Ayet, Allah’ın her türlü eksiklikten uzak olduğunu bildirerek başlar ve kuluna gösterilen olağanüstü öğretim sürecinin yalnız O’nun kudretiyle gerçekleştiğini açıklar. Geceleyin yapılan bu yolculuğun amacı, Allah’ın ayetlerinden bir kısmının Rasul’e gösterilmesidir. Mescid-i Haram ile çevresi bereketli kılınan En Uzak Mescid arasında kurulan bağ, ilâhî rehberliğin mekânları aşan bütünlüğünü gösterir. Allah her sözü işitir ve her şeyi görür.
📙 Ayetin Öğrettikleri
Ayetin “Sübhân” ifadesiyle başlaması, anlatılan olayın Allah’ın kusursuz kudreti içinde değerlendirilmesi gerektiğini öğretir. İnsan ölçülerini aşan bir olay, Allah için imkânsız değildir. Allah her türlü eksiklikten, acizlikten ve sınırlılıktan uzaktır. Bu nedenle ayetin merkezinde insanın gücü değil, ilâhî fiil bulunmaktadır. Kulun yolculuğu kendi bağımsız imkânıyla değil, Allah’ın göstermesi ve yükseltmesiyle gerçekleşmektedir.
Ayet, Rasul’ü “kulu” ifadesiyle anarak kulluğun insan için en temel ve onurlu konum olduğunu gösterir. İlâhî ayetleri görme ayrıcalığı, kulluk kimliğinden kopuk değildir. İnsan Allah’a yaklaştıkça bağımsızlaşmaz; aksine O’na bağlılığını daha derinden kavrar. Kulluk, değersizlik değil, Allah’ın rehberliğine açık olma hâlidir. Böylece ayet, peygamberlik görevi ile Allah’a teslimiyet arasındaki ayrılmaz ilişkiyi ortaya koyar.
Gece vakti, ayette özellikle anılan bir zaman dilimidir. Gece, dış dünyanın hareketlerinin azaldığı, insanın algısının ve dikkatinin farklı biçimde yoğunlaştığı bir vakittir. Ayette bu zaman, Rasul’e ayetlerin gösterildiği öğretim sürecinin zemini olarak yer alır. İlâhî öğretim, insanın alışılmış algı sınırlarının ötesine açılmasını sağlayabilir. Ancak ayetin amacı zamanı kutsallaştırmak değil, gerçekleşen olayın Allah’ın iradesiyle olduğunu bildirmektir.
Mescid-i Haram ile En Uzak Mescid arasında kurulan bağ, tevhid merkezli ibadetin ve vahiy tarihinin bütünlüğüne işaret eder. Her iki mekân da insanın Allah’a yönelişini temsil eden bir anlam taşır. Çevresinin bereketli kılınması, söz konusu yerin ilâhî lütuf ve ayetlerle ilişkilendirildiğini gösterir. Vahyin mesajı, farklı zaman ve mekânlarda gelen ilâhî rehberliği aynı hakikat çizgisinde buluşturur. Böylece kutsal mekânlar amaç değil, Allah’ın ayetlerini hatırlatan işaretlerdir.
Yolculuğun amacı ayette açıkça “ayetlerimizden bir kısmını göstermek” şeklinde belirtilir. Bu ifade, Rasul’e gösterilenlerin bilgi, tanıklık ve görev bilinciyle ilişkili olduğunu ortaya koyar. Ayetin sonunda Allah’ın işiten ve gören oluşu hatırlatılır. Böylece hem Rasul’ün yaşadığı tecrübe hem insanların buna ilişkin sözleri ilâhî bilginin kapsamındadır. Gerçek tanıklığın ölçüsü, Allah’ın gösterdiği ayetleri doğru anlamak ve onların işaret ettiği hakikate yönelmektir.
⁉️ Bu ayet üzerinde tefekkür ettiğinde hangi anlam kapıları açılıyor ve bu ilâhî mesaj hayatında hangi yönü aydınlatıyor?
📘 Ayetin Kavram Analizi
Kökü: س ب ح ~ Okunuşu: Se-be-ha
Temel Anlamı: Hızla hareket etmek, uzaklaşmak; Allah hakkında her türlü eksikliği uzak tutmak.
Kur’an’daki Anlamı: Kavram, Allah’ın eksiklik, kusur, acizlik ve yaratılmışlara özgü sınırlamalardan uzak olduğunu bildirir. Ayetin başında kullanılması, anlatılan olayın ilâhî kudret açısından değerlendirilmesini sağlar. Böylece insan ölçülerine göre olağanüstü görünen yolculuğun Allah için güç olmadığı vurgulanır.
