YERYÜZÜNDE normal seyahate değil savaş için sefere çıktığınız zaman kâfirlerin size saldırmasından korkup endişe ederseniz cephede namazı kısaltmanızdan (iki rekât kıldığınız namazı bir rek’at olarak kılmanızdan) ötürü size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler, gerçeği gizleyenler size apaçık düşmandır.
Nisa
Nisa 102
Ey Muhammed! Cephede sen de onların, müminlerin arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar bir rek’at kılıp secdeye vardıklarında sizin güvenliğinizi sağlamak üzere hemen arkada yerlerini alsınlar cephedeki eski konumlarına dönsünler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer bölük, grup gelsin seninle beraber kılsınlar böylece iki rekâtlık namaz tamamlanmış olur ve onlar da silâhlarını yanlarına alarak ihtiyatlı davransınlar, tedbirlerini alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan, mühimmatınızdan gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz ya da hasta olursanız silâhlarınızı yan tarafınıza bırakmanızda size bir zorluk yoktur. Bununla birlikte yine de ihtiyatlı, teyâkkuzda olup tedbirinizi alın. Şüphesiz Allah inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.
Nisa 103
Cephede iken namazı kıldınız mı, kıldıktan sonra; gerek ayakta, gerek otururken ve gerekse yan yatarak hep Allah ’ı anın, hatırlayın! Güvene kavuştunuz mu namazı gereği gibi, tam; iki rek’at’ı bir bütün, yani tam olarak kılın, kılmaya devam edin. Çünkü namaz müminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.
____________________
KUR’AN’DA HEM CEPHEDE/SAVAŞTA VE HEM DE SULHTA NAMAZ KAÇ REK’ATTIR?!
Yüce Rabbimize sonsuz şükürler olsun ki; Ümmetin Problemli meselelerinden birini daha HİKMET ile Çözüme kavuşturduk.
Peygamberimiz Hz. Muhammed sav. Mekke’den başlayarak ta Medine’ye ve vefatına kadar 5 VAKİT NAMAZINI 2 REK’AT OLARAK EDÂ ETMİŞTİR!..
Sabah 2 Rek’at (zaten bu şekilde eda ediliyor); Öğle 2 Rek’at; İkindi 2 Rek’at; Akşam 2 Rek’at; Yatsı 2 Rek’at.
Allah’ın Farzı / Emri bu?!
Farz Namazların önünde ve sonunda kılınan Namazlar, Peygamberimiz ilk zamanlarda Mescid’de hemen Farz Namazı eda ettikten sonra kılıyordu. Daha sonra Ashab ta onu taklid edince Farz Namazdan sanılmasından çekindiği için Mescide gelmeden ve Mescid’den çıktıktan sonra evinde kılmaya başladı. Kur’an bu ibadetlere: NAFİLE İBADET olarak adlandırıyor. Bugün Müslümanların da kılmalarında hiçbir beis yoktur.
AKŞAM NAMAZI DA 2 REK’AT’TIR?!
Peygamberimiz Mekke ve Medine dışında bir yerde Namaz kıldırırken Akşam Namazını 3 Rek’at kıldığı görüldüğü için sonradan Akşam Namazını 3 Rek’at olarak sistemleştirmişler. Oysa ÖMRÜNDE BİR KEZ 3 REK’AT KILMIŞTIR. O da bir insan olduğu için UNUTMUŞ ve üçüncü rek’ata ayağa kalkmıştır. Yoksa Mekke ve Medine’de 3 rek’at kıldığı görülmemiştir. Yani o günden sonra da Akşam Namazını 2 Rek’at olarak kılmıştır, orada hata yaptığı (unutarak üçüncü rek’ata kalktığı) görülmüştür. Bu anlamda tek bir kayıt vardır ve bunun dışında pek çok uydurma rivayet söz konusudur.
Bunun dışında gelen bütün bilgi ve rivayetler: Bid’attır, Uydurmadır; Müslümanları YALNIZCA İBADETLE MEŞGUL ETMEK İÇİN uydurulmuş bir projedir?!
HİKMET: Kur’an Bütününden yola çıkarak ortaya çıkarılan hükümler, sonuçlar, çözümler!
Normal seyahet değil sefere çıkıldığında, savaş esnasında CEPHEDE iken kılınan namaz şekli?!
Savaş sonrası sulh esnasında kılınan namazlar kaç rek’attı?!
