Kur'an'ın Keşif Atlası

Nisa 1

EY İNSANLAR! (Allah ilk / sıfır yaratılışın devamı olarak bugün) sizi bir tek nefisten / candan / canlıdan / döllenmiş yumurtadan / hücreden yaratan ve eşini de ondan (aynı döllenmiş yumurtadan / hücreden) yaratan, ikisinden de (yeryüzünün her bir tarafına yayarak aile / sülâle oluşturup hemcinslerinden) çok sayıda erkek[*] ve çok sayıda kadın[*] yaratıp (halk, kavim, boy, soy, aile, köy, memleket, büyük kavimler şeklinde şubelere / kabilelere ayırarak) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının! Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık[1] bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir.

______________________
İLK / SIFIR YARATILIŞ,

ADEM’İN EŞİNİN ONUN KABURGA KEMİĞİNDEN YARATILMADIĞI,
 
YERYÜZÜNÜN PEK ÇOK YERİNDE ADEM SOYUNDAN AİLELER / SÜLÂLELER YARATTIĞI,
 
VE BU DEĞİŞİK AİLELER ARASINDA AYNI BUGÜN DOĞAL EVLİLİKLERİN YAPILDIĞI GİBİ EVLİLİKLER YAPILARAK NESLİN ÇOĞALMASI SAĞLANDIĞI GERÇEĞİ, YANİ ALLAH’IN BU ANLAMDAKİ SÜNNETULLAH’I / EVRENSEL YASASINDA ASLA BİR DEĞİŞİKLİK SÖZKONUSU DEĞİLDİR?!
 
Dolayısıyla o gün Adem’in çocuklarının ÇAPRAZ EVLİLİK yapması asla söz konusu bile değildir, bu iddia Allah’ın değil; müşrik kafirlerin iddialarındandır ve Kur’an dışı kaynaklıdır.
 

[1] [*] Bu ayet ilk İnsanın / Adem’in ve Eşinin Cennet’te yaratılışından sonra, dünyada Soyunun / Sülâlesinin dünyada ‘yaratılışından’ bahseder. Bugün; kardeş olduklarını bilenlerin evlenmesi, tüm dünya ülkelerinde ve dinlerinde yasaktır (haramdır), suçtur. Dolayısıyla, insanlık tarihinin başlangıcında bu tür evliliklerin yapılmış olması görüşüne katılamıyoruz. İlk İnsan ve Eşi bu dünyada bir yetişkin olarak yaratılmıştır. Dünya cennetine / bahçesine yani zahmetsizce yaşayacakları cennete yerleştirilmişlerdir. Ve sonra bir günah sebebiyle zahmetli / zor bir geçim olan dünya hayatı ile yüz yüze kalmışlardır. Çoğalma meselesine gelince: Mesela Allah; ilk yaratılanları tek bir ümmet / topluluk olarak, ayrı ayrı çok sayıda / binlerce yetişkin erkek ile; yine çok sayıda / binlerce ayrı ayrı yetişkin kadın olarak yaratmış olabilir ve bunların her biri evlendikten sonra farklı birer aile olmuş olabilirler. Dolayısıyla; farklı olan bu ailelerden meydana gelen çocuklardan birinin diğeriyle evlilik yapmış olması muhtemeldir ve gayet doğaldır. Akla, mantığa ve kalbe temiz gelen görüş budur, diye düşünüyoruz. Yine de en doğrusunu Allah bilir.

ADEM AS.’IN YARATILIŞI İLE İLGİLİ AYETLER LİNKİ;

Yukarıdaki ayette şöyle bir parantez koymuştuk: (Allah ilk / sıfır yaratılışın devamı olarak bugün) diye. Biz parantezleri konuyla ilgili Kur’an Bütünlüğünde geçen ayetlerden alıp koyduk ki; İlköğretim, Ortaöğrenim ve Lise Seviyesindeki kardeşlerimiz konuyla ilgili bağlantıyı daha rahat kurabilsinsinler. Aynı zamanda Kur’an Kültürüyle henüz yeni tanışan bütün insanları düşünerek koyduk. Zaten Mealimiz: KELİME KELİME, MOTOMOT yani bir Çeviri / Meal değil biliyorsunuz, nedir peki: KUR’AN’IN KUR’ANCA ANLAM OKUYUŞU diye sunduk bu yüzden. 

Bkz. Bakara 2/30; İsa’nın Yaratılışta durumu Adem’in durumu gibidir olarak gelen Ayeti Al-i İmran 59; Araf 7/189; Müminûn 23/12; 25/Furkân 54; 32/Secde 7; 35/Fâtır 11; 37/Saffât 11; 38/Sâd 71; 38/Sâd 72; 40/Mü’min 67; 53/Necm 32.

Bir bebek, anne karnında nasıl oluşur?

Bir damla sudan nutfe’ye, nutfeden bebeğin oluşum sürecine kadar olan zaman diliminin muhteşem bir animasyon video çalışması.

Bu 2 videoyu da izlemenizi tavsiye ederiz.

İnsanın / Bebeğin oluşumu ve Anne karnından hafta hafta Bebeğin gelişimi.

Allah insanı çamurdan yarattı ne demek?! İnsana lazım olan bütün herşeyi topraktan çekiyor Allah!

Nisa 2

(KANUNLAR nezdinde rüştünü ispat etmiş) yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp / karıştırıp yemeyin. Çünkü bu büyük bir günahtır.

