Kur'an'ın Keşif Atlası

Taha 101

O yükün altında sürekli kalıcıdırlar. Kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür o!

Taha 102

O gün Sûr’a üflenir ve o gün suçluları, yüzleri-gözleri gömgök bir halde toplayıp süreriz!

Taha 103

Kendi aralarında (dünyada); “Sadece on gün kaldınız” diye fısıldaşarak sessizce konuşurlar.

Taha 104

Onların dediklerini Biz daha iyi biliriz. Tutulan yol olarak en iyileri / görüşçe en isâbetli olanları da der ki: “Sadece bir gün kaldınız!”

Taha 105

VE SANA dağlardan soruyorlar, de ki: “Rabbim onları kül gibi savuracak.

Taha 106

Yerlerini dümdüz (edip) boş bırakacaktır.

Taha 107

Orada, bir eğrilik ve bir tümsek göremezsin.”

Taha 108

O GÜN çağırana uyarlar; ki ondan hiçbir sapma yoktur. Rahmân için sesler kısılmıştır. Artık bir fısıltı dışında ses işitemezsin!

Taha 109

O gün şefaat fayda vermez (hiç kimse bir başkasına yardıma / şefaate malik değildir), Rahman’ın kendisine ahit / söz / izin verdiği (melekler) ve sözünden[1] razı oldukları hariç!

______________________
[1] Kulluğundan, akidesinden, inancından, temiz yaşam biçiminden, verdiği sözlerde duruşundan razı olduğu kullara, ufak tefek hatalarını affedip görmezlikten gelme konusunda ancak şefaat fayda verir (şefaatim / affım olabilir)” olarak ta algılamamız mümkündür. Yine de en doğrusunu bilen Allah’tır!

Taha 110

O (Allah) onların, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onlar ise ilimce onu kavrayıp kuşatamazlar.

Taha 111

(O gün) yüzler; gözeten ve yöneten diriye (Allah’a) boyun eğmiştir. Bir zulüm yüklenen kişi perişan olmuştur.

Taha 112

Kim mümin olduğu hâlde salih ameli / faydalı işi / hayata katkı sağlamayı en iyi şekilde yaparsa, bir zulümden ve hakkının çiğnenmesinden korkmaz.

Taha 113

İŞTE BÖYLECE onu Arapça Kur’an olarak aktardık / indirdik ve içindeki uyarıları değişik biçimlerde tekrarladık; belki çekinirler ya da bu yöntem onları bir bilgi / ilim edinmeye sevkeder.

Taha 114

Gerçek hükümdar olan Allah yücedir! Sana vahyi tamamlamadan onunla / Kur’an ile (hüküm / karar vermede) acele etme! De ki; “Rabbim, ilmimi / bilgimi / anlayış ve kavrayışımı artır!”

Taha 115

ANT OLSUN önceden Âdem’e de (tutup yerine getirmesi için) bir ahit / bir emir vermiştik. Ancak o (Bizden aldığı ahdi / sözü / emri) unuttu ve onda bir azim / kararlılık bulamadık.

Taha 116

HANİ Biz meleklere buyurmuştuk: “Âdem’i selâmlayın[*]/onu tanıyın/onun yanında olun/onun işlerinde destek verin!” İblis[**] dışında hepsi derhal onu tanıyıp selâmladılar/onun yanında olacaklarına söz verdiler; o (İblis) ise diretti.

______________________
[*] Pek çok Meal Sahibi genelde ‘secde edin’ olarak verirler. Biz saygıyla eğilin, selâmlayın olarak vermeyi uygun gördük. Bkz.: Secdenin kök anlamı eğilmedir (Müfredat).

[**] İblis; kötülüğün/kötülerin/şeytanların babasıdır, yani bir başka deyimle kötülüğün temsilcisidir. İnsan için büyük bir saldırgan ve saptırıcı/yoldan çıkarıcı bir düşmandır.

Taha 117

”Ey Âdem!” dedik. “Bu sana ve eşine bir düşmanlık yapıp, sakın sizi cennetten çıkarmasın! Sonra çok sıkıntı çekersin!

Taha 118

Şüphesiz ki orada aç ve çıplak kalmayacaksın.

