İniş Sırası: 112 • Mushaf Sırası: 5 • Medeni Sure • 120 Ayet
Kur'an'ın Keşif Atlası

Maide 51

EY İNANANLAR! Yahudi mezhebi mensubuyum diyenler ve Hristiyan mezhebi mensubuyum diyenleri veliler, dostlar, kayırıcılar, yöneticiler edinmeyin, arkanızı onlara yaslamayın. Onlar birbirlerinin velileridirler, yöneticileridir, dostlarıdırlar. Sizden kim onları yönetici, veli edinir arkasını onlara dayarsa kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu hidayete, doğru yola iletmez.

______________________
YAHUDİLİK ~ Musa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.

HRİSTİYANLIK ~ İsa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.

SÜNNİLİK-ŞİİLİK ~ Muhammed as.’ın arkasından gidenlerin inancı değil, İslam adına sonraları oluşturulan bir inançtır. Allah’a ve Rasûlüne rağmen oluşturulmuş ve gerçekte onların DİNİ / YAŞAM BİÇİMİ olmuştur.

AYETİN AÇILIMI

EY İNANANLAR! Yahudi mezhebindenim diyenler ve Hristiyan mezhebi mensubuyum diyenleri veliler, dostlar, kayırıcılar, yöneticiler edinmeyin; arkanızı onlara yaslamayın. Onlar birbirlerinin velileridirler, yöneticileridir, dostlarıdırlar. Sizden kim onları yönetici, veli edinir ve arkasını onlara dayarsa kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu hidayete, doğru yola iletmez.

Bu ayet, inananların otorite ve bağlılık ilişkisini kime yöneltecekleri konusunda açık bir ilke ortaya koyar. Kur’an’ın bütünlüğünde burada kastedilen mesele, farklı inanç mensuplarıyla insani ilişki kurmak değildir. Asıl konu; yönetim, yönlendirme ve güven ilişkisini kimin belirleyeceğidir.

Ayette geçen “veli edinmek” ifadesi; sıradan dostluk, ticaret veya komşuluk anlamına gelmez. Kur’an’da insanlar arasında barış içinde yaşamak, alışveriş yapmak ve adaletli davranmak yasaklanmış değildir. Buradaki uyarı; bir topluluğun kendi değerlerini ve yönetim ölçülerini bırakıp başka bir inanç sisteminin otoritesine sığınması, yani toplumsal yönünü ve kararlarını başkalarının belirlemesine izin vermesidir.

“Onlar birbirlerinin velileridir” ifadesi ise tarih boyunca görülen doğal bir gerçeğe işaret eder: Yahudi mezhebindenim diyenler kendi aralarında, Hristiyan mezhebi mensubuyum diyenler de kendi aralarında bir dayanışma ve bağlılık oluştururlar. Her topluluk kendi kimliğini korumak için birbirini destekler. Kur’an bu gerçeği hatırlatarak inananların da kendi değerlerini ve yöneticilik ölçülerini başkalarına teslim etmemeleri gerektiğini bildirir.

Ayetin verdiği uyarı şudur: Bir toplum yönetimini, yönlendirilmesini ve temel bağlılığını başka bir inanç sisteminin otoritesine bırakırsa zamanla o sistemin parçası hâline gelir. Çünkü toplumun yönünü belirleyen şey; kimin hükmettiği ve kimin ölçülerinin esas alındığıdır.

Sonuç olarak ayetin mesajı düşmanlık üretmek değildir. Verilen uyarı; kimlik, yönetim ve değer bağımsızlığını koruma çağrısıdır. İnananlar başka inanç mensuplarıyla barış içinde yaşayabilirler. Ancak toplumsal yönlerini ve hüküm ölçülerini vahiy dışı otoritelere teslim etmek, Kur’an’ın uyardığı bir durumdur. Çünkü böyle bir teslimiyet zamanla toplumun kendi ölçülerini kaybetmesine yol açar.

Maide 52

İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların; “Başımıza bir felâketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını görüyorsun. Ama Allah yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.

Maide 53

(O zaman) iman edenler, derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair, var güçleriyle Allah’a yemin edenler şunlar mı?” Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler olmuşlardır.

Maide 54

EY İMAN EDENLER! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki); Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı (duruşları) güçlü ve onurludurlar. Allah’ın izin verdiği şekilde, saldırganlara karşı cihat ederler. (Bu yolda), hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfûdur. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

Maide 55

Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Rasûlüdür ve Allah’ın emirlerine (rükû’da) boyun eğerek namazı gereği gibi kılan, zekâtı veren müminlerdir.