Nisa Suresi 102. Ayette Hz. Peygamber sav. ve Ashabının bütün Vakit Namazlarını 2 Rek’at olarak kıldığını görüyoruz?!
Sonradan gelenler İNSANLAR KUR’AN’I HAYATLARINDAN ÇIKARSINLAR VE YALNIZCA İBADETLE MEŞGUL OLSUNLAR diye her bir vakitte ONLARCA REK’AT NAMAZI BİD’AT OLARAK maalesef uydurmuşlardır, icat etmişlerdir?!
Dolayasıyla MÜSLÜMANLAR ömürlerini yeryüzünü imar etmek, kendilerini korumak için SİLAH, ALET, EDAVAT YANİ MÜHİMMAT ÜRETMEKTEN alıkonulmuşlardır ve: Münafık, Müşrik ve Kafirler güçler bu konularda Müslümanlardan hep ileriye geçmişlerdir.
15 Yüzyıla yakın bir zamandır: Hz. Muhammed sav. ‘i ve Ashabını bize öyle anlatmışlardır ki; 7/24 Saat Ömrünü İbadet ile geçiren bir TOPLULUK olarak sunmuşlar.
Oysa Kur’an’a baktığımızda EN GÜZEL ÖRNEK olarak bize verilen Peygamberimiz: Müthiş çalışkan, üretken, mücadeleci ve asla bir dakikası bile boş geçmeyen ÜMMETİN ÖNDERİ olarak karşımıza çıkar. Müslümanlar KUR’AN’DAKİ PEYGAMBERİ örnek almasınlar (çünkü okudukça müslümanlar ona benzemek isteyeceği için) KUR’AN’DAN UZAK TUTMUŞLAR VE SİZ KUR’AN’I ANLAYAMAZSINIZ diyerek bir de TASAVVUF DİNİ (yani İslâm Dinine karşı bir Din olarak Tasavvuf Dinini, yaşam tarzını icat ederek) KURUCULARINDAN olan Münafıklar; sizler Şeyhlerinize, Efendilerinize, Tasavvuf Alimlerinize uyun, onlar Kur’an’ı nasıl anladıklarını söylüyorlarsa sizler de öyle anlayın, hatta sizin okumanıza gerek bile yok demişlerdir?1
Şimdi konumuzla ilgili ayetlere bakalım.
Allah’ın adıyla
Nisa 101
YERYÜZÜNDE (normal seyahate değil savaş için) sefere çıktığınız zaman kâfir[gerçeği gizleyen]lerin size saldırmasından korkarsanız (cephede) namazı kısaltmanızdan (iki rekât kıldığınız namazı bir rek’at olarak kılmanızdan) ötürü size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler / gerçeği gizleyenler size apaçık düşmandır.
Bağlantılı Ayetler: 2/238 2/239 4/102
https://www.sadikturkmenmeali.com/nisa-101/
Nisa 102
(Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (müminlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar (bir rek’at kılıp) secdeye vardıklarında (sizin güvenliğinizi sağlamak üzere) hemen arkada yerlerini alsınlar (cephedeki eski konumlarına dönsünler). Sonra o namaz kılmamış olan diğer bölük / grup gelsin seninle beraber kılsınlar (böylece iki rekâtlık namaz tamamlanmış olur) ve onlar da silâhlarını yanlarına alarak ihtiyatlı davransınlar / tedbirlerini alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan / mühimmatınızdan gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz ya da hasta olursanız silâhlarınızı (yan tarafınıza) bırakmanızda size bir zorluk yoktur. Bununla birlikte yine de ihtiyatlı / teyâkkuzda olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.
Bağlantılı Ayetler: 3/131 18/100 18/106
https://www.sadikturkmenmeali.com/nisa-102/
Nisa 103
(Cephede iken) namazı kıldınız mı / kıldıktan sonra; gerek ayakta, gerek otururken ve gerekse yan yatarak hep Allah’ı anın / hatırlayın! Güvene kavuştunuz mu, namazı gereği gibi / tam (iki rek’at’ı bir bütün, yani tam) olarak kılın / kılmaya devam edin. Çünkü namaz müminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.
Bağlantılı Ayetler: 2/45 2/46 2/239 6/72 30/31
Nisa 104
Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız, kuşkusuz onlar da sizin acı duyduğunuz gibi acı duyuyorlar. Üstelik siz Allah’tan, onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Allah bilen ve doğru hüküm/karar verendir.
