EY İNSANLAR! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Şüphesiz kıyametin sarsıntısı çok büyük bir şeydir.
Hac
Hac 2
Onu gören her emzikli kadın, emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş (gibi aklı başlarından gitmiş birinin davrandığı gibi davrandıklarını) görürsün, halbuki onlar sarhoş değillerdir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
Hac 4
Şeytan hakkında onun suçlarının kayıt altına alındığı Sicil Dosyasına; “Her kim onu dost edinirse mutlaka o kimseyi saptırır ve onu cehennem azabına sürükler” diye yazılmıştır.[*]
__________________
[*] Bu ifade, şeytanın etkisinin zorlayıcı değil yönlendirici olduğunu anlatır. Yani şeytan insanı mecbur bırakmaz; dost edinilen, sözü dinlenen bir rehber hâline gelirse etkili olur. Ayetin merkezinde “dost edinmek” vurgusu vardır. Bu, zihinsel ve ahlâkî bir bağlılıktır: Kişinin değerlerini, tercihlerini ve bakışını şeytanî telkinlere açması demektir.
Burada ilâhî adaletin temel ilkesi de görünür. Sapma, dıştan dayatılan bir kader, bir gücün takdiri değil; bilinçli bir yönelişin sonucudur. İnsan, doğru ile yanlış arasında seçim yapabilen bir varlıktır. Şeytanın rolü, yanlış olanı cazip göstermek ve insanın zayıf yönlerini kullanmaktır. Ancak karar yine insana aittir. Bu yüzden ayet, sorumluluğu doğrudan insana yükler.
Ayetin cehennem vurgusu ise bir korkutma değil, sonuç bildirimi niteliğindedir. Yani şeytanla kurulan dostluk bir süreçtir: Önce değer kayması başlar, sonra davranış bozulur, en sonunda da akıbet ağırlaşır. Bu, ani bir düşüşten çok, adım adım gerçekleşen bir sürükleniştir.
Sonuç olarak mesaj nettir: Tehlike şeytanın varlığından çok, ona verilen değerdir. İnsan, kalbini ve aklını kime açarsa onun yoluna girer. Bu yüzden korunmanın yolu şeytanla mücadeleden önce, onu dost edinmemektir; yani bilinçli duruş, sağlam ahlâk ve ilâhî rehberliğe bağlılık.
Hac 5
EY İNSANLAR! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz Biz sizi topraktan sonra az bir sudan / nutfeden / spermadan sonra bir “hücre / alaka / embrio”dan sonra da yaratılışı belli belirsiz bir çiğnemlik et parçası olan ceninden yarattık ki, size (kudretimizi) apaçık anlatalım / gösterelim. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir bebek / çocuk olarak çıkarıyor sonra da tam gücünüze (ergenlik çağınıza) ulaşmanız için (sizi kemâle erdiriyoruz.) İçinizden (çocukken) ölenler (de) olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına (ihtiyarlığa) ulaştırılır ki, bilirken (çocuk gibi) hiçbir şey bilmez hâle gelir. Yeryüzünü de ölü kupkuru görürsün. Biz onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir.
___________________
Bir bebek, anne karnında nasıl oluşur?
Bir damla sudan nutfe’ye, nutfeden bebeğin oluşum sürecine kadar olan zaman diliminin muhteşem bir animasyon video çalışması.
Bu 3 videoyu da izlemenizi tavsiye ederiz.
İnsanın / Bebeğin oluşumu ve Anne karnından hafta hafta Bebeğin gelişimi.
Allah insanı çamurdan yarattı ne demek?! İnsana lazım olan bütün herşeyi topraktan çekiyor Allah!
Hac 11
İNSANLARDAN öylesi de vardır ki, Allah’a kıyıdan kenardan kulluk eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa gönlü onunla hoş olur. Şâyet başına bir kötülük gelirse, gerisin geri (küfre) dönüverir. O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de! İşte bu apaçık ziyanın ta kendisidir.
Hac 15
Her kim Allah’ın kendisine dünyada ve ahirette asla yardım etmeyeceğini sanıyorsa; herşeyden ümidini kesip göğe (Allah’a) elini açıp yakararak, bir çare arasın sonra mümkünse gelecek yardımı kessin. Başvurduğu (bu yöntem) öfkelendiği şeyi giderebilecek mi?
Hac 17
Şüphesiz Müminler (Allah’a iman eden / mümin olanlar / inananlar), Yahudi mezhebi mensupları, Sabiler,[1] Hristiyan mezhebi mensupları, Mecûsiler ve Allah’a ortak koşanlar / müşrikler / şirk koşarak inananlar var ya Allah kıyâmet günü onların aralarında mutlaka hüküm verecektir. Çünkü Allah her şeye şahittir.