Maide 56

Kim Allah’ı, O’nun Rasûlünü ve inananları dost edinirse bilsin ki, şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir.

Maide 57

EY İMAN EDENLER! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden, dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kâfirleri veli/yönetici edinmeyin. Eğer müminler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.

Maide 58

Siz namaza çağırdığınız zaman, onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu şüphesiz onların, ilerisini düşünmeyen bir ekip/grup/takım olmalarındandır.

Maide 59

De ki: “Ey kitap ehli! Sadece Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olanlara inandığımızdan ve çoğunuzun da fasıklar olmasından ötürü, bizden hoşlanmıyorsunuz.”

Maide 60

DE Kİ: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lânetlediği, kovduğu, rahmetinin dışında bıraktığı ve gazabına uğrattığı, aralarında yemek içmekten başka amacı olmayan maymunlar ve domuzlar gibi oldunuz dediği; tağut’a, şeytana tapan, onun vesvesesine ve onun din adamlarına uyan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”

,__________________

Bu ayet, vahyi bırakıp başka otoriteleri hayatın ölçüsü hâline getiren anlayışın nasıl bir sapmaya yol açtığını açıklayan güçlü bir uyarıdır. Kur’an’ın anlatımında mesele yalnızca bireysel inanç değil; kimin sözüne uyulduğu, kimin hükmünün esas alındığı meselesidir.

Ayetin başındaki soru dikkat çekicidir: Allah katında cezası daha ağır olan kimlerdir? Ardından Allah’ın rahmetinden uzaklaşmış bir topluluğun durumu anlatılır. Bu kişiler gerçeği bildikleri hâlde vahyin ölçüsünü terk etmiş ve yerine başka otoriteleri koymuş kimselerdir. Böylece insanın Rabbine yönelmesi gereken bağlılık ve kulluk, başka güçlere yönelmiştir.

Metinde geçen tağut ve şeytana tapmak ifadesi Kur’an bütünlüğünde yalnızca putlara ibadet etmek anlamına gelmez. Allah’ın hükmünün yerine başka hükümleri koyan düzenleri, ideolojileri veya otoriteleri benimsemek de bu kapsama girer. İnsan Allah’ın koyduğu ölçüyü bırakıp başka sistemleri mutlak doğru kabul ettiğinde Kur’an bunu şeytani yönlendirmeye uymak olarak değerlendirir.

Ayetin içinde özellikle dikkat çekilen noktalardan biri “onun din adamlarına uyanlar” ifadesidir. Bu ifade, vahyi bırakıp dini yorumlama yetkisini tamamen bazı kişilere teslim eden anlayışı anlatır. Kur’an’a göre hiçbir insan Allah’ın sözünün yerine geçecek bir otorite değildir. Din adına konuşan kimseler vahyin ölçüsüne bağlı kaldıkları sürece bir rehberlik yapabilirler; fakat kendi sözlerini vahyin önüne geçirir, insanları Allah’ın kitabından uzaklaştırır ve kendilerini tartışılmaz otorite hâline getirirlerse bu durum tağutî bir otoriteye dönüşür. Böyle bir durumda onlara körü körüne uyanlar da gerçekte Allah’ın ölçüsüne değil, insanların oluşturduğu bir otoriteye bağlanmış olurlar.

Ayet içinde geçen “maymunlar ve domuzlar gibi oldunuz” benzetmesi de bu durumu pekiştiren bir tasvirdir. Bu ifade fiziksel bir dönüşümü değil, ahlâkî ve zihinsel bir düşüşü anlatır. Maymun benzetmesi düşünmeden taklit etmeyi ve başkalarının peşinden bilinçsizce gitmeyi; domuz benzetmesi ise yalnızca yeme içme ve dünyevî arzuların peşinde koşmayı temsil eder. Yani vahyin rehberliğini terk eden insan, aklını ve sorumluluk bilincini kullanmayan bir varlık hâline gelebilir.

Sonuç olarak ayetin verdiği mesaj açıktır: Allah’ın hükmünü terk edip tağutî otoritelerin, şeytani yönlendirmelerin ve dini kendi çıkarları için yorumlayan din adamlarının peşinden giden bir toplum hem doğru yoldan sapar hem de insanlık onurunu zedeler. Kur’an bu nedenle insanı sürekli olarak vahyin rehberliğine dönmeye, aklını kullanmaya ve hiçbir insan otoritesini Allah’ın hükmünün önüne koymamaya çağırır.

