orada koltuklara yaslanmış olarak birçok meyve ve içecek isterler.
Sad
Sad 52
Yanıbaşlarında (yumuşak huylu, sevgi dolu, tatlı) bakışlarını sadece kendilerine (eşlik / yoldaşlık ettikleri cennet arkadaşlarına) diken dişi varlıklar / huriler / uyumlu hizmetliler[1] vardır.
______________________
[1] Kadın-erkek, kişi ömür boyu yaşayacağı eşini bu ayete göre seçmeli. Yüce Allah bu ayette insana; dünyada huzurun, mutluluğun formülünü sunuyor; gözlerini yalnızca kendi eşlerine diken (sağda solda gözü olmayan ve aşırı isteklerle eşlerini boğmayan, geçim ehli) eşler anlamı olarak anlaşılabilir.
Sad 59
(Azdıranlara): “İşte şunlar da; körü körüne size uyan bu topluluk da, sizinle beraber cehenneme girecek” (denir). (Uyulanlar, uyanlara): “Onlar rahat yüzü görmesin, onlar mutlaka cehenneme atılacaklardır” (diyerek; onları yanlarında görmek istemeyeceklerdir).
Sad 67
De ki: “O pek büyük ve çok önemli bir haberdir (Kur’an’ın bildirdiği ve alay ettiğiniz şeyler tamamen gerçektir.)[1]
______________________
[1] Bu ayette geçen O BÜYÜK HABER nedir?!
Nebe Suresi ilk 5 ayetine bakalım:
1. BİRBİRLERİNE neyi sorup duruyorlar;
2. o büyük haberi?
3. Üzerinde anlaşamadıkları şeyi mi?
4. Kesinlikle, ileride bilecekler.
5. Kesinlikle, ileride bir kez daha bilecekler!
Buradaki “büyük haber”den maksat, Resûlullah (s.a.s.)’in nübüvveti, bilhassa ona indirilen Kur’an ve onun son derece tesirli bir üslupla tekrar tekrar bildirdiği kıyâmet haberidir. Herkesin iman ve amelinin sorulacağı âhiret günüdür. “De ki: “O pek büyük ve çok önemli bir haberdir (Kur’an’ın bildirdiği ve alay ettiğiniz şeyler tamamen gerçektir.)” (Sād 38/67) âyeti ise, bu büyük haberin Kur’an olduğuna işaret eder. Kur’an peyderpey inmeye başladığı zaman imandan nasibi olanlar ona inanıyor, inanmayanlar ise birbirlerine ve etraflarına sorup duruyor, “Kulağımıza gelen bu şeyler neyin nesidir? Muhammed Nebi (Allah’tan haber aldığını söyleyip aldığı haberleri ileten biri) mi olmuş? Tevhide ve âhirete imana mı çağırıyormuş? Hele o kıyâmetin / saatin haberi de nedir? Ölüler dirilecek, herkes yaptıklarından hesaba çekilecekmiş, öyle mi? Bir de parmak izlerimize kadar yeniden yaratılacak mışız öyle mi?!” diyorlardı. Herkes bir şey söylüyor, kimi tamamen inkâr, kimi tereddüt ediyordu. İşte burada onların, Kur’an ve nübüvvet gibi iki mühim hâdise karşısında içine düştükleri ihtilaf ve kafa karışıklığı canlı bir tablo halinde tasvir edilmektedir. Halbuki hiç de ihtilaf etmelerine gerek yoktu. Çünkü yakında Kur’an’ın verdiği her haberin, hususiyle kıyâmetin kesin bir gerçek olduğunu bileceklerdi. Zira, şimdi beyân edileceği üzere gözümüzün önünde cereyan eden muazzam varlık ve hâdiseleri yaratan Allah, söz verdiği üzere kıyâmeti koparıp âhiret hayatını getirmeye de elbette güç yetirecektir.
Sad 69
(Ey Nebi, Ey Muhammed ve Ey Mümin Kişi onlara şunu da söyle): Benim hiçbir bilgim yoktu Mele-i A’la / Yüceler Meclisi / Melekler Topluluğu[1] (kendi aralarında) tartışırlarken.[2]
______________________
[1] Mele-i A’la’ya farklı anlamlar verenler de olmuştur, biz iki anlam ile yetindik.
[2] İnsanın yaratılışına dair ileri sürdükleri düşünceleri ilâhi huzurda tartıştıkları âna gönderme vardır.