Nisa 105
(EY MUHAMMED!) Biz[1] sana (Levh-i Mahfuz’dan / Ana Kitap’tan) Kitab’ı / Kur’an’ı hak olarak indirdik / verileri aktardık / transfer ettik / anlattık ki insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm / isâbetli karar veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma!
______________________
[1] Eğer Yüce Rabbimiz BİZ kelimesini kullanmışsa kendisinden bir başkasının (yani çeşitli güç ve kuvvetlerinin, ordusunun) da işin içerisinde olduğunu anlamalıyız. Burada yalnız kendisi olsaydı BEN derdi. Aklımıza hemen VAHİY MELEĞİ CEBRAİL as. geliyor. Muhammed as.’ın hafızasına koyanın / aktaranın / transfer edenin Cebrail olduğunu biliyoruz. Levh-i Mahfuz’daki ANA KİTAP’tan / Kaynaktan öncelikle Cibriil / Cebrail as.’a indiriliyor / ona kodlanıyor, sonra ondan parça parça, peyderpey Muhammed as.’a hafızasına transfer ediliyor. Bizim ayetleri okumamız bu şekilde. Hata da etmiş olabiliriz, isabet de! En doğrusunu Allah bilir.
Nisa 106
Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Nisa 107
Kendilerine hainlik edenleri savunma! Zira Allah hiçbir haini, hiçbir günahkarı sevmez!
Nisa 108
Bunlar, insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah’tan gizlenmezler. Halbuki Allah geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken (komplolar üretirken) onlardan haberdardır. Allah onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır.
Nisa 109
İşte siz öyle kimselersiniz, dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak?
Nisa 110
Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.
Nisa 111
Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah bilen ve doğru hüküm / isâbetli karar verendir.
Nisa 112
Kim bir hata yapar veya bir suç işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.
Nisa 113
(EY MUHAMMED!) Hani; Allah’ın sana lütuf ve merhameti sayesinde onlardan bir grubun seni saptırma / yolundan çevirme / vaz geçirme girişimine izin vermedin. Halbuki onlar ancak kendilerini saptırırlar sana hiçbir zarar veremezler. Allah sana kitabı (Kur’an’ı) ve Hikmet’i (insanlara faydalı olan çözüm önerilerini) indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür.
________________________
EĞER GELENEKSEL KÜLTÜRDE SÜNNET, KUR’AN İLE BİRLİKTE VERİLEN HİKMET İSE: KABUL, O HÂLDE ANCAK ŞU ŞEKİLDE OLABİLİR?!
Kitap: Kur’an’dır malûm.
Hikmet: Bu konuda Ümmetin pek çok problem yaşar, yaşamıştır, yaşamaktadır.
Kimi, Hikmet Sünnet’tir der.
Kimi Kitap kadar bir o kadar hatta daha fazlasının verildiği Hadisler, yani Kur’an Vahyi dışında ki GELENEKSEL KÜLTÜRDE (Ehl- Sünnet ve’l-Cemaat Ekolünde) şöyle ifade edilir:
~ İslam Literatüründe “gayr-i metlu vahiy” ifadesi, Hz. Peygamber (asm)’in sünnetini / hadislerini aktaran sahih hadisler / kudsi hadisler için kullanılır. İslam alimlerine göre, sahih hadislerle amel etmek farzdır.
İşte bu yüzden İslâm Ulemâsı (!) enteresan bir hüküm ortaya atmışlardır:
SAHİH HADİSLERLE AMEL ETMEK FARZ’DIR, demişlerdir?!
Neden böyle bir hüküm vermişlerdir, Hadisleri de Kur’an gibi gördükleri için?!
Ne garip değil mi?!
Bu eski ulema: FARZ ‘ı açıklarken de Allah’ın emir ve yasakları olduğuna gönderme yaparlar?!
O hâlde burada ne vardır: Allah’a, Muhammed sav.’i ORTAK edinmişlerdir, nerede: HÜKÜMDE?! Allah gibi Muhammed sav.’de hüküm verir demiş olurlar?!
OYSA ALLAH NE KENDİNE VE NE DE HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK KOŞMAMIŞTIR. Bu ayetlerle sabittir. Hükümde HÜKÜM SAHİBİ ALLAH’tır ve Hükümde TEK KAYNAK TA KUR’AN’DIR?!
ALLAH; NEBİSİ MUHAMMED SAV.’E SANA KİTAP VE HİKMET VERDİK, BUYURUR?!