Kökü: س ر ي ~ Okunuşu: Se-râ-ye
Temel Anlamı: Gece yürümek, geceleyin yol almak veya birini gece yürütmek.
Kur’an’daki Anlamı: Bu kavram, gecenin bir bölümünde gerçekleştirilen yolculuğu ifade eder. Ayette fiilin öznesi Allah’tır; kulunu geceleyin yürüten ve götüren O’dur. Böylece olayın temelinde kulun kişisel gücü değil, Allah’ın iradesi, kudreti ve öğretici fiili bulunduğu açıklanır.
Kökü: ع ب د ~ Okunuşu: Ayn-be-de
Temel Anlamı: Kulluk etmek, boyun eğmek, bağlılık göstermek ve ibadet etmek.
Kur’an’daki Anlamı: Abd kavramı, insanın Allah karşısındaki bağlılığını ve teslimiyetini ifade eder. Ayette Rasul’ün “kulu” olarak anılması, onun en temel kimliğinin Allah’a kulluk olduğunu gösterir. İlâhî ayetlere tanıklık etmesi de bu kulluk konumundan ayrı değil, onunla bütünleşmiş bir lütuftur.
Kökü: ب ر ك ~ Okunuşu: Be-re-ke
Temel Anlamı: Kalıcı hayır vermek, bereketlendirmek ve iyiliği çoğaltmak.
Kur’an’daki Anlamı: Bereket, bir yerde veya şeyde Allah’ın kalıcı hayır ve fayda yaratmasını ifade eder. Ayette En Uzak Mescid’in çevresinin bereketli kılındığı bildirilir. Bu niteleme, mekânın yalnız coğrafi özelliğini değil, ilâhî ayetler ve vahiy tarihiyle ilişkili anlamını da ortaya koyar.
Kökü: أ ي ي ~ Okunuşu: Elif-yâ-yâ
Temel Anlamı: İşaret, belirti, delil ve insanı bir hakikate yönelten gösterge.
Kur’an’daki Anlamı: Ayet kavramı, Allah’ın varlığını, kudretini ve hükmünü gösteren işaretleri ifade eder. Bunlar vahyedilen sözler olabileceği gibi yaratılışta veya özel tecrübelerde gösterilen deliller de olabilir. Bu ayette Rasul’e Allah’ın ayetlerinden bir kısmının açıkça gösterilmesi, yolculuğun temel amacı olarak bildirilir.
📗 Bağlantılı Ayetler
«Bir zaman sana demiştik ki: “Rabbin insanlara adaletle davranandır. İsra, yükseğe çıkarılma esnasında sana gösterdiğimiz rüyayı, görüntüleri insanlar için bir açığa çıkarma aracı olmaktan başka bir şey kılmadık! Ve Kur’an’da lânetlenmiş zakkum ağacını da bir açığa çıkarma aracı kıldık.” Biz onları uyarıyoruz. Ancak azgınlıklarını daha fazla artırmaktan başka katkıda bulunmuyor.»
~ Ana ayette bildirilen görüntülerin insanlar için bir açığa çıkarma aracı olduğunu açıklar.
«Muhammed’in gözüyle gördüğünü gönlü, fuad’ı akıl, beyin ve kalp bütünlüğü neticesinde yalanlamadı.»
~ Rasul’ün gördüğü ayetlere ilişkin görme ve idrak bütünlüğünü bildirir.
«Andolsun onu başka bir inişinde daha görmüştü;»
~ Rasul’e gösterilen görsel tecrübenin başka bir yönünü haber verir.
«Andolsun ki o -Muhammed- Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını gördü.»
~ Ana ayetteki ayetlerin gösterilmesi amacını doğrudan destekler.
«apaçık ufukta onu, Cebrail’i gördü.»
~ Rasul’ün kendisine gösterilen vahiy elçisini açık biçimde gördüğünü bildirir.