Bu ayet okunduğu zaman yukarıdan gelen konu bütünlüğünden / bağlamından yani 65. ayetten itibaren akılda tutulmaz ve ele alınmazsa sapkın anlayışa da düşülebilir. Nitekim sosyal medya ortamlarında pek çok sapkın akım bu konuda tevil ile haddi aşmışlardır. Haşa burada Allah; Meleklerine danışmış, danışıyor gibi söylem üretmektedirler. Oysa burada konuşan Allah’ın Nebi ve Rasûlü Muhammed as.’dır. Bugün de yalnız Allah’a iman edip salih amel üzere yaşayan müminler sapkın iddialarda bulunanlara aynı cevabı verirler, vermektedirler! Bu vb. sapkın anlayışa sahip olanlar maalesef HALİFE kavramına Allah’ın yeryüzündeki TEMSİLCİSİ olarak yorumlayanlardır. Genelde şirk sistemi olan tasavvuf ehli buna meyletmişlerdir. Gerek yeryüzünde ve gerek gökyüzünde Allah’ın yarattığı bir varlık / yaratık O’nu temsil edemez, O’nun temsilcisi olamaz. Bu şirk zihniyet kaynaklı bir görüştür, kendilerini (efendilerini, şeyhlerini, gavslarını) meşrulaştırmak adına. Aslında demiş oluyorlar ki: Yeryüzünde Allah’ın temsilcileri / ortakları biziz (haşa). Yüceler Meclisi, Melekler Topluluğunun şu Ayette Allah’a olan bağlılıkları açıkça görülmektedir Bkz. Bakara 2/30 ‘un devamı olan Bakara 32 ‘de;
~ (İblis’in bu itirazına karşılık Meleklerin hepsi): “Seni her şeyden tenzih ederiz/bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiğinden / yaratılışımıza kodladığından başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen her şeyin hikmetini (gerçeğini) bilensin” dediler.
Sad 71
HANİ, Rabbin meleklere demişti: “Gerçekten Ben, çamurdan / balçıktan bir beşer[1] yaratacağım.
______________________
[1] Kur’an’da yer alan “Beşer” ve “İnsan” kavramları her ne kadar eş anlamlı gibi görünseler de ilgili ayetler incelendiğinde farklı bağlamlarda kullanıldıkları göze çarpar. Kavramlar arasındaki ortak nokta ise ikisinin de aynı varlığı ifade etmeleridir.
Rabbimiz, “kurumuş, yıllanıp kokuşmuş kara balçıktan” yarattığını ifade ettiği Adem için birbirini takip eden ayetlerde hem “insan” hem de “beşer” kavramlarını kullanıyor. Bu da Adem’in ve onun türünün yaratılış itibariyle bu iki vasfı taşıdığını gösterir. Bu vasıflar arasındaki farkın ne olduğunu da ilgili diğer ayetlerden öğreniyoruz.
a) Beşer
Kur’an, insan türüyle ilgili fizyolojik yapısı bağlamında bir şey söyleyeceği zaman “beşer” kavramını kullanmaktadır. Örneğin Yusuf’un (a.s) güzelliği karşısında ellerini kesen kadınlar onun bir “beşer” olamayacağını söylüyorlardı. (12/31) İnsanüstü bir varlık olduğuna gönderme yapıyorlardı da diyebiliriz.
Allah’ın elçileri de gönderildikleri toplumlarda “yeme-içme” gibi fizyolojik bazı özelliklerinden dolayı dışlanmışlardır. Zira toplumlar kendileri gibi etten kemikten bir beşer değil, bir melek talep ediyorlardı. İlgili bazı ayetler (23/33-34), (17/95-96).
Ölümlü bir varlık olarak yaratılmış olmamız da biyolojik yapımızla ilişkilidir. Rabbimiz bu gerçeği ifade ederken “beşer” kavramını kullanmaktadır (21/34).
b) İnsan
“İnsan” kavramının geçtiği ayetlerde insan türünün sosyal bir varlık olması özelliğinden bahsedilmektedir. Mesela, Rabbimiz insana öğrettiği şeylerden bahsederken bu kavramı kullanmaktadır (96/5), (55/3-4).
İnsanın özgür iradesiyle ortaya koyduğu davranışlarla ilgili de bu kavram kullanılır (103/2-3), (96/6-7).
Ayetlerde “sorumluluk ve imtihan” söz konusu olduğunda yine “insan” kavramı devreye girmektedir (33/72), (76/2).
İnsanın ahiretteki durumuyla ilgili ayetlerde de bu kavram kullanılır (79/34-35), (75/10), (89/23).
Sonuç olarak, ayetlerde “beşer” kavramı, insanın etten kemikten bir varlık olması bağlamında kullanılırken; “insan” kavramı irade ve sorumluluk sahibi sosyal bir varlık olması bağlamında karşımıza çıkmaktadır. Fakat başta ifade ettiğimiz gibi beşer de insan da farklı iki varlığın değil; aynı varlığın iki ayrı vasfıdır / özelliğidir.
