Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla
(Herkese İyilik Eden ve İyilere Lütfu Geniş olan Allah’ın Adıyla)

Lokman 2

BUNLAR, Hikmet (problem çözme bilimi) ile donanmış, kitabın ayetleridir.

Lokman 3

İyi davrananlar için rehber ve rahmet olmak üzere!

Lokman 4

Onlar ki; namazı[*] gereği gibi kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar.

______________________
[*] Salatı ikâme etmek/Namaz ibadetini eda etmek KUR’AN’DA VAR MI, diyerek acaba inandığını söyleyenler kimi köşeye sıkıştırmaya çalışmaktadırlar?!

Dinde tek ŞARİ/HÜKÜM KOYUCU Allah’tır!

Allah Kitabında Namaz ile ilgili detayları açıklamamış, Nebisine mi bırakmış?!

Bu tartışmalara mahâl vermeyecek şekilde Kur’an’da Salat Kavramı, Namaz İbadeti ta ilk Nebi Hz. Adem as.’dan İbrahim as.’a kadar uygulanagelmiş bir ibadet tarzıdır.

Muhammed as. Nebi/Rasûl olarak seçildiğinde de ayetler ile sabittir: «Sonra da sana vahyettik: “Allah’ı birleyerek/hanif olarak İbrahim’in milletine/dinine uy! O, ortak koşanlardan değildi/olmadı!”» (Nahl: 123)

Muhammed Nebi as. cahiliyye toplumunda da asla şirk koşanlardan olmadı. O; Atası İbrahim gibi haniflerdendi. İçinde yaşadığı toplumun içinde de hanif olup Salatı ikâme eden/Namaz ibadetini yerine getiren HANİF/DİNDAR insanlar vardı.

Hatta müşriklerden bazıları da Salatı ikame/Namazı eda ediyorlardı. Ancak Allah; onlar kendisine şirk koşarak inandıkları için ibadetlerini: “Onların kâbe’deki salatları/namazları el çırpmak ve ıslık çalmaktan ibarettir diyerek değersizleştiriyordu. Yani izzeti dergâhında kabul etmediğinin işaretiydi bu anlatımı.

Sonuç itibariyle: Allah, ta Adem’den Muhammed as.’a kadar uygulanagelen SALAT/NAMAZ EMRİNİ ne diye detaylıca anlatsındı?!

Ayrıca Kâbe, Allah’ın emriyle İbrahim as. tarafından yeniden ortaya çıkarılıp inşa edilmişti. Muhammed as. zamanında da bütün dünyadan Müslümanlar Hac ve Umre için geliyorlardı. Orada Nebi Muhammed as.’ı ve Arkadaşlarının SALATINI/NAMAZINI eda edişlerini bizzat uygulamalı olarak görüp geldikleri bölgelere fiili olarak gösterip öğretiyorlardı.

Lütfen bu konuyu bir tefekkür edin, düşünün olur mu?!

Lokman 5

İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzerindedirler. Ve onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridirler.

Lokman 6

İNSANLARDAN öyle kimseler var ki; bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak/alıkoymak ve onu eğlence edinmek için uydurma hadislere[*]/boş ve lüzûmsuz lâflara uyup onları benimserler/satın alırlar! İşte onlara aşağılayıcı bir azap vardır.

______________________
[*]  Hadis:  اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَد۪يثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِيَۗ ~ “Allah Kitabını/Kur’an’ını hadisin/sözün en güzeliyle ikişerli (bir sistemle yani olumlusu olumsuzuyla çok anlamlı) örnekler vererek indirdi” diye de muhteşem bir ifâde vardır. Bu vb. ayetler ile şu anlaşılmamalı; bugün Allah Rasûlü Muhammed as.’a atfedilen rivayetlere biliyorsunuz Hadis ve Hadis Külliyatı deniliyor. Allah, yüzyıllar sonra ortaya çıkacak Muhammed as.’a ait olduğu söylenilen HADİSLERE gönderme yapıyor gibi algı yapanları ve bu algı çalışmalarını ayrı tutuyorum, Yüce Allah’ın böyle bir gönderme yaptığını/yapacağını düşünmüyorum. Allah’ın sözünden başka, haberinden başka olarak okumakta fayda var; Kur’an’ın Furkan gibi, Zikir gibi isimlerinden olan Hadis ismini?! Aşağıdaki notlarımın bu minvâl üzere değerlendirilmesini rica ederim.

Kur’an’da; Kur’an’ın çok farklı isimleri vardır; şimdi bunları sırasıyla ele alalım.

Kur’an’ı en güzel tanımlayan, ne demek olduğunu anlatan, özelliklerini belirten de şüphesiz bizzat kendisidir.

Kur’ân-ı Kerîm’de, “Kur’ân, Furkān, Kitâb, Zikr, Hadîs, Ahsenu’l-hadîs, Nûr, Rûh” isimleriyle  geçmektedir.