Maide 61

(Yanınıza) küfürle girip, yine (yanınızdan) küfürle çıktıkları halde, size geldiklerinde: “İnandık” dediler. Allah onların saklamakta oldukları şeyi daha iyi bilir.

Maide 62

Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görüyorsun. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!

Maide 63

Onları din adamıyım diyenler ve bilginler; günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!

Maide 64

BİR DE (Kur’an’ın indiği zamandaki); “Yahudiyim” diyenler; “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar! Hayır, onun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, onlardan birçoğu; Rabbinden sana indirilen (Kur’an) ile karşılaşınca, azgınlıkta ve gerçekleri gizlemede ileri gittiler. Biz öyle kimselerin arasında kıyamete kadar düşmanlık ve kin olmasına izin verdik. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah bozguncuları sevmez.

______________________
YAHUDİLİK ~ Musa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.

HRİSTİYANLIK ~ İsa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.

SÜNNİLİK-ŞİİLİK ~ Muhammed as.’ın arkasından gidenlerin inancı değil, İslam adına sonraları oluşturulan bir inançtır. Allah’a ve Rasûlüne rağmen oluşturulmuş ve gerçekte onların DİNİ / YAŞAM BİÇİMİ olmuştur.

Maide 65

Eğer Kitap Ehli, (Museviyim, İseviyim, Müslimim diyenler) iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalar, muhakkak onların kötülüklerini örter ve onları Naim cennetlerine koyarız.

Maide 66

Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni (Kur’an’ı), gereğince uygulasalardı, elbette üstlerinden (dallardan) ve ayaklarının (toprağın) altından (bol bol rızık) yerlerdi[*]. Onlardan orta yolu tutan bir zümre var. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür.

________________________
[*] Üretim sektöründe öncelikle; meyve, sebze, tarım ürünleri üretimini; bütün insanlara yetecek kadar üretilmesi işâret ediliyor.

Maide 67

EY RASÛL/ELÇİ! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği Elçilik görevini, yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler (gerçekleri anladığı halde gizleyenler) topluluğuna kalp huzuru vermeyecektir.

Maide 68

De ki: “Ey Kitap Ehli / Kitaplarının uzmanı olanlar! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) tam olarak uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz / bir temel üzere olamazsınız.” Andolsun onlardan birçoğunun Rabbinden sana indirilen bu Kur’an ile karşılaşınca taşkınlık ve küfrü arttı. Öyle ise, o kâfirler toplumu için üzülme.

Maide 69

Şüphesiz inananlar (Müslimler / yalnız Allah’a teslim olanlar) ile Yahudi mezhebindenim diyenler, Sabiîler[1] ve Hristiyan mezhebindenim diyenlerden; “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameli / hayata ve insana katkı sağlayarak faydalı bir işi en iyi şekilde yapanlar için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır”.

_____________________
[1] Bakara 2/62, Hac 22/17. Kendisine bir elçinin tebliği ulaşmayan ya da herhangi bir elçiye ulaşamayan kimse / kimseler. Bunlar sadece bile bile şirk koşmaktan (Bakara 2/22) ve bildiği doğrulardan sorumlu tutulur.

Sâbiîler ile ilgili araştırmalara gelince, böyle bir topluluk hakkında şu bilgilere ulaşılmıştır. (Arapça: ٱلصَّابِئَة ٱلْمَنْدَائِيُّون, romanize: aṣ-Ṣābiʾah al-Mandāʾiyūn) güney Mezopotamya ovasına özgü etno-dinsel bir gruptur ve tek tanrılı Gnostik bir din olan Sâbiîliğin takipçileridir. Muhtemelen antik çağlardan kalan son Gnostik gruplardan biri ve vaftizi ilk uygulayanlardandır. Sâbiîler, bugün günlük Irak Arapçası ve Modern Farsça konuşuyor olmalarına rağmen, geçmişte Aramice’den gelişen bir Sami dili Sâbiîce’yi anadili olarak kullanmaktaydı. Sâbiîce esas olarak ayin dili olarak korunmuştur. 2003 Irak Savaşı’ndan sonra 60.000-70.000 kişilik Iraklı Sâbiî topluluk dünyaya dağıldı; topluluğun çoğu komşu İran, Suriye ve Ürdün’e taşındı veya Orta Doğu’nun ötesinde diaspora toplulukları oluşturdu. İran Sâbiîleri ise dinsel zulümlerin bir sonucu olarak sayıca azalmaktadır.[*]

YAHUDİLİK ~ Musa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.

