Ben onları göklerin, yeryüzünün ve kendilerinin yaratılmasına da şahit tutmadım. Ben, saptırıcıları destekçi olarak tutmuş değilim!
Kehf
Kehf 52
O gün Allah der ki: “Bana ortak zannettiğiniz ortaklarımı çağırın.” Onları çağırdılar fakat kendilerine cevap veremediler. Biz onların aralarına bir uçurum koyduk.
Kehf 53
Suçlular ateşi görmüşler, artık onun içine gireceklerini anlamışlardır. Fakat kaçıp kurtulacakları bir yer bulamamışlardır.
Kehf 54
İŞTE BUNUN GİBİ, Biz bu Kur’an’da insanlar için, her örnekten çeşitli açıklamalar yaptık. İnsan ise tartışmaya çok düşkündür.
Kehf 55
İnsanları, kendilerine hidayet / yol gösterici Kitap/Kur’an geldiği zaman, inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan şey; öncekilere uygulanan sünnetin / uygulamanın kendilerine de uygulanması veya azabın açıkça karşılarına gelmesini istemeleridir (zira kitapta anlatılanlara inanmıyorlar).
Kehf 56
Biz, elçileri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olmaktan başka bir maksatla göndermedik! İnkâr eden kimseler ise, gerçeği yalanla etkisiz kılmak için mücadele ediyorlar. Onlar Benim ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri alay konusu yaptılar.
Kehf 57
Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldığı halde; onlardan yüz çeviren ve ellerinin öne sürdüğünü unutandan daha zalim kim olabilir? Onlar, kalplerini (duygusal zekalarını) onu kavramak için işletmiyorlar ve kulakları ile de işitmek istemiyorlar. Dolayısıyla sen onları doğru yola çağırsan bile, bu halde doğru yola asla gelmiyorlar.
Kehf 58
(Bununla birlikte) rahmet sahibi, çok bağışlayan Rabbin; onları kazandıkları şeylerle hemen cezalandıracak olsaydı, elbette azabı onlar için çabuklaştırırdı. Fakat onlar için vadedilen bir zaman vardır. Artık O’ndan kaçıp sığınacak bir yer bulamayacaklardır.
Kehf 59
İşte şu kentler! Zulmeden önceki toplumları imha ettik; Biz onları imha etmeden önce bir süre vermiştik.
Kehf 60
HANİ Musa genç yardımcısına demişti ki: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar durmayacağım veya uzun bir zaman yürüyeceğim.”
Kehf 61
İki denizin birleştikleri yere ulaştıkları zaman, balıklarını unuttular; o, sıyrılıp akarak denizde yolunu tutmuştu.
Kehf 62
Orayı geçip gittiklerinde genç yardımcısına dedi ki: “Kuşluk/sabah yiyeceğimizi bize getir. Andolsun bu yolculuğumuzda epeyce yorgunluk çektik.”
Kehf 63
(Genç adam): “Gördün mü?” dedi. “Kayaya sığındığımız zaman doğrusu ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. Acayip bir şekilde denizin içinde yolunu tutup gitti.”
Kehf 64
(Musa): “Aradığımız şey işte buydu!” dedi. Kendi izlerini takip ederek derhal geri döndüler.
Kehf 65
ORADA kullarımızdan bir kul[1] buldular; kendisine katımızdan bir rahmet ve tarafımızdan ona bir ilim öğretmiştik / emir vermiştik.
______________________
[1] Pek çok Meal Sahibi bu ayette geçen Allah’ın ‘kul’ diye nitelediği kişiye Hızır olarak manâ vermişlerdir. Bu sebeple de insanlarda yerleşmiş bir ‘hızır’ anlayışı vardır. Kur’an ve Ayetleri bir bütün olarak düşünülemediği için bu ayette geçen ‘kul’ için uydurulmuştur. Allah, o kişiyi görüldüğü gibi ‘kul’ olarak nitelemektedir. Yoksa ‘hızır’ derdi. Katından özel Rasûlü (Elçisi) Meleği olabilir. Kur’an’da hızır diye biri yoktur. Bugün insanlar ‘yetiş ya hızır’ diye dua ederek, hızır diye kendi uydurdukları ‘her ne ise’ onu Allah’a ortak koşmaktadırlar, bilerek ya da bilmeden?! Bu inanç şirktir, terkedilmelidir. Ve ayrıca; halkın inancında: Hızır, halâ; bereket veren, yardım eden, yani; tasarruf hakkı olan biri gibi de görülür. Bu da şirktir! Çünkü Allah, sıfatlarını hiç kimseyle paylaşmaz. Ve kimseye de tasarruf hakkı/yetkisi vermemiştir. Sonraki dönemlerde ve kıyâmete kadar da asla ve asla böyle bir varlığın hiçbir etkisi/tasarrufu olamaz. Çünkü Allah dışında her canlı/her varlık ölümü tadıcıdır.