Taha 119

Orada susamayacaksın ve yükselen güneşin sıcağından etkilenmeyeceksin.”

Taha 120

NİHAYET şeytan ona vesvese verdi; “Ey Âdem!” dedi: “Sana sonsuzluk ağacını ve gücünü yitirmeyecek bir mülkü/krallığı göstereyim mi?”

Taha 121

Ondan ikisi de yediler. Böylece hemen çıplaklıkları kendilerine görünüverdi. Bahçedeki yapraklarla üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem Rabbine asi oldu da (başına gelenlere) şaşırıp kaldı.

Taha 122

Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve onu doğru yola iletti.

Taha 123

(Allah) buyurdu ki: “İkiniz de oradan (dünyada -size özel- zahmetsizce yaşayabileceğiniz şekilde tasarladığım şu bahçeden) çıkın. Birinizin diğerinize yapabileceği düşmanlığa dikkat ederek!.. Benden size bir kılavuz geldiğinde, kim kılavuzuma tâbi olursa sapmaz ve sıkıntıya düşmez.

Taha 124

Kim Benim zikrim[klavuz, doğru yol, hatırlatmalar, vahiy]den yüz çevirirse; onun için stres dolu / sıkıcı / mutsuz bir hayat vardır ve kıyâmet günü onu kör olarak haşrederiz.”

Taha 125

”Rabbim” dedi: “Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben görür idim.”

Taha 126

(Allah) buyurdu ki: “İşte böyledir. Ayetlerimiz sana geldi. Oysa sen onları unuttun (görmezlikten geldin). Sen de işte bugün böyle unutulursun.”

Taha 127

İşte Biz ölçüsüzce davrananları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Elbette, ahiret azabı daha şiddetlidir ve süreklidir/sonsuzdur.

Taha 128

KENDİLERİNDEN ÖNCE nice kuşakları helâk etmemiz, onları doğru yola getirmedi mi? Onların barındıkları yerlerde dolaşıyorlar! Şüphesiz bunda aklını kullananlar için ayetler vardır.

Taha 129

Eğer Rabbinden söylenmiş bir söz ve belirlenmiş bir süre olmasaydı, hemen yaptıklarının karşılığını görürlerdi.

Taha 130

Onlar ne derse desin sen onlara katlan / yoluna devam et / sabırlı ol. Rabbin her şeyi güzel yaptı sen de ona karşılık ibadet[ine devam] et[1]; Gece saatlerinde[2] / güneş doğmadan önce (Akşam, Yatsı ve Sabah Namazını) ve gündüz saatlerinde[3] / güneş batmadan önce de (Öğle ve İkindi Namazlarını edâ ederek O’nu tesbih et!) Belki (böylece ey Muhammed ve ey Müminler) hoşnut kalarak mutlulardan (makamı yükseltilenlerden / övülenlerden) olursun![4]

______________________
[1] Güneşin doğmasından önce akşam, yatsı ve sabah namazları, batmasından önce de öğle ve ikindi namazları kılınır.

[2] Gece, 3 ana bölümden oluşur. Eşite yakın uzunlukta olan birinci ve üçüncü bölümü alacakaranlık, ikisinin arası ve en uzun bölümü, gecenin ortasıdır (Müzzemmil 73/20). Akşamın alaca karanlığı iki bölümden oluşur. Birinci bölümü akşam namazı, ikincisi yatsı namazı vaktidir. Sabahın alaca karanlığı da ikiye ayrılır, birinci bölümü fecr-i kazib yani seher ve sahur vakti, ikincisi de fecr-i sadık yani sabah namazı vaktidir. Yatsının sonundan sabah namazı vaktine kadar olan kısım teheccüd namazı vaktidir (İsra 17/79). O vakitte farz namaz kılınmaz.

[3] “Gündüzün bölümleri” anlamı verilen etraf’en-nehar (أطراف النهار) ifadesindeki etraf kelimesi çoğuldur. Arapçada çoğul en az üçü gösterdiğinden ayetin bu bölümü gündüz kılınacak nafile namazların en az üç vakitte olacağını gösterir. Bunlar kuşluk namazı ile öğle ve ikindinin sünnetleridir.