Nisa 3

EĞER velisi olduğunuz henüz rüştünü ispat etmemiş küçük yetim kızlar konusunda mallarını, haklarını koruyamama gibi bir endişeye kapılırsanız, hakkaniyet gereği onlarla aranızda noter, yetkili makam ve şahitler huzurunda bir sözleşme yaparak servetlerini, mallarını, haklarını güvence altına alın. Biz biliyoruz; onların malları başkalarının eline geçmesin diye onları nikâhınıza almak istiyorsunuz, eğer yetimleri düşünüp onların haklarını korumada samimi iseniz onlarla değil; savaşta iki, üç veya dört yetim çocukla ortada kalmış bir kadının geçim yükünü üstlenip nikâhlayın, evlenip kanatlarınız, korumanız altına alın veya eğer siz evli iseniz onları müminlerden bir başkasıyla evlendirin. Onların çocukları ile kendi çocuklarınız arasında hakkaniyetli davranamamaktan endişe ederseniz bırakın iki, üç, dört yetim çocuklu bir kadınla evlilik yapmayı tek çocuklu kadınla bile nikâhlanmanız, evlilik yapmanız uygun değildir? Evlenecekseniz de onlarla değil savaşta size esir düşerek sığınmış ya da elinizin altında bulunan biriyle yani ülkenize çalışmaya gelerek geçime ve korunmaya muhtaç durumda olan bekâr ya da çocuksuz yabancı dul bir kadınla evlenin. İşte bu davranış evlenip servetlerine konmak istediğiniz ve sorumluluğunuz altında bulunan yetim kız çocuklarının korunması için daha hayırlıdır, daha uygundur.[*]

__________________
[*] ~ Bu ayetin merkezinde yetim hakkını koruma bilinci vardır. Mesaj, velisi olunan yetim kızların mallarına veya zayıflıklarına göz dikilmemesi, onların korunmasıdır. Ayet, yetimi nikâh yoluyla “himaye” görüntüsü altında istismar etmeyi reddeder ve niyetleri açığa çıkarır.

Asıl yönlendirme şudur: Eğer gerçekten korumak istiyorsanız, çıkar ilişkisi kurmayın; sorumluluğu yetim kızla evlenerek değil, mağdur bir kadının yükünü paylaşarak yerine getirin. Böylece hem yetim korunur hem de evlilik bir çıkar aracı olmaktan çıkar.

Devamındaki uyarı adalet üzerinedir: Birden fazla çocuklu bir aile yapısında adalet sağlayamayacaksanız, böyle bir evliliğe girmeyin. Yani ayet, evliliği serbest bırakırken ölçüyü “adalet ve sorumluluk” olarak koyar, sayıyı değil vicdanı merkeze alır.

Sonuç olarak ayet; yetimi korumayı, evliliği istismar aracı yapmamayı ve her durumda adaleti esas almayı öğütler. Ölçü şudur: Zayıf olanın hakkı korunuyorsa doğru yoldasınız; zarar görüyorsa, şekil doğru olsa bile yol yanlıştır.

BU AYET İÇİN TARİHİ VESİKALARDA GEÇEN BİLGİ:

Nisâ 3 ayet hangi olay üzerine inmiştir?

Bu ayetin iniş/nüzul sebebi şudur: Hz. Aişe -özetle- anlatıyor: Bazı kimseler bakmakta oldukları yetim kız akrabalarının malına ve güzelliğine göz diktiği için, onlarla evlenmek istiyordu. Ancak onlarla evlenirken onlara verilmesi gereken mehirlerini vermek istemiyorlardı.

Nisa suresi ne zaman indi?

Nisâ sûresi Medine’de müslüman toplumun oluşması, Bedir, Uhud ve Hendek savaşları gibi çetin günlerin yaşanması, geride yetimlerin ve dul kadınların bırakılması, müşriklerin yanı sıra Ehl-i kitap ve münafıklarla temel inanç ve sosyal ilişkiler bakımından problemlerin ortaya çıkmasından sonra muhtemelen (626-27).

Meal Sahipleri arasında daha; Ayetin girişini unutup son cümlelerle bağlantı dahi kuramayanlar var ne yazık ki?! Elinizin altında, koruyup gözetmekle mükellef / sorumlu olduğunuz yetim kız çocuklarıyla servetlerinden dolayı evlilik yapacağınıza, gidin (bir şekilde dul kalmış) Savaşta kocaları ölmüş çocuklu kadınlarla evlenin, anlamını ilk cümleden alıyoruz.

Adaleti sağlayamazsanız, şeklinde gelen cümleyi: İşte birden fazla evliliğe gönderme yapıp, eşler arasında adaleti sağlayamazsınız olarak anlayanlar yine maalesef çoğunlukta?! Oysa burada YETİM ÇOCUKLU bir Kadınla evlilik yapacağınız zaman onun önceki kocasından olan çocukları ile sizin kendinizin önceki eşinizden olan çocuklarınız arasında ADALETİ SAĞLAMAKTAN endişe duyarsanız, olarak algımayı (akıllarına getirmeyi) maalesf bir türlü düşünememişlerdir!

Müslümanım diyen insanlar olarak ister dört evlilik var deyin, ister yok deyin. İster dört evliliğe inanın, ister inanmayın/karşı olun hiç önemli değil?! Çünkü bugün ortada bir realite/gerçek var: İnananı da, inanmayanı da birden fazla kadını bir şekilde adeta bir odalık gibi kapatıyor. Bir ev tutuyor; kimi imam/dini nikah kıyıyor, kimi nikah olayı önemsemeden metres hayatı yaşıyor. Önemli olan bugünkü yasalarda bu duruma bir çözüm bulunması gerekiyor. Kimi imam/dini nikâhı suistimal ederek kadınların (evlilik ile edinilen miras) hukukunu elinden alıyor. Hele bir de çocuk ya da çocuklar dünyaya geliyorsa kadın hepten ortada kalıyor.

Allah Rasûlü Muhammed as. dünyada yaşıyorken sadece iki eş aldı hayatına. Biri daha 25 yaşında ve bekâr iken, diğeri dul olup 40 (bazı bilgilere göre de 28) yaşında olan Hatice validemizdi. Diğeri, Hatice ra. vefat edince 20’li yaşlarda nikahına aldığı Aişe validemizdi (her ikisine de selâm olsun).

Zevc kelimesi cümlenin gelişine ve gidişine göre farklı anlamlar taşır. Sadece Hatice ve Ayşe’yi kasteden zevc kelimesi eş anlamında olup, bunun dışındaki kelimeler kadın veya erkek olsun; dost/arkadaş, gittiği yolda yoldaşlık eden, yardımcılar, hizmetli/hizmetleri gören görevli, kanatları/koruması altına alınanlar, devlet memuru, özel kalem müdürü, güvenlik görevlisi, temizlik görevlisi, haberleşme görevlisi, iletişim görevlisi ya da tercüman gibi anlamlar taşır. Bu görevliler vatandaş veya vatandaş olmayan insanlardan olduğu gibi, savaşlarda esir düşmüş yetenekli insanlardan da seçilebilir.