Şimdi bu Kur’an’a göre ne anlama geliyor bunu ele alalım.
TAMAM BİZ DE SÜNNET’İN HİKMET OLDUĞUNU KABUL EDELİM, BURADA BİR SIKINTI YOK?!
Ancak Allah’ın Kitabı Kur’an-ı Kerim’e göre insanların arasında oluşan problemlere HÜKÜM / ÇÖZÜM ortaya koymuştur Allah’ın Nebisi Muhammed sav. Bunun adına Sünnet demek te bir beis olmaz. Neticede ortaya çıkan SONUÇ, HÜKÜM, KARAR, ÇÖZÜMLERE Hikmet diyoruz biz.
Şimdi; Biz sana Kitap ve Hikmet verdik derken dikkatinizi çekmiştir 2 ŞEY var gibi görünür. İki farklı şey olduğu apaçıktır. Ancak önce KİTAP verilmiştir. İkinci sıraya HİKMET konulmuştur. O hâlde Kitap’tan çıkarılan sonuca, kararlara, çözüm önerilerine HİKMET demek daha doğru ve yerinde bir tanımlama olur. Bizim inancımız tam da bu noktadadır.
Şimdi Ayetlere bir bakalım ve bu kararımızda isabetli mi, isabetsiz mi olduğumuza sizler karar veriniz.
Allah’ın adıyla;
Bakara 269
Allah Hikmet’i (problemleri çözüme kavuşturma bilimini) dileyene (o uğurda çalışana / gereğini yapana) verir. Kim Hikmet’e (bilimsel gerçeklere) ulaşmışsa şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.
Bağlantılı Ayetler: 3/81 4/113
https://www.sadikturkmenmeali.com/bakara-269/
Nisa 113
(EY MUHAMMED!) Hani; Allah’ın sana lütuf ve merhameti sayesinde onlardan bir grubun seni saptırma / yolundan çevirme / vaz geçirme girişimine izin vermedin. Halbuki onlar ancak kendilerini saptırırlar sana hiçbir zarar veremezler. Allah sana kitabı (Kur’an’ı) ve Hikmet’i (insanlara faydalı olan çözüm önerilerini) indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür.
Bağlantılı Ayetler: 2/269 5/105 17/73 17/74
https://www.sadikturkmenmeali.com/nisa-113/
Ali İmran 81
BİR ZAMANLAR Allah, Nebilerden[1] kesin söz aldığında şöyle dedi: “Size kitap ve hikmet (problem çözme ilmi / bilimi) veririm de daha sonra yanınızda olanı tasdik eden / onaylayan bir Rasûl / bir Kitap[2] gelirse kesinlikle ona inanacaksınız ve destek olacaksınız. Bunu kabul ettiniz mi? Bu ısr’ı / ağır yükü[3] yüklendiniz mi?”.[4] Onlar: “Kabul ettik!” dediler. Allah: “Öyleyse siz buna şahit olun, Ben de sizinle beraber şahit olanlardanım”[5] dedi.
Bağlantılı Ayetler: 33/40 73/5 12/111
https://www.sadikturkmenmeali.com/ali-imran-81/
Ali İmran 81 DİPNOTLARINI okumak için linki tıklayınız.ALLAH MUSA AS. İÇİN KİTABI VE FURKAN’I; MUHAMMED AS. İÇİN DE KİTABI VE HİKMETİ VERDİK, buyurur?!
Hikmet: Aynen ‘Koruyucu Hakimlik’ gibi bir şeydir. Müminlerin başına kötü işler gelmeden bir uyarı anlamındadır. Şunları şunları yapmayın, şunları şunları yapın gibi.
Musa as. için Kitabı verdik dedikten sonra neden Furkan diyor?!
Furkan’ın anlamına baktığımızda: Hak ile Batılı, Gerçek ile Yalan, Doğru ile Yanlışı ayırdedici bir özellik olduğunu görürüz.
Sonra Allah bir ayetinde: Allah’tan gereği gibi sakınan (takvâ sahibi) müminlere de Furkan Özelliği vereceğini söyler?!
Benim burada dikkat çekmek istediğim konu ise Musa as.’a Furkan, Muhammed as.’a Hikmet verdiğini dile getirir. Yani Kitap ve Furkan, Kitap ve Hikmet?!
Hani geleneksel anlayışta Hikmet denince hemen Sünnet ve dolayısıyla Hadislere gönderme yaparlar ve Hadilerin de Kur’an gibi Peygamberimize vahyedildiği (vahy-i gayr-i metluv) söylenir ya?!