“Mushaf, Hûdâ, Hakîm, Tenzil, Kelâmullah, Vahy” gibi çeşitli isimler ve sıfatlarla kullanılagelmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de “Kitâb” ismi, Kur’an’ı tarif ederken onlarca defa anılmıştır. “Toplanan, yazılan, bir araya getirilen” anlamında “Kitâb” ismiyle “toplanan, okunan, bir araya getirilen” anlamına gelen “Kur’an” isminin sıkça yer alması onun hem okunan hem yazılan bir ilahi bildiri olduğuna işaret etmektedir.

O Allah’ın sözü olduğunda hiç şüphe bulunmayan, Allah’ın emirlerine uygun yaşamak ve aykırı davranmaktan sakınmak isteyenlere doğru yolu gösteren ve öğreten bir “Kitap”tır. Her türlü kişisel ve toplumsal karanlıklardan aydınlığa; eşsiz galip ve övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkmak üzere; her şey için bir açıklama, bir doğru yol rehberi, bir rahmet ve Müslümanlara bir müjde olarak indirilmiş bir “Kitap”tır.

Elif, Lâm, Râ. (BU), AYETLERİ sağlamlaştırılmış bir kitaptır! Sonra da hakîm olan ve her şeyin iç yüzünü bilen (Allah) tarafından açıklanmıştır.” (Hûd 1)

“Anılan, hatırlanan, öğüt” anlamına gelen “Zikr” kelimesi Kur’an-ı Kerim’in yüce isimlerindendir.  Allah “ŞÜPHESİZ (bu) Zikr’i (Kur’an’ı Levh-i Mahfuzdaki Orijinalinden/Ana Kitap’tan); Biz indirdik/veri olarak aktardık ve elbette onun koruyucusu da Biziz!” (Hicr 9) buyurmaktadır.

“Hakkı batıldan, doğruyu eğriden, iyiyi kötüden ayıran” anlamında “Furkân” kelimesi de Kur’an’ın yüce isimlerindendir.

Allah’ın sözü için söz anlamında “Hadîs” ismi de bir ayette yer almış, Hadîs’in alemlerin Rabbinden indirildiği vurgulanmıştır.

Kur’an-ı Kerim’in yüce isimlerinden “sözün en güzeli” anlamına gelen “ahsenu’l-hadîs” de yer alır. Allah, sözün en güzelini  uyum ve ahenkte, müjde ve tehdit, rahmet ve azap, cennet ve cehennem gibi karşılıklı ifadeli bir kitap olarak indirmiştir.

“Rablerinden korkan kişiler (onu ve anlamını okuyorlarken onun etkisinde kalır) ondan derileri ürperir!” (Zümer 23)

“Aydınlık ve aydınlatan” anlamına gelen ‘‘Nûr’’ kelimesi; “hak ve doğru yol”, “iman”, “öğüt”, “anlayış” anlamlarında pek çok ayeti kerimede yer alır. Ayrıca “nur kaynağı” veya “nurlandıran, her şeyi aydınlatan” anlamında kimi ayeti kerimede Allah’ı, Rasûlünü yahut İslam’ı tanımlamak üzere kullanılmıştır. “Nûr”, aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’in yüce isimlerinden biridir. Yaptıklarımızdan hakkıyla haberi olan Allah’a, Resûlü’ne ve indirdiği o Nûr’a yani Kur’an’a inanmak kurtuluş reçetesidir.

“Geniş ve ferahlık verici olan” anlamına gelen “Rûh” kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’de yirmi bir yerde geçer. “Canlıların hayatını sağlayan, Cebrâil (AS) (rûhu’l-kuds, er-rûhu’l-emîn), büyük bir melek, rahmet, emir, yarattığı kulunun ruhunu bedenine yüklemekle meydana gelen, hayat” anlamlarında da kullanılmıştır. “Rûh” kelimesi “kalplere can veren” anlamında Kur’an-ı Kerim’i tanımlayan yüce isimler arasında yer alır. Allah’ın emrinden olarak kalplere can veren bir rûh, Kur’an indirilmiştir.

Kur’an Allah sözüdür, kelâmdır; doğru yola eriştiren Hadi ve Hüdâ’dır. Hem doğru yol yani es-sırâtü’l-müstakīmdir hem rahmet ve şifadır. Yücedir; alîdir, değerlidir, azîzdir. Sözleri hikmettir, hakîmdir, mübarektir. Allah katından indirilmiş, tenzîldir, vahydir. Arapçadır, Arabîdir. Müjdeleyendir, beşîrdir hem büşrâdır, hem uyarıcıdır nezirdir, hem açıklayıcıdır, beyandır. Zengin anlamlarıyla ve sadece okunuşuyla bile; okuyan, uygulayan, inanan herkesin gönlüne devadır.­

Lokman 7

Ona ayetlerimiz okunduğu zaman büyüklenerek yüz çevirdi. Sanki onları işitmemiş gibi, sanki kulaklarının içinde ağırlıklar varmış gibi! Onu, acıklı bir azap ile müjdele!