Bu iki validemiz dışında; koruması/kanatları altına alıp nikâhladığı kadınların yetim çoluk çocuklarına sahip çıktı, geçimlerini ve eğitimlerini üstlendi ve o kadınlarla asla cinsi münasebette bulunmadı. Onların pek çoğu da yaşları çok ilerideydi. Kanatları altına aldığı her bir kadın, Nebi as.’a nikâh vesilesiyle en yakınlardan olduğu için, ellerinden ne iş geliyorsa Nebi’ye yardımcı oluyordu. Ki bu kadınlar arasında çok maharetli olanlar da vardı; bazıları eğitimli, bazıları birden fazla dil biliyordu ve bugün olduğu gibi bir Devlet Başkanı, diğer Ülke Devlet Başkanları ile görüşmeye gittiğinde nasıl ki bir Tercüman yanında götürüyor, Nebi as. ‘da nikâhlı olan kadınlardan birini yanına alıyordu, diye değerlendirin. Dolayısıyla pek çok nikâhlı/koruması altında olan kadınlar Devletin çeşitli kademelerinde yer almışlardı. Bir de böyle bakıp değerlendirin çok evlilik/eşlilik olayını?! Bu çok eşlilik meselesi sulh zamanında ortaya çıkmış bir zorunluluk değildi, biliyorsunuz. Savaş ortamlarında erkeklerin kaybı ile ortada kalan kadınlardı!

O dönemde geçmişten yani cahiliye döneminden kalma cariyelik ve kölelik te Kur’an/İslâm ile ortadan kaldırılmıştır. Savaş esirlerinden olan erkeklere KÖLE, kadınlara ise CARİYE deniliyordu. Esir kadınlara ve erkekler her türlü cinsel pislik uygulanıyordu, kişi onların sahibiyim diye onları insandan bile saymıyordu?! İşte İslâm onların özgürleşmesini sağlayarak onların hak ve hukuklarını tanıdı. O günün Müslümanları; hür kadınlarla evlenemeyenler daha daha doğrusu, savaşlarda esir alınan düşman kadınlardan İslâm’ı kabul edenlerle evlendirilerek onlara özgürlük tanıdı. Müslüman olmayan esir kadınlar da bu şekilde evlilikleri kabul ederek onlar da özgür kalıyorlardı. Olaya bir de bu yönden bakmakta fayda var.

Böyle bir giriş yaparak asıl söylemek istediğim konuya gelmek istiyorum. Allah’ın ‘gizli dost tutmama hükmü’ hem Müslüman kadın ve hem Müslüman erkek için geçerlidir. Kadınların, özellikle Mümin kadınların gizli dost tutmaları (en başta nesil emniyeti için gizlice buluşup birlikte yaşaması) söz konusu bile olamaz, apaçık zina hükmüne girer. Bugünkü yasalarda erkekler için bir boşluk var, özellikle erkekler gizli dost tutarak ve kendilerine ayrı bir ev açarak dilediği gibi yaşamaktadırlar.

İMAM NİKÂHI DİYE BİR ŞEY YOKTUR?!

İslâm Devletinde Evlilikler/Nikâh Kıymalar adı farklı olmakla birlikte bugünkü gibi Kurumsallaştırılmış Nikâh Daireleri, Evlendirme Memurluğu gibi kurumlar vardı. Bugünkü Medeni diye bilinen devletlerin kanunları/yasaları İslâm Medeniyetinden esinlenmişler. Bugün geçerli olan tek Nikâh; Resmi Nikâhtır, çünkü kadınları güvence altına alan ancak bu Nikâhtır?!

İyi güzel de İmam/Hoca Nikâhı nereden çıktı?! Şöyle düşünün: Bir kolaylık olsun diye ta Osmanlı Döneminde ve hatta ondan önceki bütün İslâm diye bilinen topraklarda uygulanagelen bir gelenekti, diyebiliriz. Çünkü devlet ve tabilerinin (halkın/milletin) çoğalması ile böyle bir uygulama/yöntem geliştirmişler. Ancak öyle adaylar gelip, yanlarında da şahit getirip: Bir cami imamının ya da bir alimin karşısına oturup, evlilik akitlerinin tamamlanması sonucu oradan ayrılıp gitmeleri ile sonlanan bir merasim değildi?! İllâ ki kayıt altına alınıyordu. Erkeğin eşi için söz verdiği mihri (evlilik hediyesi) kayıt altına alınıyordu ve Devletin ilgili Kurumuna iletiliyordu ki; kadının evlilik hukukundan kaynaklanan hakları (miras hukuku) vs. güvence altına alınıyordu. Öyle laf ile olan bir eylem değildi.

Bugün de aynı şekilde olmuyor mu?! Eskiden böyle olmuyordu; kim Mahallede evlenmeye kalksa ya da dediğimiz gibi bir kadını ya da genç bir kızı ikinci eşi olarak almaya kalksa gidip imama nikâh kıydırıyorlardı. İmamın o kişinin ilk mi, ikinci mi, üçüncü mü, dördüncü mü evliliği olduğu sormuyordu bile?!

Şimdi öyle mi; hayır?! Çünkü bir yasayla devlet bu olayların önüne geçti. İmamların nikâh kıymalarını yasakladı. Böyle bir olaya girişen imamlara ceza-i müeyyideler uygulamaya bile başladı.

Sonra neyi resmileştirdi?! Belediyelerin görevlerinden olan Evlendirme Memurlukları zaten bu işlevi görüyorlardı. Bugün Mahalle Muhtarlarına da Nikah Kıyma Görevleri verdi, aynı zamanda Müftülere de?! Ancak bunlar; kişiler Evlendirme Memurluklarına başvuruyorlar, haklarında araştırmalar yapılıyor, kişiler evli mi, bekâr mı vs. Evlenmelerinde bir engel teşkil olmadığı ortaya çıkınca; Muhtarlar ve Müftüler konuyla ilgili bilgilendiriliyor, sonra nikâhları kıyılıyor?!

Onun için yine maalesef diyorum, bugün yasadışı evlilikler/birliktelikler, Müslümanım diyen erkekler de işin kolayını imam nikâhı kıyarak bulmuşlardı?! Diyanet/Devlet bu olaya yasak getirdi. Ancak dini bilgisi olan birini bulup yine nikâh kıydırılıyor?!

