🎓 ÜNİVERSİTE SEVİYESİ: Bu bölümde sureleri baştan sona okuyarak Kur’an’ın bütünlüğünü kavramaya hazırlanırsınız. Üniversite seviyesini tamamlayanlar Kur’an Araştırmacılığı aşamasına geçerek Kur’an’ın Keşif Atlası içerisinde kavramlar, konular ve ayetler arasındaki bağlantıları keşfedebilirler.
Ha, Mim.[*] _____________________ [*] Bu harflere huruf-u mukattaa /birbiri ile bağlantısı kesilmiş harfler denir. Bunların Nebîmize sorulmamış olması, bilinen bir anlamının olduğunu gösterir. Yoksa müşrikler bunu dillerine dolar, Nebîmizi sürekli rahatsız ederlerdi. Bununla ilgili sorular, İslam’ın Arap yarımadası dışına yayılmasından sonra başlamıştır. Bu harflerle başlayan yirmi dokuz sureden yirmi beşinde Kur’an’a, dördünde de önemli konulara vurgu yapılıyor olmasından, onların dikkatleri toplama görevi yaptığı anlaşılır. Türkçede böyle bir kullanım yoktur.
Onlardan önce Nuh Kavmi de, onlardan sonra gelen gruplar da yalanlamıştı. Her millet, kendilerine gönderilen elçilerini yakalamaya yeltendi. Bâtıl’ı/yanlışı esas alarak mücadele ettiler; kendisiyle, hakkı (insan hak ve özgürlüklerini) işlemez hâle getirmek için! Sonunda onları yakaladım. O hâlde Benim azabım nasılmış?
ARŞ’I taşıyanlar ve O’nun çevresinde bulunanlar, Rablerini övgü ile tesbih ederler. O’na iman ederler. İman eden kimseler için de şöyle bağışlanma dilerler: “Rabbimiz! Rahmet ve ilim bakımından Sen herşeyi kuşattın. Tövbe eden ve Senin yoluna uyan kimseleri bağışla! Onları cehennem azabından koru.
Rabbimiz! Onları, kendilerine söz vermiş olduğun Adn cennetlerine koy. Babalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden nefsini ıslah etmiş/salih/iyi kimseleri de!.. Şüphesiz Sen; üstün olan, doğru hüküm veren Sensin!
GERÇEKLERİ İNKÂR EDEN/gizleyen kimselere seslenilir: “Elbette Allah’ın gazabı, sizin kendi kendinize olan gazabınızdan daha büyüktür. Hani siz, imana çağırılıyordunuz da inkâr ediyordunuz.”
Dediler ki: “Rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin.[1] Sonunda, günahlarımızı itiraf ettik. Çıkmak için bir yol var mı?” __________________ [1] İnsan, biri beden diğeri ruh olmak üzere iki ayrı nefisten oluşur. Ruh, bilgisayarın işletim sistemi gibidir. Onun bedene yerleştirilmesi, vücut yapısının tamamlanmasından sonradır. Böylece insan; dinleyen, basiret ve gönül sahibi olan bir canlı türü haline gelir (Mü'minûn 23/12 - 14, Secde 32/7 - 9). Allah’ın öldürmesi, ruhu bedenden almasıdır. Allah, ruhu bedenden iki şekilde alır; birincisi uykuda, ikincisi de ölüm sırasında olur. Allah, hem uyuyan hem de ölen bedenin ruhunu tutar. Uyuyanın ruhu, uyandığında, ölenin ruhu ise ahirette yeniden dirildiğinde bedene geri döner (Zümer 39/42, Tekvîr 81/7). Ayette geçen iki türlü ölme; ruhun bedeni uyku veya ölüm esnasında terk etmesidir. İki türlü hayat verilmesi de ruhun bedene, uyanırken veya yeniden dirilirken geri dönmesidir.