HRİSTİYANLIK ~ İsa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.

SÜNNİLİK-ŞİİLİK ~ Muhammed as.’ın arkasından gidenlerin inancı değil, İslam adına sonraları oluşturulan bir inançtır. Allah’a ve Rasûlüne rağmen oluşturulmuş ve gerçekte onların DİNİ / YAŞAM BİÇİMİ olmuştur.

[*] Kaynakça;

1) “Bell, Matthew”. 30 Ocak 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Mayıs 2021.

2) Iraqi minority group needs U.S. attention 22 Kasım 2018 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Kai Thaler,Yale Daily News, March 9, 2007.

3) “Arşivlenmiş kopya”. 17 Ekim 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Mayıs 2021.

4) “Arşivlenmiş kopya”. 17 Ekim 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Mayıs 2021.

Maide 70

ANDOLSUN (geçmiş çağlarda yaşamış), İsrail[Yakub]oğullarından sağlam söz almış ve onlara Rasûl[elçi]ler göndermiştik. Fakat her ne zaman bir Rasûl / Elçi, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hüküm ile geldiyse; onlardan (o Rasûllerden) bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.

Maide 71

(Bu yaptıklarının) bir karşılığı olmayacağını sandılar da, kör (görmek istemediler) ve sağır gibi oldular (duymak istemediler). Sonra (tövbe ettiler), Allah da onların tövbesini kabul etti. Sonra yine onlardan birçoğu kör ve sağır gibi oldular. Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir.

Maide 72

Andolsun; “Allah Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler, kesinlikle kâfir olmuştur. Oysa Mesih şöyle demişti: “Ey İsrail[Yakub]oğulları! Yalnız benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa / aracı edinirse, artık Allah; ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.”

Maide 73

Ant olsun; Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler kâfir olmuştur. Halbuki tek bir Otoriteden / İlâhtan başka hiçbir İlâh / Otorite yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse ant olsun; onlardan inkâr edenlere elbette çok acıklı bir azap dokunacaktır.

Maide 74

Hâlâ mı Allah’a tövbe etmezler ve O’ndan bağışlanma istemezler? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Maide 75

MERYEM oğlu Mesih (İsa) sadece bir Rasûl / Elçi’dir. Ondan (İsa’dan binlerce yıl) önce de nice Rasûller geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Allah’a rağmen / Allah’ın yanında nasıl ilâh / otorite sayıp Allah’a ortaklar koşarsınız / aracılar edinirsiniz?!) İkisi de yemek yerlerdi. Bak onlara âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nereden sapıyorlar / çevriliyorlar.

Maide 76

(Ey Muhammed!) De ki: “Allah’ı bırakıp da sizin için ne bir zararı savmaya / gidermeye ve ne de bir yarar sağlamaya gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz / kulluk ediyor peşlerinden gidiyor- sunuz? Oysa Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”

Maide 77

DE Kİ: “Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önceleri sapmış, bir çoklarını da saptırmaya çalışmış ve dümdüz yoldan da şaşmış insanların, arzu ve keyiflerine uymayın.”

Maide 78

İSRAİLOĞULLARINDAN inkâr edenler, Davud ve Meryemoğlu İsa diliyle lânetlendi. Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından ötürüydü.

Maide 79

İşledikleri herhangi bir kötülükten, birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yapmakta oldukları ne kötüydü!

Maide 80

Onlardan birçoğunun, inkâr edenleri dost edindiklerini görüyorsun. Andolsun ki, kendileri için, önceden (ahirete) gönderdikleri amelleri/işleri dolayısıyla; Allah’ın onlara gazap etmesi ne kötüdür! Onlar azap içinde sonsuz kalıcıdırlar.

Maide 81

EĞER Allah’a, Nebî’ye ve ona indirilene (Kur’an’a) inanıyor olsalardı, onları (müşrikleri) dost/velî edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fasık kimselerdir.

Maide 82

(Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede, insanların en şiddetlisinin (Kur’an’ın indiği zamandaki) Yahudiyim diyenler ve Allah’a ortak koşanlar (Müşrikler) olduğunu görürsün. Yine onların iman edenlere, sevgi bakımından en yakınlarının da kesinlikle; “Biz Hristiyanlarız” diyenler (Kur’an’ın indiği zamandaki Neccaşi gibiler) olduğunu görürsün. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler var. Onlar büyüklük de taslamıyorlar.