Allah; Furkan’a (hakkı batıldan ayırdedici özellik) bu anlamı yüklediyse Hikmet’e ne anlam yüklediğini açıklamamış olabilir mi?!
Hikmet: Kitaba göre doğru hüküm, isabetli karar verebilme yeteneği, özelliği; sorunlara Kitap’tan çözüm önerileri çıkarabilme yetisi olarak anlamakta fayda var, biz böyle anlıyoruz.
Aşağıda verdiğimiz BAĞLANTILI AYETLERİ okuduğunuzda gerçeği görürsünüz.
PEK ÇOK NEBİ’YE HİKMET VERİLDİĞİ İFADE EDİLİR!
Allah’ın adıyla;
Enbiya 48
VE GERÇEK ŞU Kİ Biz Musa’ya ve Harun’a, Furkan’ı (gerçekle yalanı ayırdedici özelliği olanı) verdik; korunup sakınanlar için bir ışık ve bir öğüt olarak…
Bağlantılı Ayetler: 2/53 3/4 2/257 5/15 5/16 7/144 7/145 14/5 57/7 57/9
https://www.sadikturkmenmeali.com/enbiya-48/
Bakara 53
HANİ Musa’ya o Kitabı ve Furkan’ı vermiştik… Umulur ki, hidayete erip doğru yolu bulursunuz (diye).
Bağlantılı Ayetler: 3/3 3/4 21/48
https://www.sadikturkmenmeali.com/bakara-53/
Meryem 12
(BÜYÜDÜĞÜNDE): ”Ey Yahya! Kitabı kuvvetlice tut” (dedik). Daha çok gençken ona Hikmeti verdik (problem çözme bilimini öğrettik).
Bağlantılı Ayetler: 6/85 6/89 3/35 3/41 19/2 19/15 21/89 21/90
https://www.sadikturkmenmeali.com/meryem-12/
Zuhruf 63
İSA açık delillerle gelince dedi ki: “Size ‘Hikmet’i getirdim. Size hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını açıklamak için geldim. Allah’tan sakının ve bana uyun!
Bağlantılı Ayetler: 3/48 3/55
https://www.sadikturkmenmeali.com/zuhruf-63/
Bakara 129
“Rabbimiz! İçlerinden onlara bir elçi gönder; onlara ayetlerini okusun, onları Kitap ve Hikmet / Bilim ile (eğitim öğretime tabi tutarak) onları geliştirsin ve onları[n başlarına gelebilecek] her türlü kötülüğe karşı uyarsın. Şüphesiz Sen mutlak güç sahibisin, doğru hüküm / isâbetli karar verensin.”
Bağlantılı Ayetler: 2/151 3/164 62/2
https://www.sadikturkmenmeali.com/bakara-129/
Bakara 151
Size kendi içinizden bir Rasûl gönderdi; size ayetlerini okuyor, sizi (başınıza gelebilecek) her türlü kötülüğe karşı uyarıyor, ve sizi; Kitap ve Hikmet ile (problem çözme bilimi ve bilimsel gerçeklerle), bilmediklerinizi öğreterek geliştiriyor.
Bağlantılı Ayetler: 2/129 3/164 62/2
https://www.sadikturkmenmeali.com/bakara-151/
HZ. MUHAMMED SAV.’E DE AYNI ŞEKİLDE KİTAP VE HİKMET’İ İNDİRDİK, BUYURUR!
Nisa 113
(EY MUHAMMED!) Hani; Allah’ın sana lütuf ve merhameti sayesinde onlardan bir grubun seni saptırma / yolundan çevirme / vaz geçirme girişimine izin vermedin. Halbuki onlar ancak kendilerini saptırırlar sana hiçbir zarar veremezler. Allah sana kitabı (Kur’an’ı) ve Hikmet’i (insanlara faydalı olan çözüm önerilerini) indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür.
Bağlantılı Ayetler: 2/269 5/105 17/73 17/74
Nisa 114
BİR sadaka vermeyi,yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, Biz ona büyük bir ödül vereceğiz.
Nisa 115
Kim kendisine hidayet (doğru yol), besbelli olduktan sonra Rasûl’e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme atarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.
Nisa 116
ŞÜPHESİZ ALLAH kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için (hak ettikleri ölçüde) bağışlar. Allah’a ortak koşan; kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.
