Ey kavmim! Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?
Hud
Hud 52
Ey kavmim! Rabbinizden bağışlama dileyin, sonra O’na tövbe edin, üzerinize gökten bol bol yağmur/rahmet/bereket göndersin ve gücünüze güç katsın. Suçlular olarak yüz çevirmeyin.”
Hud 53
“Ey Hud!” dediler. “Bize açık bir delil/mucize getirmeden biz senin sözünle, ilâhlarımızı/tanrılarımızı terk edecek değiliz. Ve biz sana inananlar değiliz!
Hud 54
Ancak şöyle diyebiliriz: Tanrılarımızdan/ilâhlarımızdan birisi seni çok fena çarpmış!” Dedi ki: “Ben Allah’ı şahit tutuyorum, siz de şahit olun. Ben ortak koştuklarınızdan uzağım!
Hud 55
O (Allah)’tan başka (taptıklarınızdan uzağım ve gücünüz varsa) haydi hepiniz bana tuzak kurun! Sonra bana hiç göz açtırmayın.
Hud 56
Şüphesiz ben; benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvenip dayandım. Hiçbir canlı yoktur ki, Allah ona güç yetiremesin. Şüphesiz benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzeredir.[1]
_____________________
[1] O’nun Kur’an’da beyan ettiği hüküm ve yalnız kendisine ait olan tasarruf hakkı (örneğin şefaat gibi) tamamen doğru, adalete uygun olması, zulüm, hata ve yanlışlıktan uzak bulunması olarak anlayabiliriz, diye düşünüyorum.
Hud 57
Eğer yine de yüz çevirirseniz, kendisiyle gönderildiğim şeyi size ilettim. Rabbim, sizden başka bir halkı yerinize geçirir! O’na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, herşeyin üzerinde gözetleyicidir.”
Hud 58
EMRİMİZ gelince; Hud’u ve onunla beraber inanan kimseleri, Bizden bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık.
Hud 59
Ve işte Âd kavmi! Rablerinin ayetleri ile mücadele edip inkâra kalkıştılar da, O’nun elçilerine isyan ettiler. Her inatçı zorbanın emrine uydular.
Hud 60
Bu dünyada da, kıyamet gününde de lânete (mutsuzluğa) uğratıldılar. İyi bilin ki, Âd kavmi Rablerine nankörlük ettiler. Haberiniz olsun; Hud’un kavmi Âd kahrolup gitti!
Hud 61
VE SEMUD’A, kardeşleri Salih’i gönderdik; “Ey kavmim!” dedi. “Allah’a kulluk edin. Sizin için, O’ndan başka hiçbir İlâh yoktur. Sizi topraktan/yerden var etti/inşa etti ve sizi orada, (dünyayı/yeryüzünü) imar etmeye memur kılarak yaşatan da O’dur. O’ndan bağışlanma dileyin. Sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır (sizi görür, işitir, bilir); dualara cevap verendir.”
Hud 62
“Ey Salih!” dediler; “Sen aramızda bundan önce ümit beslenen bir kişi idin! Bizi atalarımızın ibadet ettikleri/peşlerinden gittiği şeylere ibadet etmekten/etraflarında toplanmaktan men mi ediyorsun? Kesinlikle biz, bizi çağırdığın şeyden şüphe duyuyoruz.”
Hud 63
“Ey kavmim!” dedi. “Görüşünüz ne, söyler misiniz? Eğer ben, Rabbimden bir delil üzerinde isem ve bana katından bir iyilik vermişse bu durumda, beni Allah’tan kim kurtarır, şayet O’na isyan edersem! Şu halde, bana hüsrandan başka bir katkınız olmaz!
Hud 64
Ey kavmim! Bu, Allah’ın devesidir! Size bir ayettir/sizin için bir açığa çıkar(ıl)madır; onu bırakın, Allah’ın arzında yesin, ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa, sizi yakın bir azap yakalar.”
Hud 65
Onu kestiler. Dedi ki: “Üç gün daha yurdunuzda yaşayın. İşte bu, yalanlanmayacak bir sözdür.”
Hud 66
Nihayet emrimiz gelince; Salih’i ve onunla birlikte inanan kişileri, Bizden bir rahmetle, o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz O Rabbin; güçlüdür, üstündür.
Hud 67
Zulmeden kişileri korkunç bir çığlık/ses yakaladı da derhal yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar!
Hud 68
Sanki orada hiç yaşamamışlardı/şenlik kurup eğlenmemişlerdi! İyi bilin ki, Semud kavmi Rablerine nankörlük ettiler. İyi bilin ki, Semud defolup gitti!
Hud 69
ANT OLSUN, elçilerimiz İbrahim’e müjde ile geldiler. “Selâm!” dediler. (O da) ”selâm!” dedi. Çok zaman geçmeden kızartılmış bir buzağı getirdi.
