TARAFIMIZDAN, kendilerine bir güzellik takdir edilen kimseler, işte onlar, ondan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır.
Enbiya
İniş Sırası: 73 • Mushaf Sırası: 21 • Mekki Sure • 112 Ayettir
Enbiya 1
İNSANLARIN hesapları yaklaştı, oysa onlar hâlâ gaflet içinde yüz çevirmektedirler.
Enbiya 3
Onların kalpleri / gönülleri hep eğlencededir / ilgisizdir... Zulmedenler gizlice şöyle fısıldaştılar: “Bu, sadece sizin gibi bir beşer[1] / insan değil mi? Yoksa siz, göz göre göre bir büyüye mi kapılacaksınız?”
______________________
[1] Kur’an’da yer alan “Beşer” ve “İnsan” kavramları her ne kadar eş anlamlı gibi görünseler de ilgili ayetler incelendiğinde farklı bağlamlarda kullanıldıkları göze çarpar. Kavramlar arasındaki ortak nokta ise ikisinin de aynı varlığı ifade etmeleridir.
Rabbimiz, “kurumuş, yıllanıp kokuşmuş kara balçıktan” yarattığını ifade ettiği Adem için birbirini takip eden ayetlerde hem “insan” hem de “beşer” kavramlarını kullanıyor. Bu da Adem’in ve onun türünün yaratılış itibariyle bu iki vasfı taşıdığını gösterir. Bu vasıflar arasındaki farkın ne olduğunu da ilgili diğer ayetlerden öğreniyoruz.
a) Beşer
Kur’an, insan türüyle ilgili fizyolojik yapısı bağlamında bir şey söyleyeceği zaman “beşer” kavramını kullanmaktadır. Örneğin Yusuf’un (a.s) güzelliği karşısında ellerini kesen kadınlar onun bir “beşer” olamayacağını söylüyorlardı. (12/31) İnsanüstü bir varlık olduğuna gönderme yapıyorlardı da diyebiliriz.
Allah’ın elçileri de gönderildikleri toplumlarda “yeme-içme” gibi fizyolojik bazı özelliklerinden dolayı dışlanmışlardır. Zira toplumlar kendileri gibi etten kemikten bir beşer değil, bir melek talep ediyorlardı. İlgili bazı ayetler (23/33-34), (17/95-96).
Ölümlü bir varlık olarak yaratılmış olmamız da biyolojik yapımızla ilişkilidir. Rabbimiz bu gerçeği ifade ederken “beşer” kavramını kullanmaktadır (21/34).
b) İnsan
“İnsan” kavramının geçtiği ayetlerde insan türünün sosyal bir varlık olması özelliğinden bahsedilmektedir. Mesela, Rabbimiz insana öğrettiği şeylerden bahsederken bu kavramı kullanmaktadır (96/5), (55/3-4).
İnsanın özgür iradesiyle ortaya koyduğu davranışlarla ilgili de bu kavram kullanılır (103/2-3), (96/6-7).
Ayetlerde “sorumluluk ve imtihan” söz konusu olduğunda yine “insan” kavramı devreye girmektedir (33/72), (76/2).
İnsanın ahiretteki durumuyla ilgili ayetlerde de bu kavram kullanılır (79/34-35), (75/10), (89/23).
Sonuç olarak, ayetlerde “beşer” kavramı, insanın etten kemikten bir varlık olması bağlamında kullanılırken; “insan” kavramı irade ve sorumluluk sahibi sosyal bir varlık olması bağlamında karşımıza çıkmaktadır. Fakat başta ifade ettiğimiz gibi beşer de insan da farklı iki varlığın değil; aynı varlığın iki ayrı vasfıdır/özelliğidir.
Enbiya 4
O dedi ki: “Benim Rabbim, gökyüzünde ve yeryüzünde (söylenen) her sözü bilir. O işitendir, bilendir.”
Enbiya 5
Ama onlar dediler ki: “Bunlar karmakarışık boş düşlerdir; hayır onu kendisi uydurdu. Yok yok, o bir şairdir! Haydi bize, öncekilere gönderildiği gibi bir mucize getirsin!”
Enbiya 6
Bunlardan önce (mucizeyi görüp iman etmeyen ve) helâk ettiğimiz hiçbir kent halkı inanmamıştı. Şimdi (mucizeden dolayı) bunlar inanacaklar mı?
Enbiya 7
Biz senden önce de vahyettiğimiz adamlardan başkasını göndermedik. Haydi Kitap ehline[1] (Tevrat, Zebur ve İncil’i bilenlere) sorun. Eğer (o kitaplara ulaşamıyor ya da o dillerde kitap okumayı) bilmiyor iseniz!..
______________________
[1] Ehl-i Kitabın âlimleri. Tevrat, Zebur, İncil’i bilenlere! Ve bkz. Nahl 43 ve dipnotu.
Enbiya 8
Biz onları yemek yemeyen cesetler yapmadık! (Onlar dünyada) ölümsüz / ebedi kalıcı da değillerdi.
Enbiya 9
Sonra, onlara verdiğimiz sözde sadık kaldık/sözü yerine getirdik; onları ve dilediklerimizi (onlarla birlikte inananları) kurtardık, aşırı gidenleri de imha ettik.
Enbiya 10
(EY İNSANLAR!) Gerçek şu ki; size içinde öğüdünüz bulunan (katımızdan) bir kitap indirdik / verileri aktardık / transfer ettik / anlattık. Halâ aklınızı kullanarak inanmıyor musunuz?
Enbiya 11
OYSA BİZ, halkı zulmeden nice kentleri kırıp geçirdik! Onlardan sonra da diğerlerini başka bir topluluk olarak inşa etmişizdir.