“Sizin bu hâliniz şundandır: Yalnız bir tek Allah’a çağırıldığınız zaman inkâr etmiştiniz. O’na ortak koşulunca ise[1] iman ediyordunuz. Hüküm artık yüce, büyük Allah’ındır.” ______________________ [1] Bkz. burada Zümer: 3. ayeti tekrar hatırlayınız. Çünkü o ayete ve ayrıca Zümer: 45. ayete gönderme vardır.
O SİZE ayetlerini gösteriyor, gökyüzünden sizin için bir rızık (her çeşit rızıktan ürüne can veren yağmur suyunu) indiriyor. Oysa O’na yönelen kimseden başkası düşünmüyor!
Dereceleri yükseltendir, Arş’ın sahibidir. Emrinden olan ruhu (Vahyi, Cebrail’i), kullarından dilediği kimseye (o toplumun içinde yaşayıp seçtiği Nebi ve Rasûlüne) indirir; buluşma günü hakkında uyarması için!
O gün onlar ortaya çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.“ Bugün mülk / yönetim / hükümrânlık kimindir?” “Tek olan, kahhar olan / mutlak otorite sahibi Allah’ındır.”
YAKLAŞAN felâket gününe karşı onları uyar, korkut! O vakit, yürekler gırtlaklara dayanmıştır yutkunup dururlar! Zalimler için ne bir dost, ne de sözü dinlenir bir şefaatçi/şahit vardır!
YERYÜZÜNDE gezip dolaşmadılar mı? Kendilerinden önceki kimselerin sonları nasıl olmuş, görsünler!... Onlar, kendilerinden kuvvetçe ve yeryüzündeki eserler bakımından daha üstün idiler. Ama Allah günahları yüzünden onları yakaladı ve Allah’a karşı, onları bir koruyan da olmadı.
Sebep şuydu: Çünkü elçileri onlara, apaçık deliller/mucizeler getirdiği halde inkâr ederlerdi. Sonunda, Allah onları yakaladı. Şüphesiz O; güçlüdür, azabı/cezası şiddetlidir.
Katımızdan onlara gerçeği getirince: “Onunla birlikte iman eden kişilerin oğullarını öldürün, kadınlarını da sağ bırakın” dediler. Ama, inkârcıların tuzağı hep boşa çıkar!
Firavun dedi ki: “Beni bırakın Musa’yı öldüreyim de o, Rabbine yalvarsın. Çünkü ben; onun, sizin dininizi/yaşam biçiminizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat/karışıklık çıkarmasından korkuyorum.”
FİRAVUN ailesinden imanını gizleyen mümin bir adam dedi ki: “Siz bir adamı; ‘Rabbim Allah’tır’ demesinden ötürü öldürme girişiminde de bulunuyor musunuz? Oysa o size Rabbinizden apaçık deliller getirmiştir. Eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söyleyen ise size vadettiklerinden bir kısmı size isabet eder. Şüphesiz Allah; aşırı giden, yalancı kişiye hidayet etmez.
Ey kavmim! Bugün mülkün idaresi (bu beldenin yönetimi) sizindir, yeryüzünde zahiren/görünen o ki, üstünsünüz! Fakat, Allah’ın verdiği belâya karşı bize kim yardım eder, eğer o belâ bize gelirse?” Firavun dedi ki: “Size, doğru gördüğümden başkasını göstermiyorum, sizi doğru yoldan başkasına da götürmüyorum.”
BUNUN ÜZERİNE inanan adam şöyle devam etti: “Ey kavmim! Şüphesiz ben önceki toplumların günü gibi bir günün üzerinize / başınıza gelmesinden korkuyorum.
o gün arkanızı dönerek kaçarsınız. Sizi Allah’tan / Allah’ın azabından kurtaracak kimse yoktur! Allah kimi (yanlış hayat tarzını seçip, tercihini küfürden / inkârdan yana yapan kişiyi) kendi sapıklığında bırakırsa; artık onun için bir yol gösterici yoktur!