Hud 70
Buzağıya ellerinin uzanmadığını görünce; onların hallerini beğenmedi ve onlardan dolayı içine bir korku düştü. “Korkma! Biz Lût’un kavmine gönderildik” dediler.
Hud 71
Karısı da ayakta idi. Bunun üzerine İbrahim gülümsedi. Biz de ona İshak’ı müjdeledik; İshak’ın ardından da (torunu) Yakub’u…
Hud 72
“Vay başıma gelenler!” dedi. “Ben bir kocakarı iken, doğuracak mıyım? Üstelik, bu kocam da yaşlı bir ihtiyardır. Bu, cidden acayip bir şey!”
Hud 73
(Melekler) dediler ki: “Allah’ın emrinden dolayı mı şaşırıyorsunuz? Allah’ın rahmeti ve bereketleri ey ev halkı sizin üzerinizedir. Şüphesiz O; övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur.”
Hud 74
İBRAHİM’den korku gidip de ona sevinç gelince; Lût kavmi hakkında bizimle mücadele etmeye başladı.
Hud 75
Doğrusu İbrahim; yumuşak huylu, içli, gönülden yönelen biriydi.
Hud 76
“Ey İbrahim” dediler. “Bundan vazgeç! Çünkü, Rabbinin emri gelmiştir. Gerçekten onlara, geri çevrilmez bir azap gelmiştir!”
Hud 77
VE ELÇİLERİMİZ Lût’a gelince, onlar yüzünden endişelendi ve yüreği daraldı. Dedi ki: ”Ne üzüntülü bir gün!”
Hud 78
Kavmi koşarak ona geldiler. Onlar daha önce de kötü işler yapmakta idiler. “Ey kavmim!” dedi. “İşte şunlar kızlarım/ümmetimin (mümin) kadınları![1] Onlar sizin için (evlilik yoluyla meşru/yasal yoldan ilişki kurmanız) daha uygundur. Allah’tan korkup sakının. Konuklarımın önünde beni rezil etmeyin! İçinizde aklı başında bir adam yok mu?”
______________________
[1] Lût (as), ümmetinden olan kadınları işaret ederek, onlarla evlilik yoluyla temiz bir ilişkiyi önermekte, yoksa; sıkıntıya düştüğünden dolayı öz kızlarını teklif ettiği sanılmasın. Ümmetinden kadınları nikâhlamalarını istiyor. Hiçbir Nebi/Rasûl Allah’tan bir başkalarından korkmak, asla onlara yakışmaz. Lût (as) onları (halkını) böylece nasihat ederek/uyararak eğitiyor.
Hud 79
Dediler ki: “Senin kızlarında/ümmetinin kadınlarında bizim için bir hak[1] olmadığını bilirsin! Sen bizim ne istediğimizi çok iyi bilirsin!”
______________________
[1] Sapkın bir topluluk oldukları için helâl ve temiz yoldan evlilik ile gelişen bir ilişkiden yana olmadıklarının bir ifadesidir. (Bkz. Hud 78. ayet dipnotu). Zaten ulusça yok edilmelerinin, azaba uğratılmalarının sebebi de budur.
Hud 80
Lût dedi ki: “Ne olurdu, size karşı bir gücüm olsaydı veya sağlam bir kaleye sığınabilseydim!”
Hud 81
(Elçiler) ”Ey Lût!” dediler. “Biz senin Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Gecenin bir kısmında aileni/sana tabi olanları yürüt. Sizden hiç kimse geride kalmasın, (sana hainlik eden) hanımın hariç![*] Çünkü diğerlerine isabet eden azap ona da isabet edecektir. Onlara vadedilmiş zaman sabah vaktidir. Sabah yakın değil midir?”
______________________
[*] Ayetin metninde “hanımın hariç” diye istisna vardır. Onu Ailesinden/ehlinden (kendisine tabi olanlardan) saymamaktadır. Burada muhtemelen bir hainlik söz konusu olabilir, gerçekte Lût’a tabi olmamış. Aynen Nuh as.’da oğlunu ailesinden saymadığı gibi. Aileden maksat kendisine inananlardır, Nebi ve Elçiliğini kabul edenlerdir. Dolayısıyla biz Yüce Allah’ın Lut as.’ın hanımını da azaba dahil etmesinden böyle bir görüşe sahibiz. Allah daha iyi bilir.
Hud 82
Emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerlerine pişmiş çamurdan hazırlanmış üst üste istif edilmiş taşlar yağdırdık[1].
