Ali İmran 183

Onlar, Yahudi mezhebindenim diyenler: “Allah bize  ateşe atacağımız bir kurbanlık vermedikçe, ateşin yiyeceği, yakıp kavuracağı bir kurban getirmedikçe hiçbir rasule, elçiye inanmamızın doğru olmadığını emretti” dediler. De ki: “Benden önce size nice elçiler, açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler idiyseler niçin onları öldürdüler?”[*]

______________________
[*] YAHUDİLİK ~ Musa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.

HRİSTİYANLIK ~ İsa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.

SÜNNİLİK-ŞİİLİK ~ Muhammed as.’ın arkasından gidenlerin inancı değil, İslam adına sonraları oluşturulan bir inançtır. Allah’a ve Rasûlüne rağmen oluşturulmuş ve gerçekte onların DİNİ / YAŞAM BİÇİMİ olmuştur.

ALİ İMRAN 183’ÜN TARİHTEN GÜNÜMÜZE MESAJI?!

Bu ayette, Yahudilerden bir grubun, Allah’ın elçilerine iman etmemek için ileri sürdükleri özel bir gerekçe dile getirilmektedir.

Onlar, “Ancak ateşin yakıp yok ettiği bir kurban getiren elçiye inanırız” diyerek, iman etmeyi keyfî bir şarta bağlamışlardır.

Tarihsel olarak bu söz, İsrailoğulları içinde görülen şu tavra işaret eder:

Allah’ın gönderdiği peygamberleri;
– Getirdikleri mesajla değil,
– İstedikleri mucize türüyle test etmeye kalkmaları,
– Şart koşarak inkâr etmeleri,
– İşlerine gelmeyen peygamberleri yalanlamaları hatta öldürmeleri.

Ayet, “Madem böyle bir şart istiyordunuz, sizden önce bu şartı yerine getiren peygamberler geldi; peki onları neden öldürdünüz?” diyerek bu çelişkiyi ortaya koymaktadır.

Tarihsel anlamda ayetin verdiği mesaj şudur:
~ Bu söz, samimi bir iman talebi değil; inkârı meşrulaştırmak için uydurulmuş bir bahanedir.
~ Asıl problem, mucizenin olup olmaması değil; kalplerin gerçeği kabul etmek istememesidir.

Yani ayet, İsrailoğulları içindeki bazı grupların:
– Peygamberlere karşı tutarsızlığını,
– Seçmeci iman anlayışını,
– Tarih boyunca süregelen peygamber karşıtlığını eleştiren tarihsel bir hatırlatma yapmaktadır.

Ayetin Bugüne Bakan Mesajı

Ayet, geçmişteki bir topluluğun peygamberlere karşı geliştirdiği şartlı iman anlayışını anlatırken, aslında bütün çağlara hitap eden bir tavrı sorgular.

Bu tavır şudur: Gerçeği kabul etmemek için sürekli yeni şartlar ileri sürmek.

Bugün de insanlar:
– “Şu olursa inanırım.”
– “Bana özel bir mucize gösterilirse kabul ederim.”
– “Bu kadar zor bir şart yerine gelirse haklıdır.” gibi ifadelerle gerçeği ertelemekte veya reddetmektedir.

Bu tutumun temelinde:
– Hakikati aramak değil,
– İnanmamak için gerekçe üretmek,
– Kendi arzularını ölçü kabul etmek yatmaktadır.

Ayetin eleştirdiği şey, delil eksikliği değil; samimiyet eksikliğidir. Çünkü geçmişte istedikleri türden mucize gelmiş, fakat yine de kabul etmemişlerdir.

Bugüne bakan mesaj şu şekilde özetlenebilir:
~ Hakikat, kişinin koyduğu keyfî şartlara bağlı değildir.
~ İnsan, inanmak istemediğinde mucize de görse reddeder; inanmak istediğinde ise delili anlamaya yönelir.

Bu ayet bize şunu öğretir:
– İmanı pazarlık konusu yapma.
– Gerçeği, kendi çıkarına göre ölçme.
– Hakikati, sürekli ertelenen şartlara bağlama.

Çünkü sorun çoğu zaman “kanıt yokluğu” değil, kalbin yönünü belirleme iradesidir.