______________________
YAHUDİLİK ~ Musa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.

HRİSTİYANLIK ~ İsa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.

SÜNNİLİK-ŞİİLİK ~ Muhammed as.’ın arkasından gidenlerin inancı değil, İslam adına sonraları oluşturulan bir inançtır. Allah’a ve Rasûlüne rağmen oluşturulmuş ve gerçekte onların DİNİ / YAŞAM BİÇİMİ olmuştur.

Maide 83

Rasûl’e indirileni (Kur’an’ı) dinledikleri zaman; hakkı tanımalarından/gerçeği bilmelerinden dolayı, gözlerinin yaşla dolup taştığını görüyorsun. “Ey Rabbimiz! İnandık. Artık bizi şahitler ile beraber yaz” derler.

Maide 84

“Rabbimizin, bizi salihler/iyiler topluluğuyla beraber (cennete) koymasını umarken, Allah’a ve bize gelen gerçeğe ne diye inanmayalım?”

Maide 85

Dedikleri bu söze karşılık Allah, onlara sonsuz kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetleri ödül olarak verdi. İşte bu, iyilik yapanların ödülüdür.

Maide 86

İnkâr edenlere ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir.

Maide 87

Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin / yasaklamayın ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.

Maide 88

Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helâl, iyi ve temiz olanlarından yiyin ve inanmakta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının.

Maide 89

ALLAH, boş bulunarak (gereksiz yere) ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin kefâreti / telâfisi ailenize yedirdiğinizin orta hallisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle / esir azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun kefâreti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin kefâreti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.

Maide 90

EY İMAN EDENLER! (Aklı örten) içki (hamr ve benzeri aklı baştan alıp uyuşturan / sarhoşluk veren herşey), Kumar (tüm şans oyunları), dikili taşlar[dan / türbelerden medet ummak] ve fal okları (gelecek hakkında kehânette bulunmak) ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının / uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.

Maide 91

Şeytan; içki (sarhoşluk ve uyuşturucu ile) ve kumarla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; Allah’ı anmaktan (emir ve yasakları hatırlamaktan) ve salâttan / dini yaşamaktan / namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?

Maide 92

ÖYLEYSE Allah’a itaat edin, Rasûl’e itaat edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilmiş olun ki, Elçimiz’e düşen sadece apaçık tebliğdir.

Maide 93

İMAN edip salih ameli / insana ve hayata katkı sağlayacak faydalı bir işi en iyi şekilde yapanlar; Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve faydalı bir işi / insana ve hayata katkı sağlayacak salih ameli en iyi şekilde yaptıkları, sonra, Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra, yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından (içki ve uyuşturuculardan) dolayı, bir günah yoktur. Allah iyilik edenleri sever.

Maide 94

EY İMAN EDENLER! Andolsun Allah sizleri; ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği av(lar) ile, elbette açığa çıkaracak ki, görmediği halde kendisinden korkan açığa çıksın. Kim bundan (bu hükmün açıklanmasından) sonra, haddi aşarsa ona çok acıklı bir azap vardır.

Maide 95

Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza) öldürdüğünün dengi olup hediye olarak Kâbe’ye ulaştırılmak (ve ziyaretçilere yedirilmek, ziyafet vermek) üzere; bir kurbanlık hayvan veya içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği yoksulları yedirmek suretiyle kefâret / telâfisi, yahut onun (o suçun) dengi / karşılığında oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa Allah ondan intikam alır. Allah mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.

Maide 96

Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helal kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz sürece size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.

Maide 97

ALLAH; Kâbe’yi, o saygıdeğer evi, haram ayı hac kurbanını ve gerdanlıkları insanlar[ın din ve dünyaları] için, ayakta kalma (ve ekonomik canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, Allah’ın hem göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini ve hem de Allah’ın, (zaten) herşeyi hakkıyla bilmekte olduğunu, bilmenizi sağlamak içindir.

Maide 98

Bilin ki Allah’ın cezası çetindir ve Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Maide 99

Rasûl’ün üzerine düşen ancak tebliğdir / Allah’tan aldığı vahyi iletmektir. Allah sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.

Maide 100

(Ey Muhammed!) De ki: “Kötü ve çirkin olan şeylerle, iyi ve güzel şeyler bir olamaz. Kötünün çokluğu hoşunuza gitse bile.” O halde ey akıl sahipleri (aklını kullananlar), Allah’a karşı gelmekten sakının ki, kurtuluşa eresiniz.