______________________
[1] A’raf 7/84, Hicr 15/74, Şuara 26/172-173, Neml 27/58, Saffat 37/116, Kamer 54/38-39. Bu taşlar, Tevrat’ın Yaratılış 19:24 bölümünde gökten yağdırılan kükürt ve ateş olarak tarif edilmiştir. Bu maddeler çoğunlukla bir yanardağ patlaması sonucunda ortaya çıkmaktadır.
Hud 83
Rabbinin katında işaretlenmiş taşları yağdırdık. Orası, yanlış yapan bu kimselerden (Mekke halkından) uzak değildir.
Hud 84
VE MEDYEN’E de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. “Ey kavmim!” dedi. “Allah’a kul olun. Sizin için O’ndan başka hiçbir İlâh yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın! Ben sizi bolluk içinde görüyorum ve ben sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.
Hud 85
Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı dengeli/adaletli tam yapın! İnsanlara eşyalarını eksik vermeyin. Bozgunculuk ederek yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.
Hud 86
Allah’ın bıraktığı helal şeyler, sizin için daha hayırlıdır, eğer inananlar iseniz! Ben sizin üzerinize gözetici değilim.”
Hud 87
“Ey Şuayb!” dediler. “Senin salâtın / dinin mi sana emrediyor; atalarımızın ibadet ettiği şeyleri terketmemizi veya mallarımız üzerinde dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi! Oysa sen; yumuşak huylu, çok akıllı biriydin”.
______________________
[*] Salât kavramı Kur’an’da farklı anlamlarda gelmektedir; ayetin geçti yere göre değişkenlik arzeder. İşte burada da öyle, burada DİN olarak görmekteyiz. Bazı yerlerde de kuşların salâtı / ibadeti olarak geçer. Allah’ın fıtratlarına koyduğu ibadet şekillerinden olan yasası da diyebiliriz.
Hud 88
“Ey kavmim!” dedi. “Bakın, söyler misiniz? Eğer ben, Rabbimden bir delil üzerinde isem ve bana katından güzel bir rızık vermişse!.. Ben size yasakladığım şeyleri yaparak, aykırı davranmak istemiyorum. Ben, sadece gücümün yettiği kadar düzeltmek istiyorum. Başarım Allah(‘ın gönderdiği vahy) iledir. O’na güvenip dayandım ve O’na yönelirim.
Hud 89
Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz, sakın sizi bir felakete uğratmasın; size de Nuh kavminin, Hud kavminin veyahut da Salih kavminin başlarına gelenlerin benzerini isabet ettirmesin! Üstelik Lût kavmi olayı da size pek uzak değildir!
Hud 90
Rabbinizden bağışlanma dileyin. Sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, çok esirgeyendir, çok sevendir.”
Hud 91
“Ey Şuayb!” dediler. “Dediğin şeylerin çoğunu anlamıyoruz! Doğrusu, biz seni içimizde zayıf birisi görüyoruz. Eğer yakınların/kabilen olmasaydı elbette seni taşa tutup öldürürdük. Zaten, bize karşı senin hiçbir üstünlüğün yoktur.”
Hud 92
“Ey kavmim!” dedi. “Aşiretim/yakınlarım size göre Allah’tan daha mı üstündür? Ki siz, O’nu (O’nun emirlerini) arkanıza atıp unuttunuz. Şüphesiz Rabbim, gerçekten yaptıklarınızı kuşatıcıdır.
Hud 93
Ey kavmim! Olduğunuz yerde yaptığınızı yapın, ben de yapıyorum. Yakında, kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve yalancının kim olduğunu bileceksiniz! Gözetleyin! Ben de sizinle beraber gözetlemekteyim.”
Hud 94
Emrimiz gelince; Şuayb’ı ve onunla birlikte inanan kişileri, Bizden bir rahmetle kurtardık. Zulmeden kimseleri korkunç ses yakaladı! Yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar!
Hud 95
Sanki, orada hiç şenlik kurup eğlenmemişlerdi! İyi bilin ki; Medyen defolup gitti! Semûd’un defolup gittiği gibi!..
Hud 96
ANT OLSUN, Musa’yı da ayetlerimizle ve apaçık bir delil ile gönderdik.
Hud 97
Firavun’a ve ileri gelen adamlarına… Ancak onlar, Firavun’un emrine uydular. Firavun’un emri ise doğruya götürücü değildi.
Hud 98
Kıyamet günü kavminin önünde gider… İşte onları ateşe götürdü. Varılan yer ne kötü bir yerdir!
Hud 99
Bu dünyada peşlerine bir lânet/mutsuzluk takılmıştır. Ve kıyamet gününde de… Verilen bu ceza, ne kötü bir cezadır.
Hud 100
İŞTE bu sana anlattıklarımız, o şehirlerin haberlerindendir. Onlardan kimi hâlâ ayaktadır, kimi de biçilmiş ekin gibi ortadan kaldırılmıştır!