Haydi diyelim 4 Evlilik olmuş olsun, bu durumu aynı anda dört kadınla evlilik olarak değil; onu da şöyle anlamakta fayda var (aşağıda daha detaylı izah edilmiştir) ÖMRÜ HAYATINDA en fazla 4 kez evlilik yapılabilir, çünkü onun dışında İNSANIN FITRİ RAHATSIZLIKLARA uğradığını bugün BİLİM İNSANLARI açıklamaktadırlar?!

KUR’AN KÜLTÜRÜNE SAHİP OLAN / OLMAYAN HERKES BU VB. AYETLERİ MAALESEF YANLIŞ ANLAMIŞLARDIR?!

Bu ayeti neredeyse bütün Meal ve Tefsir Sahipleri Nisa 3 ile ilişkilendirmişlerdir. Biliyorsunuz Nisa 3 ‘ü de meallendirirken ikişer, üçer, dörder evlilik yapın şeklinde vermişlerdir. Nisa 129 ‘a da ASKI KALMIŞ GİBİ BIRAKMAYIN ifadesini bir Adam 4 Karıından herhangi birini ihmal etmesin, askıda kalmış gibi bırakmasın olarak verirler.

Oysa Allah; 127 ‘de: Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar, buyurur.

Nisa 128 ‘de şöyle bir giriş yapar ayete: “EĞER bir kadın kocasının kendisine kötü davranmasından yahut yüz çevirmesinden endişe ederse uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur.”

Şimdi Allah için dikkatle bu ayeti inceleyin, nerede burada 4 kadından herhangi biri askıda kalmış gibi bırakmayın?! Ayet direkt: BİR KADIN KOCASININ KENDİSİNE KÖTÜ DAVRANMASINDAN … diyerek başlıyor, bilmem anlatabildim mi?! Şimdi konuyu biraz daha detaylandıralım izninizle.

Çünkü kafaları hep cinsellikte olduğu için, bu vb. ayetleri okuduklarında hep birden fazla eşlilik / eşler akıllarına gelmektedir?! Ahiret yaşamında cinsellik düşünenler ya da böylesi düşünceler bir sapkınlıktır! Dünyada kişinin eşiyle yaşadığı ise Allah’ın üreme konusunda fıtri olarak koyduğu bir yasadır!

Allah, bir kişi boşandıktan sonra dilediği kadar evlilik yapmasına izin vermiştir; hem de aynı şey kadın için de geçerlidir: Kocası ölür ya da kocasından boşandıktan 4 ay sonra dilediği biriyle evlilik yapabilir. Dilerse huzuru/mutluluğu buluncaya kadar yılda 3 kez boşanıp evlenebilir. Allah erkek için de kadın için de bundan sebep: BİR SINIR KOYMUŞTUR, EN FAZLA DÖRT EVLİLİK?! Çünkü ömrü hayatında 10, 15 evlilik ya da yasak ilişki yaşayan insanlarda fıtrat bozulması söz konusu oluyor, bunu bilim insanları açıklıyorlar. Allah yarattığı kullarını en iyi bildiği için bu fıtri bozulmaların önüne geçmek için 4 evlilikle sınırlamış (en doğrusunu Allah bilir, biz böyle anlıyor ve düşünüyoruz).

Çünkü öbür türlü NEFİSLERE sahip olunamaz, ister kadın olsun, ister erkek NEFİS DAİMA AŞIRILIĞI emreder?!

Kişinin nefsi ister ki, ölünceye kadar onlarca kadın ile ve erkek ile birliktelik yaşasın?!

Allah’ın emri üzere yaşamayanlar için böyle bir sorun yok, onlarca kadın ve erkek ile birliktelik yaşıyorlar öyle değil mi?! Eşi olduğu halde hem de…

İşte bu nefsin azgınlığının önüne geçilmesi için Allah; mümin erkeklere ve mümin kadınlara bir SINIRLAMA getirmiştir, en fazla 4 eş alabilirsin ömründe, o da aynı anda değil… Çünkü aynı anda ne kadınlar buna razı olur ve ne de sizler güç yetirebillirsiniz buyurur. SİZİN İÇİN EN HAYIRLISI/İYİSİ TEK EŞLİLİKTİR, tavsiyesinde bulunur!..

4 Eşliliği meşru görüp kafaya takanlar ki bunu yaşayanlar en iyi bilir ki asla mutlu ve huzurlu olamazlar, tamam cinsel anlamda belki mutlu olabilirler ancak manevi anlamda asla! Onun için Nisa 128 ‘i de bu yönde ele alırlar, oysa burada ALLAH GENELE HİTAP EDER?! Mümin kadın ve erkeklere yani… Erkek müminlerin eşleri derken her bir Mümin Erkeğin Eşi olarak meseleyi çoğul ele alır. Bu ayeti BİR BİREY olarak okuyan kişi; “Haa, demek ki Allah birden fazla eşlere sahip olabilirsiniz” buyuruyor olarak algılıyorlar, çünkü nefislerin öylesi hoş görünüyor!

Hele bir de 129. ayette: BİRBİRİ ARASINDA DENGEYİ KURMADA ZORLANABİLİR, gelince hah tamam işte bu diyorlar, oysa mesele göründüğü gibi değil. Genel olarak bütün Müminlere hitap ediyor, sizler eşleriniz arasında dengeyi kurmada zorlanırsanız, deniliyor!

Nisa 128 ve 129’u doğru anlamak için konuyla ilgili bölümün başlangıcı olan 127. ayetten ele almak lazım;

Allah’ın adıyla;

Nisa 127. KADINLAR hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor.” Yetim (ihtiyaç sahibi/korumasız kalmış/yalnız/tek) ve hakları olan mallarını/mirası onlara teslim etmeyip (mirasın/malın başkasına gitmesini engellemek amacmıyla rüştlerine ulaştıklarında) evlenmek istediğiniz yetim kadınlar ve hatta bakıma muhtaç (savaşta çok sayıda şehid vermiş, böylelikle geride birçok dul ve yetim, kocasız ve babasız kalmış) güçsüz çocuklar ve yetimlere adil davranmanıza dair okunmakta olan ayetlerde (Allah fetvasını vererek) size bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız şüphesiz Allah onu bilir.

Nisa 128. EĞER bir kadın kocasının kendisine kötü davranmasından yahut yüz çevirmesinden endişe ederse uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler (özgür varlıklar olarak) kıskançlığa ve tutkulara meyyal (eğilimli, istekli) yaratılmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

129. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın ister kadın, ister erkek olsun eşler birbiri arasında dengeyi kurmada zorlanabilir. Öyle ise eşlerden biri diğerini askıda kalmış (kocası hem var, hem yok ya da hem karısı var hem yok) gibi bırakmasın. Eğer her ikisinin arasını düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.