Enbiya 13
”Boşuna kaçmayın! İçinde şımartıldığınız lüks hayata ve evlerinize dönün! Çünkü sorgulanacaksınız.”
Enbiya 15
Bu homurdanışları sürüp giderken, Biz onları biçilmiş ekin gibi yaptık, sönüp gittiler.
Enbiya 16
BİR DE (şunu bilin ki) Biz; gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunanları; bir oyun, bir eğlence olarak yaratmadık!
Enbiya 17
Biz, eğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu kendi katımızdan edinirdik. Eğer yapacak olsaydık, böyle yapardık.
Enbiya 18
Hayır, Biz hakkı / gerçeği ve doğruyu yalanın / batılın üzerine atarız da onun beynini parçalar, bir de bakarsın ki, derhal canı çıkmıştır / yok olup gitmiştir! Yazıklar olsun size! Allah’a yakıştırdığınız yalan / yanlış nitelemelerden dolayı.
Enbiya 19
Göklerde ve yeryüzünde kim varsa, O’nundur. O’nun katında bulunanlar, O’na kulluk hususunda büyüklenmezler ve üşenmezler.
Enbiya 21
YOKSA onlar yeryüzünden birtakım ilâhlar edindiler de onlar mı ölüleri tekrar diriltecekler?
Enbiya 22
Eğer gökte ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, bu iki alem de bozulup gitmişti. Arş’ın sahibi Allah onların yanlış nitelendirmelerinden yücedir!
Enbiya 24
YOKSA O’ndan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: “Haydi kesin delilinizi getirin. İşte, benimle beraber olanların delili/öğüdü/kitabı ve benden öncekilerin kitabı/öğüdü/delili!” Aksine; onların birçoğu gerçeği bilmiyorlar. Onlar yüz çeviriyorlar.
Enbiya 25
Senden önce, hiçbir elçi göndermedik ki, ona şöyle vahyetmiş olmayalım: “Şüphesiz ki, Benden başka İlâh yoktur, öyleyse Bana kulluk edin.”
Enbiya 26
DEDİLER Kİ: “Rahman çocuk edindi.” O, (bundan) münezzehtir / yücedir / uzaktır! Hayır ama onlar[1] ikrâm olunmuş / değerli birtakım kullardır.
______________________
[1] Onlardan maksat: Hristiyan mezhebi mensuplarının, “Allah’ın oğlu” olarak gördükleri İsa gibi Rasûller ve İslâm öncesi dönemlerde Arapların “Allah’ın kızları” olarak niteledikleri, meleklerdir.
Enbiya 28
Allah onların önlerinde ve arkalarında (önceden ve sonradan yaptıkları her) ne varsa bilir. (O ikrâm olunmuş melekler) Allah’ın razı olduğu kimseden başkasına aracılık / şahitlik / şefaat edemezler. (Onlar Allah’ın izniyle cennetlikleri en güzel yerlerde ağırlarlar). Onlar, O’nun korkusundan saygıyla titrerler.
Enbiya 29
Ve eğer onlardan (iddia ettikleri melek veya elçilerden) biri: “O’nun (Allah’ın) yanı sıra ben de bir ilâhım” diyecek olsaydı mutlaka onu cehennemle cezalandırırdık. (Çünkü) Biz, zalimleri böyle cezalandırırız.
Enbiya 30
PEKİ inkâr edenler görmediler mi ki; gökler ve yeryüzü (başlangıçta) tek ve bitişik / gaz hâlinde / bir bütün[1] idiler de Biz onları ayırarak (nefes alıp yaşamanız için hava boşluğu yaratarak yeryüzüne ve size) hayat verdik! Canlı olan her şeyi sudan yarattık / özünde su olan bazı elementlerin karışımıyla oluşturduk![2] Halâ inanmıyorlar mı?
______________________
[1] İyi düşünülmesi gereken müthiş bir ayet! Bilimsel kitaplara bakınız.
[2] Bkz. Fizik, Kimya, Kozmoloji, Biyoloji bilim dallarını araştırıp inceleyiniz.
Dünyanın yaratılışı ile ilgili muhteşem bir TRT Belgeseli videosu;
ve ikinci video WİLD Belgesel TV'den "Dünya: Bir gezegenin oluşumu" - Türkçe Belgesel - HD izlemenizi tavsiye ederim.
Enbiya 31
Yeryüzünde onlar için sarsılmasınlar diye sabit dağlar oturttuk. Ve orada geniş geniş yollar açtık, doğru gidebilsinler / yollarını kolayca bulabilsinler diye.
Enbiya 32
Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise O’nun ayetlerinden yüz çevirmektedirler.
Enbiya 33
Geceyi ve Gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratan O’dur. Her biri kendisi için belirlenmiş bir yörüngede akar durur!
Enbiya 34
(EY ELÇİ sana inanmayanlara şöyle hatırlat ki) Biz senden önce hiçbir insana / insan için ölümsüzlük vermedik! Şimdi eğer sen ölürsen onlar ebedî mi kalacaklar?
Enbiya 35
Her can / nefis / kişi ölümü tadacaktır! Sizi (içinde bulunduğunuz gerçeği yani inancınızda yalancı mısınız ya da doğru musunuz diye) ‘açığa çıkarıcı ve yaptıklarınızın karşılığı olarak’ kötülüğün de iyiliğin de (size dokunmasına) izin veriyoruz! Ve sonunda (iyi ya da kötü yaptıklarınızın karşılık bulması için) Bize / huzurumuza döndürülürsünüz.
Enbiya 36
O inkâra sapanlar seni gördükleri zaman, seni ancak alaya alırlar: “İlâhlarınızı diline dolayan kişi bu mu?” Oysa onlar Rahmân’ın öğüdünü inkâr edenlerdir.
