Ben onları göklerin, yeryüzünün ve kendilerinin yaratılmasına da şahit tutmadım. Ben, saptırıcıları destekçi olarak tutmuş değilim!
Kehf
Kehf 55
İnsanları, kendilerine hidayet / yol gösterici Kitap/Kur’an geldiği zaman, inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan şey; öncekilere uygulanan sünnetin / uygulamanın kendilerine de uygulanması veya azabın açıkça karşılarına gelmesini istemeleridir (zira kitapta anlatılanlara inanmıyorlar).
Kehf 57
Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldığı halde; onlardan yüz çeviren ve ellerinin öne sürdüğünü unutandan daha zalim kim olabilir? Onlar, kalplerini (duygusal zekalarını) onu kavramak için işletmiyorlar ve kulakları ile de işitmek istemiyorlar. Dolayısıyla sen onları doğru yola çağırsan bile, bu halde doğru yola asla gelmiyorlar.
Kehf 58
(Bununla birlikte) rahmet sahibi, çok bağışlayan Rabbin; onları kazandıkları şeylerle hemen cezalandıracak olsaydı, elbette azabı onlar için çabuklaştırırdı. Fakat onlar için vadedilen bir zaman vardır. Artık O’ndan kaçıp sığınacak bir yer bulamayacaklardır.
Kehf 65
ORADA kullarımızdan bir kul[1] buldular; kendisine katımızdan bir rahmet ve tarafımızdan ona bir ilim öğretmiştik / emir vermiştik.
______________________
[1] Pek çok Meal Sahibi bu ayette geçen Allah’ın ‘kul’ diye nitelediği kişiye Hızır olarak manâ vermişlerdir. Bu sebeple de insanlarda yerleşmiş bir ‘hızır’ anlayışı vardır. Kur’an ve Ayetleri bir bütün olarak düşünülemediği için bu ayette geçen ‘kul’ için uydurulmuştur. Allah, o kişiyi görüldüğü gibi ‘kul’ olarak nitelemektedir. Yoksa ‘hızır’ derdi. Katından özel Rasûlü (Elçisi) Meleği olabilir. Kur’an’da hızır diye biri yoktur. Bugün insanlar ‘yetiş ya hızır’ diye dua ederek, hızır diye kendi uydurdukları ‘her ne ise’ onu Allah’a ortak koşmaktadırlar, bilerek ya da bilmeden?! Bu inanç şirktir, terkedilmelidir. Ve ayrıca; halkın inancında: Hızır, halâ; bereket veren, yardım eden, yani; tasarruf hakkı olan biri gibi de görülür. Bu da şirktir! Çünkü Allah, sıfatlarını hiç kimseyle paylaşmaz. Ve kimseye de tasarruf hakkı/yetkisi vermemiştir. Sonraki dönemlerde ve kıyâmete kadar da asla ve asla böyle bir varlığın hiçbir etkisi/tasarrufu olamaz. Çünkü Allah dışında her canlı/her varlık ölümü tadıcıdır.
Kehf 74
YİNE yürüdüler. Nihayet bir gence rastladıklarında; o (kul, yani insan suretindeki melek Allah’ın emri gereğince) hemen onu öldürdü. (Musa): “Temiz bir canı katlettin ha?! Bir nefse / cana karşılık olmaksızın! Doğrusu sen çirkin bir iş yaptın” dedi.
Kehf 77
YİNE yola koyuldular. Nihayet bir kasaba halkına vardıkları zaman, halkından yemek istediler. Kasaba halkı onları konuk olarak ağırlamaktan kaçındılar. Orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler. (O kul) hemen o duvarı doğrulttu / tamir etti, sağlamlaştırdı. (Musa): “Eğer isteseydin buna karşılık bir ücret alırdın” dedi.
Kehf 82
Duvara gelince: O, şehirde iki yetim çocuğun idi. Onun altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi birisi idi. Rabbin istedi ki, onlar güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar… Ben bunları kendiliğimden[1] yapmadım (Rabbin emirleriydi). İşte sabredip de kendisine dayanamadığın şeylerin / olayların yorumu / iç yüzü bu-dur!”
______________________
[1] Öldürülen genç; anne-babasına merhametsiz davranan, gaddar, o zamanki hukuka göre aynı zamanda ölüm cezasını gerektiren suçları da işlemiş birisi olduğu anlaşılıyor. O ‘kul’ ise bazı Meal Sahiplerinin ‘hızır’ diye anlamlandırdıkları şahıstır?! Bize göre ise; “Yargı kararlarını” uygulayan biri, yani Allah katından seçilmiş Rasûl ya da insan sûretinde gönderilmiş bir Melek olabilir. (Bize Melek olduğu daha yakın geliyor; Allah en iyi ve en doğrusunu bilir).
Kehf 99
BİZ O GÜN bazılarını bırakmışızdır, dalga dalga/izdiham halinde birbirlerine giriverirler. Sûr’a da üflenmiştir. Artık onların tümünü biraraya toplamışızdır.
Kehf 100
O gün cehennemi kâfirler için açıkça göstermişizdir.