Nisa 117
Onlar Allah’ı bırakıp ancak putlara / dikili taşlara / aracı edinip etraflarında toplandıkları kişilere tapıyorlar / kulluk ediyorlar. Halbuki (aslında) azgın bir şeytana tapmaktadırlar / şeytanın peşinden gitmektedirler.
Nisa 118
Allah o şeytana lânet etti, azarlayarak huzurundan kovdu ve o da; “Andolsun ki, senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi.
________________
[*] ~ Bu ifade, insan ile şeytan arasındaki ezelî çatışmayı özetleyen bir bilinç uyarısıdır. Kur’ân bütünlüğünde şeytan; bağımsız bir güç değil, insana vesvese veren, saptırmayı hedefleyen bir karşı aktör olarak sunulur. Allah’ın ona lânet etmesi, hakikatten kopuşun ve ilahî rahmetten uzaklaşmanın sembolüdür. Bu bağlamda söz konusu cümle, bir tarih anlatısı değil; insanın her an yaşadığı içsel mücadeleyi anlatan evrensel bir gerçeği dile getirir.
Şeytanın “kullarından belirli bir pay alacağım” sözü, zorlayıcı bir hâkimiyeti değil; insanın zaaflarına yaslanan bir stratejiyi ifade eder. Kur’ân’ın birçok yerinde vurgulandığı gibi şeytanın insan üzerinde zorlayıcı bir gücü yoktur; onun etkisi çağrı, süsleme ve aldatma düzeyindedir. Bu nedenle “pay almak” ifadesi, iradesini terk eden, hakikati görmezden gelen ve nefsinin yönlendirmesine kapılan insanların kendi tercihleriyle bu alana düşmesini anlatır. Yani şeytanın kazancı, insanın irade boşluğudur.
Kur’ân bütünlüğünde bu mesajın merkezinde sorumluluk bilinci vardır. Şeytanın iddiası, insana yöneltilmiş bir tehditten çok bir uyarıdır: Hak ile bâtıl arasındaki tercih alanı insana bırakılmıştır. Allah, insanı doğru yola davet ederken; şeytan bu yoldan saptırmaya çalışır. Böylece insanın değeri, hangi çağrıya kulak verdiğiyle ortaya çıkar.
Sonuç olarak bu ayet, insanın düşmanını tanımasını ve iradesini korumasını öğütler. Şeytanın “pay” iddiası, kaderî bir mahkûmiyet değil; bilinçsizliğin doğurduğu bir kayıp ihtimalidir. Kur’ân’ın verdiği temel mesaj şudur: Kim Allah’ın rehberliğine sarılırsa şeytanın payı olamaz; kim de hakikatten yüz çevirirse, şeytanın iddiasını kendi eliyle doğrulamış olur.
Nisa 119
“Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de (zihinlerine vesvese, çeşitli fikirler fısıldayacağım da) Allah’ın yarattığını / yaratışını değiştirecekler / yaratılış hikâyesini gerçeklerin dışında farklı bir şekilde anlatacaklar.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı arkadaş / dost / veli edinirse, şüphesiz o apaçık bir hüsrâna düşmüştür.
Nisa 120
Şeytan onlara (birçok) vaatte bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaatte bulunuyor.
Nisa 121
İşte onların barınağı cehennemdir. Ondan bir kaçış yolu bulamazlar.
Nisa 122
İman edip salih ameli / insana ve hayata katkı sağlayacak faydalı bir işi en iyi şekilde (dürüstçe) yapanları da sonsuz olarak kalacakları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah gerçek bir vaatte bulunmuştur. Kimdir sözü Allah’ınkinden daha doğru olan?!
Nisa 123
(İŞ / Allah’ın hükmü / Müminlerin insana ve hayata katkı sağlayarak yaptığı faydalı şeyler Allah’ın tavsiyesi üzeredir); ne sizin kuruntunuza ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir?! (Dolayısıyla) kim de kötü bir iş yaparsa onunla cezalandırılır. O (kişi) kendisine Allah’tan başka ne bir dost / veli ne de bir yardımcı bulabilir.
Nisa 124
Mümin olarak erkek veya kadın her kim salih amel / insana ve hayata katkı sağlayacak iyi ve faydalı işler yaparsa işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.
Nisa 125
Kimin dini / anlayışı / yaşam biçimi iyilik edici olarak yüzünü / yönünü / kendini Allah’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in milletine / dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah İbrahim’i dost edindi.