Enbiya 37
İnsan acelecidir! Ben size ayetlerimi[n işâret ettiği gerçekleri] göstereceğim. Şimdi (yargılanma / din / hesap / ceza / karşılık günü için) acele etmeyin!
Enbiya 39
İnkâr edenler, ateşi yüzlerinden ve sırtlarından savamayacakları, yardım da edilmeyecekleri gerçeğini bir bilselerdi!
Enbiya 40
O, onlara aniden gelir ve onları şaşkına çevirir! Sonra onu geri çeviremezler. Kendilerine mühlet de verilmez.
Enbiya 41
Ant olsun, senden önceki elçilerle de alay edildi. Ancak onlarla alay eden kimseleri kendisiyle alay ettikleri şey kuşatıverdi!
Enbiya 42
DE Kİ: “Gece ve gündüz sizi, Rahman’dan (uzakmaşmanız sebebiyle O’ndan) kim koruyabilir? Aksine onlar yine de Rablerinin uyarısından yüz çevirmekteler.
Enbiya 43
Yoksa onların, kendilerini Bizden engelleyerek koruyacak ilâhları mı var? Onlar kendilerine bile güç yetiremezler. Tarafımızdan onlara sahip çıkılmaz.
Enbiya 44
Aksine Biz onları ve atalarını faydalandırdık/nimetlerle yaşattık. Hatta, o ömür kendilerine uzun geldi! Fakat bu insanlar görmüyorlar mı; yeryüzünü, toprağı/kara parçasını uçlarından eksilttiğimizi!.. Şimdi, üstün gelen onlar mıdır?
Enbiya 45
DE Kİ: “Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum,” ama sağırlar, uyarıldıkları zaman çağrıyı işitmiyorlar.
Enbiya 46
Eğer onlara, Rabbinin azabından ufak bir esinti dokunuverse; “Eyvah bizlere, gerçekten biz zalim kimselermişiz” derler.
Enbiya 47
KIYÂMET / DİRİLİŞ / KALKIŞ günü için adalet terazileri kurarız. Artık hiçbir nefse / benliğe zulüm / haksızlık edilmez. Eğer (yapılanlar) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa onu getiririz (ortaya koyarız). Hesap görenler olarak Biz yeteriz!
Enbiya 48
VE GERÇEK ŞU Kİ Biz Musa’ya ve Harun’a, Furkan’ı (gerçekle yalanı ayırdedici özelliği olanı) verdik; korunup sakınanlar için bir ışık ve bir öğüt olarak...
_______________________
ALLAH MUSA AS. İÇİN KİTABI VE FURKAN'I; MUHAMMED AS. İÇİN DE KİTABI VE HİKMETİ VERDİK, buyurur?!
Musa as. için Kitabı verdik dedikten sonra neden Furkan diyor?!
Furkan'ın anlamına baktığımızda: Hak ile Batılı, Gerçek ile Yalan, Doğru ile Yanlışı ayırdedici bir özellik olduğunu görürüz.
Sonra Allah bir ayetinde: Allah'tan gereği gibi sakınan (takvâ sahibi) müminlere de Furkan Özelliği vereceğini söyler?!
Benim burada dikkat çekmek istediğim konu ise Musa as.'a Furkan, Muhammed as.'a Hikmet verdiğini dile getirir. Yani Kitap ve Furkan, Kitap ve Hikmet?!
Hani geleneksel anlayışta Hikmet denince hemen Sünnet ve dolayısıyla Hadislere gönderme yaparlar ve Hadilerin de Kur'an gibi Peygamberimize vahyedildiği (vahy-i gayr-i metluv) söylenir ya?!
Allah; Furkan'a (hakkı batıldan ayırdedici özellik) bu anlamı yüklediyse Hikmet'e ne anlam yüklediğini açıklamamış olabilir mi?!
Hikmet: Kitaba göre doğru hüküm, isabetli karar verebilme yeteneği, özelliği; sorunlara Kitap'tan çözüm önerileri çıkarabilme yetisi olarak anlamakta fayda var, biz böyle anlıyoruz.
Aşağıda verdiğimiz BAĞLANTILI AYETLERİ okuduğunuzda gerçeği görürsünüz.
PEK ÇOK NEBİ'YE HİKMET VERİLDİĞİ İFADE EDİLİR!
Allah'ın adıyla;
Enbiya 48
VE GERÇEK ŞU Kİ Biz Musa’ya ve Harun’a, Furkan’ı (gerçekle yalanı ayırdedici özelliği olanı) verdik; korunup sakınanlar için bir ışık ve bir öğüt olarak…
Bağlantılı Ayetler: 2/53 3/4 2/257 5/15 5/16 7/144 7/145 14/5 57/7 57/9
https://www.sadikturkmenmeali.com/enbiya-48/
Bakara 53
HANİ Musa’ya o Kitabı ve Furkan’ı vermiştik… Umulur ki, hidayete erip doğru yolu bulursunuz (diye).
Bağlantılı Ayetler: 3/3 3/4 21/48
https://www.sadikturkmenmeali.com/bakara-53/
Meryem 12
(BÜYÜDÜĞÜNDE): ”Ey Yahya! Kitabı kuvvetlice tut” (dedik). Daha çok gençken ona Hikmeti verdik (problem çözme bilimini öğrettik).
Bağlantılı Ayetler: 6/85 6/89 3/35 3/41 19/2 19/15 21/89 21/90
https://www.sadikturkmenmeali.com/meryem-12/
Zuhruf 63
İSA açık delillerle gelince dedi ki: “Size ‘Hikmet’i getirdim. Size hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını açıklamak için geldim. Allah’tan sakının ve bana uyun!