130. (Yok eğer) eşler ayrılırlarsa her biri, Allah’ın bol rızık yaratmasından ve nimetlerinden çalışıp üreterek istifade etsinler. Allah lütfu geniş olandır. O doğru hüküm / karar verendir.

Nisa 4

(Evlilik yapacağınız çocuklu dul ya da bekâr) kadınların mehirlerini / evlilik hediyelerini verip ihtiyaçlarını sorumluluk gereği gönül hoşluğuyla karşılayın. Eğer kendi istekleriyle o hediye edilenin / verdiğiniz mehrin bir kısmını sizinle paylaşırlarsa onu da güzelce harcayın.

Nisa 5

ALLAH’ın sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere (savurgan/sefihlere) vermeyin. O mallarla onları besleyin giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

Nisa 6

YETİMLERİ deneyin! Evlenme çağına (büluğa) erdiklerinde eğer reşit olduklarını / aklen (mallarının kıymetini bilecek kadar) olgunlaştıklarını görürseniz mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf (aşırılık) ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeye) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise örfe uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) alıp yesin/ihtiyaçları için harcasın. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.

Nisa 7

ANA, baba ve akrabaların (miras olarak) bıraktıklarından, erkeklere bir pay vardır. Ana, baba ve akrabaların bıraktıklarından, kadınlara da bir pay vardır. Allah bırakılanın azından da çoğundan da bunları farz kılınmış birer hisse olarak belirlemiştir.

Nisa 8

Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara (gönüllerini alacak) güzel sözler söyleyin.

Nisa 9

Kendileri geriye zayıf çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında endişeye kapılanlar, (yetimler hakkında da) ürperip korksunlar. Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.

Nisa 10

Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak ve ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar ve zaten onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir.

Nisa 11

ALLAH; size çocuklarınız[ın alacağı miras] hakkında iki kadın / kız payı kadarını (yani mirasın yarısının) erkeğe, diğer yarısının da iki kıza / kadına pay edilmesini (kızlar erkek kardeşlerinin yanında yaşıyorsa böyle) tavsiye eder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız kardeş / kadın tek (ise ve tek başına) yaşıyorsa (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa geriye bıraktığı maldan ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa anasına üçte bir düşer.
EĞER kardeşleri varsa anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah; bilen ve doğru hüküm / isâbetli karar verendir.

Nisa 12

(EY MÜMİNLER) eğer çocukları yoksa hanımlarınızın (yapacakları vasiyyetten ve borçtan sonra) geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma ölen hanımlarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır.

EĞER kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa ona altıda bir düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah’ın emridir. Allah hakkıyla bilendir, hâlimdir.

Nisa 13

İŞTE BU Allah’ın koyduğu sınırlardır. Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse, Allah onu içinden ırmaklar akan, içinde sonsuz kalacakları cennetlere koyar. İşte bu büyük başarıdır.

Nisa 14

Kim de Allah’a ve Rasûlüne isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı cehennem ateşine atar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.

Nisa 15

KADINLARINIZDAN (erkeklerden birileriyle) fuhuş[*] yapanlara karşı içinizden (yaptıkları işi araştırarak kanıtlayabilecek bilir kişilerden olarak) dört şahit (mahkemede hâkim huzurunda, ücret mukabilinde fuhuş yapanlar aleyhinde şahitlik edecek kişileri) getirin. Eğer onlar (deliller getirerek) şahitlik ederlerse o kadınları ölünceye / canları çıkıncaya kadar veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun / dışarı çıkıp aynı fiili yapmalarına engel olmak için hapsedin.

_____________________
[*] Kadın ve erkeğin her ikisinin isteyerek birlikteliği / yaptığı fiile zina diyebiliriz, bunun dışında yapılan bütün cinsel ilişkilere fuhuş / fahişelik, yani bugünkü karşılığı para / bir bedel karşılığında yapılan fiildir. Bunu, yani bu fiili bugün bizim toplumumuzda da dünya toplumlarında da para karşılığında kadınlarla ilişki kuran erkekler olduğu gibi, kadınlardan da vardır.

Bu ayet şu dipnotlar dikkate alınarak ta okunabilir;

KADINLARINIZDAN zina[1] yapanlara karşı sizden dört şahit getirin[2], onlar şahitlik ederlerse, ölünceye veya Allah onların lehine bir yol açıncaya kadar o kadınları evlerinde tutun[3].

_____________________
[1] Zina diye meal verdiğimiz kelime, fuhuş anlamında olan (el-fahişe = الْفَاحِشَةَ)’dir. Türkçede para karşılığı yapılan cinsel ilişkiye fuhuş dendiği için, yanlış anlamaya yol açmasın diye o kelime kullanılmamıştır. Kur’an’a göre her zina fuhuştur. Bir ayet şöyledir: “Zinaya yaklaşmayın! O, bir fuhuş ve çok kötü bir yoldur.”(İsra 17/32)

[2] Allah Teala dört şahit getirme şartını, namuslu kadının zina ettiği iddiasını ispat için şart koşmuş, dört şahit getiremeyeni iftiracı saymış ve ona seksen kırbaç vurulmasını emretmiştir. Ayrıca tevbe edip kendini düzeltinceye kadar şahitliğinin kabul edilmemesini de hükme bağlayarak (Nûr 24/45 ve 13) kadını koruma altına almıştır.  Bu koruma erkek için getirilmemiştir.

[3] Muhammed aleyhisselam Mekke’de iken önceki kitaplara uyma emri almıştı (En’âm 6/90). Medine’de ceza uygulayabileceği konuma gelince zina suçu işleyenlere Tevrat’ta bulunan recm yani taşlayarak öldürme cezasını (Levililer 20/10-21, Tesniye 22/22-26) uygulamıştı (Tarihi vesikalara bakıldığında Buhârî, Hudûd, 24 ve 30). Bu âyetler recm cezasını ilk aşamada kadın için ev hapsi ve sözle incitme, erkek için sadece sözle incitme cezasına çevirmiştir. Tevbe edip ıslah oldukları ortaya çıkınca sözle incitme cezası, her ikisi için de ortadan kalkardı. Daha sonra bu ceza hafifletilerek 100 celdeye çevrilmiştir (Nûr 24/2).

