Kur'an'ın Keşif Atlası

Tevbe 51

De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için izin verdiği şeyler gelir. O bizim yardımcımızdır. Öyleyse müminler, yalnız Allah’a güvensinler.”

Tevbe 52

De ki: “Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere), ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.”

Tevbe 53

Yine de ki: “İster gönüllü, ister gönülsüz olarak verin, sizden asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz fasık bir topluluksunuz.”

Tevbe 54

Verdiklerinin kabul edilmeyişine, yalnızca Allah’ı ve Rasûlünü inkâr etmeleri, namaza / dine[*] davete ancak üşene üşene / istemeye istemeye gelmeleri ve ancak gönülsüzce vermek istemeleri engel olmuştur.

_____________________
[*] Salât aynı zamanda DİN anlamına da gelir. Yani dinin gereklerini yerine getirmeye üşene üşene gelirler anlamını da içerir bu ayet.

Hud 87. Ayet ile bu ayet bağlantılı düşünülmeli ve okunmalıdır.

“Ey Şuayb!” dediler. “Senin salâtın / dinin mi sana emrediyor; atalarımızın ibadet ettiği şeyleri terketmemizi veya mallarımız üzerinde dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi! Oysa sen; yumuşak huylu, çok akıllı biriydin”.

______________________
[*] Salât kavramı Kur’an’da farklı anlamlarda gelmektedir; ayetin geçti yere göre değişkenlik arzeder. İşte burada da öyle, burada DİN olarak görmekteyiz. Bazı yerlerde de kuşların salâtı / ibadeti olarak geçer. Allah’ın fıtratlarına koyduğu ibadet şekillerinden olan yasası da diyebiliriz.

Tevbe 55

Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin! Allah bunlarla, ancak dünya hayatında yaptıklarının karşılığını verir ve canları kâfir olarak çıkıncaya kadar oyalanıp dururlar.

Tevbe 56

Kesinlikle sizden olduklarına dâir Allah’a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkak bir topluluktur.

Tevbe 57

Eğer sığınacak bir yer veya (gizlenecek) mağaralar yahut girilecek bir delik bulsalardı, hemen koşarak oraya yönelirlerdi.

Tevbe 58

İçlerinden sosyal yardımlar konusunda, sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse hemen kızarlar.

Tevbe 59

Eğer onlar, Allah ve Rasûlünün kendilerine verdiğine razı olup; “Bize Allah yeter. Lütuf ve ihsanıyla Allah ve Rasûlü ileride bize yine verir. Biz yalnız, Allah’a rağbet eder(onun ihsanını ister)iz” deselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu.

Tevbe 60

SADAKALAR (sosyal yardımlar) Allah’tan zorunlu / bir farz olarak ancak fakirler / işsizler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla, (özgürlüğüne kavuşturulacak) köle[esir]ler, borçlular, Allah izin verdiği şekilde, saldırganlara karşı cihat edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah bilen ve doğru hüküm / isâbetli karar verendir.

Tevbe 61

YİNE onlardan Nebi’yi inciten ve: “O (her söyleneni dinleyen) bir kulaktır” diyen kimseler de vardır. De ki: “O (Rasûl) sizin için bir hayır kulağıdır ki; Allah’a inanır, müminlere itimat eder, içinizden inanan kimseler için bir rahmettir (bir iyiliktir). Allah’ın Rasûlünü incitenler için ise çok acıklı bir azap vardır.”[*]

______________________
[*] Başta geçen “Nebiyi incitmek” ifadesi ayetin sonunda “Rasulullah’ı incitmek” şekline dönmüştür. Çünkü Nebiyi incitme ile Resulü incitme arasında sonuca etki eden önemli bir fark vardır.

Kur’an’da Nebi ve Rasul kavramları birbirleriyle irtibatlı ama farklı anlamlarda kullanılır. Nebi, kendisine risâletle ilgili vahiy indirildiği için değeri yükseltilmiş kişidir.

Bu yönüyle Nebilik Ünvan’dır ve insanî özellikleri de kapsar. Rasul ise kendisine indirilen vahyi tebliğ etme görevini ve tebliğ edilen şeyi ifade eder. Kişi Nebilik ünvanını, verildiği andan ölümüne dek hayatının her anında taşır ama Rasûllük sadece tebliğ faaliyetini sürdürdüğü anlar için söz konusudur.

Bu sebepledir ki Kur’an’da Nebiye mutlak itaatten bahsedilmezken (Mümtehine 60/12) Rasule mutlak surette itaat istenir ve bunun Allah’a itaat anlamına geldiği bildirilir (Nisa 4/80).

Bunun uzantısı olarak bu ayette görüldüğü gibi Nebiyi incitenler kınanır yahut en fazla uyarılırken Rasulü incitenler acıklı bir azapla tehdit edilir. Çünkü nebiyi incitme insanî münasebetlere dair bir eksikliğin tezahürü iken, Rasulü incitme onun tebliğ ettiği şeyi, dolayısıyla Allah’ı hedef alan bir karşı koyuş anlamına gelir. Bu sebeple Muhammed sav.’in etrafındaki insanlar, onunla konuşur yahut tartışırken onun hangi sıfatla konuştuğuna dikkat etmeleri konusunda uyarılmışlardır (Hucurat 49/2).