Kehf 66
Musa dedi ki: “Sana öğretilenden, doğruya ileten bilgiyi bana da öğretmen için, sana tabi olabilir/seni izleyebilir miyim?”
Kehf 67
(O kul) dedi ki: ”Doğrusu, sen benimle beraber bulunmaya sabredemezsin / dayanamazsın!
Kehf 68
Nasıl dayanabilirsin / sabredebilirsin ki; iç yüzünü bilmediğin ve onunla (bizzat kendi ilminle yakinen anlayamadığın) kavrayamadığın bir şeye?”
Kehf 69
(Musa): “İnşallah beni sabırlı / dayanıklı / tahammüllü bulacaksın. Ben hiçbir işte de sana karşı gelmem” dedi.
Kehf 70
(O kul) dedi ki: “Eğer bana uyarsan, yaptığım hiçbir şey hakkında bana soru sorma! Ta ki, ben onu sana söyleyip anlatıncaya kadar.”
Kehf 71
BUNUN ÜZERİNE yürüyüp gittiler. Nihayet gemiye bindikleri zaman gemiyi delerek yaraladı. (Musa): “Yolcularını boğmak için mi gemiyi deldin? Gerçekten sen şaşırtıcı bir iş yaptın” dedi.
Kehf 72
(O kul) dedi ki: “Ben sana, ‘benimle bulunmaya sabredemezsin / katlanamazsın / dayanamazsın’ demedim mi?”
Kehf 73
(Musa) dedi ki: “Unuttuğum şeyden ötürü beni sorguya çekip kınama, bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma.”
Kehf 74
YİNE yürüdüler. Nihayet bir gence rastladıklarında; o (kul, yani insan suretindeki melek Allah’ın emri gereğince) hemen onu öldürdü. (Musa): “Temiz bir canı katlettin ha?! Bir nefse / cana karşılık olmaksızın! Doğrusu sen çirkin bir iş yaptın” dedi.
Kehf 75
(O kul) dedi ki: “Ben sana ‘benimle bulunmaya sabredemezsin / dayanamazsın / katlanamazsın’ demedim mi?”
Kehf 76
(Musa) dedi ki: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık bana arkadaş olma! Artık tarafımdan sana bir özür ulaşmıştır.”
Kehf 77
YİNE yola koyuldular. Nihayet bir kasaba halkına vardıkları zaman, halkından yemek istediler. Kasaba halkı onları konuk olarak ağırlamaktan kaçındılar. Orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler. (O kul) hemen o duvarı doğrulttu / tamir etti, sağlamlaştırdı. (Musa): “Eğer isteseydin buna karşılık bir ücret alırdın” dedi.
Kehf 78
(O kul) dedi ki: ”İşte bu benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Sana sabredip de dayanamadığın olayların gerçek yorumunu / iç yüzünü haber vereceğim.
Kehf 79
O GEMİ var ya; o, denizde çalışan yoksulların idi. Ben onu kusurlu yaptım, çünkü ötelerinde her sağlam gemiye zorbalıkla el koyan diktatör / zorba bir kral vardı.
Kehf 80
Gence gelince onun anası ve babası Mü’min insanlardı. Bunun onlara azgınlık ve küfür nedeni olması sözkonusu idi.
Kehf 81
Böylece Rableri onlara, onun yerine temizlik yönünden ondan daha hayırlısını ve daha merhametlisini versin.