Nisa 16

Sizden hemcinsleriyle fuhuş yapan iki kişiyi açığa çıkarın ve kınayın. Eğer bu davranıştan vazgeçmezlerse yaptıklarının karşılığı olarak onları toplumdan uzaklaştırın. (Böylelerini bir adaya sürün orada yaşasınlar). Ama tövbe eder, kendilerini düzeltirlerse artık onları dışlamaktan vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden, çok merhamet edendir.[*]

________________

[*] Bu ayetler, toplumda ahlâkı korumaya yönelik aşamalı bir tedbir düzeni ortaya koyar. Öncelikle suç isnadı keyfî değil, kesin delile bağlanır; dört güvenilir şahit şartı, iftira kapısını kapatmak ve adaleti korumak içindir. Suç sabit olursa amaç sadece cezalandırmak değil, fiilin yayılmasını önlemek ve toplumu korumaktır. Bu yüzden ilk aşamada tecrit ve teşhir gibi caydırıcı sosyal tedbirler öne çıkar.

Bununla birlikte metnin merkezinde kapıyı tamamen kapatmayan bir merhamet ilkesi vardır. Kişi hatasından döner, tövbe eder ve kendini düzeltirse yaptırım kaldırılır. Yani sistem, suçu teşvik etmeyen; fakat dönüşe, arınmaya ve yeniden topluma kazanmaya imkân tanıyan dengeli bir yapı kurar.

Sonuç olarak bu ayetler, adalet ile merhameti birlikte yürütür: İspatsız suçlamayı engeller, suçu caydırır; ama samimi tövbeye daima bir çıkış yolu bırakır.

Nisa 17

Allah katında tövbe; ancak bilmeyerek günah işleyip, sonra tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah bilen ve doğru hüküm / isâbetli karar verendir.

Nisa 18

Yoksa tövbe; kötülükleri yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca; “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette çok acıklı bir azap hazırlamışızdır.

Nisa 19

EY İMAN EDENLER! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helal değildir. (Ayrıca boşanmayı gerektiren) açık bir hayasızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da, Allah (sizin için) onda pek çok hayır yaratmış olur.

Nisa 20

Eğer bir eşin yerine (onu boşadıktan, onunla ayrıldıktan sonra) başka bir eş almak isterseniz öbürüne yüklerle mal vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. İftira ederek ve açık günaha girerek mi verdiğinizi geri alacak- sınız?

Nisa 21

Hem siz eşlerinizle birleşmiş / birlikte olmuş ve onlar da sizden sağlam bir söz almış iken, onu nasıl (geri) alırsınız?

Nisa 22

GEÇMİŞTE olanlar hariç artık babalarınızın evlendiği (daha sonra da boşandığı, ayrıldığı) kadınlarla (yani üvey annelerinizle asla) evlenmeyin. Çünkü bu bir hayasızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu ne kötü bir yoldur.

Nisa 23

Ey iman edenler! Allah size evlilikte şu kimseleri haram kıldı: Üvey anneleriniz, öz kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz ve süt kız kardeşleriniz; eşlerinizin anneleri yani kayınvalideleriniz; kendileriyle gerdeğe girdiğiniz hanımlarınızın önceki evliliklerinden olup yanınızda bulunan üvey kızlarınız. Eğer anneleriyle gerdeğe girmeden ayrılmışsanız, o kadınların önceki kocalarından olan kızlarıyla evlenmenizde size bir günah yoktur. Öz oğullarınızın hanımları ve iki kız kardeşi aynı nikâh altında bir arada tutmanız da haramdır. Ancak bu hükümler indirilmeden önce cahillikle yapılanlar geçmişte kalmıştır. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.[*]

___________________
[*] Nur Suresi Ayet 3’te Kur’an bütünlüğünde konu şu şekilde tanımlanır; ~ Kur’an, aile ve iffet meselesini dağınık hükümlerle değil, birbirini tamamlayan açık ilkelerle anlatır. Nur 2, Nur 3, Bakara 221 ve Nisa 23 birlikte okunduğunda, müminin yuvasının hangi temeller üzerine kurulacağı sade bir şekilde ortaya çıkar: iman, iffet ve fıtrî sınırlar.

Zina, bu yapıyı bozan en büyük kırılmalardan biri olarak gösterilir. Nur 2, zinanın küçük bir hata değil, toplumu da ilgilendiren ağır bir suç olduğunu bildirir. Böylece Kur’an, zinayı normalleştirmez; ama günah işleyeni de umutsuzluğa itmez. Yani suç büyüktür, fakat dönüş kapısı açıktır. Bu denge, hem ciddiyeti hem merhameti birlikte taşır.

Nur 3, meselenin iç yönünü açıklar. Zina sadece bir fiil değil, insanın yönünü etkileyen bir yoldur. İffet çizgisinden kopan bir hayat, zamanla benzer hayatlarla uyum bulur ve iman duyarlılığını zayıflatır. Bu yüzden müminin böyle bir çizgiyle bağ kurması haram kılınır. Buradaki yasak geçmiş hataya değil, o hayatın sürdürülmesine yöneliktir. Tövbe eden ve yönünü değiştiren kişi bu kapsamın dışına çıkar.

Evliliğin temel ölçüsü ise Bakara 221’de netleşir. İman ortaklığı olmadan kurulan bir yuva sağlam olmaz. Çünkü aile, insanın yönünü belirleyen en güçlü bağlardan biridir. İman birliği yoksa, bu bağ insanı Allah’a yaklaştıran değil, uzaklaştıran bir etki oluşturabilir. Bu yüzden Kur’an, evlilikte iman zeminini vazgeçilmez bir şart olarak koyar.

Nisa 23 de bu yapıyı tamamlar ve evliliğin fıtrî sınırlarını belirler. Yakın akrabalarla evlilik yasaklanarak hem nesep korunur hem aile düzeni sağlıklı tutulur. Böylece evlilik sadece helal olmakla kalmaz, aynı zamanda yaratılışa uygun bir çerçevede tutulur.