📕 Ayetten Çıkarılan Hükümler
a) Emir: Ayette insanlara doğrudan yöneltilmiş açık bir emir bulunmamaktadır. Bununla birlikte Allah’ın her türlü eksiklikten uzak olduğunun bilinmesi, O’nun ayetlerinin dikkate alınması ve Rasul’e gösterilen delillerin ilâhî kudret çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
b) Yasak: Ayette açık bir yasak ifadesi yer almamaktadır. Ancak anlatılan olayı Allah’ın kudretinden bağımsız görmek, O’na acizlik veya sınırlılık nispet etmek ve gösterilen ayetlerin amacını göz ardı etmek, ayetin başındaki tenzih ve sonundaki ilâhî sıfatlarla bağdaşmaz.
c) Tavsiye: Ayette doğrudan tavsiye kalıbı bulunmamaktadır. Ayetin anlamından, Allah’ın ayetleri üzerinde düşünmek, kulluk bilincini korumak, vahiy tarihindeki mekânlar arasındaki bağı fark etmek ve ilâhî işaretleri yalnız olağanüstülük yönünden değil, öğretici amaçları bakımından değerlendirmek gerektiği anlaşılır.
d) Bilgilendirme: Ayet, Allah’ın kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan çevresi bereketli kılınan En Uzak Mescid’e götürdüğünü, bu yolculuğun amacının ona ayetlerden bir kısmını göstermek olduğunu ve Allah’ın her şeyi işiten, her şeyi gören olduğunu bildirmektedir.
Bu ayet bana, Allah’ın kudretini kendi sınırlı ölçülerimle değerlendirmemem gerektiğini hatırlatıyor. Rasul’e gösterilen ayetlerin amacı yalnız hayranlık uyandırmak değil, ilâhî hakikati daha açık biçimde tanıtmaktır. Kulluk bilinciyle bakıldığında gece, yolculuk, mescid ve görülen işaretler aynı öğretimin parçaları hâline geliyor. Ben de hayatımdaki işaretleri yüzeyde bırakmadan, onların beni Allah’ın kudretine ve rehberliğine nasıl yönelttiğini düşünmeliyim.
______________________
[1] Bugün efsâne olarak anlatılan Miraç aslında Kur’an’da ve İslâm’da yoktur. Miraç kültürü tamamen israiliyat (yahudi mitololijisi) kökenlidir.
Biz ‘İsra Olayı’ deriz. Bu Miraç meselesi yani bilindiği üzere gece yürütülme ve göğe yükseltilme meselesi bize dayatılmış bir efsanedir. Orada Musa as.’a rastlayıp onunla Namaz Vakitleri konusunda pazarlık meselesi de tamamen uydurmadır ve israiliyat (yahudi mitololijisi) kökenli bir kültürden ibarettir.
Şuradan anlamalıyız; Muhammed as. neden Musa as. ile görüştürülüyorlar da İbrahim as. ile görüştürülmüyor, düşünün?! İsrailiyat kökenli bir uydurma olduğu apaçık ortadadır!
Bir Müslüman; Mekke’den, daha doğru deyimle dünyadan direkt Allah katına astral anlamda (rüya aleminde ruhsal olarak) yükseltildiğini anladığında/yükseltilebileceğine inandığında bir sorun olmaz. Bu konuda İMANİ bir konu değildir. Allah ayetiyle bilgilendirmiştir, o kadar.
Bu Surenin (İsra) 60. ayetine bkz. Geceleyin (rüyada) bu olaylar oluyor. Rüya aslında burada görüntü demektir. İsra kelimesine yürüyüş anlamı vermek yanlıştır, doğrusu çıkarmaktır/yükselmektir. Aynı kelime Musa as’ın Tur Dağına çıkarılması için de kullanılmıştır.
Aslında Miraç yabancı bir kelime değil, bkz. Meariç/Yükselme Suresi bile var. Allah: “Başkaca ayetlerini göstermek istiyor ve gösteriyor”. Rasûlüne mutmain olsun diye, yani onu desteklemek, kalbini mutmain kılmak amaçlı görsel/görüntülü bir eğitim veriyor. Ve gerçek mahiyetini ancak Allah biliyor (Kur’an/Allah bu konuda detay vermemiştir).
Bugün çevresi bereketli kılınan dünyada neresi var?! Ayette ifade edilen bir kısım ayetler nerede var?! “KUDÜS” diyorlar, oysa bugün orada KAN GÖVDEYİ götürüyor?! (O bölge bu anlamda Allah’ın ayetiyle tezat teşkil etmiyor mu?!) Allah’ın bereketli kıldığı (mamur edilen) yerde böyle şeyler olur mu?! Orası (yani Allah’ın İsra: 1 ‘de anlattığı bu yer) bu dünya olamaz! Artı bu ayetin indiği dönemde bugün adlandırıldığı gibi Mescid-i Aksa diye bir mekân da yoktu!
Allah’ın katlarından birisi Allahu alem. Tüm RUHLARIN (Melekût Aleminin) toplandığı (çevresi cennet -ile bereketli kılınan- en uzaktaki) bir mescid/toplanma yeri olma ihtimali çok yüksek.