Ve daha önce Yusuf da size apaçık delillerle gelmişti. Ancak, onun size getirdiklerinden kuşkulanıp duruyordunuz. Hatta o öldüğü zaman şöyle dediniz: ‘Allah kesinlikle ondan sonra bir elçi göndermeyecek.’ İşte böylece Allah haddi aşan / aşırı giden her şüpheci kimseyi sapıklığında bırakır.”
Onlar Allah’ın ayetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delil olmaksızın mücadele ederler. Allah katında ve inanan kimselerin yanında büyük bir hoşnutsuzluk doğurur! İşte böylece Allah her kibirli zorbanın kalbine yalnızlık hissi verir.”
Göklere çıkan sebeplere / yollara ulaşırım da böylelikle Musa’nın İlâhına muttali olurum / çıkıp bakarım! Çünkü ben onu bir yalancı sanıyorum.” İşte böylece Firavun’a yaptığı işin saçmalığı süslü göründü ve yoldan çıktı / saptı. Firavun’un tuzağı / plânı boşa çıkmaktan başka bir şey değildi.
Kim bir kötülük yaparsa onun mislinden başkası ile cezalandırılmaz. Kim ki -erkek veya kadın- mümin olarak, salih amel / insana ve hayata katkı sağlayarak aydalı bir işi en iyi şekilde yaparsa, işte onlar cennete girerler. Orada onlara hesapsız olarak rızık verilir.
Siz beni, Allah’a nankörlük etmeye ve O’na; kendisi hakkında bilgim olmayan şeyleri, ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, O; üstün olana, çok bağışlayana davet ediyorum.
Beni kendisine davet ettiğiniz şeyin; ne dünyada, ne de ahirette hiçbir değeri yoktur! Dönüşümüz Allah’ın huzurunadır. Şüphesiz ölçüyü aşanlar, ateş halkının ta kendileridir.
Ateş!.. Sabah ve akşam[1] ona sunulurlar. Kıyamet saati gelip çattığı gün: “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine[2] atınız!” denilir. _____________________ [1] Yani hep uyarıldıkları o ateşe gece-gündüz (demek aslında) sonsuza dek/süresiz atılırlar, demektir. Bu ayet kabir azabına delil getirilir. Halbuki ölüm ile yeniden diriliş arasında geçen süre, insanın algılaması açısından gözü kapayıp açma hatta daha kısa bir süre gibidir. Kimse aradan geçen sürenin farkında olmaz (Nahl 16/77, Yasin 36/51-52, Kamer 54/46-50). Firavun gibi kafirler yeniden dirildiklerinde: “Vay halimize, uyuduğumuz yerden bizi kim kaldırdı?” diyeceklerdir (Yasin 36/52). Eğer kabir azabı çekiyor olsalardı, "Oh kurtulduk!" diye sevinmeleri gerekirdi. Dolayısıyla bu ayet kabir azabına delil getirilemez. Ayet, Firavun ailesinden birinin Musa aleyhisselama inandığını gören Firavun ve adamlarının nasıl çaresiz kaldıklarını ve hayatın onlara nasıl zindan olduğunu gösterme dışında bir anlama gelmez. Bu azab, bir önceki ayette “kötü azap” diye nitelenen azap ile ilgili bir tanımlamadır. Dünyadaki bu kötü azabı, nebilerine karşı çıkan bütün kafirler yaşarlar (En’am 6/155, 156, 157, Neml 27/4-5). [2] Çetin, ayetteki (شديد) şedîd’in karşılığıdır. Şedîd, ‘güçlü bağla bağlı’ anlamındadır. Allah, vereceği cezayı, kulunun suçuna bağlamıştır (En'am 6/160).
O VAKİT onlar, ateşin içinde çekişip dururlarken; horlanan zayıf kesim büyüklük taslayan kesime şöyle der: “Biz, size tâbi olanlar idik. Şimdi siz ateşin ufak bir kısmını bizden uzak tutabilir misiniz?”