Bağlantılı Ayetler: 3/48 3/55
https://www.sadikturkmenmeali.com/zuhruf-63/
Bakara 129
“Rabbimiz! İçlerinden onlara bir elçi gönder; onlara ayetlerini okusun, onları Kitap ve Hikmet / Bilim ile (eğitim öğretime tabi tutarak) onları geliştirsin ve onları[n başlarına gelebilecek] her türlü kötülüğe karşı uyarsın. Şüphesiz Sen mutlak güç sahibisin, doğru hüküm / isâbetli karar verensin.”
Bağlantılı Ayetler: 2/151 3/164 62/2
https://www.sadikturkmenmeali.com/bakara-129/
Bakara 151
Size kendi içinizden bir Rasûl gönderdi; size ayetlerini okuyor, sizi (başınıza gelebilecek) her türlü kötülüğe karşı uyarıyor, ve sizi; Kitap ve Hikmet ile (problem çözme bilimi ve bilimsel gerçeklerle), bilmediklerinizi öğreterek geliştiriyor.
Bağlantılı Ayetler: 2/129 3/164 62/2
https://www.sadikturkmenmeali.com/bakara-151/
HZ. MUHAMMED SAV.'E DE AYNI ŞEKİLDE KİTAP VE HİKMET'İ İNDİRDİK, BUYURUR!
Nisa 113
(EY MUHAMMED!) Hani; Allah’ın sana lütuf ve merhameti sayesinde onlardan bir grubun seni saptırma / yolundan çevirme / vaz geçirme girişimine izin vermedin. Halbuki onlar ancak kendilerini saptırırlar sana hiçbir zarar veremezler. Allah sana kitabı (Kur’an’ı) ve Hikmet’i (insanlara faydalı olan çözüm önerilerini) indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür.
Bağlantılı Ayetler: 2/269 5/105 17/73 17/74
Enbiya 49
Onlar görmeden Rablerinden korkarlar ve onlar kıyamet saatinden içleri ürpermekte olanlardır.
Enbiya 50
İşte bu da (sizin için) ona indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz onu inkâr mı ediyorsunuz?
Enbiya 51
VE GERÇEK ŞU Kİ, Biz (Musa’dan) çok daha önce İbrahim’e de, doğru yolu bulma yetisi vermiştik. Biz onu çok iyi biliyoruz.
Enbiya 52
Hani, babasına ve halkına dedi ki: “Karşısında durup önlerinde eğildiğiniz şu temsilî heykeller nedir?”
Enbiya 55
Dediler ki: “Sen bize gerçeği mi getirdin? Yoksa sen bizimle oyun oynayanlardan mısın?”
Enbiya 56
“Hayır!” (Sizinle oyun oynamıyor ve eğlenmiyorum) dedi. “Rabbiniz göklerin ve yeryüzünün Rabbidir. Onları O yaratmıştır. Ben buna (gerçeğe) şahitlik edenlerdenim.”
Enbiya 57
“Allah’a yemin olsun ki, arkanızı dönüp gittikten sonra, putlarınıza mutlaka bir tuzak kuracağım!”
Enbiya 58
SONUNDA, onları paramparça etti. Ancak onların en büyüğünü bıraktı ki, onlar belki ona müracaat ederler, diye!
Enbiya 59
Dediler ki: “Bunu ilâhlarımıza kim yaptı? Şüphesiz ki o, zalimlerden/hainlerden birisidir.”
Enbiya 60
“Onları diline dolayan bir genç işittik, kendisine İbrahim deniliyormuş” dediler.
Enbiya 61
(Diğerleri) dediler ki: “Derhal, onu insanların gözleri önüne getirin onlar da şahit olsunlar.”
Enbiya 62
(İbrahim yanlarına getirilince ona sordular): “Ey İbrahim! İlâhlarımıza/tanrılarımıza bunu sen mi yaptın?” diye.
Enbiya 63
(İbrahim) dedi ki: “Aksine bu işi, belli ki onların şu büyükleri yapmış! Eğer konuşurlarsa, en iyisi onlara sorun!”
Enbiya 64
Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da birbirlerine: “Gerçekten siz zalimlersiniz” dediler.
Enbiya 65
Sonra, yine eski kafalarına/düşüncelerine döndüler: “Kesinlikle sen de bilirsin ki, bunlar konuşamazlar!”
Enbiya 66
Dedi ki: “O halde, Allah’ı bırakıp da size fayda veya zarar veremeyen şeylere mi tapıyorsunuz?
Enbiya 67
Yuh size ve Allah’ı bırakıp ta taptıklarınıza! Siz hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?”
Enbiya 68
DEDİLER Kİ: “Onu yakın ve böylece ilâhlarınıza arka çıkın/yardım edin! Eğer bir iş yapacaksanız.”
Enbiya 70
Ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini, hüsrana uğrayanlardan kıldık.
Enbiya 71
Onu ve Lût’u kurtarıp, içinde âlemlere bereketler verdiğimiz ülkeye ulaştırdık!
Enbiya 72
ONA İshak’ı hediye ettik, üstelik (İshak’ın ardından torunu) Yakub’u da; hepsini (toplumlarına) faydalı kişiler/salihlerden kıldık.
Enbiya 73
Onları emrimizle doğru yolu gösteren liderler/önderler yaptık! Onlara hayırlı işler yapmayı, namazı kılmayı ve zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar Bize kulluk eden kimselerdi.
Enbiya 74
VE LUT’A gelince... Ona da hüküm/yargı gücü ve ilim verdik. Onu iğrenç işler yapmakta olan bir kentten kurtardık. Gerçekten onlar fasık / doğru yoldan sapmış kötülük topluluğu idiler!
