Allah o Rasul’ü onlardan henüz kendilerine katılmayan başkalarına da göndermiştir. O mutlak güç sahibidir, doğru hüküm, karar verendir.
_________________
Bu ifade, Kur’an bütünlüğü içinde değerlendirildiğinde vahyin ve peygamberlik görevinin yalnızca belirli bir topluluğa, zamana veya mekâna sıkışmış bir olgu olmadığını anlatır. Allah’ın gönderdiği elçi, ilk muhatap olduğu toplumla sınırlı bir görev taşımamaktadır; onun getirdiği mesaj daha sonra gelecek, henüz o topluma katılmamış veya aynı çağda yaşamamış bütün insanlara da yöneliktir.
İlk muhataplar vahyin indiği toplumdur. Onlar Kur’an mesajını doğrudan duyan, onunla yüz yüze gelen ve bu mesajın ilk taşıyıcıları olan kimselerdir. Ancak ayetin vurguladığı nokta şudur: Allah’ın gönderdiği Rasul yalnızca o dönemde yaşayanlara değil, daha sonra gelecek insanlara da gönderilmiştir. Böylece risaletin kapsamı tarihsel bir dönemin sınırlarını aşar ve evrensel bir çağrı hâline gelir. Kur’an’ın korunarak nesilden nesile aktarılması ve insanlara ulaştırılması da bu evrensel gönderilişin bir sonucudur.
Burada dikkat çekilen diğer husus, Allah’ın “mutlak güç sahibi” ve “doğru hüküm veren” oluşudur. Yani Allah’ın bir elçiyi yalnızca belli bir zamana değil, gelecek kuşaklara da hitap edecek şekilde göndermesi tesadüf değil; bilinçli, hikmetli ve kudret sahibi bir iradenin sonucudur. Allah, insanlığı doğru yola çağıran mesajın sadece ilk muhataplarla sınırlı kalmayacağını bilerek bu düzeni kurmuştur.
Bu nedenle ayet, Kur’an’ın mesajının evrenselliğini ve sürekliliğini ortaya koyar. İlk muhataplar vahyi doğrudan alan toplumdur; fakat henüz o topluluğa katılmamış olanlar da bu çağrının içindedir. Böylece risalet zinciri insanlık boyunca etkisini sürdüren bir rehberlik olarak devam eder.