DE Kİ: “Gelin, Rabbinizin yapmanızı istemediği şeyleri size okuyayım: Hiçbir şeyi O’na ortak koşmayın; ana-babaya iyilikten ayrılmayın/saygısızca davranmayın! Geçim sıkıntısından dolayı da çocuklarınızı öldürmeyin.” Sizin de onların da rızıklarını (besinlerini) Biz yaratıyoruz. Fuhşun/utanç verici kötülüklerin; açığına da gizlisine de yaklaşmayın! Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın! O, size işte bunu vasiyet etti / emretti! Belki akledersiniz? Belki akledersiniz?
Enam
İniş Sırası: 55 • Mushaf Sırası: 6 • Mekki Sure • 165 Ayettir
Enam 1
GÖKLERİ ve yeryüzünü yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden, herşeyi yerli yerince güzel yapan Allah’tır! Yine de inkârcı kimseler başkalarını Rablerine denk tutuyorlar!
Enam 2
Sizi, çamurdan yaratan O’dur. Sonra, bir süre yaşarsınız ve bir süre de (ecel vaktiniz / sonunuz / kıyâmetiniz) kendi katındadır. Öyleyken siz hâlâ kuşkulanıyorsunuz.
___________________
Bir bebek, anne karnında nasıl oluşur?
Bir damla sudan nutfe'ye, nutfeden bebeğin oluşum sürecine kadar olan zaman diliminin muhteşem bir animasyon video çalışması.
Bu 3 videoyu da izlemenizi tavsiye ederiz.
İnsanın / Bebeğin oluşumu ve Anne karnından hafta hafta Bebeğin gelişimi.
Allah insanı çamurdan yarattı ne demek?! İnsana lazım olan bütün herşeyi topraktan çekiyor Allah!
Enam 3
O, göklerde ve yeryüzünde tek Allah’tır. Gizlinizi ve açığa vurduğunuzu bildiği gibi, kazandıklarınızı da bilir.
Enam 5
Onlar, ayetler kendilerine gelince yalanladılar. Alay ediyor oldukları şeyin haberleri kendilerine gelecektir.
Enam 6
Görmediler mi / onlardan geriye kalan kalıntılara bakmadılar mı? Onlardan önceki nice nesilleri yok ettik; yeryüzünde size vermediğimiz imkânları onlara vermiştik, üzerlerine gökyüzünden (yağan yağmur vesilesiyle) indirdik/imkânlar gönderdik/bol nimetler verdik ve ayaklarının kenarından akan ırmak- lar var ettik. Fakat günahları yüzünden onları yok ettik. Onların yerine başka nesiller yarattık!
Enam 7
VE SANA kâğıda yazılı bir kitap indirmiş/iletmiş olsaydık da onu elleriyle tutsalardı, gerçekleri reddeden kimseler yine de: “Bu apaçık sihirden/aldatmadan başka bir şey değildir!” derlerdi.
Enam 8
Dediler ki: “Ona açıkça bir melek indirilmeli değil miydi?” Eğer bir melek indirseydik elbette iş çoktan bitirilmiş olurdu; sonra kendilerine hiç göz açtırılmazdı!
Enam 9
Eğer elçiyi bir melek yapsaydık; yine de onu bir adam / insan şeklinde yapardık. O[akıllarını kullanmaya]nlar yine düştükleri kuşkuya düşerlerdi.
Enam 10
Senden önce de elçilerle alay edilmişti. Onlardan alay eden kimseleri, alay ediyor oldukları şey kuşatıverdi!
Enam 12
De ki: “Göklerde ve yeryüzünde olanlar kimindir?” De ki: “Allah’ındır!” O, rahmeti kendi üzerine yazmıştır. Elbette sizi, kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır. Kendilerini hüsrana sokan kimseler var ya, işte onlar inanmıyorlar.
Enam 14
De ki: “Gökleri ve yeryüzünü yaratan; besleyen ve kendisi beslenmeyen Allah’tan başka bir dost mu edineyim? Ben (Allah’a) teslim olan kişilerin ilki olmakla emrolundum.” Ve (bana): “Müşriklerden sakın” denildi!
Enam 15
De ki: “Eğer, ben Rabbime isyan edersem; gerçekten büyük bir günün azabından korkarım.”
Enam 16
O gün kim ondan kurtulursa; O, ona rahmet etmiştir. İşte bu, apaçık kurtuluş ve başarıdır.
Enam 17
Allah sana bir zarar dokundursa kendisinden başka onu giderecek (ortadan kaldırıp başından def edecek) yoktur. Ve eğer sana bir hayır verirse bil ki; O, her şeye gücü yetendir.
Enam 18
O, kullarının üstünde tam hâkimdir / egemendir. O, doğru hüküm / isâbetli karar verendir, her şeyin haberini alır.
Enam 19
De ki: “Hangi şey şahitlik bakımından en güvenilir olandır?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. Bu Kur’an bana vahyolundu ki; onunla hem sizi ve hem de sizden sonra; Kur’an’ın kendisine ulaştığı herkesi uyarayım! Siz şahitlik ediyor musunuz; gerçekten Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna?!” De ki: “Ben şahitlik etmem”. “O, ancak Tek Bir İlâh’tır! Gerçekten ben ortak koştuğunuz şeylerden uzağım!”
Enam 20
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, oğullarını tanıdıkları gibi onu tanırlar. Ama, onlardan kendilerine yazık eden kimseler var ya, onlar inanmıyorlar.
Enam 21
UYDURDUĞU yalanı Allah’a yakıştırandan ya da O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Gerçekten zalimler huzur bulamazlar.
Enam 22
Onların hepsini topladığımız gün; sonra, ortak koşan kimselere deriz ki; “O sanmış olduğunuz ortaklarınız nerede?”
Enam 23
Sonra, onların: “Rabbimiz Allah’a yemin olsun ki; biz ortak koşanlar değildik” demelerinden başka çareleri kalmadı.
Enam 24
Bak, nasıl da kendilerine karşı yalan söylediler! İftira edip uydurdukları şeyler de, kendilerinden sapıp/kaybolup gitti.
Enam 25
İçlerinden sana kulak veren kimseler var; zekâlarını işletmiyorlar, anlamak istemiyorlar, duymak istemiyorlar.[1] Onlar her türlü mucizeyi görseler yine de ona inanmak istemiyorlar. Hatta sana geldikleri zaman seninle tartışırlar. İnkârcı kimseler derler ki: “Bu ancak öncekilerin masallarıdır / yaşanmış hayat hikâyeleridir.”
______________________
[1] Bu ayet üzerine, açmış olduğum Twitter Sohbet Odamda bir kardeşimizle istişâre ediyor, konuşuyorduk. Orada bu ayet ile ilgili anlayışımı dile getirdim, sonra aklıma geldi bu ayetin altına dipnot olarak oradaki tespitlerimi buraya da koyayım başkaları da istifâde etsin istedim.
Bilindiği üzere pek çok Meal Sahibi bu ayetlere: "Kalpleri var, Bizim ayetlerimizi / sözlerimizi anlamamaları için kalplerinin üzerine mühür vurduk, kulaklarına ağırlık koyduk" anlamı vermişlerdir.
Dikkat edilirse Allah bizzat burada fail; yani kişilerin kalbine mühür vuran, kulaklarına ağırlık koyandır, diye çeviri / meal yapılırsa o zaman bir ateist, deist, agnostik kimselerin eline bahane vermiş olursunuz. Allah neden bir kulunun kalbini mühürlesin, kulağına ayetlerini işitmesine ağırlık koysun: Ki kullarının hepsi kendisini anlasın ve cennetine girsin isterken?! Allah'ın şu ayetini nereye koyacaksınız: "O kulları için inkâra / küfre razı olmaz!" (Zümer 7) Bu durum aynen şeytan ile ilgili bir ayeti: Allah'a sen beni azdırdın, gibi anlamlandırdıkları gibi?! Allah niye şeytanı azdırsın?! Ne şeytanı ve ne de bir kulu Allah asla azdırmaz?! Şeytan da kullar da kendileri azgınlık göstermiş ve Allah'a asi olmuşlardır, dolayısıyla kâfirlerdendir.
O açıdan biz bu Ayeti yukarıdaki gibi verdik, en doğrusunu Allah bilir.
Enam 26
Onlar, insanları ondan alıkoyarlar ve kendileri de ondan uzak dururlar. Böylece, ancak kendilerini mahvediyorlar. Ama farkında değiller.
Enam 27
Hani onları ateşin başında durdurulmuş iken bir görsen! Derler ki: “Ne olurdu biz dünyaya geri çevrilseydik ve Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve müminlerden olsaydık!”
