Ve onlar, Süleyman’ın hükümranlığı ile ilgili; şeytanların okudukları[1] / uydurdukları yalanların ardına düştüler. Süleyman, kâfir olmamıştı ama sihir[2] yapmayı / fenni oyunlarla aldatmayı insanlara öğreten o şeytanlar[3] kâfir olmuşlardı[4]. Bir de vaktiyle Bâbil’de o iki (şehzâdenin) melikin, Hârût ile Mârût’un[5] başına gelenlerin[6] arkasına düştüler. Hâlbuki onlar “Biz büyük bir belaya düşürüldük[7], sakın bunu göz ardı etme!” demeden kimseye bir şey öğretmezlerdi. Ama bunlar[8], o ikisinden, kişi ile eşinin arasını ayıracak şeyler (entrikalar) öğrenirlerdi. Oysa Allah’ın onayı olmadan onlarla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Bunlar, işlerine yaramayan, sadece zararı olan şeyleri öğreniyorlar. İyi biliyorlar ki (Allah’ın kitabını verip) bunları alanların ahirette ellerine bir şey geçmez. Kendilerini, karşılığında sattıkları o şey (sihir / büyü / komplolar) ne kötüdür! Ne olurdu bilselerdi!..
______________________
Bu ayette geçen konular aşağıda 8 madde ile dipnotlaştırılmıştır. Melekeyn kelimesini melekler olarak meallendirenler de olmuştur. Biz melikler olarak aldık. Aşağıdaki 9 maddelik dipnot ile birlikte düşünmekte fayda var, diye düşünüyorum.
[1] Bağlantı kurup okuma diye meal verdiğimiz tilavet, “birden çok şeyin, aralarına kendi cinslerinden olmayan bir şey karışmayacak şekilde peş peşe sıralanması” anlamındadır (Müfredât).
[2] Sihir, bir şeyi olduğundan farklı gösterme, aldatma, oyalama ve hiledir (Lisânü’l-Arab). Kur’an, sihrin tam bir oyun ve aldatma olduğunu açıkça bildirir (A’râf 7/103-120, Yûnus 10/81).
[3] Kötü niyetli insanlar.
[4] Elimizdeki Tevrat çevirilerine göre Süleyman aleyhisselam, hayatının son dönemlerinde putperestliğe bulaşmış ve kafir olmuştur. İlgili bölüm şöyledir: “Ve Yeroboama dedi: Kendine on parça al, çünkü İsrail’in Allah’ı Rab şöyle diyor: İşte, ben Süleyman’ın elinden krallığı çekip alacağım ve on sıptı sana vereceğim… çünkü beni bıraktılar ve Saydalıların ilahesi Astartiye, Moab ilahı Kemoşa ve Ammonoğullarının ilahı Milkom’a tapındılar…” (1 Krallar 11.31-33). Bu iftiraların sebebi, Süleyman’dan sonra tahta geçen oğlu Rehavam’ın elinden krallığı almaktı (1 Krallar 11. 43). Yahudi yorumcular bu pasajlarda Süleyman’ın putperestliğinden bahsedilmediğini, Süleyman’ın asla kafir olmadığını, bu bölümlerle ilgili özellikle erken dönem Yunanca çevirilerde kasıtlı bazı çarpıtmalar olduğunu savunurlar. (Talmud, Sabbath 56b). Bu çarpıtmalar, özellikle Tevrat’ın Yunanca çevirisini esas alan Hristiyanların, Kitab-ı Mukaddes’i diğer dillere tercüme hareketiyle iyice yayılmıştır. Bakara Sûresi 102. ayet de Tevrat’taki bu pasajlarla ilgili şeytanların bazı tahrifler yaptığına dikkat çekmiştir.
[5] Elimizdeki mushaflarda Hârût ile Mârût’u anlatan kelime melekeyn= iki melek şeklinde okunur. Allah, “Melekleri sadece gerçek bir iş için indiririz.” (Hicr 15/8) dediğinden onlar sihir öğretemezler. Çünkü sihir gerçek dışı yani batıldır (Araf 7/119, Yunus 10/81). Bu kelimeyi, Abdullah b. Abbas, İbn-i Ebzâ, Dahhâk ve Hasan Basrî, “el-melikeyn = iki melik” şeklinde okumuşlardır (Kurtûbî). Yönetimde olana melik dendiği gibi yönetime gelme gücü olana da melik denir (Müfredât). Ayetin bağlamına ve Kuran bütünlüğüne göre Hârût ile Mârût, çeşitli oyunlarla iktidardan uzaklaştırılan şehzadelerdir. Onlar, kendilerine oynanan oyunları, kötüye kullanılmaması şartıyla insanlara anlatmışlardır.
[6] Bu ayette, “başına gelen” anlamı verdiğimiz inzal (إنزال) “bir şeyin indirilmesi ve meydana getirilmesi”dir (Mekâyîs). İnsanın başına gelen sıkıntıya nâzile denir (Lisân’ül-Arab), (Ankebût 29/34).
[7] Fitne, bir madenin gerçek durumunu anlamak için potada onu eritmek üzere ateşe sokmaktır (Lisân’ul-Arab’). Kur’an’da bu kelime imtihan (A’râf 7/155), aldatma (A’râf 7/27), cehennem azabı (Zariyât 51/10-14) ve savaş (Bakara 2/217) anlamlarında kullanılmıştır. Burada şehzadeler, kötü duruma düşürüldüklerini anlattıkları için kelimeye “büyük bir bela” anlamı verilmiştir.
[8] Amaçları ibret almak değil, taktik öğrenmek ve o taktiği kötüye kullanmaktı.