Nisa 126
Göklerdeki her şey yerdeki her şey (gökte ve yerde bulunan bütün mülk) Allah’ındır. Allah her şeyi kuşatıcıdır.
Nisa 127
Kadınlar hakkında senden fetva, hüküm soruyorlar. De ki: Onlar hakkında hükmü, fetvayı size Allah veriyor, açıklıyor. Yetim, ihtiyaç sahibi ve korumasız kadınların haklarını vermeden, malları başkasına gitmesin diye onları rüştlerine ulaştıklarında nikâhlamak isteyenler hakkında Allah sizi uyarıyor. Ayrıca savaşlar sebebiyle geride kalan dul kadınlara ve babasız, güçsüz yetim çocuklara adaletle davranmanız gerektiğini de bildiriyor. Okunan ayetlerde Allah bu konuda size açık bir ölçü koyuyor. Yaptığınız her hayrı Allah mutlaka bilir.[*]
___________________
[*] Bu ayet, kadın meselesinin keyfî yorumlara değil doğrudan ilâhî ölçüye bağlı olduğunu bildirir. İnsanların gelenek, çıkar veya güç dengesiyle değil; Allah’ın koyduğu adaletle hareket etmesi gerektiğini hatırlatır. Yani konu sadece evlilik değil, hak ve emanet bilincidir.
Merkezde yetim ve korunmasız kadınların hakkı vardır. Malları ellerinden alınmasın diye onları nikâhlamak isteyen zihniyet eleştirilir. Ayet, evliliğin bir istismar aracı yapılmasını reddeder ve özellikle zayıf bırakılmış kadın ve çocukların korunmasını emreder. Burada ölçü nettir: Güçlü olan değil, haklı olan korunur.
Ayet aynı zamanda toplumsal sorumluluğu genişletir. Savaşlar veya zor şartlar sonrası ortaya çıkan dul kadınlar ve yetimler toplumun ortak emanetidir. Adalet sadece bireysel bir ahlak değil, sosyal bir görevdir. Zayıfın hakkını gözetmeyen bir toplum, Allah katında doğru bir çizgide değildir.
Sonuç olarak ayet şunu öğretir: Kadın, yetim ve güçsüz olan kim varsa onların hakkı pazarlık konusu değildir. Evlilik, miras ve mal gibi konular çıkar için değil adalet için düzenlenmelidir. Ve yapılan her iyilik ya da zulüm Allah’ın bilgisi dâhilindedir; yani bu mesele sadece dünyevî değil, hesap boyutu olan bir emanettir.
Nisa 128
EĞER bir kadın kocasının kendisine kötü davranmasından yahut yüz çevirmesinden endişe ederse uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler (özgür varlıklar olarak) kıskançlığa ve tutkulara meyyal (eğilimli, istekli) yaratılmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
______________________
KUR’AN KÜLTÜRÜNE SAHİP OLAN / OLMAYAN HERKES BU VB. AYETLERİ MAALESEF YANLIŞ ANLAMIŞLARDIR?!
Bu ayeti neredeyse bütün Meal ve Tefsir Sahipleri Nisa 3 ile ilişkilendirmişlerdir. Biliyorsunuz Nisa 3 ‘ü de meallendirirken ikişer, üçer, dörder evlilik yapın şeklinde vermişlerdir. Nisa 129 ‘a da ASKI KALMIŞ GİBİ BIRAKMAYIN ifadesini bir Adam 4 Karıından herhangi birini ihmal etmesin, askıda kalmış gibi bırakmasın olarak verirler.
Oysa Allah; 127 ‘de: Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar, buyurur.
Nisa 128 ‘de şöyle bir giriş yapar ayete: “EĞER bir kadın kocasının kendisine kötü davranmasından yahut yüz çevirmesinden endişe ederse uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur.”
Şimdi Allah için dikkatle bu ayeti inceleyin, nerede burada 4 kadından herhangi biri askıda kalmış gibi bırakmayın?! Ayet direkt: BİR KADIN KOCASININ KENDİSİNE KÖTÜ DAVRANMASINDAN … diyerek başlıyor, bilmem anlatabildim mi?! Şimdi konuyu biraz daha detaylandıralım izninizle.
Çünkü kafaları hep cinsellikte olduğu için, bu vb. ayetleri okuduklarında hep birden fazla eşlilik / eşler akıllarına gelmektedir?! Ahiret yaşamında cinsellik düşünenler ya da böylesi düşünceler bir sapkınlıktır! Dünyada kişinin eşiyle yaşadığı ise Allah’ın üreme konusunda fıtri olarak koyduğu bir yasadır!
