İniş Sırası: 112 • Mushaf Sırası: 5 • Medeni Sure • 120 Ayet
Kur'an'ın Keşif Atlası

Maide 101

Ey iman edenler! Açıklandığı zaman, sizi üzecek şeyler hakkında soru sormayın! Zira Allah; Kur’an indiriliyorken (siz Kur’an’ı okuyorken), gerekli olan herşeyi size açıklıyor. (Açıklamadığı sorularınızı ise) Allah onları size bağışlamıştır. Allah çok bağışlayandır, halîmdir.

Maide 102

Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da, sonra (inanmadılar) o yüzden kâfir oldular.

Maide 103

ALLAH (cahiliyet devrindeki adet üzere); ne “Bahîre” (kulağı yarılıp salıverilen develerle), ne “Sâibe” (putlar için ayrılan hayvan), ne “Vasîle” (davarların dişisi), ne de “Hâm” (binilmesi yasak olan hayvan) diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat, inkâr edenler Allah’a karşı yalan uyduruyorlar. Zaten birçokları da ilerisini düşünmüyorlar.

Maide 104

ONLARA; “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Rasûl’e gelin” denildiğinde onlar; “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz, din (anlayışı) bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?

Maide 105

Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’ın huzurunadır. O zaman Allah size yaptıklarınızı haber verecektir.

Maide 106

EY İMAN EDENLER! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden / Müslimlerden / yalnız Allah’a bağlanıp teslim olanlardan adaletli iki kişidir. Yahut; seferde / yolculukta olup da başınıza ölüm musibeti gelip çatınca / çatmadan önce Müslim olmayanlardan (yolculuk sırasında ölmek üzere olan kişinin bulabildiği) iki / yabancı kişi şahitlik eder. (Ey müminler) eğer şahitlerden (şahitlerin dürüstlüğünden) şüphe ederseniz, onları namazınızı kıldıktan sonra alıkoyup şöyle yemin ettirirsiniz; “Lehinde şahitlik ettiğimiz kişi en yakınımız bile olsa, vallahi bu işten bir kazancımız yoktur. Allah için yaptığımız şahitlikte hiçbir şeyi gizlemeyiz. Öyle olsa biz elbette günahkârlardan oluruz.”

Maide 107

(Eğer sonradan) o iki kişinin, günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam onların yerine geçer ve “Allah’a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz, onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde biz elbette zalimlerden oluruz” diye yemin ederler.

Maide 108

Bu (yöntem), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmelerini ya da yeminlerinin yeterli olmayacağını, başkalarının da, yemin hakkına sahip olduklarını bilmelerini sağlayan, daha iyi bir çözümdür. Allah’a karşı gelmekten sakının ve dinleyin. Allah fasık (yoldan çıkan) bir toplumu doğru yola iletmez.

Maide 109

ALLAH’ın, Rasûlleri/Elçileri toplayıp; “Siz[den sonra davetiniz]e ne derece uyuldu?” diyeceği, onların da; “Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybı/gizlilikleri, hakkıyla bilen ancak Sensin” diyecekleri günü hatırlayın.

Maide 110

O gün Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerindeki ve annen üzerindeki nimetimi düşün. Hani seni Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikte[*] (yatağında yatıyor) iken de yetişkin iken de insanlara konuşuyordun. Hani sana Kitabı, Hikmet’i, Tevrat’ı, İncil’i de öğretmiştim. Hani iznimle, çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapıyordun da (içine onun için yarattığım ruhtan üflüyor, kuşun bedenine giydiriyordum da o hemen canlanıveriyordu), benim iznimle hemen (capcanlı) bir kuş oluveriyordu. Yine Benim iznimle doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. Hani Benim iznimle ölüleri de (hayata) döndürüyordun. Hani sen, İsrail[Yakub]oğullarına açık mucizeler getirdiğin zaman, Ben seni onlardan kurtarmıştım da onlardan inkâr edenler; “Bu ancak açık bir büyüdür” demişlerdi.

______________________
[*] Beşik diye çevirdiğimiz kelimenin orijinali: Mehdi‘dir?! Mehdi aynı zamanda yatak ya da içinde yatılan şey anlamına da gelir. Maalesef yine ehl-i sünnet müfessirleri: İsa as.’ın kıyâmet öncesi yeniden yeryüzüne indirileceğine (yani Allah katında diri olduğuna) inandıkları için bu Mehdi kelimesini o döneme (geleceğe) gönderme yapıldığına dikkat çeker. Bizim Kur’an’dan anladığımıza göre böyle bir şeyin asla mümkünatı yoktur. Çünkü Allah: Her nefs / canlı ölümü tadacaktır, buyurur. Bu anlamda Hızır diye meallendirilen kelimeye de böyle bir anlam yüklemişlerdir. Hızır: Kıyâmete kadar canlı kalacak bir varlık olarak görürler. Böyle bir şey asla söz konusu olamaz! İsa as. vefat ettirilecek, Ruh’u Allah katına çekilmiştir. Bu İsa as.’a özgü bir durum değildir; bütün Peygamberler ve bütün yaratılmış insanlara özgü bir şeydir. Yani herkesin bedeni toprağa, ruhu Allah’ın dilediği bir kata yükseltilir. Mesele budur; bunun dışındaki iddialar ilimdin hiçbir şey ifade etmez, tamamen zandan (iddiadan, bir teoriden) ibarettir. Zannın da gerçekle hiçbir ilişkisi yoktur! Burada: Maide 116, 117 ve 188 ‘i okumanızı tavsiye ederim.