Enam 28
İşin aslı; daha önce (dünyada iken inandıkları gerçeği inkâr ederek üzerini örttükleri) gizlemekte oldukları şeyler onlara (açıkça) göründü. Eğer geri gönderilselerdi yine kendilerine yasak edilen şeyleri yapmaya dönerlerdi. Şüphesiz onlar yalancıdırlar.
Enam 29
Dediler ki: “Bu dünya hayatımızdan başkası yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz.”
Enam 30
Hani onları, Rablerinin huzurunda durdurulmuş iken bir görsen! “Bu gerçek değil miymiş?” buyurur. Derler ki: “Evet, Rabbimizin hakkı için öyle!” ”Öyleyse azabı tadın inkâr etmiş olduğunuzdan dolayı” denilir.
Enam 31
GERÇEKTEN; Allah ile karşılaşmayı yalanlayan kimseler hüsrana uğradılar. Nihayet, o saat ansızın kendilerine geldiği zaman; “Orada, aşırı giderek günah işlememizden dolayı yazıklar olsun bize” dediler. Günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak! Dikkat edin; yüklenip taşıdıkları şeyler, ne kötüdür!
Enam 32
Dünya hayatı bir oyun ve bir eğlenceden başka bir şey değildir. Ama ahiret yurdu, korunup sakınan kimseler için daha iyi/daha kalıcıdır. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?
Enam 33
PEKALA biliyoruz ki, elbette onların dedikleri seni üzüyor. Onlar, gerçekte seni yalanlamıyorlar, aksine o zalimler bilerek Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar.
Enam 34
Senden önce de elçiler yalanlanmıştı. Yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine sabrettiler. Nihayet, onlara yardımımız yetişti. Allah’ın kelimelerini değiştirecek kimse yoktur. Ant olsun, elçilerin haberlerinden bir parça sana da geldi.
Enam 35
Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldi ise yapabilirsen haydi yerin dibine bir tünel kaz veya göğe çıkabileceğin bir merdiven ara / bul ki; bir mucize getiresin[1] (ki bunu asla yapamazsın). Allah dileseydi (özgürlüklerini ellerinden alarak) elbette onları hidâyet (doğru yol) üzerinde toplardı. Öyleyse cahillerden olma (insanların özgür olduğunu unutma!)
______________________
[1] Muhammed (as) öncesi Nebilere verildiği gibi; müşriklerin inanmaları için olağanüstü olayların (mucizelerin), Son Rasûl’e verilmediğini bu ayetten de anlamak mümkün. Öncekilerin yalanlamalarından dolayı, mucizeler; Kur’an ile son bulmuştur. Peygambere yalnızca; düşünerek iman etmeleri için, tek başına yeterli olan Kur’an ve Ayetleri verilmiştir. Ayrıca bkz. İsra: 59.
Enam 36
Ancak işiten kimseler çağrıya gelirler, ölülere gelince; Allah onları diriltir sonra O’nun huzuruna döndürülürler.
Enam 37
DEDİLER Kİ: “Ona Rabbinden bir ayet (öncekilere verilen mucizelerden bir mucize)[1] indirilmeli değil mi?” De ki: “Şüphesiz Allah ayet / mucize indirmeye kadirdir.” Fakat onların birçoğu bilmiyorlar.
______________________
[1] Bkz. Enam 35. ayetin dipnotuna. İnanmayacakları için Nebiyi bu şekilde sıkıştırarak zor durumda bırakmaya çalışıyorlar.
Enam 38
Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı ve kanatlarıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi bir topluluk olmasınlar. Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık (onların yaptıkları her şeyi yazdık) / Kitaba (Kütüğe) her varlık, her olay yazılıyor. Sonra onlar, Rablerinin huzuruna (hesap vermek üzere mutlaka) toplanacaklardır.
Enam 39
Bizim ayetlerimizi yalanlayanlar; sağır (işitmek istemiyorlar) ve dilsizdirler (gerçeği söylemiyorlar), karanlıklar içinde kalmışlar olarak!.. Allah, (sapıklığı) dileyen / seçip tercih eden kimseyi (düzelmek istemediği için) sapıklığında bırakır. (Hidâyeti) dileyen / seçip tercih eden kimseyi (düzelmek istediği için) de dosdoğru bir yola yöneltir / ulaştırır.
Enam 40
De ki: “(Söyleyin bana) hiç düşündünüz mü? Size Allah’ın azabı gelse veya saat size gelip çatıverse, Allah’tan başkasına mı yalvarırsınız? Eğer doğru sözlüler iseniz!”
Enam 41
Bilakis, yalnızca O’na yalvarırsınız. O da eğer dilerse, yalvardığınız konularda duanızı kabul eder. O anda ortak koştuklarınızı unutursunuz!
Enam 42
SENDEN önce de (Nuh, Musa ve İbrahim'de olduğu gibi) çeşitli ümmetlere (uygarlıklara, medeniyetlere, toplumlara) rasûller / elçiler gönderdik. Onları çeşitli darlıklarla ve sıkıntılarla (sınayıp) yakalayıverdik. Umulur ki, boyunlarını büker / tevâzu gösterir yalvarırlar diye.
Enam 43
Hani hiç olmazsa; baskınımız/darlık ve sıkıntılarımız kendilerine geldiğinde, tevazu gösterip yalvarsalardı! Fakat kalpleri katılaştı. Şeytan da onlara yapıyor oldukları şeyleri süslü gösterdi.
Enam 44
Kendileriyle uyarıldıkları şeyleri unutunca, Biz de herşeyin kapılarını üzerlerine açıverdik. Nihayet, kendilerine verilen şeyle sevince daldıkları zaman, onları ansızın yakaladık. O zaman bütün umutları suya düşenler oldular!
Enam 45
Böylece, zulmeden toplumun ardı kesildi. Hamd'a lâyık olan/yaptığı herşeyi yerli yerince güzel yapan, Âlemlerin (uzayların/evrenin) Rabbi/Sahibi Allah’tır!
Enam 46
DE Kİ: “Söyleyin bakalım (hiç düşündünüz mü?) Allah işitmenizi ve görmenizi alsa ve kalplerinizi katılaştırsa/durdursa, Allah’tan başka onları size getirecek ilâh kimdir?” Bak, Biz ayetleri nasıl uzun uzun açıklıyoruz. Sonra yine de yüz çeviriyorlar!
Enam 47
De ki: “Söyleyin, hiç düşündünüz mü? Allah’ın azabı ansızın veya açıkça görülerek gelse; o zaman zalim toplumdan başkası imha edilir mi?”
Enam 48
Biz elçileri ancak müjdeleyici ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim inanırsa ve düzelirse onlara korku yoktur. Onlar (ahirette) üzülmeyeceklerdir.
Enam 49
Ayetlerimizi yalanlayan kimselere gelince; azap onlara dokunacaktır, yaptıkları kötülükler yüzünden...
Enam 50
De ki: “Size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum ve ben gaybı / gelecekte ne olacağını da bilmem! Ben size bir meleğim de demiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyuyorum.” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmüyor (karşılaştırma yapmıyor) musunuz?”
Enam 51
ONUNLA (Kur’an ile) uyar; Rablerinin huzuruna toplanacaklarından korkan kimseleri ki, onların O’ndan / tek Allah'tan başka dostları / evliyâsı ve (ahirette ne melek, ne rasûl, ne de Allah’a aracı / yakın / dost olarak iddia ettikleri evliyâdan saydıkları) şefaatçileri / yardımcıları yoktur. Belki korunup sakınırlar.
Enam 52
Sabah ve akşam, O’nun rızasını isteyerek, Rablerine yalvaran kimseleri kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk yok, senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur. Onları kovarsan o zaman zalimlerden olursun!
Enam 53
İşte böylece onların kimini kimisi ile açığa çıkardık;[1] “Allah aramızdan şunlara mı iyilikte bulundu?” diyorlar. Allah şükredenleri en iyi bilen değil mi?
______________________
[1] İşte burası çok önemli! Lütfen; Hicr: 26-44. ayetleri ve dipnota tekrar dönün ve düşüne düşüne bir kez daha okuyun! İşte gerçek Hicr 53. ayette saklı! Bu ayette olduğu gibi; şeytanın gerçeği ‘Adem / İnsan’ ile açığa çıkarılıp Meleklere gösteriliyor. Ve Allah’a: “Sen her şeyi daha iyi bilirsin!” diyorlar.
Enam 54
Ayetlerimize inanan kimseler sana geldikleri zaman, de ki: “Size selâm olsun! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı! Gerçek şu ki: Sizden kim cehaletle bir kötülük yapar da sonra; ardından tövbe eder ve halini / durumunu düzeltirse, şüphesiz O bağışlayandır, esirgeyendir.”