Zira Nebiyle polemiğe girmek en fazla nezaketsizlik olarak değerlendirilebilecek iken (Ahzab 33/53) Rasul vasfıyla tebliğ ettiği şeye karşı çıkmak, kişiyi Allah’ın yolundan çıkaracaktır (Ahzab 33/57).

Burada geçen Sure ve Ayetleri ayrıca aşağıda Bağlantılı Ayetler kısmına linklerini de koyduk.

Tevbe 62

Sizi razı etmek için Allah’a yemin ederler. Eğer gerçekten mümin iseler (bilsinler ki), Allah ve Rasûlünü razı etmeleri daha önceliklidir.

Tevbe 63

Allah’a ve Rasûlüne karşı gelen kimseye içinde sonsuz kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir.

Tevbe 64

MÜNAFIKLAR kalplerinde olan şeyleri yüzlerine karşı açıkça haber verecek bir Sure’nin üzerlerine indirilmesinden / aktarılmasından / gönderilmesinden çekinirler. De ki: “Siz alay edin bakalım! Allah çekindiğiniz o şeyi ortaya çıkaracaktır.”

Tevbe 65

Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan; “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk” derler. De ki: “Allah ile, O’nun âyetleri ile ve Rasûl’ü ile mi eğleniyordunuz?”

Tevbe 66

Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir topluluğu affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir topluluğa azap edeceğiz.

Tevbe 67

MÜNAFIK erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular, Allah ta onlara kendilerini unutturdu[*] (ahiretlerini düşünemez oldular). Şüphesiz münafıklar fasıkların ta kendileridir.

____________________
[*] Bu vb. ayetler, Kur’an bütünlüğünde Allah gereği gibi tanınmadığı için yanlış anlamalar oluşabiliyor. Haşa Allah’a unutan bir varlık olarak bakılıyor. Öyle değil; Allah’ın o kulları unutması: Aslında Allah o insanlara KENDİLERİNİ unutturdu anlamında ele alınmalı. Yani AHİRET HAYATI İÇİN KARŞILAŞACAKLARI HESAP VERMEYİ unutturdu, hayvanlar gibi bir yaşam sürüyorlar olarak değerlendirilmeli.

Tevbe 68

Allah; erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere, içinde sonsuz kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. O, onlara yeter. Allah onlara lânet etmiştir (rahmetinin dışına koymuştur). Onlar için sonsuz bir azap vardır.

Tevbe 69

(Ey münafıklar!) Siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz: Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi, siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi siz de daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.

Tevbe 70

Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim’in kavminin, Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Rasûlleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

Tevbe 71

MÜMİN ERKEKLER ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı gereği gibi kılar, zekatı (çalışıp üreterek) verirler. Allah’a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, doğru hüküm / isâbetli karar verendir.

Tevbe 72

Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, sonsuz kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler vadetti. Allah’ın rızası ise bunların hepsinden büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.

Tevbe 73

EY NEBİ! (Antlaşmalarına uymayan saldırgan / terörist) kâfirler / gerçeği gizleyenler ve münafıklarla cihat et (büyük bir mücadele ver) ve onlara karşı çetin ol / karşılarında dimdik dur. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası!

Tevbe 74

Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Halbuki (Rasûl ve Müminleri Medine’den süreceklerine dair) o sözü söylediler ve müslim / Allah’a teslm olduktan sonra inkâr ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye (Rasûl’ü öldürmeye) de yeltendiler. Sırf Allah ve Rasûlü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse Allah onları dünyada ve ahirette çok acıklı bir azaba uğratacaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

Tevbe 75

İçlerinden; “Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse mutlaka bol bol sadaka veririz (sosyal yardımlarda bulunuruz) ve mutlaka salihlerden / iyilerden oluruz” diye Allah’a söz verenler de vardır.

Tevbe 76

Fakat Allah lütuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gittiler.

Tevbe 77

Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için O’nun tarafından (hak etmeleri sebebiyle) kendisiyle karşılaşacakları güne kadar (sürecek) kalplerinde hissedecekleri bir strese / bunalıma / huzursuzluğa lâyık görüldüler.

Tevbe 78

Allah’ın, içlerinde gizlediklerini ve fısıltılarını bildiğini ve Allah’ın gaybleri çok iyi bilen olduğunu bilmediler mi?

Tevbe 79

SADAKALAR (sosyal yardımlar) hususunda, gönüllü bağışta bulunan müminlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip, onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları küçük düşürmüştür. Onlar için çok acıklı bir azap vardır.

Tevbe 80

Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (farketmez.) Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Rasûlünü inkâr etmiş olmaları sebebiyledir. Allah fâsık topluluğa mutluluk vermez.