Enbiya 75
Biz onu (Lut’u) rahmetimize dahil ettik. Şüphesiz o, (insanlığa) yararlı/salihlerden biri idi.
Enbiya 76
VE NUH’U da hatırla! Hani o, daha önce Bize yalvarmıştı. Biz de onun duasını kabul ettik. Kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.
Enbiya 77
Ayetlerimizi yalanlayan kavme karşı, ona yardım ettik. Gerçekten onlar, kötülük halkı olmuşlardı. Biz de, onların tümünü boğduk.
Enbiya 78
DAVUD’U ve Süleyman’ı da (an, ikisinden de bahset). İkisi de ekin hakkında hüküm veriyorlardı, hani bir halkın davarları onun içinde otlatılmıştı. Biz de onların hükümlerine / o konuda verdikleri kararlarına şahit idik.
Enbiya 79
Biz Süleyman’a yargıyı (dava konusunu) iyice (inceden inceye, derinlemesine) bellettik ve her birine bir hüküm[1] / karar verme / yargı gücü ve ilim metodu verdik / öğrettik. Davud’a kuşlarla beraber tesbih eden dağları boyun eğdirdik. Biz bunları yapanlarız!
______________________
[1] Doğru anlama yeteneği, muhakeme etme gücü ile gerçeği ortaya çıkarma.
Enbiya 80
Bir de ona, sizin için zırh yapma sanatı öğretmiştik; savaşın şiddetinden korusun diye. Ama, siz şükreden kimseler misiniz?
Enbiya 81
FIRTINALI rüzgârı da Süleyman’ın (hizmetine vermiştik); içinde bereketler yarattığımız yere doğru onun emriyle akıp giderdi! Biz her şeyi bilenleriz!
Enbiya 82
82. Azılı suçlu tutukluların arasından da onun için dalgıçlık yapa[rak inciler çıkara]n ve bundan başka işlerde çalışan kimseleri de (emrine vermiştik). Böylece onları, onun emrinde tu-tan/koruyan da Bizdik![1]
______________________
[1] Önceki ayetlerde (Sad 35) Süleyman şöyle dua etmişti: “Rabbim, benden sonra kimseye vermeyeceğin bir mülkü bana ver.” Allah bu duasını kabul ettiğini belirtiyor. Cinlerden, şeytanlardan ve benzeri kimselerden Süleyman’ın emrine veriyor. Süleyman’dan sonra Rasûller dahil kimseye böyle bir güç verilmiyor. Günümüzde “emrimde cinlerim var, cinlerden haber alıyorum, cinlerle hasta iyileştiriyorum” ve benzeri sözler söyleyenler yalan söylüyorlar.
Enbiya 83
VE EYYUB’U da... (an ki); hani o, Rabbine şöyle dua etmişti: “Şüphesiz bu dert, bana dokundu, Sen merhametlilerin en merhametlisisin!”
Enbiya 84
Biz de onun duasını kabul ettik, kendisinde bulunan sıkıntıyı kaldırdık. Ona ailesini ve onlarla beraber bir katını/daha fazlasını da verdik. Katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir öğüt olmak üzere.
Enbiya 86
Onları rahmetimize dahil ettik/girdirdik. Çünkü onlar (insanlığa) yararlı/salih/iyi kimselerdendi.
Enbiya 87
VE o balık olayının kahramanı / Zünnûn’u da[1] (burada an). Hani o kavmine kızarak gitmişti. Bizim kendisine güç yetirebileceğimizi unutmuştu. Nihayet karanlıklar içinde (Balina karnında) yalvardı: “Senden başka İlâh yoktur. Sen yücesin / eksiklikten uzaksın / Seni tenzih ederim! Gerçekten ben (kendine zulmeden) zalimlerden oldum!”
______________________
[1] Balık Adamı. Yunus Nebi. Kitab-ı Mukaddes’te Jonas olarak geçer.
Enbiya 88
Biz de onun duasını kabul ettik ve onu gamdan / dertten / kederden kurtardık. İşte, Biz inananları böyle kurtarırız!
Enbiya 89
ZEKERİYA’YI da... (an ki, onun da kederini gidermiştik); hani o, Rabbine yalvarmıştı: “Rabbim! Beni tek başıma (evlâtsız) bırakma! (Ben vârissiz kalsam bile, gerçi) Sen, vârislerin en hayırlısı Sensin!”
Enbiya 90
Onun duasını kabul ettik ve ona Yahya’yı armağan ettik. Eşini de kendisi için (kısırlığını gidererek) iyileştirdik. Gerçekten onlar, iyi işlerde yarışıyorlardı! Onlar umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Ve Bize, içten gelen derin bir saygı gösterirlerdi.
Enbiya 91
VE O İFFETİNİ KORUMUŞ olanı da!.. (Meryem’i de an) Biz ona (İsa için yarattığımız) ruhumuzdan üfledik.[1] Onu (Meryem’i) ve oğlunu (İsa’yı) âlemler için bir ibret kıldık!
______________________
[1] İsa için önceden yaratılmış olan ruh; ana rahmine melek tarafından cenin olarak üfleniyor/yükleniyor. ‘Ruhumuzdan’ ifadesi; ‘Bizim yarattığımız ruh’ anlamındadır!