Enam 56
(GERÇEĞİ inkâr edenlere) de ki: “Ben Allah’tan başka yalvardıklarınıza kulluk etmekten men edildim.” De ki: “Ben sizin ihtirâslarınıza / arzularınıza uymam, çünkü o taktirde sapıtmış olurum ve doğru yolda gidenlerden olmamış olurum.”
Enam 57
De ki: “Ben, Rabbimden açık bir delil üzerindeyim. Siz ise onu yalanladınız. Kendisini acele istediğiniz şey benim yanımda değildir. Hüküm vermek yalnızca Allah’a aittir. O, gerçeği anlatır ve ayırdedenlerin/davayı çözüme kavuşturanların en iyisidir.”
Enam 58
De ki: “Kendisini acele istediğiniz şey benim yanımda olsaydı, benimle sizin aranızda iş elbette çoktan bitirilmiş olurdu!” Allah zalimleri en iyi bilendir.
Enam 59
Gaybın anahtarları O’nun yanındadır. Onları O’ndan başkası bilmez. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen hiçbir yaprak yoktur ki onu bilmesin! Yerin karanlıkları içine gömülen hiçbir tohum, hiçbir yaş ve hiçbir kuru yoktur ki, apaçık bir kitaba yazılıyor olmasın.[4]
______________________
[4] Bir tohum toprağa gömülür. Allah onu bilir. Melekler kitaba yazarlar. Rabbimiz izin verirse tohumdan bitki oluşur. (Bitkilerde FOTOSENTEZ olayındaki karanlık bölgede ne gibi biyolojik olayların gerçekleştiğini şu anda bilmiyoruz). Allah rızkı böylece yaratmış, vermiş olur. Kaf: 17-18; Yasin: 12; Yusuf: 61; Hud: 6; Hicr: 5; En’am: 160-164; Sebe: 3; Mümin: 17; Rum: 41. Bir ayeti diğer ayetlere sorup uygun ve çelişki olmayacak şekilde anlamak lâzımdır. Bu verdiğimiz Sure ve Ayet numaralarını aşağıda benzer/bağlantılı ayetler kısmına koyduk, tıklayarak okuyabilirsiniz.
Enam 60
Geceleyin sizi ölü (gibi) yapan/uyutan ve gündüzün ne işlediğinizi bilen O’dur. Sonra bir süre tamamlansın diye sizi diriltir. Sonra dönüşünüz O’[nun huzuru]nadır. Sonra yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecektir.
Enam 61
O, KULLARININ ÜZERİNDE tam hâkimdir / egemendir! Üzerinize koruyucu / gözetleyici melekler gönderir. Nihayet sizden biriniz öleceği zaman elçilerimiz (ölüm melekleri) onun ruhunu alırlar. Ve onlar görevlerinde hiçbir kusur / aksama yapmazlar.
Enam 62
Sonra, gerçek sahipleri olan Allah katına döndürülüp götürülürler. İyi bilin ki; hüküm yalnız O’nundur ve O, hesap görenlerin en hızlısıdır!
Enam 63
DE Kİ: “Karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarıyor?” Boyun bükerek ve gizlice O’na yalvarırsınız: “Şayet bizi bu durumdan kurtarırsa; elbette şükredenlerden olacağız” diye.
Enam 64
De ki: “Allah sizi ondan ve bütün sıkıntılardan kurtarıyor! Sonra yine de ortak koşuyorsunuz!”
Enam 65
De ki: “O size üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye kadirdir. Ya da grup grup birbirinize düşersiniz, kiminizin hıncını kiminiz tadar.” Bak, ayetleri nasıl da uzun uzun açıklıyoruz! Onlar iyice anlasınlar diye?
Enam 66
O gerçek iken kavmin onu yalanladı. De ki: “Ben üzerinize bir vekil/gözetleyici değilim!”
Enam 68
(BUNDAN BÖYLE) ayetlerimiz hakkında lüzumsuzluğa dalan / ileri geri konuşan kimseleri gördüğün zaman, (onlar) Allah’ın sözüne / Kur’an ve ayetlerine (inanarak) dönünceye kadar onlardan yüz çevir! Eğer şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra artık zalimler topluluğuyla beraber oturma / birarada bulunma!
Enam 69
Onların sorumluluğunu yüklenmek sakınanlara düşmez. Fakat belki korunup sakınırlar diye, hatırlatmak gerekir.
Enam 70
Dinlerini bir oyun ve eğlence edinen; dünya hayatında aldanan / dünya hayatının aldattığı kimseleri kendi hâline bırak! Sen bununla (Kur’an ile) şöyle hatırlat: Bir kişi kazandığı şeylerin eline teslim edilmeyegörsün; onun Allah’tan başka ne bir dostu, ne de bir şefaatçisi / yardım edeni vardır?! Her türlü fidyeyi verse de ondan kabul edilmez! İşte onlar kazandıkları şeylere teslim edilmiş kimselerdir! Onlar için kaynar sudan bir içki ve inkâr etmiş olmaları yüzünden can yakıcı bir azap vardır!
Enam 71
[1] Yol göstermesi.
Enam 73
“Gökleri ve yeryüzünü bir hesap ile yaratan O’dur. “Ol” dediği gün (o şey) hemen oluşmaya başlar. Sözü gerçektir! Sûr’a üfürüleceği gün de hükümrânlık O’nundur. Gizliyi / gaybı ve şehâdeti / görüneni bilir. O, doğru hüküm / karar verendir, her şeyin haberini alandır.”
Enam 74
VE BİR ZAMAN İbrahim babası Âzer’e:[1] “Sen birtakım putları ilâhlar mı ediniyorsun? Ben seni ve kavmini apaçık bir dalâlet / sapkınlık içinde / haddini aşanlardan görüyorum” demişti.
______________________
[1] Kitab-ı Mukaddes’te İbrahim’in babasının adı Törah olarak geçer. Törah, Athar şeklinde kullanımları vardır. Âzer muhtemelen Athar şeklindeki söylenişin arapçalaştırılmış şeklidir.
Enam 75
Bir zamanlar Biz İbrahim’e göklerin ve yeryüzünün melekûtunu[1] / yönetimini / işletim sistemini gösteriyorduk ki; gerçeğe ulaşanlardan / kesin bilgiyi görerek sahiplenip savunanlardan olsun.
______________________
[1] Muhteşem varlıklarını, ihtişamını ve Allah’ın onlar üzerindeki egemenliğini.
Enam 76
Gece karanlığı bürüyünce bir yıldız gördü: “Rabbim buymuş ha!” dedi. Yıldız batıp kaybolunca: “Ben batanları sevmem” dedi.
Enam 77
Ardından Ay’ı doğarken görünce: “Rabbim buymuş ha!” dedi. Ay batıp kaybolunca: “Eğer Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi elbette sapmış topluluktan[1] olurdum” dedi.
______________________
[1] Aslında; “Sapmış topluluktan olurdum!” derken onlara ders veriyor?! Hani bugünkü deyim ile İbrahim as. İRONİ yapıyor! Halkının inanışını bu şekilde, bu söylem ile açığa çıkarıp ortaya döküyor ki yaptıkları eylemin ne kadar yanlış olduğu konusunda öğüt alıp Rabblerine dönsünler istiyor. Hani istihza yaparak (alaya alarak) bir anlatım tarzı da diyebilirim: Demek Rabbimiz buymuş, bunlarmış öyle mi?! şeklinde ele almakta fayda var, yoksa İbrahim as.'ın Allah dışında hiçbir nesneye Rabbim demesi mümkün değildir! Daha doğru bir deyim ile: İlah edindiğiniz bu şeylerin benim Rabbim olan Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur, diyerek onların inançlarını çürütüyor!
Enam 78
Güneş’i doğarken görünce dedi ki: “Rabbim buymuş ha,[1] bu daha büyükmüş!” O da batınca: “Ey kavmim!” dedi. “Şüphesiz ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden[2] uzağım.”
______________________
[1] İbrahim, değişik gök cisimlerine tapan kavminin bâtıl inançlarını empati yöntemiyle sorguluyor. Ve yine aynı şekilde halkına öğüt/ders veriyor!
[2] Ve İbrahim as.; Yıldız, Ay ve Güneş’e dikkatleri çekerek: Allah’a koştukları ve tapındıkları bu ortakları tanımadığını, reddettiğini söylüyor.
Enam 79
”Şüphesiz ben yüzümü gökleri ve yeryüzünü yaratana / varedene çevirdim. İçtenlikle tek Allah’a inanan / hanif birisi (yanlışlardan uzaklaşıp dosdoğru) olarak! Ben müşriklerden değilim.”
Enam 80
Kavmi onunla tartışmaya girişti. Dedi ki: “Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Bana doğru yolu göstermiş iken?! Ben ortak koştuğunuz şeylerden korkmuyorum. Rabbim izin vermedikçe bir şey yapamazlar! Rabbim bilgi yönünden her şeyi kuşatmıştır. halâ öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?