Tevbe 81

ALLAH’ın Rasûlüne karşı gelerek geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah izin verdiği için, saldırganlara karşı; mallarıyla, canlarıyla cihat etmek hoşlarına gitmedi ve: “Bu sıcakta sefere çıkmayın” dediler. De ki: “Cehennemin ateşi daha sıcaktır.” Ne olurdu ilerisini düşünselerdi!

Tevbe 82

Artık kazandıklarının karşılığı olarak az gülsünler, çok ağlasınlar!..

Tevbe 83

Eğer; Allah seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: “Siz benimle birlikte artık çıkmayacaksınız ve benimle birlikte hiçbir saldırganla asla savaşmayacaksınız. Çünkü siz, baştan yerinizde oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalan[kadın, çocuk ve yaşlı]larla birlikte oturun.”

Tevbe 84

Onlardan ölen (o kâfirlerin / münafıkların cenazelerinde) hiçbirine salât etme / dua etme ve kabrinin başında da durma! Çünkü onlar Allah’ı ve Rasûlünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.

Tevbe 85

Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin! Allah bunlarla ancak, dünyada kendilerine yaptıklarının karşılığını verir ve canları kâfir olarak çıkıncaya kadar oyalanıp dururlar.

Tevbe 86

“ALLAH’a iman edin ve Rasûlü ile birlikte cihat edin” diye bir Sûre indirildiğinde, onlardan servet sahibi olanlar senden izin istediler ve: “Bizi bırak da oturup kalanlarla birlikte olalım” dediler.

Tevbe 87

Onlar geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular ve böylece kalpleri huzursuz olanlardan oldular. Onlar ilerisini düşünmüyorlar!

Tevbe 88

Fakat Rasûl ve beraberindeki müminler, mallarıyla, canlarıyla saldırganlara karşı cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Tevbe 89

Allah onlara, içinde sonsuz kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.

Tevbe 90

BEDEVİLERDEN mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Rasûlüne yalan söyleyenler ise oturup kaldılar. Onlardan kâfir olanlara çok acıklı bir azap isabet edecektir.

Tevbe 91

Allah’a ve Rasûlüne karşı sadık / bağlı ve samimi oldukları takdirde, güçsüzlere, hastalara ve (seferde) harcayacakları bir şey bulamayanlara (sefere katılmadıkları için) bir günah yoktur. İyilikte bulunan kimselerin (kınanması) için de bir sebep yoktur. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Tevbe 92

Kendilerini (bir bineğe) bindirip (cepheye) sevk edesin diye, sana geldikleri zaman, senin; “Sizi bindirebileceğim bir şey / binek bulamıyorum” dediğin; bu uğurda, aracayacakları bir şey bulamadıklarından dolayı, üzüntüden gözleri yaş döke döke geri dönen kimselere de, bir sorumluluk yoktur.

Tevbe 93

Sorumluluk ancak zengin oldukları hâlde senden izin isteyenleredir. Bunlar geri kalanlarla birlikte olmaya razı oldular. (Hak ettiklerinden dolayı) Allah tarafından kalplerine huzursuzluk / mutsuzluk lâyık görüldü! Artık başlarına ne gelecek bilmezler.

Tevbe 94

ONLARA döndüğünüzde size mazeret beyan edeceklerdir. De ki: “Mazeret beyan etmeyin size kesinlikle inanmayız. Çünkü Allah bize sizin durumunuzu bildirdi. Bundan böyle davranışlarınızı Allah görecek / şahit olacak, Rasûlü de şahit olacak / görecek (yaşadığı zaman diliminde görmüştür / sizlere şahit olmuştur, vefat edince yalnız Biz görüp şahit olacağız!) Sonra hepiniz gaybı da görülen âlemi de bilenin huzuruna döndürüleceksiniz. O size yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecek.”

Tevbe 95

Yanlarına döndüğünüz zaman, kendilerini rahat bırakmanız için Allah adıyla yemin edeceklerdir. Artık onların peşini bırakın. Çünkü onlar artık kirlenmiştir. Kazandıklarının karşılığı olarak varacakları yer de, cehennemdir.

Tevbe 96

Kendilerinden razı olasınız diye size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz.

Tevbe 97

BEDEVİLER, inkâr ve nifak bakımından daha ileri ve Allah’ın Rasûlüne indirdiği hükümlerin sınırlarını, tanımamaya daha yatkındırlar. Allah bilen ve doğru hüküm / isâbetli karar verendir.

Tevbe 98

Bedevîlerden öyleleri vardır ki, (Allah yolunda) harcayacakları şeyi bir zarar sayar ve (bundan kurtulmak için) size belâlar gelmesini beklerler. Kötü belâlar (düzelmezlerse) kendilerine gelir. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Tevbe 99

Bedevîlerden kimileri de vardır ki; Allah’a ve ahiret gününe inanır. Harcayacaklarını, Allah katında yakınlığa ve Rasûl’ün dualarını almağa vesile sayarlar. Bilesiniz ki bu, (Allah katında) onlar için yakınlıktır. Allah onları rahmetine dahil edecektir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Tevbe 100

İSLAM’ı ilk önce kabul eden Muhâcirler ve Ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır!

← Kategoriye Dön