Büyüklük taslayan kimseler dediler ki: “Gerçek şu ki; hepimiz onun içindeyiz. Muhakkak ki Allah, kulları arasında hükmünü (en isâbetli / en doğru bir karar) vermiş!”
BAKIN, şüphesiz Biz; elçilerimize ve iman edenlere; hem dünya hayatında, hem de şahitlerin ayağa kalkacağı günde (yeniden diriliş gününde) yardım ederiz.
Ant olsun Musa’ya doğru yolun kılavuzunu / doğru yola ileten rehberi (olan Tevrat’ı) verdik ve İsrailoğullarını / Yakub'un soyundan gelenleri de kitaba mirasçı kıldık.
Öyleyse sen sabret / bekle! Şüphesiz Allah’ın sözü gerçektir. Günahın[1] için bağışlanma dile. Rabbini akşam sabah överek tesbih et. ______________________ [1] Bu ve bunun gibi ayetlerin muhatabı ilk bakışta; direkt, Ümmetimizin Büyüğü Muhammed (as) gibi gözükse de elbette vahiy kendisine indirildiği için ilk muhatap ta odur! Ancak, “olumsuzluk ifade eden hitapları” şöyle algılamak lâzımdır: Allah, Rasûlullah aracılığıyla genelde tüm insanları ve özelde ise müminleri hedef alır ki; onlara bir öğüt / bir ders versin! Yani Rasûlullah ismet (günahsız / günaha düşmeme) sıfatına rağmen: “Doğrusu ben, günde yüz kere tövbe edip Allah’a yönelirim” dediği de bize kadar gelen Tarihi Belgeler arasındadır. Bizlere örneklik teşkil etmesi açısından önemlidir!
Allah’ın ayetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delil olmaksızın, tartışıp duran kimseler var ya; şüphesiz ki, onların göğüslerinde, kendisine asla erişemeyecekleri, bir büyüklük taslamaktan başka bir şey yoktur! Öyleyse sen Allah’a sığın/yönel. Şüphesiz O; işitendir, görendir.
Kör ve gören bir olmaz. İman edip salih ameli / insana ve hayata katkı sağlayacak faydalı her işi en iyi şekilde yapanlar da kötülük yapanlarla bir olmaz. Ne kadar da az düşünüyorsunuz?
Rabbiniz buyurmuştur ki: “Bana dua edin, size (duanızın karşılığı olarak istediğiniz şeyden / talebinizden daha güzeliyle / fazlasıyla) cevap vereyim. Kibire saplanarak Bana ibadetten uzaklaşan kimseler aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.”
O ALLAH geceyi sizin için, içinde dinlenesiniz diye yarattı. Gündüzü de göresiniz diye (aydınlık kıldı). Şüphesiz Allah insanlara karşı lütufkârdır. Fakat, insanların birçoğu şükretmiyor.
ALLAH O’dur ki; yeryüzünü sizin için durulacak yer, gökyüzünü de bir bina yaptı. Sizi suretlendirdi/şekillendirip donattı, suretlerinizi çok da güzel şekillendirdi; sizi temiz, güzel şeylerden rızıklandırdı. Sizin Rabbiniz Allah işte budur! Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir! ___________________Bir bebek, anne karnında nasıl oluşur? Bir damla sudan nutfe'ye, nutfeden bebeğin oluşum sürecine kadar olan zaman diliminin muhteşem bir animasyon video çalışması. Bu 3 videoyu da izlemenizi tavsiye ederiz. https://www.youtube.com/watch?v=n04SrkJwrk8 İnsanın / Bebeğin oluşumu ve Anne karnından hafta hafta Bebeğin gelişimi. https://www.youtube.com/watch?v=1UN63UpIfxM Allah insanı çamurdan yarattı ne demek?! İnsana lazım olan bütün herşeyi topraktan çekiyor Allah! https://www.youtube.com/shorts/RdVVeaDpb4s
Sonsuz yaşam kaynağı O’dur. O’ndan başka İlâh yoktur. O halde; samimiyetle yaşam biçiminizi, O’na (Allah’a/Kur’an’a) göre düzenleyerek ibadet edin/dua edin. Hamd'a lâyık olan Alemlerin Rabbi Allah’tır!