Enam 81
Ben nasıl olur da (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden korkarım? Siz Allah’a hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri, ortak koşmaktan korkmuyorken?! Öyleyse bu iki topluluktan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır? Eğer gerçeği biliyor iseniz!”
Enam 82
İman eden ve imanlarına zulüm (şirk) karıştırmayanlar var ya; işte onlar, güven onların[hakkı]dır. Doğru yolu bulanlar da onlardır.
Enam 83
İŞTE BUNLAR, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz kanıtlarımızdır. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz Rabbin; bilir / bilen ve doğru hüküm / isâbetli karar verendir.
Enam 84
Ona İshak’ı ve Yakub’u bağışladık. Hepsine doğru yolu gösterdik. Daha önce Nuh’a da doğru yolu göstermiştik. Yine onun soyundan Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a da... İşte iyi davranışlarda bulunanları böylece ödüllendiririz.
Enam 86
İsmail, Elyesa, Yunus ve Lût’a da... Bunların hepsini dönemlerinde yaşayan çağdaşlarından faziletli / farklı farklı özelliklerde / güzel ve insanlığa faydalı işler yapanlardan kıldık.[1]
______________________
[1] Kur’an’ın anlatımında insanlar arasındaki en büyük farklılık (üstünlük) bu ayetle dile gelmiştir; “Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır." Yani Allah’ın indinde EN ÇOK KERİM OLANINIZ (ikram olunanınız, en şerefli olanınız ırk ya da soy olarak değil) EN ÇOK TAKVA SAHİBİ OLANINIZDIR!
Yine bu bağlamda rasullerin bazısının bazısından üstün/farklı olması durumu da budur.
“… O’na İshak ve Yakub’u ihsan ettik ve her birini hidayete erdirdik. Nuh’u da daha önce hidayete erdirmiştik, O’nun soyundan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı, Harun’u da…İşte iyi işler yapanları böyle mükafatlandırırız. Zekeriyya’yı, Yahya’yı, İsa’yı ve İlyas’ı da… Hepsi iyilerdendir. İsmail’i Elyesa’yı, Yunus’u ve Lut’u da... (FADDALNA ale’l-alemin) alemlere faddal / farklı kıldı.) (Enam 83-87)
Enam Suresinin bu ayetleri neredeyse, Kur’an’da adı geçen bütün peygamberler sayılarak, alemlere “FADDAL” oldukları ifade edilmiştir. Ayrıca Nisa 162-167. ayetleri de aynı şeyleri ifade etmektedir.
Enam 87
Babalarından, nesillerinden / çocuklarından ve kardeşlerinden kimini de... Onları da seçtik ve sırat-ı mustakim’e / dosdoğru bir yola ilettik (aynı zamanda hidâyete vesile olanlardan kıldık).
Enam 88
İşte bu yol (sırat-ı müstakim / dosdoğru olan) Allah’ın rehberlik / hidâyet yoludur. O bununla kullarından dilediğini[1] (seçtiği nebi ve elçisini) hidâyete iletir. Ama eğer onlar ortak koşsalardı; yapmış oldukları şeyler bir hiç olup boşa giderdi.
______________________
[1] Allah insanlardan dilediğini Nebi / Rasûl / Elçi seçer / yapar ve direkt / doğrudan hidâyete iletir. Hani: "Allah risâletini / elçiliğini kime vereceğini daha iyi bilir!" (En'am 124) Şeklinde gelen ayete dikkat edilirse, bu ayet gelmeden önce Muhammed as.'ın dönemindeki kelli felli insanlar muhtemelen: Neden bize değil de ona verildi, diye itirazda bulunmuş olmalılar ki, Allah ta bu ayetini göndermiş. Nübüvvet ve Risâlet kesinlikle ve kesinlikle Allah'ın dilemesi / seçmesi ile doğrudan ilişkilidir. Bu görevler kulların / insanların elinde değildir. Ancak kullarının hidâyete ermesi, kavuşması meselesi ise insanların gayretine tabidir. Diğer insanlardan ise dileyenleri (doğru yola girmeyi isteyen, bu uğurda çalışan, gayret gösteren insanları) hidâyete iletir / kavuşturur.
Enam 89
İşte onlar (Rasûller / Nebiler); kendilerine kitap (doğru bilgi) ve hüküm (akıl + bilim + vahyi çelişkisiz düşünerek, isâbetli ve doğru kararlar alma yetisi / özelliği) ve Nübüvvet / Nebilik verdiğimiz kimselerdir. Şimdi şunlar[1] bunları inkâr ederlerse; inkâr etmeyen bir toplumu vekil bırakır / yerlerine getiririz!
______________________
[1] Bu ayetler ilk muhatap olan Mekke ve Medine halkına hitap ettiği gibi; daha sonra ta kıyâmete kadar gelip-geçecek halklara da meydan okumaktadır.
Enam 90
İşte bunlar, Allah’ın hidayet (vahy)ettiği kimselerdir. Sen onların doğru yoluna uy. De ki: “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Bu, yalnızca âlemler için bir öğüttür.”
Enam 91
ONLAR, Allah’ı gereği gibi takdir edemediler; “Allah hiçbir beşere[1], herhangi bir şey indirmedi” demekle! De ki: “Musa’nın bir ışık ve insanlara yol gösterici olarak getirdiği o Kitabı kim indirdi? Siz, onu sayfalar haline getirip bir kısmını gösteriyor ve bir çoğunu da gizliyorsunuz. Halbuki onunla sizin ve babalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir.” De ki: “Allah!” (indirdi). Sonra onları bırak, daldıkları bataklıkları içinde oyalanıp dursunlar!
______________________
[1] Kur’an’da yer alan “Beşer” ve “İnsan” kavramları her ne kadar eş anlamlı gibi görünseler de ilgili ayetler incelendiğinde farklı bağlamlarda kullanıldıkları göze çarpar. Kavramlar arasındaki ortak nokta ise ikisinin de aynı varlığı ifade etmeleridir.
Rabbimiz, “kurumuş, yıllanıp kokuşmuş kara balçıktan” yarattığını ifade ettiği Adem için birbirini takip eden ayetlerde hem “insan” hem de “beşer” kavramlarını kullanıyor. Bu da Adem’in ve onun türünün yaratılış itibariyle bu iki vasfı taşıdığını gösterir. Bu vasıflar arasındaki farkın ne olduğunu da ilgili diğer ayetlerden öğreniyoruz.
a) Beşer
Kur’an, insan türüyle ilgili fizyolojik yapısı bağlamında bir şey söyleyeceği zaman “beşer” kavramını kullanmaktadır. Örneğin Yusuf’un (a.s) güzelliği karşısında ellerini kesen kadınlar onun bir “beşer” olamayacağını söylüyorlardı. (12/31) İnsanüstü bir varlık olduğuna gönderme yapıyorlardı da diyebiliriz.
Allah’ın elçileri de gönderildikleri toplumlarda “yeme-içme” gibi fizyolojik bazı özelliklerinden dolayı dışlanmışlardır. Zira toplumlar kendileri gibi etten kemikten bir beşer değil, bir melek talep ediyorlardı. İlgili bazı ayetler (23/33-34), (17/95-96).
Ölümlü bir varlık olarak yaratılmış olmamız da biyolojik yapımızla ilişkilidir. Rabbimiz bu gerçeği ifade ederken “beşer” kavramını kullanmaktadır (21/34).
b) İnsan
“İnsan” kavramının geçtiği ayetlerde insan türünün sosyal bir varlık olması özelliğinden bahsedilmektedir. Mesela, Rabbimiz insana öğrettiği şeylerden bahsederken bu kavramı kullanmaktadır (96/5), (55/3-4).
İnsanın özgür iradesiyle ortaya koyduğu davranışlarla ilgili de bu kavram kullanılır (103/2-3), (96/6-7).
Ayetlerde “sorumluluk ve imtihan” söz konusu olduğunda yine “insan” kavramı devreye girmektedir (33/72), (76/2).
İnsanın ahiretteki durumuyla ilgili ayetlerde de bu kavram kullanılır (79/34-35), (75/10), (89/23).
Sonuç olarak, ayetlerde “beşer” kavramı, insanın etten kemikten bir varlık olması bağlamında kullanılırken; “insan” kavramı irade ve sorumluluk sahibi sosyal bir varlık olması bağlamında karşımıza çıkmaktadır. Fakat başta ifade ettiğimiz gibi beşer de insan da farklı iki varlığın değil; aynı varlığın iki ayrı vasfıdır / özelliğidir.
