Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla
(Herkese İyilik Eden ve İyilere Lütfu Geniş olan Allah’ın Adıyla)

Müzzemmil 1

EY BU VAHYE muhatap olup onu yüklenen, Nübüvvetle ağır bir sorumluluk altına giren Nebi/Muhammed! (VE EY SEN; inanarak Kur’an ile tebliğ ve uyarma gibi ağır görev üstlenen mümin kişi!)[1]

______________________
[1] Müzzemmil Suresi 1. Ayetten Allah, Muhammed as.’ı Vahiy ile Muhatap alıp Nebi olarak seçtiğini anlıyoruz. Nebilik bir Ünvandır! Nübüvvet ile Müzzemmil 1’de, Risâlet ile de Müddessir 1 ‘de görevlendirildiğini açıkça görmekteyiz. Rasûllük te Allah tarafından Görevli Memur (Elçi) olarak anlaşılmalıdır. Bu Ayette hitap özelde Vahyin/Kur’an’ın ilk muhatabı Nebi (Vahyi yüklenen ve Nübüvveti üstlenen) olmakla birlikte bütün inanan insanları birer tebliğci/uyaran olarak kapsayıcı/kuşatıcı bir özelliğe sahiptir. O gün nasıl ki; Nebi, böyle bir şey ile ilk kez karşılaşması hasebiyle işin farkına varamamıştı. Bu sebeple: Ne ile karşı karşıya olduğunu kavrayamayan, henüz meselenin özüne vakıf olamayan, bilincinde olamayan olarak ta izah edilebilir. Bugün Kur’an ve Mealleriyle yeni tanışan herkes için geçerlidir bu hitap?! Sadece bu hitap değil, Kur’an’ın tüm ayetlerini insan, Allah kendisine hitabediyor gibi algılayıp öyle yaklaşmalı ayetlere ve öyle okumalı ki; ancak gereği gibi faydalanarak hayatına alıp uygulayabilsin.

Müzzemmil 2

Geceleyin kalk/gecenin büyük bir kısmında ayakta/uyanık dur;

Müzzemmil 4

ya da onun üzerine biraz ilâve et (zamanı kendine göre ayarla) ve Kur’an’ı[*] tertil[**] üzere (Kur’an’ın bütününde yolculuk yaparak ve diğer ilgili/ilintili ayetlerle bağlantı kurup içine sindire sindire) oku.

______________________
[*] Bu Kitabı eline alıp okuyan kardeşimiz, bu ayette Allah, Arap isen kendi ana dilinde, Acem yani yabancı ve Arapça bilmiyorsan anlamak için kendi ana diline çevrilmiş meallerinden Kur’an’ı; ağır ağır/üzerinde düşüne düşüne, içine sindire sindire anlamaya çalışarak (tabiat ayetleri [bilim dalları] ile bağlantı kurarak çelişkiye yer vermeden) oku önerisinde bulunmaktadır. Bugün biz böyle anlıyoruz (en doğrusunu Allah bilir).

[**] Ağır ağır/üzerinde düşüne düşüne anlamaya çalışarak ve tabiat/kâinat ayetleri -bilim dalları- ile bağlantı kurarak çelişkiye yer vermeden Tertil üzere oku. Tertil aynı zamanda: Sureleri ve Ayetleri sıraya koyarak okumak anlamına da gelir.

Müzzemmil 5

GERÇEK ŞU Kİ; Biz seni ağır bir sorumlulukla görevli kılacağız/tutacağız.

Müzzemmil 6

Şüphesiz gece (kalkışı Kur’an’ı okuma/anlama bakımından), tesirce şiddetli (anlayışça daha uygundur) ve özümleme (kavrayış) bakımından daha etkilidir.

Müzzemmil 7

Çünkü senin için, gündüz vaktinde uzunca bir meşguliyet/uğraşı vardır.

Müzzemmil 8

Rabbinin ismini an/hatırla/bahset ve (din adına edindiğin bütün muktesebatı/bilgileri şimdi bir tarafa bırakarak) tüm yeteneklerinle ona (Kur’an’a) yönel/odaklan!

Müzzemmil 9

(O) doğunun ve batının Rabbidir (Sahibidir). O’ndan başka İlâh[2] (ibadet edilecek) yoktur. Öyleyse, yalnızca O’nu vekil edin[3].

______________________
[2] İlâh: Kâinattaki her şeye izin veren veya vermeyen; ölmeyen ve uyumayan, yorulmayan sonsuz güç.

[3] Vekil edinmek: Gücümüzün yetmediği işlerde Yüce Allah’a; işimizi havale etmek, sığınmak, istemek, güvenmek, bizden istediği şeyleri yerine getirmek.

Müzzemmil 10

ONLARIN söylediklerine (karşı) sabret/dayan/direnç göster, onlardan güzellikle ayrıl.

Müzzemmil 11

Nimet sahibi, bolluk içinde yüzen o yalanlayıcıları Bana bırak, onlara biraz mühlet ver.

Müzzemmil 12

Bizim yanımızda bukağılar/boyunduruklar/kelepçeler ve yakıcı ateş vardır.

Müzzemmil 13

Gırtlağı tıkayan bir yemek ve can yakan/pek acıklı bir azap vardır.

Müzemmil 14

O gün; yeryüzü ve dağlar şiddetle sarsılır, dağlar savrulmuş kum yığınları[na dönüşür] gibi olur.

Müzzemmil 15

DOĞRUSU Biz size, üzerinize/yaptıklarınıza şahit olan bir elçi gönderdik, Firavun’a gönderdiğimiz bir elçi gibi!