Bir bebek, anne karnında nasıl oluşur?
Bir damla sudan nutfe’ye, nutfeden bebeğin oluşum sürecine kadar olan zaman diliminin muhteşem bir animasyon video çalışması.
Bu 3 videoyu da izlemenizi tavsiye ederiz.
İnsanın / Bebeğin oluşumu ve Anne karnından hafta hafta Bebeğin gelişimi.
Allah insanı çamurdan yarattı ne demek?! İnsana lazım olan bütün herşeyi topraktan çekiyor Allah!
Sad 72
Onu şekillendirdiğim ve ona (onun için yarattığım) ruh[u] yüklediğim / üflediğim zaman[1] siz derhal onu tanıyın /benimseyin / onun için kurduğum sisteme destek verin.[2]
______________________
[1] Allah’ın devesi sözcüğü ile Allah’ın ruhu sözcüğü birbirine benzer sözcüklerdir. Evimden, devemden, ruhumdan, arabamdan vb. sözcükler ne ifade ediyor? Ev, deve, ruh, araba, sahibinden ayrı varlıklardır. Bunun gibi ruh da sahibi olan Allah’tan ayrı bir yaratıktır. Allah, önce ruhları yaratıyor, sonra bedenleri. Yaratılan bedene ise, daha önceden yaratılmış olan ruh üfleniyor/yükleniliyor, insanın ruhu ile bütünleştiriliyor da denilebilir. Allah’ın Adem için önceden yarattığı ruhu -Adem’e bir şeref olarak- Adem’in bedenini yarattıktan sonra Allah; Adem’in ruhunu üflüyor/yüklüyor/birleştiriyor, yani; ruh ile bedenini bütünleştiriyor. En doğrusunu Allah bilir! Bu. ayetler özellikle Tasavvufçular tarafından manâ ihlâline uğratılmış, şöyle ki: “Allah, Adem’e bizzat kendine ait ruhundan üfledi” manâsını vererek; bu vb ayetlere, Allah’ın yarattığı kullarını çıkar amaçlı ilâhlaştırmışlardır. Daha açık bir ifadeyle Efendileri/Şeyhleri, (güya) Evliyâları insanlar nezdinde yarı ilâh hâline getirmişler ve onlara kulluk yapmalarını (etraflarında toplanmalarını) sağlamışlardır. Oysa Veli/Evliyâ kavramları asıl/gerçek manâsından çıkartılarak yine kendileri tarafından kurumsallaştırılmıştır. Dolayısıyla Kur’an’a göre her mümin aynı zamanda evliyâdır/velidir/Allah’a dosttur/yakındır, zıddı ise; EVLİYA’ÜŞ-ŞEYTAN yani Şeytana dost/Şeytanın dostları/arkadaşları/yakınları anlamında olup Allah’a düşman olanlardır/Allah’tan uzak olanlardır. Evliyâ ise Veli kavramının çoğulu, dostlar anlamına gelmektedir. Bu inanış kesinlikle şirktir ve Allah katında asla affı yoktur. Her türlü boşaltım sistemine sahip (aciz kuldan) birine Yüce Allah’ın vekillik/halife[temsilci]lik, ilâhlık/ortaklık vermesi asla Allah’a yakışmaz. İnsan için yarattığı ruhu kişinin bedeniyle bütünleştirmiştir, o kadar! Böyle iman edilmesinde insanın ahireti/hesap günü için bizzat kendi faydasınadır. Tasavvuf ehli Şeyhini/Evliyâsını kutsamak için Allah’a böyle bir iftira atmışlardır. Görüşümüzde isabetliysek bu Yüce Rabbimizden bir lûtuftur/ikrâmdır! Hatalıysak O’ndan af/özür dileriz!
[*] Pek çok Meal Sahibi genelde ‘secde edin’ olarak verirler. Biz ‘siz derhal onu tanıyın/benimseyin/onun için kurduğum sisteme destek verin’ olarak manâlandırmayı uygun gördük. Saygıyla eğilme, selâmlama anlamlarını da içerir. Bkz.: Secdenin kök anlamı eğilmedir (Müfredat).