Enam 92
İşte bu da indirdiğimiz / aktardığımız / anlattığımız mubârek bir Kitap’tır! Kendinden önceki kitapları tasdik edici / doğrulayıcıdır. (Biz onu / Kur’an’ı) kentlerin anasını ve çevresinde olanları (kentleri) uyarman için (gönderdik). Ahirete inanan kimseler buna inanırlar. Ve onlar namazlarını (namazda okunan ayetleri anlayarak kıldıkları için kendilerini fahşadan) muhafaza ederler.
Enam 93
ALLAH’a karşı yalan uyduran/iftira eden ya da kendisine hiçbir şey vahyedilmemiş iken, ‘bana da vahyolundu’ diyenden ve ‘Allah’ın indirdiği şeyler gibi ben de indireceğim’ diyen kimseden daha zalim kimdir? Hani o zalimleri, ölüm dalgaları içinde iken bir görsen! Melekler onlara ellerini uzatmış: “Canlarınızı çıkarın. Bugün alçaklık azabıyla cezalandırılacaksınız; Allah’a karşı gerçek dışı şeyleri söylemiş olmanızdan ve O’nun ayetlerine karşı, büyüklük taslamış kimseler olmanızdan dolayı.”
Enam 94
Ant olsun (denilecek) ki; sizi ilk kez yarattığımız gibi yapayalnız / teker teker / birer birer Bize geldiniz! Size izin verdiğimiz şeyleri arkanızda bırakıp terkettiniz! Aracılarınızı / edindiğiniz (dünyada iken ahiret hayatında sizin cehennemden kurtaracak) şefaatçilerinizi sizinle beraber görmüyoruz; içinizden (Allah ile) ortaklar olduğunu zannettiğiniz / ileri sürdüğünüz ortaklarınızı?! Ant olsun aranızdaki bağlar kesilmiştir. (Aracılar ve ortaklar) sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir!
Enam 95
HİÇ ŞÜPHESİZ, tohumu ve çekirdeği yarıp çıkaran Allah’tır. Cansızdan canlıyı, canlıdan da cansızı oluşturur. İşte Allah budur! O halde nasıl çevriliyorsunuz?
Enam 96
O, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkarandır. Geceyi bir dinlenme zamanı kılmıştır. Güneş’i ve Ay’ı bir zaman ölçüsü kıldı. İşte bu; üstün olan, bilen Allah’ın ölçüsüdür/takdiridir.
Enam 97
Sizin için yıldızları, karada ve denizde geceleri onlarla yolu bulmanız için var etmiştir. Gerçekten Biz ayetleri, bilen bir toplum için geniş geniş açıkladık.
Enam 98
O ki, sizi (bugün) bir tek nefisten / candan / canlıdan / döllenmiş yumurtadan inşa etti.[1] Sizin için (ana rahminde) bir kalış yeri ve bir de emânet olarak konuluş yeri vardır. Gerçekten Biz ayetleri anlayan bir toplum için geniş geniş açıkladık.
______________________
[1] İnşa: Allah azze ve celle; aynı anda binlerce, onbinlerce Âdem ve Eşini (erkek kadın insanoğlu ve insankızını) yaratmış ve yeryüzünün çeşitli yerlerinde İNŞA etmiş (yaratarak, yeryüzünde halkederek çıkartıp dağıtmış) olabilir. Yine de en doğrusunu Allah bilir. Allah’ın Sünnetullahı’nda (kâinata / evrene koyduğu değişmeyecek olan yasasında), aynı anne ve babadan dünyaya gelenlerin (kardeş olanların) birbirleriyle evlenmeleri haramdır / yasaktır / sünnetullah'a aykırıdır! Ayrıca bu ayette, insanın kadın erkek olarak her iki cinsinin de “bir tek canlıdan” türetildiği, ‘biyolojik gerçekliği’ ortaya konulmaktadır.
Bir bebek, anne karnında nasıl oluşur?
Bir damla sudan nutfe'ye, nutfeden bebeğin oluşum sürecine kadar olan zaman diliminin muhteşem bir animasyon video çalışması.
Bu 3 videoyu da izlemenizi tavsiye ederiz.
İnsanın / Bebeğin oluşumu ve Anne karnından hafta hafta Bebeğin gelişimi.
Allah insanı çamurdan yarattı ne demek?! İnsana lazım olan bütün herşeyi topraktan çekiyor Allah!
Enam 99
Ve O, gökyüzünden su indirdi. Onunla herşeyin bitkisini bitirdik. Ondan da bir yeşillik çıkardık. Ondan da birbiri üzerine binmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar bahçeleri çıkardık. Kimi birbirine benzer, kimi de benzer değildir. Mahsul verdiği ve olgunlaştığı zaman onların meyvesine bir bakın! Şüphesiz, bu size gösterilenlerde; inanan bir toplum için işâretler vardır.
Enam 100
CİNLERİ Allah’a ortak koştular. Halbuki O, onları yaratmıştır. Bilgisizce O’na oğullar ve kızlar yakıştırdılar! O; hiçbir kusuru, eksiği olmayandır; onların nitelendirdiği şeylerden münezzehtir/yücedir!
Enam 101
GÖKLERİ ve yeryüzünü, bir örnek olmaksızın yoktan var edendir! O’nun nasıl çocuğu olabilir ki?[1] O’nun bir eşi de yoktur. Herşeyi O yaratmıştır. O, herşeyi bilendir.
__________________
[1] İhlas 3: “O, baba değildir ve evlât da değildir!”
Dünyanın yaratılışı ile ilgili muhteşem bir TRT Belgeseli, izlemenizi tavsiye ederim.
Enam 102
İşte Rabbiniz Allah budur! O’ndan başka İlâh yoktur. Herşeyin yaratıcısıdır. Öyleyse O’na kulluk edin. Ve O, herşeyin üzerine vekildir.
Enam 103
Gözler O’nu idrak edemez; halbuki O, gözleri idrak eder/görür. O latiftir, herşeyi haber alandır.
Enam 104
DOĞRUSU size, Rabbinizden basiretler (anlama ve kavrama araçları) gelmiştir! Artık kim görürse, yararı kendisinedir. Kim de (gerçeği görmekten kaçınırsa) körelirse kendi aleyhinedir. Ve: “Ben sizin bekçiniz / koruyucunuz değilim” (de).
Enam 105
İşte böylece ayetleri çok farklı yönlerden / pencereden / bakış açılardan ele alarak açıklıyoruz. Ki sana (onlara ayetleri okurken bu yüzden): “Sen bunların dersini almışsın / dersine iyi çalışmışsın” diyorlar. Oysa Biz öğrenmek isteyen bir toplum için herkesin anlayacağı şekilde ayrıntılı olarak açıklıyoruz!
Enam 106
Rabbinden sana vahyedilene uy (gereğini yerine getir!) O’ndan başka İlâh yoktur. Ortak koşanlardan yüz çevir!
Enam 107
Eğer Allah dileseydi;[1] onlar[a seçme özgürlüğü vermeseydi] ortak koşamazlardı.[*] Biz seni onların üzerine muhafız / bekçi kılmadık. Ve sen onlar üzerine bir vekil / gözetleyici de değilsin.
______________________
[1] [*] Allah onlara secme özgürlüğü vermeyip te onları zorlasaydı.
Enam 108
SİZ onların, Allah’tan başka yalvardıklarına kötü söz söylemeyin ki; onlar da bilmeden, saldırganlıkla Allah’a kötü söz söylemiş olmasınlar! İşte öylece her topluma yaptıkları işler süslü görünüyor. Sonra, dönüşleri Rablerinin huzurunadır. O da onlara yapmış oldukları şeyleri bir bir haber verir.
Enam 109
YEMİNLERİNİN olanca gücü ile; ‘eğer kendilerine bir mucize gelirse, ona mutlaka inanacaklarına’ dair Allah’a yemin ettiler. De ki: “Mucizeler yalnız Allah katındandır.” Hem siz, farkında değil misiniz? Onlara (mucize) gelse, yine de ona inanmıyorlar.
Enam 110
Onlar gönüllerini / kalplerini (duygusal zekâlarını işletmiyorlar) ve gözlerini açmıyorlar (düşünerek bakmıyorlar); önyargılı / dogmatik oluyarlar (körükörüne inanıyorlar). Tıpkı ilk defa ona (Kur’an’a) inanmadıkları gibi onları bırakırız azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar!
Enam 111
GERÇEK ŞU Kİ, Biz onlara melekler indirseydik; ölüler de kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi toplayıp onların karşılarına getirseydik, yine de fanatik oluyorlar/inanmak istemiyorlar. Bu Allah’ın dilemesi (onlara özgürlük tanıması!) Fakat onların çoğu cahillik ediyorlar.
Enam 112
İşte böylece; her Nebiye insan (görünen) ve cin (görünmeyen varlıklardan) şeytanlar saldırganca[1] düşmanlık yaptılar. Aldatmak için sözün yaldızlısını birbirlerine fısıldarlar. Eğer Rabbin dilemeseydi / özgür irâde vermeseydi bunu yapamazlardı! Artık onları uydurup iftira ettikleri şeylerle başbaşa bırak!