Lokman 8

Şüphesiz iman edenlere ve faydalı bir işi en iyi şekilde yapanlara nimet cennetleri vardır.

Lokman 9

Orada devamlı kalırlar. Allah’ın sözü gerçektir. O; üstün ve güçlüdür, doğru hüküm/karar verendir.

Lokman 10

O; gökleri görebildiğiniz bir direk olmaksızın yarattı. Sizi sarsmasın diye, yeryüzüne ağırlıklar yerleştirdi. Ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten su indirdik de orada her güzel çiftten bitirdik.

Lokman 11

İşte bu, Allah’ın yaratışıdır! Haydi, Bana gösterin, O’ndan başkaları ne yarattı? Hayır, aksine zalimler, apaçık bir sapkınlık içindedirler.

Lokman 12

ANT OLSUN, Biz Lokman’a hikmet/bilgelik verdik. “Allah’a şükret!” diyerek. Kim şükrederse ancak kendisi içindir. Kim de inkâr/nankörlük ederse; Şüphesiz ki Allah; zengindir, her türlü övgüye lâyıktır.

Lokman 13

Hani Lokman, oğluna öğüt vererek demişti: “Ey yavrucuğum! Allah’a ortak/şirk koşma! Şüphesiz ki ortak koşmak en büyük zulümdür!”

Lokman 14

Biz insana; ana-babasına ‘iyilikle davransın’ diye bir görev verdik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla taşımıştı. Onun sütten kesilmesi de iki yılda olmuştur: “Bana (şükret) ve ana-babana da teşekkür et, dönüşünüz Bana/huzuruma/katımadır.”

Lokman 15

Eğer o ikisi; hakkında bilgin olmayan birtakım şeyleri, Bana ortak koşmaya zorlarlarsa, bu konuda onlara boyun eğme/itaat etme ve (bu durumda bile) onlara bu dünyada sahip çık/iyi bak. Ve Bana yönelen (nimet sahibi) kimselerin yoluna uy! Sonra dönüşünüz Banadır/Benim katımadır; yapmış olduğunuz şeyleri size haber veririm.

Lokman 16

“Ey yavrucuğum! Yaptığın şey, bir hardal çekirdeği ağırlığınca da olsa, bir kayanın içinde veya göklerde ya da yerin içinde bulunsa da Allah onu getirir. Şüphesiz Allah gizli ve ince şeyleri bilen/latif; herşeyden haberdar olan/habir’dir!”

Lokman 17

“Ey yavrucuğum! (Gönderilmiş kitaptan) ayetleri[n manâsını] düşünerek namaz[*] kıl; iyiyi emret, kötüden sakındır! Başına gelen şeylere sabret/dayan/yenmeye çalış. Şüphesiz bunlar azmi gerektiren işlerdendir!

______________________
[*] Salatı ikâme etmek/Namaz ibadetini eda etmek KUR’AN’DA VAR MI, diyerek acaba inandığını söyleyenler kimi köşeye sıkıştırmaya çalışmaktadırlar?!

Dinde tek ŞARİ/HÜKÜM KOYUCU Allah’tır!

Allah Kitabında Namaz ile ilgili detayları açıklamamış, Nebisine mi bırakmış?!

Bu tartışmalara mahâl vermeyecek şekilde Kur’an’da Salat Kavramı, Namaz İbadeti ta ilk Nebi Hz. Adem as.’dan İbrahim as.’a kadar uygulanagelmiş bir ibadet tarzıdır.

Muhammed as. Nebi/Rasûl olarak seçildiğinde de ayetler ile sabittir: «Sonra da sana vahyettik: “Allah’ı birleyerek/hanif olarak İbrahim’in milletine/dinine uy! O, ortak koşanlardan değildi/olmadı!”» (Nahl: 123)

Muhammed Nebi as. cahiliyye toplumunda da asla şirk koşanlardan olmadı. O; Atası İbrahim gibi haniflerdendi. İçinde yaşadığı toplumun içinde de hanif olup Salatı ikâme eden/Namaz ibadetini yerine getiren HANİF/DİNDAR insanlar vardı.

Hatta müşriklerden bazıları da Salatı ikame/Namazı eda ediyorlardı. Ancak Allah; onlar kendisine şirk koşarak inandıkları için ibadetlerini: “Onların kâbe’deki salatları/namazları el çırpmak ve ıslık çalmaktan ibarettir diyerek değersizleştiriyordu. Yani izzeti dergâhında kabul etmediğinin işaretiydi bu anlatımı.