_____________________
[1] Sâbiîler (Arapça: ٱلصَّابِئَة ٱلْمَنْدَائِيُّون, romanize: aṣ-Ṣābiʾah al-Mandāʾiyūn) güney Mezopotamya ovasına özgü etno-dinsel bir gruptur ve tek tanrılı Gnostik bir din olan Sâbiîliğin takipçileridir. Muhtemelen antik çağlardan kalan son Gnostik gruplardan biri ve vaftizi ilk uygulayanlardandır. Sâbiîler, bugün günlük Irak Arapçası ve Modern Farsça konuşuyor olmalarına rağmen, geçmişte Aramice’den gelişen bir Sami dili Sâbiîce’yi anadili olarak kullanmaktaydı. Sâbiîce esas olarak ayin dili olarak korunmuştur. 2003 Irak Savaşı’ndan sonra 60.000-70.000 kişilik Iraklı Sâbiî topluluk dünyaya dağıldı; topluluğun çoğu komşu İran, Suriye ve Ürdün’e taşındı veya Orta Doğu’nun ötesinde diaspora toplulukları oluşturdu. İran Sâbiîleri ise dinsel zulümlerin bir sonucu olarak sayıca azalmaktadır.[*]
YAHUDİLİK ~ Musa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.
HRİSTİYANLIK ~ İsa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.
SÜNNİLİK-ŞİİLİK ~ Muhammed as.’ın arkasından gidenlerin inancı değil, İslam adına sonraları oluşturulan bir inançtır. Allah’a ve Rasûlüne rağmen oluşturulmuş ve gerçekte onların DİNİ / YAŞAM BİÇİMİ olmuştur.
[*] Kaynakça;
1) “Bell, Matthew”. 30 Ocak 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Mayıs 2021.
2) Iraqi minority group needs U.S. attention 22 Kasım 2018 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Kai Thaler,Yale Daily News, March 9, 2007.
3) “Arşivlenmiş kopya”. 17 Ekim 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Mayıs 2021.
4) “Arşivlenmiş kopya”. 17 Ekim 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Mayıs 2021.
Hac 18
GÖRMEDİN mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar; güneş, ay, yıldızlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde etmekte / boyun eğmektedir. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi alçaltırsa, ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz, Allah dilediğini (adaletle) yapar.
Hac 25
ŞÜPHESİZ inkâr edenler ve Allah’ın yolundan, yerli ve dışarıdan gelen bütün insanlar için, ibadet yeri olarak eşit kıldığımız, Mescid-i Haram’dan alıkoyanlar (azabı hak etmişlerdir.) Kim de orada zulmederek haktan sapmak isterse Biz ona çok acıklı bir azaptan tattıracağız.
Hac 28
Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği, (kesimlik En’am; koyun, keçi, sığır ve deve gibi) hayvanlar üzerine bilinen[1] günlerde (Hac zamanı / günlerinde Kâbe’yi ziyaret için gelenlere ziyafet vermek için onları keserken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin!
______________________
[1] Aşağıda dikkat edilirse “mea’lumatin” kelimesi geçmektedir. Bu ne anlama gelir, Türkçemizde de kullanılır MALÛM denilince herkes tarafından bilinen bir zaman dilimidir! O da ta Adem as.’dan Muhammed as.’a kadar yapılabilen KURBAN KESME İBADETİ Hac zamanı malûm / bilinen bir günlerde kesin emri vardır. Bu emir Hac 38’e bakıldığında dikkat edilirse TOPLUMSAL BİR İBADET biçimidir, Kurban Kesme ibadeti… Yani NAMAZ gibi bireysel ibadetten değildir. Herkes üzerine farzdır Namaz. Kurban meselesi ise imkânı olan keser, imkânı olmayan kesmez. Muhammed as. kendisi Kurban kestiğinde kendisi ve ümmeti adına TEK BİR KURBAN kesmiştir. Bu şu demektir, kesemeyenler için de kesmiştir. İmkânı olan Hac Zamanı hacca gelen insanlar dışında dileyen herkes bulundukları ülkelerde de kesebilir, yani fert / birey olarak?!
| 7 | fi | فِي | |
| 8 | eyyamin | günlerde | أَيَّامٍ |
| 9 | mea’lumatin | belirli | مَعْلُومَاتٍ |
Hac 30
BU BÖYLE! Kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, bu Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. Haramlığı size okunanların (bildirilenlerin) dışında, bütün hayvanlar size helal kılındı. Artık putlara tapma şirkinden / pisliğinden kaçının, yalan sözden kaçının.
Hac 33
Sizin için onlarda belli bir zamana kadar birtakım yararlar vardır. Sonra da kesilmek üzere varacakları yer[1] Beyt-i Atik (Allah’a ibadet için yapılan Kâbe)’dir.