______________________
[1] İnsan ve cin şeytanların Nebilere düşmanlık beslemelerine izin verdik. Veya şeytanların Nebilere ‘karşı güç’ kullanmalarına izin verdik!
Enam 113
Ahirete inanmayan kimselerin gönülleri ona (yalanlara/iftiralara) kanar/meyledip yönelir, ondan razı olup hoşlanırlar ve onlar, yüklendikleri kötülükleri yüklenmeye devam ederler!
Enam 114
114 . DE Kİ: “Allah’tan başka bir hakem mi arayayım? O size kitabı, detaylı/ayrıntılı olarak açıklayıp indirmiş iken!” Kendilerine kitap (Zebur, Tevrat, İncil) verdiğimiz kimseler; şüphesiz onun (Kur’an’ın), gerçekten Rabbinden indirilmiş olduğunu bilirler. O halde, kuşkulananlardan olma!
Enam 115
Rabbinin sözü/kelimeleri doğruluk ve adaletçe tamamlanmıştır. O’nun kelimelerini[n aslını] değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O işitendir, bilendir.
Enam 116
Eğer yeryüzündeki kimselerin çoğunluğunun reyini / oyunu / onaylamasını / kabulünü, gerçeğin tek ölçüsü sayarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna/ispatı olmayan teorilerine uyuyorlar. Ve sadece yalan uydurup saçmalıyorlar!
Enam 117
Şüphesiz senin Rabbin kendi yolundan sapan kimseleri de doğru yolda olanları da en iyi bilendir.
Enam 118
ÖYLEYSE, Allah’ın helal kıldığı şeylerden yiyin, eğer O’nun ayetlerine inananlar iseniz!
Enam 119
Size ne oluyor; Allah’ın helal kıldığı şeylerden niçin yemiyorsunuz? O, size haram kıldığı şeyleri açıklamıştır. Çaresiz kalarak kendisini yemek zorunda kaldıklarınız hariç! Şüphesiz, birçokları bilgisizce arzularına uyarak sapıyorlar. Şüphesiz Rabbin, sınırı aşanları en iyi bilendir.
Enam 120
Günahın açığını da gizlisini de bırakın! Günah kazanan kimseler, yüklenmiş oldukları günahlarıyla cezalandırılacaklardır.
Enam 121
Allah’ın haram kıldığı şeylerden yemeyiniz; çünkü o, yoldan sapmaktır. Doğrusu şeytanlar kendi dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için fısıldarlar! Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de müşriklerden olursunuz!
Enam 122
KALBİ DURMUŞKEN dirilmesine izin verdiğimiz ve hareket edebilmesi için kendisine; insanlar içinde güç kuvvet verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklar (morg ya da mezar) içinde kalıp, oradan hiç çıkamayan kimsenin durumu gibi olur mu? Fakat kâfirlere yapmış oldukları şeyler güzel görünüyor.
Enam 123
Böylece (helak edilen) her kentin ileri gelenleri, oranın suçluları oldular, orada hile yaptılar! Oysa onlar, kendilerinden başkasına hile yapamadılar, ama farkında değiller!
Enam 124
Onlara bir ayet geldiği zaman, dediler ki: “Kesinlikle inanmayacağız; Allah’ın elçilerine verilen şeyin benzeri, bize de verilmedikçe!” Allah risâletini / elçiliğini kime vereceğini daha iyi bilir! Allah katında, suç işleyen kişilere bir alçalma ve hile yapmış olmaları yüzünden, şiddetli bir azap isabet edecektir.
Enam 125
Allah; kim doğru yola gitmek / gelmek isterse onun gönlünü Allah’a teslimiyete / İslâm’a açar. Kim de sapıklığı dilerse / isterse / tercih ederse onun gönlünü tıkanık, dar kılar; sanki gökyüzüne yükseliyormuş gibi![1] Allah işte böylece gerçeklere inanmayan kimselerin üzerine pisliği çökertir!
______________________
[1] Tıp dilinde, dağ hastalığına işarettir. Yükseklik arttıkça basınç azalır ve kalbi sıkışır, burun kanaması görülür.
Enam 126
Rabbinin dosdoğru yolu, işte budur! Biz ayetleri öğüt alan bir toplum için geniş geniş ayrıntılı olarak açıkladık.
Enam 127
Rableri katında esenlik yurdu onlarındır. Yapmış olduklarından dolayı onların dostu O’dur.
Enam 128
(ALLAH) onların hepsini bir araya topladığı gün: “Ey cin topluluğu! Muhakkak siz insanlarla çok uğraştınız” diyecek. İnsanlardan onları dostlar / evliyâ edinenler derler ki: “Rabbimiz! Birbirimizden yararlandık ve Senin bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık.” Allah buyurur ki: “Son durağınız ateştir, orada sonsuz kalıcısınız; Allah’ın dileyip (ufak tefek günahlarını) affettikleri hariç!” Şüphesiz Rabbin bilir / bilen ve doğru hüküm / karar verendir.
Enam 129
Zalimler ister kendi halkına ister başkalarına zulmetsin; yaptıkları haksızlıklar yüzünden Allah onları birbirine düşürür. Daha güçlü olanı diğerine musallat eder, böylece zulmedenler yaptıklarının karşılığını birbirlerine tattırır. Sonunda biri diğerine üstün gelse bile her iki taraf da işlediği zulmün acısını yaşayarak bedelini öder.[*]
________________
[*] Bu ifade, ilahi adaletin dünyadaki işleyişine dikkat çeker. Zulüm sadece bireysel bir günah değil, toplumsal bir bozulma sebebidir. Bir topluluk gücü eline geçirip başkalarına haksızlık yaptığında bu durum sonsuza kadar sürmez; çünkü zulüm kendi içinde bir yıkım tohumu taşır. Zalim, ilk bakışta güçlü görünse bile yaptığı haksızlıklar onu yeni çatışmaların içine sürükler.
Burada dikkat çeken nokta, cezanın çoğu zaman dışarıdan değil içeriden gelmesidir. Zulmeden topluluklar ya kendi içlerinde bölünür ya da kendileri gibi zalim olan başka güçlerle karşı karşıya gelir. Böylece zulüm bir zincirleme reaksiyon gibi zalimleri birbirine kırdırır. Bu, ilahi adaletin sadece ahirete bırakılmadığını; dünyada da ibret olacak şekilde tecelli edebileceğini gösterir.
Mesajın özü şudur: Zulüm kısa vadede kazanç gibi görünse bile uzun vadede sahibini tüketir. Güçle ayakta duran adaletsizlik yine güç çatışmasıyla çöker. Sonunda kazanan gibi görünen bile aslında kaybetmiştir; çünkü zulümle elde edilen hiçbir üstünlük kalıcı değildir ve herkes yaptığının karşılığını mutlaka tadar.
Enam 130
“EY CİN ve insan topluluğu! Size içinizden ayetlerimi anlatan ve bugünle karşılaşacağınıza dair, sizi uyaran elçiler gelmedi mi?” “Kendi aleyhimize şahidiz” dediler. Dünya hayatında aldandılar. Ve kendilerinin inkârcılar olduklarına, kendileri aleyhinde şahitlik ettiler.
Enam 131
Bu böyledir. Çünkü Rabbin, halk gerçeklerden habersiz iken, ülkeleri zulmederek helak edici değildir.
Enam 132
Her birinin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Rabbin, onların yaptıklarından habersiz değildir!
Enam 133
Rabbin zengindir / herşeyden müstağnidir, rahmet sahibidir. Dilerse sizi götürür, sizden sonra yerinize dilediği kimseleri getirir; sizi de başka bir halkın soyundan var ettiği gibi!
Enam 134
Size söz verilen muhakkak gelecektir. Siz kesinlikle (Allah’ı) güçsüz bırakamazsınız!
Enam 135
De ki: “Ey halkım! Bütün imkânlarınızla yapacağınızı yapın, şüphesiz ben de yapıyorum; yakında bileceksiniz dünya yurdunun sonu kime aitmiş! Gerçekten zalimler (dünyada asla) huzur bulamazlar.”
Enam 136
ONLAR, Allah’ın yarattığı ekinden ve hayvanlardan, Allah’a bir pay ayırdılar ve zanlarınca: “Bu Allah’a, bu da ortaklarımıza!..” dediler. Ortakları için ayrılan Allah’a ulaşmıyor. Fakat Allah için denilenlerle ortaklarının malını çoğaltıyorlar. Ne kötü / isâbetsiz hüküm / karar veriyorlar!..