Müzzemmil 16

Firavun elçiye isyan etti; Biz de onu, pek şiddetli bir tutuşla yakalayıp mahvettik.

Müzzemmil 17

Eğer inkâr ederseniz nasıl korunacaksınız; çocukları yaşlılara[4] çeviren o günden?

______________________
[4] Bu ifade korkunç olaylarla ilgili olarak kullanılan bir deyimdir: “Çocukların saçlarının beyazlaştığı gün”. “Çocukların saçlarını ağartan gün” olarak ta tercüme edilebilir.

Müzzemmil 18

O günün şiddetinden gökyüzü çatlamıştır. Ve O’nun sözü yerine getirilmiştir.

Müzzemmil 19

Şüphesiz bu (Kur’an, Rabbinden gelen); bir öğüttür (dileyip isteyen; okur, üzerinde düşünür ve öğüt alır). Artık (bu öğüdü okuduktan sonra) dileyen kimse; Rabbinin rızasına giden bir yol tutar.

Müzzemmil 20

HİÇ KUŞKUSUZ Rabbin; senin gecenin üçte ikisinden biraz azında, yarısında, üçte birinde, ayakta/uyanık dur[up Namaz kıldığını ve Kur’an oku]duğunu biliyor. Ve seninle birlikte olan bir topluluğun da (böyle yaptığını biliyor). Gece ve gündüzün ölçüsünü koyan Allah’tır. (Zamanlamayı iyi) hesap edemeyeceğinizi bildiğinden, tövbenizi (zamana uyamayacağınızı hoş görerek) kabul etti. Bundan böyle; sizin için tamamı kolaylaştırılmış olan Kur’an’ı; kolayınıza geldiği gibi (okuyabildiğiniz kadar, dilediğiniz yerden, bölümler hâlinde) okuyabilirsiniz! Allah bilir ki; içinizden hastalananlar olacak, bir kısmınız; Allah’ın fazlından aramak için yeryüzünde dolaşacak[5] ve bir kısmınız da saldırganlara karşı sizi savunmak için, Allah’ın belirttiği savaş hukukuna uygun olarak; kıtal[6] edecekler/savaşacaklar. Öyleyse sizin için tamamı kolaylaştırılmış olan Kur’an’ı, kolayınıza geldiği gibi (okuyabildiğiniz kadar, dilediğiniz yerden, bölümler hâlinde) okuyabilirsiniz! Salâtı ikâme ediniz/Namazı[*] (sürekli ve vakitlice farz kılınan bu ibadeti) vaktinde edâ ediniz/kılarak yerine getiriniz, Zekât vererek/ederek pislikten arınınız! Bütün insanlık için verirseniz, Allah karşılığını size ahirette verecek. Allah katında verdiğinizi daha hayırlı ve karşılık olarak ta daha fazlasını bulursunuz. Allah’tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz ki Allah; çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

______________________
[5] Yeryüzünün çeşitli ülkelerine ticari maksatlı iş gezileri düzenleyecek.

[6] Kıtal; hem kişinin bireysel olarak kendisini kötülüklerden koruması, hem de savunma amaçlı olmak şartıyla saldırgana karşı çıkmasıdır.

[*] Salatı ikâme etmek/Namaz ibadetini yerine getirmek KUR’AN’DA VAR MI, diyerek acaba inandığını söyleyenler kimi köşeye sıkıştırmaya çalışmaktadırlar?!

Dinde tek ŞARİ/HÜKÜM KOYUCU Allah’tır!

Allah Kitabında Namaz ile ilgili detayları açıklamamış, Nebisine mi bırakmış?!

Bu tartışmalara mahâl vermeyecek şekilde Kur’an’da Salat Kavramı, Namaz İbadeti ta ilk Nebi Hz. Adem as.’dan İbrahim as.’a kadar uygulanagelmiş bir ibadet tarzıdır.

Muhammed as. Nebi/Rasûl olarak seçildiğinde de ayetler ile sabittir: «Sonra da sana vahyettik: “Allah’ı birleyerek/hanif olarak İbrahim’in milletine/dinine uy! O, ortak koşanlardan değildi/olmadı!”» (Nahl: 123)

Muhammed Nebi as. cahiliyye toplumunda da asla şirk koşanlardan olmadı. O; Atası İbrahim gibi haniflerdendi. İçinde yaşadığı toplumun içinde de hanif olup Salatı ikâme eden/Namaz ibadetini yerine getiren HANİF/DİNDAR insanlar vardı.

Hatta müşriklerden bazıları da Salatı ikame/Namazı eda ediyorlardı. Ancak Allah; onlar kendisine şirk koşarak inandıkları için ibadetlerini: “Onların kâbe’deki salatları/namazları el çırpmak ve ıslık çalmaktan ibarettir diyerek değersizleştiriyordu. Yani izzeti dergâhında kabul etmediğinin işaretiydi bu anlatımı.

Sonuç itibariyle: Allah, ta Adem’den Muhammed as.’a kadar uygulanagelen SALAT/NAMAZ EMRİNİ ne diye detaylıca anlatsındı?!

Ayrıca Kâbe, Allah’ın emriyle İbrahim as. tarafından yeniden ortaya çıkarılıp inşa edilmişti. Muhammed as. zamanında da bütün dünyadan Müslümanlar Hac ve Umre için geliyorlardı. Orada Nebi Muhammed as.’ı ve Arkadaşlarının SALATINI/NAMAZINI eda edişlerini bizzat uygulamalı olarak görüp geldikleri bölgelere fiili olarak gösterip öğretiyorlardı.

Lütfen bu konuyu bir tefekkür edin, düşünün olur mu?!