[2] Kur’an bütünlüğünde düşünecek olursak: Allah’ın bir insana/yarattığı bir varlığa secdeye davet etmesi düşünülemez! O’nun emriyle/emrine binaen secde şu manâya gelebilir; “Ona/Adem’e secde etmek/Adem’i tanımak; Bana secde etmektir/beni tanımak gibidir!” Bu ve bundan sonra ‘ÇEVİRİ/MEAL’ boyunca gelecek bu gibi hitapları böyle algılamakta fayda mülâhaza ediyorum! Aynı şekilde bazı ayetlerde, Muhammed sav. için kullanılan “Kim Rasûl’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur” (Bkz. Nisa: 80; Al-i İmran: 32, 132; Maide: 92; Enfal: 1, 20, 46; Nur: 54; Muhammed: 33) ifâdelerinde; bir yerde yeni inşa ettiği/şekillendirdiği/yarattığı varlığı, diğerinde ise Resûlünü tanımalarını istiyor gibidir!
_____________________
ADEM AS.’IN YARATILIŞI İLE İLGİLİ AYETLER LİNKİ;
Yukarıdaki ayette şöyle bir parantez koymuştuk: (Allah ilk/sıfır yaratılışın devamı olarak bugün) diye. Biz parantezleri konuyla ilgili Kur’an Bütünlüğünde geçen ayetlerden alıp koyduk ki; İlköğretim, Ortaöğrenim ve Lise Seviyesindeki kardeşlerimiz konuyla ilgili bağlantıyı daha rahat kurabilsinsinler. Aynı zamanda Kur’an Kültürüyle henüz yeni tanışan bütün insanları düşünerek koyduk. Zaten Mealimiz: KELİME KELİME, MOTOMOT yani bir Çeviri/Meal değil biliyorsunuz, nedir peki: KUR’AN’IN KUR’ANCA ANLAM OKUYUŞU diye sunduk bu yüzden.
Bkz. Bakara 2/30; İsa’nın Yaratılışta durumu Adem’n durumu gibidir olarak gelen Ayeti Al-i İmran 59; Araf 7/189; Müminûn 23/12; 25/Furkân 54; 32/Secde 7; 35/Fâtır 11; 37/Saffât 11; 38/Sâd 71; 38/Sâd 72; 40/Mü’min 67; 53/Necm 32.
Sad 74
Yalnız İblis[*] hariç! (O) büyüklendi ve kâfirlerden (gerçeği gizleyerek emrime karşı gelenlerden) oldu.
______________________
[*] İblis; kötülüğün/kötülerin/şeytanların babasıdır, yani bir başka deyimle kötülüğün temsilcisidir. İnsan için büyük bir saldırgan ve saptırıcı/yoldan çıkarıcı bir düşmandır.
Sad 75
(Allah) dedi ki: “Ey İblis! Kendi kudretimle (anasız-babasız hiç yoktan) yarattığımı tanımaktan/iyi karşılamamaktan seni alıkoyan nedir? Büyüklendin mi? Yoksa yücelerden mi oldun?”
______________________
[*] İblis; kötülüğün/kötülerin/şeytanların babasıdır, yani bir başka deyimle kötülüğün temsilcisidir. İnsan için büyük bir saldırgan ve saptırıcı/yoldan çıkarıcı bir düşmandır.
Sad 79
(İblis) Dedi ki: “Rabbim! O zaman bana, bunların tekrar diriltilecekleri güne kadar yaşamam için mühlet[1] ver[2].”
______________________
[1] Bu ayetten Meleklerin de ömürlü varlıklar olduğu ancak bazılarına kıyâmet (mezardan kalkış) gününe kadar yaşama hakkı tanındığı anlaşılıyor. Bizim Mealin özelliklerinden bir tanesi de farklı yerlerde geçen Arapça benzer kelimelerden olan (Feenzirni: Ertele, tehir et, mühlet, fırsat ver gibi) kelimeleri demek istiyorum. İblis; Rabbim beni hemen yok etme/öldürme şeklinde talepte bulunuyor, Allah ta kabul ediyor. Bu vd. pek çok kelimeyi farklı Türkçe kelimelerle ifâde ettik/verdik ki, okuyucularımızın Arapça-Türkçe, Türkçe-Arapça kelime hazinelerine de katkıda bulunalım.
[2] A’raf 7/14, Hicr 15/36. (Bağlantı linki aşağıdadır).
Sad 81
(Kesin bilgiyle bilinen) o malûm gün[1] (kıyâmet günü) gelinceye kadar (yaşamına son verilmeyecek/öldürülmeyeceksin)[2].”
______________________
[1] Yeniden dirilen insana, ölümle dirilmesi arasında geçen süre, göz açıp kapayacak kadar hatta daha da az gelir (Nahl 16/77, Kamer 54/50). İblis, en son ölen canlı dahi olsa o da aynı şeyi hissedecektir.
[2] En son canlının öleceği güne kadar (Hicr 15/38).