_____________________
ADEM AS.’IN YARATILIŞI İLE İLGİLİ AYETLER LİNKİ;
Yukarıdaki ayette şöyle bir parantez koymuştuk: (Allah ilk/sıfır yaratılışın devamı olarak bugün) diye. Biz parantezleri konuyla ilgili Kur’an Bütünlüğünde geçen ayetlerden alıp koyduk ki; İlköğretim, Ortaöğrenim ve Lise Seviyesindeki kardeşlerimiz konuyla ilgili bağlantıyı daha rahat kurabilsinsinler. Aynı zamanda Kur’an Kültürüyle henüz yeni tanışan bütün insanları düşünerek koyduk. Zaten Mealimiz: KELİME KELİME, MOTOMOT yani bir Çeviri/Meal değil biliyorsunuz, nedir peki: KUR’AN’IN KUR’ANCA ANLAM OKUYUŞU diye sunduk bu yüzden.
Bkz. Bakara 2/30; İsa’nın Yaratılışta durumu Adem’n durumu gibidir olarak gelen Ayeti Al-i İmran 59; Araf 7/189; Müminûn 23/12; 25/Furkân 54; 32/Secde 7; 35/Fâtır 11; 37/Saffât 11; 38/Sâd 71; 38/Sâd 72; 40/Mü’min 67; 53/Necm 32.
Enbiya 92
(SİZ EY İNANANLAR) gerçek şu ki; sizin bu toplumunuz / ümmetiniz[1] / uygarlığınız tek bir ümmet / toplum / uygarlık / din ve medeniyet üzeredir! Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse yalnız Bana kulluk edin!
______________________
[1] Ümmetiniz / Dininiz, burada aynı zamanda ümmet kelimesinden din de anlaşılmaktadır. Şöyle izah edilebilir: (Genel manâda) ey insanlar! Sarılmanız gereken dininiz tek bir dindir, o parça parça bir şey değildir. Tek olan İslâm Dinidir. Bütün Rasûller Allah’ın birliğini tebliğ göreviyle gelmişlerdir.
Enbiya 93
Onlar emri / dini kendi aralarında parçalara ayırdılar. Ama hepsi Bizim huzurumuza döneceklerdir.
Enbiya 94
ARTIK kim gerçeklere inanmış olarak salih amel / insana ve hayata katkı sağlamak için faydalı işleri en iyi şekilde yaparsa, o kişinin çalışmasına nankörlük yoktur. Şüphesiz Biz onun çalışmasını yazanlarız.
Enbiya 95
Kendisini helâk / yok edip imha ettiğimiz bir ülke halkının (dünyaya) geri dönüp yaşamaları[1] haramdır / yasaktır / sözkonusu bile değildir. Katiyen onlar (dünyaya) bir daha geri dönemezler!
______________________
[1] Yani bu ayet; insanların öldükten sonra ruhlarının başka bedenlere girerek, dünyaya dönme (tenasuh) inancını reddetmektedir. Bu inanç günümüzde en çok Hindistan’da yaygındır. (Bu ayet için biz metindeki anlamı tercih ettik). Ayrıca bkz. Müminun 100. ayet.
Dikkat edilirse reenkarnasyon kelimesini kullanmadık, tenasüh dedik. Ne anlama gelir, bir bakalım: “Tenasüh'te bir geriye gidiş, yani insan ruhunun hayvan, bitki türü gibi daha alt kategorilere geçişi varken reenkarnasyonda ise insan ruhunun ölümlü bir bedenden yine başka bir insan bedenine geçişi söz konusudur. Dolayısıyla tenasüh ve reenkarnasyon tamamen farklıdır ve İslâm Akidesinde böyle bir inanış yoktur!
Enbiya 96
Nihayet Yecüc ve Mecüc[1] seddi açıldığında onlar her bir tepeden akın ederler!
______________________
[1] “Yecüc ve Mecüc” Kitab-ı Mukaddes’te, “Gog ve Magog”lar olarak geçmektedir.
Enbiya 97
(Yecüc Mecüc seddinin açılışıyla) gerçek olan söz (kıyamet) yaklaşmıştır. İşte o zaman inkârcı kişilerin gözleri donup kalmıştır: “Vah vah, yazıklar olsun bize! Biz bundan gaflet içinde imişiz. Hayır aksine biz zalimlermişiz.”
Enbiya 98
Gerçekten siz de Allah’ın dışında kulluk ettikleriniz de, cehennemin odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz.
Enbiya 99
Eğer onlar ilâh olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa, hepsi orada sonsuz kalacaklardır.
Enbiya 101
TARAFIMIZDAN, kendilerine bir güzellik takdir edilen kimseler, işte onlar, ondan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır.
Enbiya 102
Onun uğultusunu duymazlar, canlarının istediği şey/nimetler içinde sonsuz kalacaklardır.
Enbiya 103
O en büyük korku onları üzmez. Melekler, onları şöyle karşılar: “İşte bu, vadedilmiş olduğunuz gündür.”
Enbiya 104
O gün, gökyüzünü toplayıp katlarız; yazılı kâğıtların tomarlarını/kitabın sayfalarını dürer gibi! İlk yaratmaya başladığımız gibi onu (insanı) yeniden var ederiz. Bu üzerimize (aldığımız) bir vaattir. Şüphesiz Biz, söylediklerimizi/vaatlerimizi yapanlarız.
Enbiya 105
VE GERÇEK ŞU Kİ, Zikir’den[1] sonra Zebur’da da şöyle yazmıştık: “Şüphesiz yeryüzüne (salih ameli / insana ve hayata katkı sağlayan faydalı her işi en iyi şekilde yapan) iyi kullarım mirasçı olacaktır!”
______________________
[1] Tevrat’tan. (Çünkü vahiy kökenli, ilâhi mesaj yüklü tüm kitaplar ‘Zikir’dir!)
Enbiya 106
Şüphesiz bunda[1] ibadet (Allah’a kulluk) eden bir kavim için yeterli bir mesaj / açıklama / öğüt vardır.
