Kur'an'ın Keşif Atlası

Sad 1

Sâd.[*]

ANT OLSUN öğüt dolu Kur’an’a!

_____________________
[*] Bu harflere huruf-u mukattaa /birbiri ile bağlantısı kesilmiş harfler denir. Bunların Nebîmize sorulmamış olması, bilinen bir anlamının olduğunu gösterir. Yoksa müşrikler bunu dillerine dolar, Nebîmizi sürekli rahatsız ederlerdi. Bununla ilgili sorular, İslam’ın Arap yarımadası dışına yayılmasından sonra başlamıştır.

Bu harflerle başlayan yirmi dokuz sureden yirmi beşinde Kur’an’a, dördünde de önemli konulara vurgu yapılıyor olmasından, onların dikkatleri toplama görevi yaptığı anlaşılır. Türkçede böyle bir kullanım yoktur.

Kategoriler Sad

Sad 8

Kur’an/Zikir/öğüt aramızdan ona mı indirildi?” Doğrusu onlar, öğüdümden/zikrimden/Kur’an’dan kuşku duymaktadırlar. Hayır, onlar henüz azabımı tatmadılar.

Kategoriler Sad

Sad 20

Onun otoritesini böylece pekiştirmiştik/güçlendirmiştik. Ona hikmet/bilim (tabiattaki varlıklardan/madenlerden yararlanma bilgisi) ve isabetli söz/hüküm/karar verme gücü (davaları karara bağlama kabiliyeti) vermiştik.

Kategoriler Sad

Sad 22

Davud’un yanına girmişlerdi de o onlardan ürkmüştü. Dediler ki: “Korkma! Biz iki davacıyız. Birimiz ötekinin hakkını çiğnedi. Aramızda hak ile hüküm / isâbetli karar ver. Kararında adaletsizlik etme! Bizi doğru yola / anlayışa yönelt.”

Kategoriler Sad

Sad 24

(Davud) dedi ki: “Kendi koyunlarına katmak için senin koyununu istemekle, sana haksızlık yapmış/zulmetmiştir. Zaten karıştıranların (yakınların/ortakların) çoğu, birbirlerine haksızlık ederler. İman edenler ve salih amel/hayata katkı sağlayanlar/faydalı işleri en iyi şekilde yapanlar hariç! Ama, onlar da pek az!” Davud; (birden, geçmişte yaptığı bir hatadan dolayı), kendisini ikaz ettiğimizi sandı! Hemen Rabbinden bağışlanma diledi. Ve rüku’a vardı/eğildi ve (tövbe ederek O’na) yöneldi.

Kategoriler Sad

Sad 26

(Davud’a şöyle dedik): “Ey Davud! Biz seni bu topraklarda (yeryüzünde) halife[1] / öncekilerin yerine geçirip yönetici yaptık. Öyleyse insanlar arasında hak / adalet ile hükmet ve keyfe / hevâya uyma yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır.” Şüphe yok ki Allah’ın yolundan sapanlara ise hesap gününü umursamadıklarından[2] dolayı çok çetin / şiddetli bir azap vardır.[3]

______________________
[1] Halife / Halifeler: Birbirlerinin yerine bir şekilde geçenler olarak ilk etapta anlamakta fayda var. Yönetici olarak ta karşımıza çıkar. Davud as.’ı yeryüzünde halife / yönetici yaptık, der örneğin. Fakat bir başka anlam olarak ta (insan) muhalif bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. En başta kendisini yaratana muhalif oluyor. Allah’ın emri olan: Şu ağaca yaklaşma, dediği hâlde bu emrini çiğniyor. Daha sonra insanın bir başka insanlarla ihtilâf etmesi, birbirlerine muhalif olmaları, birbirlerinin yerine / koltuğuna göz dikmeleri, birbirinin ayağını kaydırması vs. pek şekilde örneklendirebiliriz.

[2] Ayetin metninde ‘unutma’ kelimesi geçmektedir. Ancak bu gerçek unutma değil unutmuş gibi davranmadır; biz daha uygun olan bir kelimeyi tercih ettik: Umursamadıklarından dolayı, dedik. Çünkü Allah, kimseyi unuttuğu şeyden sorumlu tutmaz (Bakara 2/286).

[3] Çok çetin/şiddetli anlamı verdiğimiz kelime, “sıkıca bağlı” anlamındaki (شديد) şedîd’dir. Allah’ın verdiği ceza, kulun fiiline bağlıdır (En’âm 6/160). Hesap gününü unutanların cezası da o gün unutulmak olur (Casiye 45/34-35).

Kategoriler Sad

Sad 28

Yoksa iman edenleri ve iyi işler yapanları, yeryüzünde fesat / karışıklık çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yahut korunup sakınanları, yoldan çıkan / suçlular gibi mi tutacağız?

Kategoriler Sad

Sad 29

(Bu) sana indirdiğimiz/aktardığımız/anlattığımız bir kitaptır. Çok mübârek/bereketli/verimli (düşündürücü, ufku ve basireti açıcı!) Ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar!

Kategoriler Sad

Sad 34

Ant olsun Süleyman’a yaptığının (zikrimizden/vahyimizden bir an bile uzak kalmasının) karşılığını verdik/tattırdık. Tahtının üzerinde (Süleyman’ı) bir ceset durumuna/kımıldayamaz hâle getirdik. Sonra o sağlığına kavuşup Bize tekrar yöneldi.

Kategoriler Sad

Sad 44

Ona: “Eline (yanında bulunan) bir tutam (ilâç kıvamına getirmek için şifalı) ot al, onu (elde ettiğin ilâcı yaralarının üzerine -fedrib ederek- üst üste sürerek/vura vura yedirerek tenine) sarıp bağla.[1] Günaha girme!”[2][*] dedik. Onu pek sabırlı bulduk. O ne güzel kuldu! Sürekli Rabbine yönelip başvururdu.

______________________
[1] “Ayette geçen (darb = ضرب) kelimesinin kök anlamı, bir şeyi bir şeyin üstüne vurma veya sabitlemedir (Müfredat). Hemen hemen her iş için kullanılan bu fiilin anlamı, vurulan veya sabitlenen şeye göre değişir (el-Ayn)

[2] Ayette geçen “la tahnes (لَا تَحْنَثْ)” ifadesine, İsrailiyatın etkisiyle, tefsir ve meallerde; “Yeminini bozma!” anlamı verilmiştir. Oysa  bu fiilin mastarı olan “hıns (حنث)” kelimesi Kur’an’da bir ayette daha geçer ve günah anlamında kullanılır (Vakıa 56/46). Sözlükler, “hıns” kelimesinin “günaha veya sıkıntıya girmek” anlamına geldiğini belirtmekle beraber, yeminle ilişkilendirilmesinin tali bir anlam olduğunu da ima ederler (Mekâyîs). Bu ifadeye “yeminini bozma!” anlamı vermek, Kur’an bütünlüğüne aykırıdır.

[*] Eyyûb as.’a yapılan uyarının nedeni, hastalığı Allah’tan değil Şeytan’dan bilmesiydi. Günaha girme, derken Allah (daha iyi bilir) bu düşüncede olmasını kasdetmişti. Oysa, bir nebi olarak, Şeytan’ın insanlar üzerinde böyle bir etkisinin olmadığını aklından çıkarmamalıydı.

Kategoriler Sad
← Kamer SÂD A‘râf →
← Arama Sonuçlarına Dön