______________________
[1] Hacının yanında getirdiği kurbanlığa “hedy” denir (Maide 5/2). Kesim zamanına kadar bunların sütünden ve yününden yararlanılabilir. Ayette geçen “mahill” kesim vakti veya kesim yeri demektir. Hedyin kesim yeri harem bölgesi, kesim vakti de kurban bayramı günleridir (Hac 22/28).
Hac 34
HER ümmet / toplum için (Hac’da kesilen Kurban dışında, Hacca gidemeyenler de); Allah’ın kendilerine rızık olarak yarattığı en’am cinsi hayvanlar[1] üzerine O’nun adını anarak (kurbanlarını) kessinler, diye (Hac Ayı’nda) geçerli bir kurban kesme zamanı (Kurban Kesme Günleri) belirledik.[2] İşte sizin ilahınız Tek Bir İlah’tır. (Kâinatta var olan herşeyi yaratan, koruyan tek ve yüce varlık Allah’tır sizin İlahınız!) Şu halde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele![3]
______________________
[1] En’am cinsi hayvanlar; koyun, keçi, sığır ve devedir (En’am 6/142-144).
[2] Mensek: Kurban kesme yeri, kurban kesme zamanı ve kurban anlamlarına gelir. Burada kurban ve kurban kesme zamanı anlamları uygun düşmektedir. Bu surenin 28. ayetinde, kurbanın malûm günlerde kesilmesinin emredilmesi ve o günlerin hac yani kurban bayramı günleri olması, bütün ümmetlerde kurban kesme zamanının aynı olduğunu gösterir. İslâm’da KURBAN yoktur demek doğru bir anlayış değildir, diye düşünüyoruz. Kurban kesmek bize ve bizden önceki bütün toplumlara / ümmetlere de farzdır. Hac 28 ‘de Kurban, haccın bir parçasıdır. Ancak Hac 34 ile birlikte haccın dışında da farz olduğunu bu ayetten çıkarırız. En doğrusun Allah bilir.
[3] Hud 11/23.
Hac 35
Onlar, o müslümanlar; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musibetleri düşünüp sabreden, namaza devam eden ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, Allah’ın tavsiye ettiği şekilde harcayan kimselerdir.[*]
_________________
[*] İman, yalnızca dil ile söylenen bir kabul değil; kalpte hissedilen, davranışlarla doğrulanan bir bilinç hâlidir. Gerçek mümin, Allah anıldığında iç dünyasında bir titreyiş hisseder; bu titreyiş korkudan değil, saygıdan ve farkındalıktan doğar. Çünkü kalp, Rabbiyle bağ kurduğunda hayatın merkezinin neresi olduğunu yeniden hatırlar.
Bu bilinç, insanın karşılaştığı zorluklarda kendini belli eder. Musibet geldiğinde dağılıp savrulmak yerine sabırla direnmek, imanın olgunluk göstergesidir. Namaza devam etmek ise bu iç direncin beslenme noktasıdır; kulun Rabbine yöneldiği, kalbini toparladığı ve istikametini koruduğu bir duruştur. Aynı şekilde rızıktan paylaşmak, imanın sadece bireysel değil toplumsal yönünü ortaya koyar. Kişi, kendisine verilenin emanet olduğunu bilir ve harcamalarını ilahî ölçüye göre yapar.
Böyle bir mümin profili, inancı hayatın her alanına taşıyan dengeli bir kulluk anlayışını temsil eder; kalbi Allah ile diri, duruşu sabırla sağlam, ibadetiyle istikrarlı ve paylaşımıyla bereketli bir hayat ortaya koyar.
Hac 36
BEDENCE gelişmiş / olgunlaşmış (kesime uygun) hayvanları da sizin için Allah’a kulluğun simgelerinden / nişânelerinden / işâretlerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır / pek çok yarar vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (Hac zamanı / günlerinde Kâbe’yi ziyaret edenlere ziyafet vermek için onları keseceğiniz zaman) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.
Hac 37
Onların (kestiğiniz hayvanların) etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na ulaşacak olan, sizin takvanızdır / içten saygınızdır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı, Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele!