______________________
[1] ‘Bunda’ derken: 105. ayette anlatılan; “Yeryüzüne iyi kullarım mirasçı olacaktır!” Yani; “Bu sözümüzde bir mesaj vardır” veya “Bu Kur’an’da bir mesaj vardır” diye de anlamamız mümkündür.
Enbiya 107
Biz seni ancak âlemlere bir rahmet / iyilik / ikrâm ile elçi olarak gönderdik.[1]
______________________
[*] Bu ayete dayanılarak gelenekte Muhammed as.'ın sadece kişiliğinin rahmet olduğu öne çıkarılır. Halbuki ayetten açıkça anlaşıldığı gibi asıl rahmet olan, kişiliğinden ziyâde elçiliğidir (Bakara 2/119, İsra 17/105, Furkan 25/56, Ahzab 33/45, Sebe 34/28, Fatır 35/24, Fetih 48/8). Bu durum bütün nebiler için geçerlidir (Bakara 2/136, 285, Al-i İmran 3/84, Duhan 44/5, 6). Nebimizin kişiliğinin de önemli olduğunu gösteren ayetler için bkz. Ahzab 33/6, Kalem 68/4.
Âlem, “alâmet ve nişan koymak” mânasındaki alm veya “bilmek” anlamındaki ilm kökünden türetilmiş olup yaratıcısının varlığına alâmet teşkil eden, onun mevcudiyetinin bilinmesini sağlayan demektir. İnsanlar, cinler ve melekler gibi akıl sahibi varlıkları ifade etmek için âlemûn-âlemîn, diğer varlıkları belirtmek için de avâlim şeklinde çoğulu kullanılır. Birinci şekliyle canlı cansız bütün varlıkları anlatması da mümkündür (bk. Râgıb el-İsfahânî, “ʿâlem” md.; Lisânü’l-ʿArab, “ʿâlem” md.). Hz. Ali’ye nisbet edilen ve insanın tek başına bütün âlemleri temsil ettiğini benimseyen görüşe dayanılarak âlem kelimesinin bazan sadece insan için kullanıldığı da olmuştur. Genel kullanımda âlem teriminin kapsamlı tarifi maddî veya mânevî olan varlıkların hepsini içine alır: tabiat âlemi, ruh âlemi, akıl âlemi, melekler âlemi, edebiyat âlemi, İslâm âlemi gibi.
Âlem kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de, gerek kâinatı gerekse özel olarak insanlar topluluğunu ifade etmek amacıyla ve hepsi de “âlemîn” şeklinde çoğul olmak üzere yetmiş üç defa kullanılmıştır. Bunların kırk ikisinde “rabbü’l-âlemîn” terkibiyle zikredilerek Allah Teâlâ’nın canlı cansız bütün varlıkların ilâhı olduğu vurgulanmıştır. Bunun yanında gelmiş geçmiş bütün insan türü anlamında (bk. el-Ankebût 29/10), ayrıca, “Size verdiğim nimeti ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın” (el-Bakara 2/47) meâlindeki âyette olduğu gibi “çağın insan toplulukları” mânasında da kullanılmıştır. Hz. Muhammed için kullanılan “âlemlere rahmet” (el-Enbiyâ 21/107) tabirindeki “âlemîn” kelimesiyle bütün yaratıkların kastedildiği yolunda umumi bir kanaat vardır.
Kur’an’da 176 defa bir arada tekrarlanan “semavat” ve “arz” kelimeleri birlikte göz önünde bulundurulduğu takdirde bu kelimelerin âlemi, yani kâinatı ifade ettiği anlaşılır. Bu tür âyetlerde Cenâb-ı Hakk’ın gökleri ve yeri yarattığı, bunların maddî ve mânevî tasarruf ve hâkimiyetini kendi idaresinde bulundurduğu, semavat ve arzın sırlarını sadece onun bildiği ve bunlarda bulunan şuurlu şuursuz her şeyin kendisine boyun eğdiği (secde ettiği) ifade edilir (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “semâvât” md.).
Âlem kelimesi “bütün insanlar, müminler” mânasında ve ayrıca “rabbü’l-âlemîn” şeklinde hadislerde de geçmektedir (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “ʿâlem” md.).
Enbiya 108
De ki: “Bana ancak, ilâhınızın bir tek İlâh olduğu vahyolunuyor. Şimdi siz, teslim olacak mısınız?”
Enbiya 109
Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “Ben (bu gerçeği), size olduğu gibi/düpedüz/eşit biçimde duyurdum. Tehdit edildiğiniz şey yakın mıdır, yoksa uzak mıdır, ben bilemem.
Enbiya 111
Bilemem, belki de o (size verilen süre) sizin için bir açığa çıkarılma ve bir süreye kadar faydalanma/geçimlik içindir.”
Enbiya 112
De ki: “Rabbim! (Aramızda) adaletle hüküm ver! Rabbimiz çok merhamet edendir. Sizin söylediğinize (iftiralarınıza) karşı, O’nun yardımına sığınılır.”
Enbiya 102
Onun uğultusunu duymazlar, canlarının istediği şey/nimetler içinde sonsuz kalacaklardır.
Enbiya 103
O en büyük korku onları üzmez. Melekler, onları şöyle karşılar: “İşte bu, vadedilmiş olduğunuz gündür.”
Enbiya 104
O gün, gökyüzünü toplayıp katlarız; yazılı kâğıtların tomarlarını/kitabın sayfalarını dürer gibi! İlk yaratmaya başladığımız gibi onu (insanı) yeniden var ederiz. Bu üzerimize (aldığımız) bir vaattir. Şüphesiz Biz, söylediklerimizi/vaatlerimizi yapanlarız.