DE Kİ: “Şüphesiz ki; Allah’tan başka yalvardıklarınıza kulluk etmek bana yasaklandı, Rabbimden bana apaçık ayetler gelince!.. Ve ben âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum.”
O’dur ki; sizi topraktan, sonra nutfeden / canlı hücrelerden, sonra alaktan / embriyodan yarattı; sonra size bebek olarak hayat veriyor. Sonra güçlü çağınıza ulaşıyorsunuz ve ardından ihtiyarlıyorsunuz; ki içinizden bir kısım kimseler daha önce ölüyor ve bir kısmınız da bir süreye kadar yaşıyor. Umulur ki, aklınızı işletirsiniz / araştırır düşünürsünüz! ___________________Bir bebek, anne karnında nasıl oluşur? Bir damla sudan nutfe'ye, nutfeden bebeğin oluşum sürecine kadar olan zaman diliminin muhteşem bir animasyon video çalışması. Bu 3 videoyu da izlemenizi tavsiye ederiz. https://www.youtube.com/watch?v=n04SrkJwrk8 İnsanın / Bebeğin oluşumu ve Anne karnından hafta hafta Bebeğin gelişimi. https://www.youtube.com/watch?v=1UN63UpIfxM Allah insanı çamurdan yarattı ne demek?! İnsana lazım olan bütün herşeyi topraktan çekiyor Allah! https://www.youtube.com/shorts/RdVVeaDpb4s
“O Allah dışında!” Diyecekler ki: “Bizden uzaklaşıp kayboldular. Doğrusu biz, daha önce hiçbir şeye yalvarır değilmişiz!” İşte Allah, gerçekleri bildiği halde gizleyenleri sapıklığında bırakır.
SEN sabret! Şüphesiz Allah’ın sözü gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz şeyin bir kısmını sana gösteririz veya (onları tehdit ettiğimiz şeyleri görmeden) seni vefat ettiririz. Nasıl olsa onlar bizim huzurumuza döndürüleceklerdir!
Ant olsun senden önce de elçiler gönderdik. Onlardan kiminin yaşanmış kıssalarını / gerçek hayatlarını sana anlattık ve onlardan kiminin durumunu da sana anlatmadık. Ve hiçbir elçi için -Allah’ın izni olmaksızın- bir ayet[1] getirmesi / bir mucize[*] ortaya koyması mümkün olamaz! Allah’ın emri geldiği zaman hak ile hükmedilir. İşte o zaman orada gerçeği boşa çıkarmaya çalışanlar hüsrâna uğrarlar! ______________________ [4] [*] Bkz. En’am 109; “Mucizeler yaratan / ayetler gönderen yalnız Allah’tır!” Yani Elçiler; “Kendiliğimizden böyle bir şey yapmış / söylemiş değiliz” derler!
O[hayva]nlarda sizin için daha nice faydalar vardır. Onların üzerinde seyahat ederek, sevdiklerinize / emel[hedef]lerinize ulaşırsınız... Onların ve gemilerin üzerinde taşınırsınız...
ONLAR hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı ki; kendilerinden önceki kimselerin sonu nasıl olmuş, baksınlar! Öncekiler (Kur’an’ın indiği tarihten önce yaşayanlar), bunlardan (Mekke’de yaşayanlardan) daha çok, daha kuvvetli ve yeryüzündeki eserleri bakımından daha üstün idiler. Ancak kendilerine, kazanmış oldukları şeyler hiçbir fayda sağlamadı.
Elçiler, onlara apaçık kanıtlar getirdiklerinde, kendi yanlarında bulunan bilgiyle sevinip övündüler. Alay edip durmuş oldukları şey onları kuşatıverdi.