Bütün bu ayetler birlikte düşünüldüğünde ortaya çok sade bir tablo çıkar: Zina, aileyi içten çürüten bir sapmadır; sürdürülmesi insanın yönünü bozar. Evlilikte iman bağı esastır ve aile yapısı fıtrî sınırlarla korunur. Böylece Kur’an, müminin yuvasını imanla ayakta duran, iffetle korunan ve yaratılış düzeniyle sağlamlaşan bir emanet olarak inşa eder.

Zihinlerde sanki ayetlerin birbiriyle çelişki arzediyor gibi oluşabilecekk soruların tamamı Nur 2–3 ve Bakara 221 birlikte okunmadan doğan zihin karışıklıklarıdır. Bu ayetler yasak listesi değil, ilke + durum + sınır mantığıyla okunur. Tek tek açık ve net şekilde cevaplayalım.

1. Kur’an’dan önce zina yapan biri mutlaka zina eden biriyle mi evlenir?
Hayır. Kur’an geçmişi bağlayıcı kader yapmaz. Nur 3, geçmişi değil sürdürülen hayat tarzını anlatır. Tövbe kapısı açık olduğu için, geçmişinde zina olan ama dönen biri temiz kabul edilir. Kur’an’da dönüşten sonra yeni bir hayat başlar; kişi “zina eden kimliğine mahkûm” edilmez.

2. Zina eden biri müşrikle, Allah’a ortak koşarak inanan biriyle evlenir, sonra müşrik Müslüman olursa boşanmak zorunda mı?
Hayır. Çünkü belirleyici olan mevcut hâl ve imandır. Bakara 221’in yasağı iman oluşuncaya kadardır. İman gerçekleştiğinde evlilik haram zemininden çıkar. Kur’an mantığında iman, bağı yıkan değil düzelten bir unsurdur. Otomatik boşanma diye bir ilke yoktur.

3. Geçmişinde zina olmayan biri, zina etmiş biriyle evlenirse ilk ilişki zina mı sayılır?
Hayır. Nikâh kurulduysa ilişki zinaya dönüşmez. Kur’an zinayı nikâhsız birliktelik olarak tanımlar. Tövbe etmiş biriyle yapılan nikâh geçerli evliliktir. Geçmiş günah, helal bağı haram yapmaz. Kur’an’da “geçmiş silinir, yeni sayfa açılır” ilkesi esastır.

4. Müşrik meselesi neden Nur 3’te geçiyor?
Bu bir izin değil, yön tasviridir. Nur 3, zinayı sürdüren hayatın insanı iman hassasiyetinden uzaklaştırabileceğini anlatır. Bakara 221 ise hükmü net koyar: Mümin müşrikle evlenmez. Yani biri ahlâkî uyarı, diğeri hukuki ilkedir. Çelişki değil, sebep–sonuç ilişkisi vardır.

5. Ayetin sonundaki “bu haram kılınmıştır” neyi kapsar?
Bu ifade bağ kurmayı kapsar: Müminin, zinayı sürdüren hayatla veya iman dışı zeminle evlilik bağı kurması haramdır. Hayatında zina etmemiş iffetli bir Müminin, Allah’a şirk koşarak inanan bir kadınla evlenmesi haramdır, yasaktır! Yani yasak geçmişe değil; mevcut ahlâk çizgisine yöneliktir. Tövbe eden bu kapsama girmez.

6. “Müminlere haram kılınmıştır” tüm müminleri mi kapsar?
Evet, ilke olarak tüm müminleri kapsar. Ancak kapsam duruma bağlıdır. Ayet bir kimliği değil, bir durumu yasaklar. Eğer zina ısrarla sürüyorsa veya iman zemini yoksa yasak devreye girer. Ama tövbe ve iman varsa kişi artık o yasak kategorisinde değildir. Kur’an’da hükümler sabit, insanın hâli değişkendir.

Özetle:
Kur’an kimseyi geçmiş günahına kilitlemez. Zinayı büyük suç sayar (Nur 2), zinanın sürdürülmesini tehlikeli yön olarak gösterir (Nur 3), evlilikte iman zeminini şart koşar (Bakara 221). Tövbe ise bütün düğümü çözen ana ilkedir. Bu yüzden ayetler katı kader değil; dönüşe açık ilâhî bir denge kurar.

Nisa 24

Evli kadınlarla evlenmek kesin haram kılındı. Ama evli olduğu hâlde hakimiyetiniz, egemenliğiniz altına girip vatandaş olmuş olan savaş esiri kadınlar ile evlenebilirsiniz. Bunlar üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalan iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla; mallarınızla evlilik hediyelerini vermeniz şartıyla istemeniz size helâl serbest kılındı. Eşinizden nikâhlanıp faydalanmanıza karşılık, sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini, evlilik hediyelerini verin. Evlilik hediyeleri, mehirleri belirlendikten sonra onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah; bilen ve doğru hüküm, isabetli karar verendir.

Nisa 25

Sizden kim, hür ve mümin kadınlarla evlenmeye ekonomik sebeplerle güç yetiremezse; elinizin altında bulunan, savaşta esir düşmüş ya da bir sebeple yurtlarından ayrılıp size sığınmış mümin yabancı kadınlardan biriyle evlenebilir. Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyleyse iffetli olmaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla; sorumluluğunu üstlenenlerin izniyle onlarla evlenin ve mehirlerini güzellikle verin. Evlendikten sonra bir fuhuş işlerlerse, onlara hür mümin kadınlara verilen cezanın yarısı uygulanır. Bu ruhsat, içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Nisa 26

ALLAH size (hükümlerini) açıklamak, size sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah bilen ve doğru hüküm / isâbetli karar verendir.

Nisa 27

Allah sizin tövbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine / nefislerinin aşırı isteklerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar.

Nisa 28

Allah sizden (yüklerinizi) hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.

Nisa 29

EY İMAN EDENLER! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka! Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.

Nisa 30

Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu Allah’a pek kolaydır.

Nisa 31

Eğer; size yasaklanan[günah]ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.

Nisa 32

Allah’ın kiminizi kiminizden, (kabiliyetçe) farklı[1] kıldığı şeyleri arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan O’nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah herşeyi hakkıyla bilendir.

______________________
[1] Kelimenin “faddale” şeklindeki kullanımlarında ise “sahip olunan, mal, mülk, imkan gibi farklı şey” anlamında kullanılıyor. İsra Suresinin 21. ayeti buna güzel bir örnektir. Erkeklerin üstünlüğüne delil olarak aktarılan ayette de aynı kullanımın bulunduğunu ifade edelim.