Enbiya 105
VE GERÇEK ŞU Kİ, Zikir’den[1] sonra Zebur’da da şöyle yazmıştık: “Şüphesiz yeryüzüne (salih ameli / insana ve hayata katkı sağlayan faydalı her işi en iyi şekilde yapan) iyi kullarım mirasçı olacaktır!”
______________________
[1] Tevrat’tan. (Çünkü vahiy kökenli, ilâhi mesaj yüklü tüm kitaplar ‘Zikir’dir!)
Enbiya 106
Şüphesiz bunda[1] ibadet (Allah’a kulluk) eden bir kavim için yeterli bir mesaj / açıklama / öğüt vardır.
______________________
[1] ‘Bunda’ derken: 105. ayette anlatılan; “Yeryüzüne iyi kullarım mirasçı olacaktır!” Yani; “Bu sözümüzde bir mesaj vardır” veya “Bu Kur’an’da bir mesaj vardır” diye de anlamamız mümkündür.
Enbiya 107
Biz seni ancak âlemlere bir rahmet / iyilik / ikrâm ile elçi olarak gönderdik.[1]
______________________
[*] Bu ayete dayanılarak gelenekte Muhammed as.’ın sadece kişiliğinin rahmet olduğu öne çıkarılır. Halbuki ayetten açıkça anlaşıldığı gibi asıl rahmet olan, kişiliğinden ziyâde elçiliğidir (Bakara 2/119, İsra 17/105, Furkan 25/56, Ahzab 33/45, Sebe 34/28, Fatır 35/24, Fetih 48/8). Bu durum bütün nebiler için geçerlidir (Bakara 2/136, 285, Al-i İmran 3/84, Duhan 44/5, 6). Nebimizin kişiliğinin de önemli olduğunu gösteren ayetler için bkz. Ahzab 33/6, Kalem 68/4.
Âlem, “alâmet ve nişan koymak” mânasındaki alm veya “bilmek” anlamındaki ilm kökünden türetilmiş olup yaratıcısının varlığına alâmet teşkil eden, onun mevcudiyetinin bilinmesini sağlayan demektir. İnsanlar, cinler ve melekler gibi akıl sahibi varlıkları ifade etmek için âlemûn-âlemîn, diğer varlıkları belirtmek için de avâlim şeklinde çoğulu kullanılır. Birinci şekliyle canlı cansız bütün varlıkları anlatması da mümkündür (bk. Râgıb el-İsfahânî, “ʿâlem” md.; Lisânü’l-ʿArab, “ʿâlem” md.). Hz. Ali’ye nisbet edilen ve insanın tek başına bütün âlemleri temsil ettiğini benimseyen görüşe dayanılarak âlem kelimesinin bazan sadece insan için kullanıldığı da olmuştur. Genel kullanımda âlem teriminin kapsamlı tarifi maddî veya mânevî olan varlıkların hepsini içine alır: tabiat âlemi, ruh âlemi, akıl âlemi, melekler âlemi, edebiyat âlemi, İslâm âlemi gibi.
Âlem kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de, gerek kâinatı gerekse özel olarak insanlar topluluğunu ifade etmek amacıyla ve hepsi de “âlemîn” şeklinde çoğul olmak üzere yetmiş üç defa kullanılmıştır. Bunların kırk ikisinde “rabbü’l-âlemîn” terkibiyle zikredilerek Allah Teâlâ’nın canlı cansız bütün varlıkların ilâhı olduğu vurgulanmıştır. Bunun yanında gelmiş geçmiş bütün insan türü anlamında (bk. el-Ankebût 29/10), ayrıca, “Size verdiğim nimeti ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın” (el-Bakara 2/47) meâlindeki âyette olduğu gibi “çağın insan toplulukları” mânasında da kullanılmıştır. Hz. Muhammed için kullanılan “âlemlere rahmet” (el-Enbiyâ 21/107) tabirindeki “âlemîn” kelimesiyle bütün yaratıkların kastedildiği yolunda umumi bir kanaat vardır.
Kur’an’da 176 defa bir arada tekrarlanan “semavat” ve “arz” kelimeleri birlikte göz önünde bulundurulduğu takdirde bu kelimelerin âlemi, yani kâinatı ifade ettiği anlaşılır. Bu tür âyetlerde Cenâb-ı Hakk’ın gökleri ve yeri yarattığı, bunların maddî ve mânevî tasarruf ve hâkimiyetini kendi idaresinde bulundurduğu, semavat ve arzın sırlarını sadece onun bildiği ve bunlarda bulunan şuurlu şuursuz her şeyin kendisine boyun eğdiği (secde ettiği) ifade edilir (bk. M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “semâvât” md.).
Âlem kelimesi “bütün insanlar, müminler” mânasında ve ayrıca “rabbü’l-âlemîn” şeklinde hadislerde de geçmektedir (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “ʿâlem” md.).
Enbiya 108
De ki: “Bana ancak, ilâhınızın bir tek İlâh olduğu vahyolunuyor. Şimdi siz, teslim olacak mısınız?”
Enbiya 109
Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “Ben (bu gerçeği), size olduğu gibi/düpedüz/eşit biçimde duyurdum. Tehdit edildiğiniz şey yakın mıdır, yoksa uzak mıdır, ben bilemem.
Enbiya 110
Şüphesiz O; açığa vurduğunuz sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir.
Enbiya 111
Bilemem, belki de o (size verilen süre) sizin için bir açığa çıkarılma ve bir süreye kadar faydalanma/geçimlik içindir.”
Enbiya 112
De ki: “Rabbim! (Aramızda) adaletle hüküm ver! Rabbimiz çok merhamet edendir. Sizin söylediğinize (iftiralarınıza) karşı, O’nun yardımına sığınılır.”