Enam 137
Yine bunun gibi onların ortakları müşriklerden birçoğuna çocuklarını öldürmeyi[1] süslü gösterdi. Kendilerini mahvetmeye ve inançlarını karmakarışık etmeye yol açtı. Allah dileseydi/onları hür bırakmasaydı, bunu yapamazlardı. Öyleyse onları uydurduklarıyla baş başa bırak!
______________________
[1] Bugün dünya toplumlarında sadece kız çocukları değil, daha anne karnında erkek ya da kız çocuklar farketmez kürtaj yapılarak katledilmektedir. “Yine bunun gibi onların ortakları müşriklerden birçoğuna, çocuklarını öldürmeyi/katletmeyi süslü gösterdi.” Ayette geçen katletme meselesine dikkatlerinizi çekmek isterim. Burada geçen katle’yi öldürme olarak verdik, ancak bilindiği üzere öldürmek (canını almak) olarak okunmamalı sadece?! Özellikle kız çocuklarına değer vermemek ve Tekvir 8’de geçtiği üzere diri diri toprağa gömmeyi: Kız çocuklarını istemediği kişilerle evlendirmek, okutmamak, mirastan mahrum etmek, erkek evlâttan aşağı seviyede görmek/tutmak, toplumdan dışlamak vb noktaları da ele aldığımızda diri diri toprağa gömmek gibidir, şeklinde okuyabiliriz!..
Enam 138
Zanlarınca dediler ki: “Bunlar dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir. Bizim dilediğimizden başkası onları yiyemez. Şunların da, sırtları(na binilmesi, yük vurulması) haram kılınmıştır.” Bir kısım hayvanları putları adına keserlerdi, O’na (Allah’a) iftira ederek (bunu yaparlardı). O, onları iftira ettikleri şeylerle cezalandıracaktır.
Enam 139
Dediler ki: ”Bu hayvanların karınlarında olanlar yalnızca erkeklerimize aittir kadınlarımıza haramdır! Eğer (yavru) ölü doğarsa o zaman hepsi onda ortaktırlar.” Bu nitelemelerinden (dolayı) Allah onları cezalandıracaktır. Şüphesiz O; bilir / bilen ve doğru hüküm / isâbetli karar verendir.
Enam 140
Bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği şeyleri, Allah’a iftira ederek haram kılanlar zarar etmişlerdir. Gerçekten şaşırıp sapmışlardır. Ve onlar, hidayet yolunu/doğru yolu bulamamışlardır.
Enam 141
ÇARDAKLI ve çardaksız bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmayı ve ekini, zeytini ve narı -birbirine benzer ve benzemez şekilde- var eden O’dur. Her biri meyvesini verdiği zaman meyvesinden yiyin, hasat günü de (ihtiyaç sahiplerine yedirerek) hakkını verin. Savurganlık etmeyin. Çünkü O savurganları sevmez.
Enam 142
Hayvanlardan da yük taşıyanı ve sırtından/yününden istifade edileni, Allah’ın size verdiği rızıktan yiyin, şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, size karşı apaçık saldırgan bir düşmandır.
Enam 143
Sekiz çift (hayvan): Koyundan iki ve keçiden iki... De ki: “(Allah) iki erkeği mi yoksa, iki dişiyi mi haram etti? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunanları mı? Bana bir ilim ile haber verin. Eğer doğrular iseniz!..”
Enam 144
Deveden iki, sığırdan iki... De ki: “İki erkeği mi haram kıldı yoksa iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunanları mı? Yoksa siz, Allah size böyle nasihat ettiğinde şahitler mi oldunuz?” Allah’a karşı yalan uyduran kimseden daha hain kimdir? Bir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak için!.. Şüphesiz Allah; hainler topluluğuna hidayeti/doğru yolu/huzuru vermez.
Enam 145
DE Kİ: “Bana vahyolunanın içinde yiyen bir kimseye haram edilmiş bir şey bulamıyorum; ancak ölü (leş), akıtılmış kan, domuz eti -ki o gerçekten (insanlar için sayısız zararları olan) bir pisliktir-[1] veya Allah’tan başkası adına / şerefine / onuruna günahkârca boğazlanmış / kesilmiş olan dışında?!” Ancak kim çaresiz kalıp da aç gözlüce saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere yemek zorunda kalırsa şüphesiz Rabbin; çok bağışlayandır, esirgeyendir.
______________________
[1] Burada dikkat edilmesi gereken, domuzun pislik olduğuna değil onun pislik yiyen bir hayvan olduğundan dolayı etinin pislik olduğuna vurgu vardır. Yoksa Allah'ın yarattığı her bir yaratığın illâ ki doğada bir faydası, doğaya bir katkısı vardır, işte bu karıştırılıyor?! Aradaki bu farkı görelim...
Enam 146
Yahudilere tırnaklı bütün hayvanları haram kıldık. Sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram ettik; sırtlarının veya bağırsaklarının taşıdığı yağlar ile, kemikle karışmış yağlar dışında! İşte onları; haddi aşmaları ve saldırganlıkları yüzünden böyle cezalandırdık. Şüphesiz Biz doğru söyleyenleriz.
______________________
YAHUDİLİK ~ Musa as.'ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.
HRİSTİYANLIK ~ İsa as.'ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.
SÜNNİLİK-ŞİİLİK ~ Muhammed as.'ın arkasından gidenlerin inancı değil, İslam adına sonraları oluşturulan bir inançtır. Allah'a ve Rasûlüne rağmen oluşturulmuş ve gerçekte onların DİNİ / YAŞAM BİÇİMİ olmuştur.
Enam 147
Eğer seni yalanladılarsa, de ki: “Rabbiniz geniş rahmet sahibidir ve O’nun baskını, suçlu günahkar toplumdan geri çevrilmez!”
Enam 148
ORTAK KOŞAN KİMSELER diyecekler ki: “Allah (bizi mümin) yapsaydı; ne biz, ne de babalarımız ortak koşmazdık! Hiçbir şeyi de haram yapmazdık!” Onlardan önce yalanlayan kimseler de böyle demişlerdi, sonunda da azabımızı tatmışlardı. De ki: “Yanınızda bize çıkarıp (göstereceğiniz) bir bilgi var mı? Siz sadece zanna uyuyorsunuz ve sadece tahmin yürüterek saçmalıyorsunuz.”
Enam 149
De ki: “Üstün ve kesin kanıt Allah’ındır. O dileseydi (size özgür irâde vermeseydi), hepinizi zorunlu olarak doğru yola iletirdi.”
Enam 150
De ki: “Bunu Allah haram etti diye, şahitlik edecek şahitleriniz var mı!” Eğer şahitlik ederlerse, sen onlarla birlikte şahitlik etme! Ayetlerimizi yalanlayan ve ahirete inanmayan kimselerin hatalı görüşlerine uyma! Onlar Rablerine eş tutuyorlar!
Enam 151
DE Kİ: “Gelin, Rabbinizin yapmanızı istemediği şeyleri size okuyayım: Hiçbir şeyi O’na ortak koşmayın; ana-babaya iyilikten ayrılmayın/saygısızca davranmayın! Geçim sıkıntısından dolayı da çocuklarınızı öldürmeyin.” Sizin de onların da rızıklarını (besinlerini) Biz yaratıyoruz. Fuhşun/utanç verici kötülüklerin; açığına da gizlisine de yaklaşmayın! Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın! O, size işte bunu vasiyet etti / emretti! Belki akledersiniz? Belki akledersiniz?
Enam 152
Yetimin malına yaklaşmayın, ergenlik çağına erişinceye kadar!.. Yetimin lehine olan iyi bir tutumla olması hariç! Ölçü ve tartıyı tam bir adalet ile tutun. Biz, hiç kimseye gücünün yettiğinden başkasını teklif etmeyiz! Söylediğiniz zaman adaleti gözetin; velev ki, akrabanız dahi olsa! Allah’a verdiğiniz sözü yerine getirin! İşte size, bunları tavsiye etti. Olur ki, hatırlayıp öğüt alırsınız!..
Enam 153
Şüphesiz bu, Benim dosdoğru yolumdur. Öyleyse ona uyun, (başka) yollara uymayın! Ki sizi, O’nun yolundan saptırmasınlar. Böylece O, size bunları emretti/tavsiye etti. Belki korunup sakınırsınız!
Enam 154
MUSA’ya Kitab’ı verdik; iyilik edenlere (nimetlerimizi) tamamlamak için, herşeyi açıklayıcı, doğru yola iletici ve rahmet olarak! Umulur ki onlar, Rableriyle karşılaşacaklarına inanırlar.
Enam 155
İŞTE BU; Bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Haydi, ona uyun ve korunup sakının ki, size rahmet edilsin!
Enam 156
“Kitap yalnızca bizden önce iki taifeye indirildi. Biz ise onların okumasından habersizdik” demeyesiniz.