Kehf 82
Duvara gelince: O, şehirde iki yetim çocuğun idi. Onun altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi birisi idi. Rabbin istedi ki, onlar güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar… Ben bunları kendiliğimden[1] yapmadım (Rabbin emirleriydi). İşte sabredip de kendisine dayanamadığın şeylerin / olayların yorumu / iç yüzü bu-dur!”
______________________
[1] Öldürülen genç; anne-babasına merhametsiz davranan, gaddar, o zamanki hukuka göre aynı zamanda ölüm cezasını gerektiren suçları da işlemiş birisi olduğu anlaşılıyor. O ‘kul’ ise bazı Meal Sahiplerinin ‘hızır’ diye anlamlandırdıkları şahıstır?! Bize göre ise; “Yargı kararlarını” uygulayan biri, yani Allah katından seçilmiş Rasûl ya da insan sûretinde gönderilmiş bir Melek olabilir. (Bize Melek olduğu daha yakın geliyor; Allah en iyi ve en doğrusunu bilir).
Kehf 83
VE SANA Zülkarneyn’den soruyorlar. De ki: “Ondan size bir hatıra okuyacağım.”
Kehf 84
Doğrusu Biz onu yeryüzünde sağlam yerleştirmiş / geniş imkânlar vermiş ve ona her şeyden bir sebep vermiştik / herşeye kolayca ulaşmanın yolunu göstermiştik.
Kehf 85
DERKEN o da bir sebebi / o yollardan birini izledi gitti.
Kehf 86
Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca, onu kara balçıklı bir kaynakta batar halde gördü. Ve onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: “Ey Zülkarneyn! Ya onları cezalandırır/azap edersin ya da haklarında iyilikle davranırsın.”
Kehf 87
Dedi ki: “Kim zulmederse / zalimlik ederse kendisini cezalandıracağız / azap edeceğiz. Sonra Rabbine döndürülecektir. O da ona görülmemiş bir azapla azap edecektir.
Kehf 88
Ancak inanan ve salih amel / insana ve hayata katkı sağlayarak yararlı bir iş yapana gelince onun için en iyi mükâfat vardır. Ve ona emrimizi yerine getirmeyi kolaylaştırırız.”
Kehf 89
SONRA yine bir yol tuttu.
Kehf 90
Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu bir kavmin üzerine doğar halde buldu. Onlara güneşten koruyan bir siper yapmamıştık.
Kehf 91
İşte böyle! Biz onunla ilgili olan her bilgiyi kuşatmıştık.
Kehf 92
SONRA yine bir yol tuttu.
Kehf 93
Nihayet iki set arasına ulaşınca; iki setin yanında neredeyse hiç söz anlamayan / dinlemeyen bir halk buldu.
Kehf 94
“Ey Zülkarneyn!” dediler. ”Yecüc ve Mecüc bu yerde gerçekten bozgunculuk yapıyorlar. Onlarla bizim aramızda bir set yapman için sana vergi / ücret / bir bedel verelim / ödeyelim mi?”
Kehf 95
Dedi ki: “Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkânlar, daha hayırlıdır. Siz bana güç ile/işçilik ile yardım edin, sizinle onlar arasına sağlam bir set yapayım.
Kehf 96
Bana demir kütleleri getirin.” Nihayet iki dağın arasını aynı seviyeye getirince; “Körükleyin” dedi. Nihayet o demir kütlelerini kor ateş haline sokunca, dedi ki: “Bana erimiş bakır getirin de onun üzerine dökeyim.”
Kehf 97
Böylelikle onu aşmayı başaramadılar, delmeye (de) güç yetiremediler.
Kehf 98
Dedi ki: “(Yaptıklarım Rabbimden öğrendiğim bir bilgi iledir, benden değil) bu Rabbimden bir rahmettir / ikrâmdır. Rabbimin sözü / tehdidi geldiği zaman onu yerle bir eder. Rabbimin sözü / tehdidi gerçektir.
Kehf 99
BİZ O GÜN bazılarını bırakmışızdır, dalga dalga/izdiham halinde birbirlerine giriverirler. Sûr’a da üflenmiştir. Artık onların tümünü biraraya toplamışızdır.
Kehf 100
O gün cehennemi kâfirler için açıkça göstermişizdir.