Bir de ALLAH’ın bazınıza diğerinden fazla verdiği şeyleri (ma FADDALE Allahu bihi ba’dukum ala ba’din) istemeyin. Erkeklere çalışmalarından bir pay, kadınlara da çalışmalarından bir pay vardır.

Nisa 33

(Erkek ve kadından) her biri için ana-babanın ve akrabanın bıraktıklarından (pay alan) varisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı (ahitleştiğiniz) kimselere de kendi hisselerini verin. Şüphesiz Allah herşeye şahittir.

Nisa 34

İYİ KİMSELER; yaratılıştan gelen güçleri sebebiyle eşlerini koruyup gözetmekle sorumludur. Bu, Allah’ın her birine diğerinde olmayan kabiliyetler vermesi ve erkeklerin mallarından aileleri için harcama yapmaları sebebiyledir. Allah’a içten bağlı olan kadınlar ve erkekler; kimse görmezken bile Allah’ın korumasını gözetir, kendilerini her türlü fahşadan ve fuhuştan titizlikle korurlar. Ayrılıp gitmesinden endişe ettiğiniz kadınlarınıza önce gönül alıcı sözler söyleyin, sonra yatakta aranıza mesafe koyun, onlara baskı yapmadan uzak durun. Eğer sizi gönülden kabul ederlerse artık onlara karşı başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.

Nisa 35

Eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz; erkeğin ailesinden bir hakem / arabulucu / uzlaştırmacı, kadının ailesinden bir uzlaştırmacı / arabulucu / hakem gönderin. İki taraf düzeltmek isterlerse Allah da onların uzlaşmasına izin verir. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdardır.

___________________
BUGÜN HUKUKTA YENİ UYGULAMAYA ALINAN “ARABULUCU / UZLAŞTIRMACI” (HAKEMLİK VE) DAHA PEK ÇOK ADİL OLAN HÜKÜMLER KUR’AN KÖKENLİDİR;

Nisa 36

ALLAH’a kul olun ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.

Nisa 37

Bunlar (kibirlenen ve övünenler) cimrilik eden, insanlara da cimriliği emreden ve Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği nimeti gizleyen kimselerdir. Biz de o nankörlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.

Nisa 38

Bunlar mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah’a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa o ne kötü arkadaştır.

Nisa 39

Bunlar Allah’a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah’ın yarattığı rızıktan (gösterişsiz olarak) harcasalardı, kendilerine ne zarar gelirdi? Allah onları en iyi bilendir.

Nisa 40

Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulmetmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa, onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir ödül verir.

Nisa 41

Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman, bakalım onların hali nice olacak!..

Nisa 42

O kıyâmet günü Allah’ı inkâr edip Rasûl’e isyan edenler, yer yarılıp içine girmiş olmayı isterler ve Allah’tan gelen hiçbir hadisi sözü gizleyemezler.

Nisa 43

EY İMAN EDENLER! Salâtı ikâme etmeden, namaza durmadan önce size öğretilen abdest yerlerini yıkayın. Sarhoş hâlde iken ne söylediğinizi bilmez durumda namaza yaklaşmayın ve bu hâlde toplumsal ibadet alanlarına girmeyin; bilinciniz yerine gelince ibadete durabilirsiniz. Yolculuk hâli dışında, cünüp olduğunuzda ise tamamen yıkanıp temizlendikten sonra ibadet edin. Eğer hasta olur ya da yolculukta bulunursanız, yahut biriniz abdest bozmaktan gelir veya eşinizle birlikte olup su bulamazsanız; o zaman temiz bir toprağa yönelip yüzlerinizi ve ellerinizi onunla meshederek teyemmüm edin. Böylece temizlenmiş olarak Rabbinize yönelmiş olursunuz. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

Nisa 44

KENDİLERİNE Kitap’tan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.

Nisa 45

Allah size düşmanlık yapanları çok daha iyi bilir. Allah dost olarak yeter. Allah yardımcı olarak da yeter.

Nisa 46

(Kur’an’ın indirildiği sırada) Yahudi mezhebi mensubuyum diyenlerden öyleleri var ki; (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve fanatiklik yaparak; “İşittik karşı geldik”, “İşit işitmez olası!” “Ra’ina” derler. Halbuki onlar; “İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak” deselerdi bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah gerçeği anlayıp gizlemeleri yüzünden kendilerini lânetlemiştir (azarlamıştır). Gerçekleri gizlemeleri yüzünden birçokları iman etmiyorlar.

______________________
YAHUDİLİK ~ Musa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.

HRİSTİYANLIK ~ İsa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.

SÜNNİLİK-ŞİİLİK ~ Muhammed as.’ın arkasından gidenlerin inancı değil, İslam adına sonraları oluşturulan bir inançtır. Allah’a ve Rasûlüne rağmen oluşturulmuş ve gerçekte onların DİNİ / YAŞAM BİÇİMİ olmuştur.

Nisa 47

EY KENDİLERİNE kitap verilenler! Birtakım yüzleri silip de tersine çevirmeden, yahut cumartesi halkını lânetlediğimiz gibi onları da lânetlemeden; yanınızdakini tasdik edici / doğrulayıcı olarak indirdiğimize / aktardığımıza / anlattığımıza (yani bu Kitaba)[1] iman edin. Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir.

______________________
[1] Buradan yanınızdakileri bu Kitap ile doğrulatın, sonra da kendi Kitabınıza uyun anlamı çıkarılmamalı; ayet gayet açık ve nettir: İndirdiğimiz Kur’an, sizlerin yanındaki bulunanı doğrulayıcı olarak gelmiştir ve siz yanınızdaki Kitap ya da Kitaplar doğru da olsa, yanlış ta olsa en son gelmiş olan: BU KİTABA / KUR’AN’A İMAN EDİN, olarak bu vb. bütün ayetler bu şekilde anlaşılmalıdır.

Nisa 48

ŞÜPHESİZ Allah, kendisine ortak / şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan[günah]ları ise, dilediği (bağışlanmayı hak eden) kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.

Nisa 49

KENDİLERİNİ temize çıkaranları görmedin mi? Hayır Allah dilediğini (suçsuz kimseyi) temize çıkarır ve kendilerine zerre kadar zulmedilmez.

Nisa 50

Bak, Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeter.

← Kategoriye Dön