim doğru yola iletebilir? Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
O HÂLDE SEN Allah’ı (O’na birilerini yaklaştırıcı ve aracı edinerek ortak koşulan kim ve ne varsa terkederek, O’nu tek İlâh kabul edip) birleyen olarak yüzünü dosdoğru bu dine[1] çevir, Allah’ın (yaratış) fıtratına (sünnetine / tabiat kanununa), insanları ona (bir ilme) göre yarattığı o fıtrata / kanuna / dine! Allah’ın tabiat kanununda (sünnetullah’ta) hiçbir değişiklik olmaz! İşte dosdoğru din budur! Fakat insanların birçoğu bilmiyor.
______________________ [1] Dosdoğru din: Kâinattaki gerçek olanlardır. Yalan, iftira, uydurma, hurafe, masal olanlar din değildir.
Gönülden bağlılar olarak, O’na yönelenler olun. O’na sığınarak korunun. Namazı kılın ve müşriklerden / O’na ortak koşarak (birilerini Allah’a yaklaştırıcı / aracı edinerek) inananlardan olmayın![1]
______________________ [1] [*] Burada, 31. ayette Allah; namaz kılmanın önemini vurguluyor. Namaz; (namazda okunulan ayetler iyi düşündüldüğünde) her türlü fahşadan / şirkten alıkoyar! Ve Allah 32. ayette dinlerini fırkalara, mezheplere, tarikatlara ve cemaatlere bölenleri / ayıranları müşrik olarak niteliyor. Allah yine de daha iyi bilendir!
Onlar ki, dinlerini parça parça eden ve cemaat cemaat olanlardır! Her bir cemaat (bu Kur’an ile değil de), kendi yanlarındaki (eserleri) ile övünüp sevinmektedir![*]
______________________ [*] Burada, 31. ayette Allah; namaz kılmanın önemini vurguluyor. Namaz; (namazda okunulan ayetler iyi düşündüldüğünde) her türlü fahşadan / şirkten alıkoyar! Ve Allah 32. ayette dinlerini fırkalara, mezheplere, tarikatlara ve cemaatlere bölenleri/ayıranları müşrik olarak niteliyor. Allah yine de daha iyi bilendir!
ŞİMDİ insanlara bir zarar dokunduğu zaman, kendisine yönelenler olarak Rablerine yalvarırlar! Sonra, onlara kendisinden bir rahmet tattırınca bakarsın ki, onlardan bir cemaat/topluluk derhal Rablerine ortak koşarlar!
İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman, hemen onunla sevinirler. Onlara kendi elleriyle yapıp öne sürdüklerinden dolayı, bir kötülük dokununca da derhal umutsuzluğa düşerler!
Görmediler mi? Allah rızkı dilediğine (boğazdan geçen nimetlerini bazı insanlara ve toplumlara) açıp yayıyor ve daraltıyor / kısıyor da! Şüphesiz bunda gerçeklere inanan bir toplum için elbette ayetler / ibretler / dersler / öğütler vardır.
O HALDE sen, akrabaya/yakınlarına/yakınında olana hakkını ver, yoksula da yolcuya da!.. Bu Allah’ın rızasını isteyen kimseler için daha hayırlıdır. Başarılı olanlar/kurtulanlar, işte onlardır.
İnsanların mallarından fazlaca alayım diye verdiğiniz riba[1] Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz Zekât’a gelince; işte bunu böyle yapanlar (Allah katında) kat kat artıranlardır / verdiklerini kat kat fazlasıyla bulanlardır!
______________________ [1]Bakara 275’te: “Riba yiyenler kıyâmet günü ancak şeytan çarpmış gibi kalkarlar. Bu onların zaten riba alım satım gibidir demelerindendir. Oysa Allah alım satımı helâl, ribayı haram kılmıştır”. Bu ayet ribanın haramlığını bildirmek için gönderilmiş fakat lafzın zahiri alım satımın helâl oluşunu açıkça göstermektedir. Lafzın manâsını anlamak için ayetin öncesi ve sonrasını iyi araştırmak ve düşünmek gerekir. Araştırma sonucu görülmektedir ki; altın, gümüş, buğday, hurma gibi mallarda riba olayı oluşmaktadır. Bir kişiye bir kg altın verilir, bir yıl sonra 1 kg 1 gram alınırsa, bu bir gram riba sayılır. Bunun gibi örnekler çoğaltılır. Herhangi bir kağıt parayı; altın veya saydığımız mallar cinsinden ifade ederek borçlanmalar, alıp vermeler riba sayılmaz (tefecilerden alınanlar hariç, çünkü orada tefeciler tarafından kişinin ve ailesinin canına kast olabiliyor). Bir hukukçu, bir ekonomist gözüyle bakmadan, hemen her türlü olaya riba hükmünü verenler, dinde aşırı giderek insanları Allah yolundan (kağıt para ile yapılması gereken helâl ticaretten) men etme suçunu işlemiş olurlar. Dikkat edilmesi gerekir.
ALLAH O’dur ki, sizi yarattı. Sonra size rızık verdi. Sonra sizi öldürüyor, sonra sizi diriltiyor. Sizin ortak koştuklarınızdan (yaklaştırıcı ve aracı edindiklerinizden) hiç böyle bir şey yapan kimse var mı? O yücedir ve onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
KARADA ve denizde insanların elleriyle yaptıkları yüzünden fesât / terör[1] çıktı! Allah onlara yaptıklarının bir kısmını[n karşılığını] tattırır. Umulur ki onlar (hür iradeleri ile) doğruya dönerler.
______________________ [1] Sanayi ve teknolojideki; ilaç, atom, nükleer enerji, bomba, silâh, bilgisayar gibi yeni buluşları: İyilikte, hayırda kullanmazsanız dünyada fesât çıkar, yani; kargaşa, anarşi, terör çıkar uyarısı vardır. Ve bunlardan kendileri de zarar görür.
Yüzünü dosdoğru dine / yaratış / fıtrat kanununa / sünnetullah’a yönelt; Allah’tan geri çevrilmesi mümkün olmayan o gün gelmeden önce! O gün insanlar bölük bölük ayrılırlar.
Bu O’nun gerçeklere inanan ve uygun / salih (insana ve hayata katkı sağlayan) işler yapanları lütfundan ödüllendirmesi içindir. Çünkü O inkârcıları sevmez!
Ant olsun Biz, senden önceki toplumlara da nice elçiler gönderdik. Onlara apaçık deliller getirdiler. Biz de suç işleyen kimselerden intikam aldık. Ve gerçekleri kabul edenlere yardım ettik.
ALLAH O’dur ki; rüzgârları gönderir de bulutu kaldırır, sonra onu gökyüzünde dilediği şekilde yayar ve yoğunlaştırır / parça parça eder. Derken arasından çıkan yağmuru görürsün. Nihayet onu kullarından dilediği (ürünü susuz kalmış tarla sahibi) kimseye uğratınca hemen sevinçle yüzleri gülüverir!