Hac 40
Onlar; haksız yere, sırf; “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı, yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan Manastırlar, Kiliseler, Havralar ve Mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah; kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah; çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
Hac 41
Onlar, o müslümanlar öyle kimselerdir ki; şâyet kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar versek; Salâtı, Dini, Namazı zayi etmeden, ortadan kaldırmadan, Dini hükümsüz kılmadan sahiplenerek gereği gibi, yani; Allah’ın ta Adem’den Muhammed’e kadar Farz kıldığı şekil nasılsa Salâtı, Dini ve Hükümleri uygulanageldiği ve Namazı da onlardan bu yana kılınageldiği üzere bütün ritüeller ile onlara gösterip öğrettiği şekilde edâ ederek yerine getirir, zekatı da hem malının hem de ruh ve bedeninin arınması, temizlenmesi için tastamam verir, iyilikle emreder ve kötülüğün oluşumuna engel olurlar. Bütün işlerin âkıbeti, sonu Allah’a aittir.[*]
_______________
[*] Bu ifade, imkân ve iktidarın mümin için bir ayrıcalık değil ağır bir emanet olduğunu hatırlatır. Yeryüzünde güç sahibi olmak, yalnızca yönetme yetkisi değil; ilâhî ölçüleri yaşatma sorumluluğudur. Burada öne çıkan ilk vurgu, salâtın yani dinin hayattan çıkarılmaması, zayıflatılmaması ve hükümsüz hâle getirilmemesidir. Çünkü din, sadece bireysel bir inanç değil; hayatın bütün alanlarını kuşatan bir yöneliş ve düzen kurucu ilkedir. Bu nedenle gerçek mümin, iktidarı ele geçirdiğinde dini törensel bir simgeye indirgemez; onu yaşanan, uygulanan ve toplumun merkezinde duran bir hakikat hâline getirir.
Devamında zikredilen zekât, bu anlayışın sosyal boyutunu ortaya koyar. Zekât yalnızca maddî paylaşım değil; insanın malıyla birlikte kalbini, ruhunu ve niyetini arındıran bir kulluk eylemidir. Böylece iktidar, servet biriktirme aracı olmaktan çıkar; arınma ve paylaşım vesilesine dönüşür. İyiliği emretmek ve kötülüğün oluşumuna engel olmak ise bu duruşun toplumsal tezahürüdür. Mümin, gücü kendi lehine kullanmaz; adaleti ayakta tutmak, iyiliği yaymak ve kötülüğü sistem hâline gelmeden durdurmak için kullanır. Bu da gösterir ki gerçek iktidar, ahlâkı kurumsallaştırma sorumluluğudur.
Metnin sonundaki vurgu bütün çerçeveyi tamamlar: Bütün işlerin sonu Allah’a aittir. Yani mümin, güç sahibi olsa bile kendini mutlak otorite görmez; yaptığı her işin hesabını vereceğini bilir. Bu bilinç, iktidarı azgınlığa değil tevazuya dönüştürür. Böylece ortaya çıkan model, gücü elde edince değişen değil; güçle birlikte daha fazla sorumluluk hisseden bir mümin tipidir. Gerçek başarı da burada yatar: Gücü ele geçirince dini korumak, adaleti yaymak ve sonunda her hükmün Allah’a döneceğini unutmadan yaşamak.
Hac 47
Bir de senden azabı acele istiyorlar. Halbuki Allah asla vadinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.[*]
_________________
[*] Bu ifade, ilahî vaadin insanın zaman algısıyla ölçülemeyeceğini hatırlatan güçlü bir uyarıdır. İnsan çoğu zaman olayların hemen sonuçlanmasını ister; özellikle inkâr edenler veya hakikati sınamak isteyenler, “Eğer doğruysa hemen azap gelsin” diyerek aceleci bir meydan okuma sergiler. Oysa burada dikkat çekilen nokta, Allah’ın vaadinin gecikmesinin bir zayıflık değil, hikmet ve kudret göstergesi olduğudur. İlâhî düzen insanın sabırsızlığına göre işlemez; çünkü insan zamanı dar, sınırlı ve kendi ömrüyle ölçerken, Allah zamanı kuşatan mutlak ilim sahibidir.
Bu bağlamda “Rabbinin katında bir günün bin yıl gibi olması” ifadesi, matematiksel bir oran vermekten çok, insanın zaman algısının göreceli olduğunu vurgular. İnsan için uzun görünen süreler, ilâhî planda kısa olabilir; gecikme sandığımız şey aslında mühlet, imkân ve imtihan süresidir. Azabın hemen gelmemesi, hakikatin önemsizliğini değil; tövbe kapısının açık tutulduğunu, adaletin aceleyle değil hikmetle tecelli ettiğini gösterir. Allah vaadinden dönmez; fakat her şeyi belirlediği ölçü ve vakit içinde gerçekleştirir.
Bu bakış, mümin açısından sabır ve güveni besler. Çünkü hakikat yolunda olan kişi, ilâhî adaletin mutlaka gerçekleşeceğini bilir; zamanın uzaması onu şüpheye değil, teslimiyete götürür. Aynı zamanda bu ayet, inkâr edenlere de bir uyarıdır: Gecikmeyi fırsat bilip aldanmak, gerçeği değiştirmez. İlâhî vaad mutlaktır; sadece gerçekleşme zamanı insanın beklentisine göre değil, Allah’ın hikmetine göre belirlenir. Böylece mesaj nettir: Allah’ın vaadi haktır, zaman ise O’nun katında bizim ölçülerimizle kıyaslanamayacak kadar farklıdır.