KUDÜS VE MESCİD-İ AKSA BAĞLANTISINA GELİNCE
Miraç konusundaki ihtilaflardan biri de Kudüs ve Mescid-i Aksa bağlantısıdır. Aslında Miraç’ın bir rüya olduğunu ifade ettikten sonra bu hususa tekrar dönmenin bir öneminin kalmadığı düşünülebilir. Ama biz yine de konuyu eksik bırakmamak adına Kudüs ve Mescid-i Aksa bağlantısı hakkında birkaç kelam etmeyi gerekli görüyoruz.
Meşhur Hadis derlemelerinden Sahih-i Buharî’deki rivayetler, Miraç’ın Mekke’den göğe yükseliş biçiminde olduğunu aktarırken, Sahih-i Müslim’deki rivayetler ise göğe yükselişin Kudüs’ten olduğunu nakleder.
Muhammed as’ın “İsra” yani gece yürüyüşü sonrası ve onun bir devamı olarak göğe yükselip Allah katına ulaştığı anlatısı/efsânesi gerçekte Kur’an’dan onay alan bir anlatı/kıssa/efsâne değildir. Bununla birlikte sonraki dönemlerde “İsra” hadisesine ilave edilerek bir miraç anlatısı üretilmiştir. Miraç anlatılarına baktığımızda Musa as’ın Tur Dağına çıkışı ile Muhammed as’ın gece yürüyüşü/İsra hadisesinin çok benzediğini görmekteyiz. Musa as., Tur Dağında Allah’tan On Emri almıştır. Muhammed as.’da Sahih-i Buharî’deki gibi pek çok uydurma rivayetlerde anlatıldığı üzere, Miraç sırasında Allah’tan önce elli vakit, daha sonra kademe kademe indirilmek suretiyle beş vakit namaz buyruğunu almıştır. Uydurma rivayete göre kademe kademe indirilişte (yukarıki paragraflarda da değindiğimiz gibi) Muhammed as’a Musa as rehberlik etmiştir. Görüleceği üzere yalnızca bu husus bile Miraç meselesindeki İsrailiyat/Yahudi mitolojisi etkisini çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. (Buhari’de bu rivayet Salat 76, Enbiya 5 tasnifiyle yer almaktadır.)
İsrâ (إسراء) kelimesi, “seriy (سرِي)” kökünden türemiş kabul edilerek ona “gece yürüyüşü” anlamı verilmiştir. İsrâ kökünden fiillerin geçtiği ayetlerde “gece (ليل)” kelimesi de olduğu için bu kelimeye “gece yürüyüşü” anlamı vermek yanlıştır. Kelime, “her şeyin en yükseği” anlamına gelen “serâh (سَرَاة)”dan türemiştir (Müfredât, (سرى) mad). Kur’an’da isrâ kökünden gelen fiillerin tamamı, “en yükseğe çıkarma” anlamındadır. Necm suresindeki ayetler (Necm 53/13-18) “isrâ”nın, yukarıya çıkarma anlamında olduğunun en açık delilleridir. Kelimenin geçtiği diğer beş ayetten ikisi, Lut aleyhisselama verilen şu emri içerir: “Gecenin bir bölümünde aileni isrâ et/ en yukarıya çıkar!” (Hud 11/81, Hicr 15/65). Tevrat’ta da yer alan “yukarıya çıkar!” emri, gelecek azaptan kurtulmaları için Lut aleyhisselamın, ailesini dağa çıkarması emridir (Tekvin 19/17). Diğer üç ayette ise Musa aleyhisselama, “kullarımı en yukarıya (dağa) çıkar!” (Taha 20/77, Şuarâ 26/52, Duhan 44/23) emri içerir. O dağ, İsrailoğullarını götürdüğü Kızıldeniz’in kenarı ile Kahire arasında olan ve yüksekliği yer yer 2.000 metreyi geçen sıra dağlar olmalıdır (Suna Doğaner, Mısır, DİA). Çünkü o dağlar aşılmadan Kızıldeniz’e ulaşılamaz.
Biz yine de en doğrusunu bilen Allah’tır, diyerek; bizim düşüncemiz ve yorumumuz bu yöndedir; isabet ettiysek Allah’tan, hata ettiysek bizdendir!
[2] Bkz. Necm Suresi: 1-18. Ayetler.
BİR DE UYDURMA DİNDE OLMAYAN MİRAÇ OLAYINDA MUHAMMED AS.’IN ALLAH İLE YAPTIĞI NAMAZ VAKİTLERİ KONUSUNDAKİ PAZARLIK MESELESİ VAR, BİLİYORSUNUZ?!