Ne var ki, hışmımızı/azabımızı gördüklerinde, onların iman etmeleri kendilerine bir yarar sağlayacak değildi. Allah’ın kulları hakkında, eskiden beri işleyip duran sünneti/yasası işte budur! İşte o zaman orada o kâfirler;-ayetlerin gerçek olduğunu bildikleri halde kabul etmeyenlerbüyük zarar etmişlerdir.
_____________________ [*] Bu harflere huruf-u mukattaa /birbiri ile bağlantısı kesilmiş harfler denir. Bunların Nebîmize sorulmamış olması, bilinen bir anlamının olduğunu gösterir. Yoksa müşrikler bunu dillerine dolar, Nebîmizi sürekli rahatsız ederlerdi. Bununla ilgili sorular, İslam’ın Arap yarımadası dışına yayılmasından sonra başlamıştır.
Bu harflerle başlayan yirmi dokuz sureden yirmi beşinde Kur’an’a, dördünde de önemli konulara vurgu yapılıyor olmasından, onların dikkatleri toplama görevi yaptığı anlaşılır. Türkçede böyle bir kullanım yoktur.
Onlardan önce Nuh Kavmi de, onlardan sonra gelen gruplar da yalanlamıştı. Her millet, kendilerine gönderilen elçilerini yakalamaya yeltendi. Bâtıl’ı/yanlışı esas alarak mücadele ettiler; kendisiyle, hakkı (insan hak ve özgürlüklerini) işlemez hâle getirmek için! Sonunda onları yakaladım. O hâlde Benim azabım nasılmış?
ARŞ’I taşıyanlar ve O’nun çevresinde bulunanlar, Rablerini övgü ile tesbih ederler. O’na iman ederler. İman eden kimseler için de şöyle bağışlanma dilerler: “Rabbimiz! Rahmet ve ilim bakımından Sen herşeyi kuşattın. Tövbe eden ve Senin yoluna uyan kimseleri bağışla! Onları cehennem azabından koru.
Rabbimiz! Onları, kendilerine söz vermiş olduğun Adn cennetlerine koy. Babalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden nefsini ıslah etmiş/salih/iyi kimseleri de!.. Şüphesiz Sen; üstün olan, doğru hüküm veren Sensin!
GERÇEKLERİ İNKÂR EDEN/gizleyen kimselere seslenilir: “Elbette Allah’ın gazabı, sizin kendi kendinize olan gazabınızdan daha büyüktür. Hani siz, imana çağırılıyordunuz da inkâr ediyordunuz.”
Dediler ki: “Rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin.[1] Sonunda, günahlarımızı itiraf ettik. Çıkmak için bir yol var mı?”
__________________ [1] İnsan, biri beden diğeri ruh olmak üzere iki ayrı nefisten oluşur. Ruh, bilgisayarın işletim sistemi gibidir. Onun bedene yerleştirilmesi, vücut yapısının tamamlanmasından sonradır. Böylece insan; dinleyen, basiret ve gönül sahibi olan bir canlı türü haline gelir (Mü’minûn 23/12 – 14,Secde 32/7 – 9). Allah’ın öldürmesi, ruhu bedenden almasıdır. Allah, ruhu bedenden iki şekilde alır; birincisi uykuda, ikincisi de ölüm sırasında olur. Allah, hem uyuyan hem de ölen bedenin ruhunu tutar. Uyuyanın ruhu, uyandığında, ölenin ruhu ise ahirette yeniden dirildiğinde bedene geri döner (Zümer 39/42,Tekvîr 81/7). Ayette geçen iki türlü ölme; ruhun bedeni uyku veya ölüm esnasında terk etmesidir. İki türlü hayat verilmesi de ruhun bedene, uyanırken veya yeniden dirilirken geri dönmesidir.