Sonuç itibariyle: Allah, ta Adem’den Muhammed as.’a kadar uygulanagelen SALAT/NAMAZ EMRİNİ ne diye detaylıca anlatsındı?!

Ayrıca Kâbe, Allah’ın emriyle İbrahim as. tarafından yeniden ortaya çıkarılıp inşa edilmişti. Muhammed as. zamanında da bütün dünyadan Müslümanlar Hac ve Umre için geliyorlardı. Orada Nebi Muhammed as.’ı ve Arkadaşlarının SALATINI/NAMAZINI eda edişlerini bizzat uygulamalı olarak görüp geldikleri bölgelere fiili olarak gösterip öğretiyorlardı.

Lütfen bu konuyu bir tefekkür edin, düşünün olur mu?!

Lokman 18

İnsanlara yanağını bükme. Yeryüzünde çalım satarak/böbürlenerek yürüme; Allah böbürlenip kendini beğenen hiç kimseyi sevmez!

Lokman 19

Yürüyüşünde doğal ol, sesini alçaltıp sakinleştir/bağırıp çağırarak konuşma! Çünkü, seslerin en çirkini eşeklerin sesidir!”

Lokman 20

GÖRMEDİNİZ Mİ? Allah göklerde ve yerde bulunanları size boyun eğdirmiştir. Zahir/görünen/açık ve batın/görünmeyen/gizli nimetlerini size bol bol vermiştir. Yine de insanlar içinde bir bilgiye dayanmaksızın, kılavuzu olmadan ve aydınlatıcı bir kitabı bulunmadan, Allah hakkında tartışan/mücadele eden kimseler vardır!

Lokman 21

Onlara; “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilince, “Hayır!” dediler. “Biz ancak, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeylere uyarız.” Şeytan onları, alevli azaba çağırıyor olsa da mı?!

Lokman 22

HER KİM yüzünü Allah’a teslim ederse/çevirirse, güzel düşünerek/güzel davranarak; işte o, (sistem olarak) en sağlam kulpa/sisteme sarılmıştır. İşlerin sonucu Allah’a döner.

Lokman 23

Kim de gerçeği bildiği halde üzerini örterse, artık onun inkârı/küfrü seni üzmesin! Onların dönüşü Bizim huzurumuzadır. O zaman, yaptıkları şeyleri onlara haber vereceğiz. Şüphesiz Allah göğüslerin özünü bilendir.

Lokman 24

Onları az bir süre geçindiririz, sonra da kaba bir azaba sürükleriz.

Lokman 25

ŞAYET ONLARA: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, elbette “Allah!” derler. De ki: “Övgü Allah içindir.” Fakat, onların birçoğu bilmiyor.

Lokman 26

Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır! Şüphesiz Allah; zengindir, en güzel övgülere lâyık olandır.

Lokman 27

Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsaydı, denizler de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, yine de Allah’ın kelimeleri tükenmez! Gerçekten Allah; Azizdir, Hakimdir.

Lokman 28

Sizin yaratılışınız ve yeniden diriltilmeniz, yalnızca tek bir kişininki gibidir! Şüphesiz Allah; işitendir, görendir.

Lokman 29

Görmedin mi? Allah geceyi gündüze ve gündüzü de geceye bağlayıp katıyor. Güneş’i ve Ay’ı boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir süreye kadar (dönerek) akıp gidiyor! Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Lokman 30

Bu böyledir; çünkü O Allah hakkın/gerçeğin ta kendisidir. O’ndan başka taptıkları ise elbette yalandır/batıldır! Şüphesiz Allah; çok yücedir, çok büyüktür!

Lokman 31

Allah’ın nimetiyle (su ve rüzgar ile) akıp giden gemileri görmedin mi? Ayetlerden bazısını size göstermek için!.. Bunda pek sabırlı, çok şükreden herkes için ibretler vardır.

Lokman 32

Kara bulutlar gibi dalgalar onları sardığı zaman, dini O’na has kılarak Allah’a yakarırlar; onları kurtarıp karaya çıkardığında ise içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Zaten Bizim ayetlerimizle ancak; gaddar ve nankör olanlar mücadele eder.

Lokman 33

EY İNSANLAR! Rabbinizden sakının! Babanın çocuğunun yükünü yüklenemeyeceği, çocuğun da babasının yükünü yüklenemeyeceği o günden korkun! Şüphesiz, Allah’ın sözü gerçektir. Öyleyse dünya hayatında aldanmayın ve sakın çok aldatıcı (şeytan) sizi Allah’ın affına güvendirmesin!

Lokman 34

Şüphesiz, kıyamet saatinin ilmi O’nun katındadır. O, yağmuru indirir ve rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse yarın başına ne geleceğini bilmez. Hiç kimse arzın/yeryüzünün neresinde öleceğini de bilmez. Şüphesiz Allah bilendir, haberdar olandır!