[4] Farz namazların vakitlerini gösteren iki ayet “Namazı kıl!” emriyle başlar (Hud 11/114İsra 17/78). Farz ve nafile namazların vakitlerini birlikte ifade eden ayetlerde ise “tesbih et” ifadesi kullanılır (Rum 30/1718Kaf 50/3940Tur 52/4849, İnsan 76/26). Türkçede tesbih etme fiili yalnızca belli sözlerin tekrar tekrar söylenmesi şeklinde anlaşıldığı için bu sözcük yerine “ibadet et” fiili kullanılmıştır.

Dr. Yahya ŞENOL Kardeşim konuyu çok güzel izah etmiş, Allah razı olsun.

Taha 131

Onlardan bazılarını (geçici olarak) faydalandırdığımız, dünya hayatının süsüne gözlerini dikme; kendisiyle (mal, mülk, lüks hayat gibi) onları açığa çıkarmak için izin verdiğimiz şeylere (imrenme)! Rabbinin rızkı daha hayırlıdır ve daha kalıcıdır.

Taha 132

Ailene namaz kılmalarını söyle[1] kendin de ona dayan / ona devam et / vakitleri aksatmadan kıl! Biz senden bir rızık istemiyoruz, seni Biz besliyoruz. Güzel sonuç takvanındır![2]

______________________
[1] Namazı öğret, namaz hakkında bilgilendir, namaz ile ilgili eğitim ver: Küçük yani daha 6-7 yaşındaki çocukları bu gelenekçi zihniyet ÇOCUKLARIMIZI dinsiz imansız (ateist) yapmıştır. Daha 6 yaşındaki bir evlâdını sabah namazı kalkmadığı için döven (daha büyük ceza veren) anne-babaları TV ‘lerden izlemişsinizdir. Bir insanın özellikle İBADET ile ilgili sorumluluk çağı nedir?! Bizim Kur’an’dan gördüğümüze göre: AKIL BALİĞ OLDUĞU ÇAĞDIR ve Anne Babanın isteğiyle gerek Allah’a, Kitaba ve Nebiye inanmamalı. Böyle olmakla birlikte bir kız evlâdımız tesettüre bürünecekse, namaz ibadetine başlayacaksa: KUR’AN’I Anladığı Dilde okuyarak bizzat kendisi KABUL ederek inanmalı, ibadet ve amellerini yerine getirmeli. Yoksa anne-babasına teslim olmuş kişi olur (anne-babanın müslümanı olur). İman – Mümin: Bilinçli bir kabul, benimsemedir.

Farklı bir pencereden bakacak olursak şöyle ifadelerde bulunabiliriz: Namaz bir eğitim ve öğretim olarak ele alındığında: Ailene namazı emret (namaz kılmalarını söyle) ifadesi, Ailene zorunlu eğitim ve öğretimi emret (derken bu zorunlu bir eğitimdir) şeklinde anlaşılabilir. Kur’an’ın indiği dönemdeki şartlar düşünülürse, Namazın bir EĞİTİM ve ÖĞRETİM olduğu rahatlıkla anlaşılır.

[2] Takva: Allah’a ortak koşmadan iman edip, korku, sevgi, saygı, görev duygusu hisleri ile Allah’a bağlanmak. Bu durumdaki kişi; okur, düşünür, kötülüklerden kaçınır, yeryüzünde herkesin iyiliğini arzu eder ve insanların iyiliğine çalışır.

Taha 133

YİNE DE (ayetlere inanmayanlar) dediler ki: “Bize kendi Rabbinden bir gösterge/mucize getirmesi gerekmez miydi?” Önceki sahifelerde/kitaplarda bulunan açık belgeler/mucizeler, onlara gelmedi mi/haberleri olmadı mı?

Taha 134

Eğer Biz onları bundan önce bir azapla helâk etseydik, muhakkak derlerdi ki: “Rabbimiz! Bize bir elçi gönderseydin de zillete düşmemizden ve rezil olmamızdan önce (uyarsaydın da) ayetlerine uysaydık.”

Taha 135

De ki: “Herkes gözetlemekte. Siz de gözetleyin! Yakında bileceksiniz, düzgün/doğru yolun sahipleri kimlermiş? Ve doğru yola ulaşmış olan kimmiş?”

← Kategoriye Dön