“Sizin bu hâliniz şundandır: Yalnız bir tek Allah’a çağırıldığınız zaman inkâr etmiştiniz. O’na ortak koşulunca ise[1] iman ediyordunuz. Hüküm artık yüce, büyük Allah’ındır.”
______________________ [1] Bkz. burada Zümer: 3. ayeti tekrar hatırlayınız. Çünkü o ayete ve ayrıca Zümer: 45. ayete gönderme vardır.
O SİZE ayetlerini gösteriyor, gökyüzünden sizin için bir rızık (her çeşit rızıktan ürüne can veren yağmur suyunu) indiriyor. Oysa O’na yönelen kimseden başkası düşünmüyor!
Dereceleri yükseltendir, Arş’ın sahibidir. Emrinden olan ruhu (Vahyi, Cebrail’i), kullarından dilediği kimseye (o toplumun içinde yaşayıp seçtiği Nebi ve Rasûlüne) indirir; buluşma günü hakkında uyarması için!
O gün onlar ortaya çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.“ Bugün mülk / yönetim / hükümrânlık kimindir?” “Tek olan, kahhar olan / mutlak otorite sahibi Allah’ındır.”
YAKLAŞAN felâket gününe karşı onları uyar, korkut! O vakit, yürekler gırtlaklara dayanmıştır yutkunup dururlar! Zalimler için ne bir dost, ne de sözü dinlenir bir şefaatçi/şahit vardır!
YERYÜZÜNDE gezip dolaşmadılar mı? Kendilerinden önceki kimselerin sonları nasıl olmuş, görsünler!… Onlar, kendilerinden kuvvetçe ve yeryüzündeki eserler bakımından daha üstün idiler. Ama Allah günahları yüzünden onları yakaladı ve Allah’a karşı, onları bir koruyan da olmadı.
Sebep şuydu: Çünkü elçileri onlara, apaçık deliller/mucizeler getirdiği halde inkâr ederlerdi. Sonunda, Allah onları yakaladı. Şüphesiz O; güçlüdür, azabı/cezası şiddetlidir.
Katımızdan onlara gerçeği getirince: “Onunla birlikte iman eden kişilerin oğullarını öldürün, kadınlarını da sağ bırakın” dediler. Ama, inkârcıların tuzağı hep boşa çıkar!
Firavun dedi ki: “Beni bırakın Musa’yı öldüreyim de o, Rabbine yalvarsın. Çünkü ben; onun, sizin dininizi/yaşam biçiminizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat/karışıklık çıkarmasından korkuyorum.”
FİRAVUN ailesinden imanını gizleyen mümin bir adam dedi ki: “Siz bir adamı; ‘Rabbim Allah’tır’ demesinden ötürü öldürme girişiminde de bulunuyor musunuz? Oysa o size Rabbinizden apaçık deliller getirmiştir. Eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söyleyen ise size vadettiklerinden bir kısmı size isabet eder. Şüphesiz Allah; aşırı giden, yalancı kişiye hidayet etmez.
Ey kavmim! Bugün mülkün idaresi (bu beldenin yönetimi) sizindir, yeryüzünde zahiren/görünen o ki, üstünsünüz! Fakat, Allah’ın verdiği belâya karşı bize kim yardım eder, eğer o belâ bize gelirse?” Firavun dedi ki: “Size, doğru gördüğümden başkasını göstermiyorum, sizi doğru yoldan başkasına da götürmüyorum.”
BUNUN ÜZERİNE inanan adam şöyle devam etti: “Ey kavmim! Şüphesiz ben önceki toplumların günü gibi bir günün üzerinize / başınıza gelmesinden korkuyorum.
o gün arkanızı dönerek kaçarsınız. Sizi Allah’tan / Allah’ın azabından kurtaracak kimse yoktur! Allah kimi (yanlış hayat tarzını seçip, tercihini küfürden / inkârdan yana yapan kişiyi) kendi sapıklığında bırakırsa; artık onun için bir yol gösterici yoktur!