Maide 111

HANİ bir de; “Bana ve Rasûlüme iman edin” diye, Havarilere vahyetmiş / ilhâm edip yönlendirmiştim. Onlar da; “İman ettik. Bizim (Sana) teslim olanlardan olduğumuza Sen de şahit ol” demişlerdi (diyerek zihnen ve kalben onaylamışlardı).

______________________
[*] Buradaki vahiy, Allah’ın her insana, yaptığının iyi veya kötü olduğunu ilham etmesidir (Şems 91/8). Onların içine yapılan vahiy, aslında onu dinleyen herkesin içine yapılmıştır (Al-i İmran 3/52). İnanmayanlar bunun sıkıntısını çekmişlerdir.

Maide 112

HANİ havariler de; “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişlerdi. İsa da; “Eğer müminler iseniz, Allah’a karşı gelmekten sakının” demişti.

Maide 113

ONLAR; “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz yatışsın. Senin bize doğru söylediğini bilelim ve bunu (Allah’ın indireceği sofrayı gözümüz ile) bizzat görenlerden olalım” demişlerdi.

Maide 114

Meryem oğlu İsa; “Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize (zamanımızdaki dindaşlarımıza) ve sonradan geleceklerimize/aramıza katılacak olanların hatırlayacakları bir bayram (sevinç ve huzur kaynağı) ve (Ey Rabbim) Senden (gelen) bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın” dedi.

Maide 115

ALLAH da; “Ben onu size indireceğim. Ama ondan sonra sizden her kim inkâr ederse, artık Ben ona, kâinatta hiç kimseye etmeyeceğim azabı ederim” demişti.

Maide 116

ALLAH kıyâmet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Allah’ın yanı sıra beni ve anamı ‘iki ilâh / otorite / ortak edinin’ dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan / üzerime düşmeyen / Senin onaylamadığın / söylemeni istemediğin bir şeyi söylemem benim için sözkonusu olamaz! Eğer ben onu söylemiş olsaydım elbette Sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin ama ben Sende olanı bilemem. Şüphesiz ki, yalnızca Sen gaybları (görülmeyenleri) hakkıyla bilensin.”

Maide 117

“Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kul olun (dedim). Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit idim. Ama ne zaman ki beni öldürüp canımı aldın / beni vefat ettirdin[1], artık üzerlerine gözetleyici yalnız Sen oldun. Sen herşeye hakkıyla şahitsin.”

_________________________
[1] Bkz. Zümer 39/42 ‘de hem yeteveffa, hem de mevtiha geçer. İlki kesin bir ölüm değil, daha sonra bedenine kişinin ruhu gönderilerek hayatına devam eder. Mevtiha, ölümüne hükmettiklerinin ruhunu da katında alıkoyar. Her iki anlam da ölümü ifade eder. Bu ayette (Maide 5/117) İsa as. ile ilgili teveffeyteni kullanılmıştır; “Sen beni vefat ettirince” şeklinde anlam verildi ya da “Sen beni vefat ettirerek / öldürerek katına alınca” olarak ta verilebilir. Maalesef, israiliyat kökenli bir anlayış Bizim Mealcilere ve Tefsircilere de dokunarak Maide 117’de geçen bu yeteveffa kelimesine: İsa bedeniyle birlikte Allah katına çekildi, daha sonra tekrar yeryüzüne indirilecek / gönderilecek şeklinde bu kelimeden sebep bir anlam verildi. Böyle bir anlam vererek yanlışa düştüler. Zamanla pek çok Meal Sahibi kendisini (anlayışını ve mealini) düzeltti. Zaten Allah’ın yarattığı her kul vefat ettirilerek ruhları Allah katına (ruhlar alemine) yükseltilir, bedenlerimiz toprağa defn edilir, gömülür biliyorsunuz. Kıyamet Günü ve Hesap Zamanı ruhlar tekrar bedenlerine gönderilir YENİDEN DİRİLİŞ (ayağa kalkış) gerçekleşir, bu inancı bize Kur’an verir.

yeteveffa vefat ettirir يَتَوَفَّى
mevtiha ölümleri مَوْتِهَا

Bir konuyu daha burada dile getirmek isterim, dikkat edilirse UYKU sırasında bir ses duyulduğunda ya da biri seslendiğinde ANINDA uyanırız?! Burada dikkat çekmek istediğimiz şey KULAĞIMIZ (kulak organımız uyku esnasında Allah tarafından kapatılmamıştır) en küçük tıkırtıyı duyar ve ayağa kalkarız. Ashab-ı Kehf ile ilgili ise Allah onları uyuttuğuna vurgu yapar. Bütün organları ile uyutmuştur. Duyu organları olan KULAKLARA bir ağırlık koymuştur, kapatmıştır, damga vurmuştur ki herhangi bir sesten etkilenmesinler. Bir ses işitip de uyanıp ayağa kalkmasınlar (Kehf 11).

Maide 118

“Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar Senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki Sen mutlak güç sahibisin, hüküm (isâbetli karar veren) ve hikmet sahibisin (problemli konulara ayetlerinle çözüm üreterek gönderensin).”

Maide 119

ALLAH şöyle diyecek: “Bugün doğrulara; doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür.” Onlara içinden ırmaklar akan, içinde sonsuz kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır.

Maide 120

Göklerin, yerin ve bunlardaki herşeyin hükümranlığı / imparatorluğu, yalnızca Allah’ındır. O her şeye hakkıyla gücü yetendir.