Enam 157
Veya: “Bize de bir kitap indirilseydi, biz onlardan daha doğru yolda olurduk” demeyesiniz. Ant olsun, size Rabbinizden açık belge, bir hidayet/bir kılavuz ve bir rahmet geldi. Allah’ın ayetlerini yalanlayan ve onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir? Ayetlerimizden yüz çeviren kimseleri, azabın en kötüsüyle cezalandıracağız. Yüz çevirmiş olmalarından ötürü!
Enam 158
ONLAR ille de kendilerine meleklerin veya Rabbinin veyahut da; Rabbinin bazı ayetlerinin (azabının, toplu imhasının) gelmesini mi gözlüyorlar? Ama Rabbinin bazı ayetleri (azabının) geldiği gün; daha önce inanmamış kişiye veya imanından bir hayır kazanmamış olan kişiye imanı fayda vermez. De ki: “Gözetip bekleyin! Kuşkusuz biz de gözetip bekleyenleriz!”
Enam 159
Gerçek şu ki; dinlerini parça parça edip, grup grup cemaatlere / mezheplere / topluluklara ayrılanlar var ya; senin onlarla (ve yaptıklarıyla) hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi yalnızca Allah’a kalmıştır! Sonra O, yapmış olduklarını kendilerine haber verecektir.
Enam 160
Her kim bir iyilik ile gelirse; kendisine onun on misli iyilik (sevap) vardır! Fakat kim bir kötülük ile gelirse; denginden/mislinden başkasıyla cezalandırılmaz! Ve onlara haksızlık edilmez.
Enam 161
DE Kİ: “Şüphesiz Rabbim beni, dosdoğru bir yola, dimdik ayakta duran dine; Allah’ı birleyen İbrahim’in dinine iletti! O, asla ortak koşanlardan değildi.”
Enam 162
De ki: “Şüphesiz benim duam ve ibadetlerim; hayatım ve ölümüm Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir!
Enam 163
O’nun hiçbir ortağı yoktur! Bana böyle emrolundu. Ve ben (O’na) teslim olanların önde olanıyım/ilkiyim.”
Enam 164
DE Kİ: “Ben Allah’tan başka bir Rab mi arayayım; O, herşeyin Rabbi iken? Her nefsin kazandığı ancak kendisine aittir! Hiç kimse başkasının vebalini/yükünü yüklenmez! Sonra, sizin dönüşünüz Rabbinizin huzurunadır! O size, ayrılığa düştüğünüz herşeyi haber verecektir.”
Enam 165
O ki sizi yeryüzünde halifeler[1] olarak / birbiri ardınca yarattı. (Yeryüzünü geçici varisler / mirasçılar olarak kullanma özgürlüğü verdi.) Kiminizi kiminizden farklı yeteneklerde yarattı. Size verdikleriyle (ve yaptıklarınızla) sizi açığa çıkarıyor! Şüphesiz Rabbin cezası çabuk olandır. Ve gerçekten O; çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
_____________________
[1] Halife / Halifeler: Birbirlerinin yerine bir şekilde geçenler olarak ilk etapta anlamakta fayda var. Yönetici olarak ta karşımıza çıkar. Davud as.’ı yeryüzünde halife / yönetici yaptık, der örneğin. Fakat bir başka anlam olarak ta (insan) muhalif bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. En başta kendisini yaratana muhalif oluyor. Allah’ın emri olan: Şu ağaca yaklaşma, dediği hâlde bu emrini çiğniyor. Daha sonra insanın bir başka insanlarla ihtilâf etmesi, birbirlerine muhalif olmaları, birbirlerinin yerine / koltuğuna göz dikmeleri, birbirinin ayağını kaydırması vs. pek şekilde örneklendirebiliriz.
Enam 152
Yetimin malına yaklaşmayın, ergenlik çağına erişinceye kadar!.. Yetimin lehine olan iyi bir tutumla olması hariç! Ölçü ve tartıyı tam bir adalet ile tutun. Biz, hiç kimseye gücünün yettiğinden başkasını teklif etmeyiz! Söylediğiniz zaman adaleti gözetin; velev ki, akrabanız dahi olsa! Allah’a verdiğiniz sözü yerine getirin! İşte size, bunları tavsiye etti. Olur ki, hatırlayıp öğüt alırsınız!..
Enam 153
Şüphesiz bu, Benim dosdoğru yolumdur. Öyleyse ona uyun, (başka) yollara uymayın! Ki sizi, O’nun yolundan saptırmasınlar. Böylece O, size bunları emretti/tavsiye etti. Belki korunup sakınırsınız!
Enam 154
MUSA’ya Kitab’ı verdik; iyilik edenlere (nimetlerimizi) tamamlamak için, herşeyi açıklayıcı, doğru yola iletici ve rahmet olarak! Umulur ki onlar, Rableriyle karşılaşacaklarına inanırlar.
Enam 155
İŞTE BU; Bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Haydi, ona uyun ve korunup sakının ki, size rahmet edilsin!
Enam 156
“Kitap yalnızca bizden önce iki taifeye indirildi. Biz ise onların okumasından habersizdik” demeyesiniz.
Enam 157
Veya: “Bize de bir kitap indirilseydi, biz onlardan daha doğru yolda olurduk” demeyesiniz. Ant olsun, size Rabbinizden açık belge, bir hidayet/bir kılavuz ve bir rahmet geldi. Allah’ın ayetlerini yalanlayan ve onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir? Ayetlerimizden yüz çeviren kimseleri, azabın en kötüsüyle cezalandıracağız. Yüz çevirmiş olmalarından ötürü!
Enam 158
ONLAR ille de kendilerine meleklerin veya Rabbinin veyahut da; Rabbinin bazı ayetlerinin (azabının, toplu imhasının) gelmesini mi gözlüyorlar? Ama Rabbinin bazı ayetleri (azabının) geldiği gün; daha önce inanmamış kişiye veya imanından bir hayır kazanmamış olan kişiye imanı fayda vermez. De ki: “Gözetip bekleyin! Kuşkusuz biz de gözetip bekleyenleriz!”
Enam 159
Gerçek şu ki; dinlerini parça parça edip, grup grup cemaatlere / mezheplere / topluluklara ayrılanlar var ya; senin onlarla (ve yaptıklarıyla) hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi yalnızca Allah’a kalmıştır! Sonra O, yapmış olduklarını kendilerine haber verecektir.
Enam 160
Her kim bir iyilik ile gelirse; kendisine onun on misli iyilik (sevap) vardır! Fakat kim bir kötülük ile gelirse; denginden/mislinden başkasıyla cezalandırılmaz! Ve onlara haksızlık edilmez.
Enam 161
DE Kİ: “Şüphesiz Rabbim beni, dosdoğru bir yola, dimdik ayakta duran dine; Allah’ı birleyen İbrahim’in dinine iletti! O, asla ortak koşanlardan değildi.”
Enam 162
De ki: “Şüphesiz benim duam ve ibadetlerim; hayatım ve ölümüm Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir!
Enam 163
O’nun hiçbir ortağı yoktur! Bana böyle emrolundu. Ve ben (O’na) teslim olanların önde olanıyım/ilkiyim.”
Enam 164
DE Kİ: “Ben Allah’tan başka bir Rab mi arayayım; O, herşeyin Rabbi iken? Her nefsin kazandığı ancak kendisine aittir! Hiç kimse başkasının vebalini/yükünü yüklenmez! Sonra, sizin dönüşünüz Rabbinizin huzurunadır! O size, ayrılığa düştüğünüz herşeyi haber verecektir.”
Enam 165
O ki sizi yeryüzünde halifeler[1] olarak / birbiri ardınca yarattı. (Yeryüzünü geçici varisler / mirasçılar olarak kullanma özgürlüğü verdi.) Kiminizi kiminizden farklı yeteneklerde yarattı. Size verdikleriyle (ve yaptıklarınızla) sizi açığa çıkarıyor! Şüphesiz Rabbin cezası çabuk olandır. Ve gerçekten O; çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
_____________________
[1] Halife / Halifeler: Birbirlerinin yerine bir şekilde geçenler olarak ilk etapta anlamakta fayda var. Yönetici olarak ta karşımıza çıkar. Davud as.’ı yeryüzünde halife / yönetici yaptık, der örneğin. Fakat bir başka anlam olarak ta (insan) muhalif bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. En başta kendisini yaratana muhalif oluyor. Allah’ın emri olan: Şu ağaca yaklaşma, dediği hâlde bu emrini çiğniyor. Daha sonra insanın bir başka insanlarla ihtilâf etmesi, birbirlerine muhalif olmaları, birbirlerinin yerine / koltuğuna göz dikmeleri, birbirinin ayağını kaydırması vs. pek şekilde örneklendirebiliriz.