Ve daha önce Yusuf da size apaçık delillerle gelmişti. Ancak, onun size getirdiklerinden kuşkulanıp duruyordunuz. Hatta o öldüğü zaman şöyle dediniz: ‘Allah kesinlikle ondan sonra bir elçi göndermeyecek.’ İşte böylece Allah haddi aşan / aşırı giden her şüpheci kimseyi sapıklığında bırakır.”
Onlar Allah’ın ayetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delil olmaksızın mücadele ederler. Allah katında ve inanan kimselerin yanında büyük bir hoşnutsuzluk doğurur! İşte böylece Allah her kibirli zorbanın kalbine yalnızlık hissi verir.”
Göklere çıkan sebeplere / yollara ulaşırım da böylelikle Musa’nın İlâhına muttali olurum / çıkıp bakarım! Çünkü ben onu bir yalancı sanıyorum.” İşte böylece Firavun’a yaptığı işin saçmalığı süslü göründü ve yoldan çıktı / saptı. Firavun’un tuzağı / plânı boşa çıkmaktan başka bir şey değildi.
Kim bir kötülük yaparsa onun mislinden başkası ile cezalandırılmaz. Kim ki -erkek veya kadın- mümin olarak, salih amel / insana ve hayata katkı sağlayarak aydalı bir işi en iyi şekilde yaparsa, işte onlar cennete girerler. Orada onlara hesapsız olarak rızık verilir.
Siz beni, Allah’a nankörlük etmeye ve O’na; kendisi hakkında bilgim olmayan şeyleri, ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, O; üstün olana, çok bağışlayana davet ediyorum.
Beni kendisine davet ettiğiniz şeyin; ne dünyada, ne de ahirette hiçbir değeri yoktur! Dönüşümüz Allah’ın huzurunadır. Şüphesiz ölçüyü aşanlar, ateş halkının ta kendileridir.
Ateş!.. Sabah ve akşam[1] ona sunulurlar. Kıyamet saati gelip çattığı gün: “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine[2] atınız!” denilir.
_____________________ [1] Yani hep uyarıldıkları o ateşe gece-gündüz (demek aslında) sonsuza dek/süresiz atılırlar, demektir. Bu ayet kabir azabına delil getirilir. Halbuki ölüm ile yeniden diriliş arasında geçen süre, insanın algılaması açısından gözü kapayıp açma hatta daha kısa bir süre gibidir. Kimse aradan geçen sürenin farkında olmaz (Nahl 16/77,Yasin 36/51–52,Kamer 54/46–50). Firavun gibi kafirler yeniden dirildiklerinde: “Vay halimize, uyuduğumuz yerden bizi kim kaldırdı?” diyeceklerdir (Yasin 36/52). Eğer kabir azabı çekiyor olsalardı, “Oh kurtulduk!” diye sevinmeleri gerekirdi. Dolayısıyla bu ayet kabir azabına delil getirilemez. Ayet, Firavun ailesinden birinin Musa aleyhisselama inandığını gören Firavun ve adamlarının nasıl çaresiz kaldıklarını ve hayatın onlara nasıl zindan olduğunu gösterme dışında bir anlama gelmez. Bu azab, bir önceki ayette “kötü azap” diye nitelenen azap ile ilgili bir tanımlamadır. Dünyadaki bu kötü azabı, nebilerine karşı çıkan bütün kafirler yaşarlar (En’am 6/155,156,157,Neml 27/4–5).
O VAKİT onlar, ateşin içinde çekişip dururlarken; horlanan zayıf kesim büyüklük taslayan kesime şöyle der: “Biz, size tâbi olanlar idik. Şimdi siz ateşin ufak bir kısmını bizden uzak tutabilir misiniz?”
Büyüklük taslayan kimseler dediler ki: “Gerçek şu ki; hepimiz onun içindeyiz. Muhakkak ki Allah, kulları arasında hükmünü (en isâbetli / en doğru bir karar) vermiş!”