Allah, bir kişi boşandıktan sonra dilediği kadar evlilik yapmasına izin vermiştir; hem de aynı şey kadın için de geçerlidir: Kocası ölür ya da kocasından boşandıktan 4 ay sonra dilediği biriyle evlilik yapabilir. Dilerse huzuru/mutluluğu buluncaya kadar yılda 3 kez boşanıp evlenebilir. Allah erkek için de kadın için de bundan sebep: BİR SINIR KOYMUŞTUR, EN FAZLA DÖRT EVLİLİK?! Çünkü ömrü hayatında 10, 15 evlilik ya da yasak ilişki yaşayan insanlarda fıtrat bozulması söz konusu oluyor, bunu bilim insanları açıklıyorlar. Allah yarattığı kullarını en iyi bildiği için bu fıtri bozulmaların önüne geçmek için 4 evlilikle sınırlamış (en doğrusunu Allah bilir, biz böyle anlıyor ve düşünüyoruz).
Çünkü öbür türlü NEFİSLERE sahip olunamaz, ister kadın olsun, ister erkek NEFİS DAİMA AŞIRILIĞI emreder?!
Kişinin nefsi ister ki, ölünceye kadar onlarca kadın ile ve erkek ile birliktelik yaşasın?!
Allah’ın emri üzere yaşamayanlar için böyle bir sorun yok, onlarca kadın ve erkek ile birliktelik yaşıyorlar öyle değil mi?! Eşi olduğu halde hem de…
İşte bu nefsin azgınlığının önüne geçilmesi için Allah; mümin erkeklere ve mümin kadınlara bir SINIRLAMA getirmiştir, en fazla 4 eş alabilirsin ömründe, o da aynı anda değil… Çünkü aynı anda ne kadınlar buna razı olur ve ne de sizler güç yetirebillirsiniz buyurur. SİZİN İÇİN EN HAYIRLISI/İYİSİ TEK EŞLİLİKTİR, tavsiyesinde bulunur!..
4 Eşliliği meşru görüp kafaya takanlar ki bunu yaşayanlar en iyi bilir ki asla mutlu ve huzurlu olamazlar, tamam cinsel anlamda belki mutlu olabilirler ancak manevi anlamda asla! Onun için Nisa 128 ‘i de bu yönde ele alırlar, oysa burada ALLAH GENELE HİTAP EDER?! Mümin kadın ve erkeklere yani… Erkek müminlerin eşleri derken her bir Mümin Erkeğin Eşi olarak meseleyi çoğul ele alır. Bu ayeti BİR BİREY olarak okuyan kişi; “Haa, demek ki Allah birden fazla eşlere sahip olabilirsiniz” buyuruyor olarak algılıyorlar, çünkü nefislerin öylesi hoş görünüyor!
Hele bir de 129. ayette: BİRBİRİ ARASINDA DENGEYİ KURMADA ZORLANABİLİR, gelince hah tamam işte bu diyorlar, oysa mesele göründüğü gibi değil. Genel olarak bütün Müminlere hitap ediyor, sizler eşleriniz arasında dengeyi kurmada zorlanırsanız, deniliyor!
Nisa 128 ve 129’u doğru anlamak için konuyla ilgili bölümün başlangıcı olan 127. ayetten ele almak lazım;
Allah’ın adıyla;
Nisa 127. KADINLAR hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor.” Yetim (ihtiyaç sahibi/korumasız kalmış/yalnız/tek) ve hakları olan mallarını/mirası onlara teslim etmeyip (mirasın/malın başkasına gitmesini engellemek amacmıyla rüştlerine ulaştıklarında) evlenmek istediğiniz yetim kadınlar ve hatta bakıma muhtaç (savaşta çok sayıda şehid vermiş, böylelikle geride birçok dul ve yetim, kocasız ve babasız kalmış) güçsüz çocuklar ve yetimlere adil davranmanıza dair okunmakta olan ayetlerde (Allah fetvasını vererek) size bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız şüphesiz Allah onu bilir.
Nisa 128. EĞER bir kadın kocasının kendisine kötü davranmasından yahut yüz çevirmesinden endişe ederse uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler (özgür varlıklar olarak) kıskançlığa ve tutkulara meyyal (eğilimli, istekli) yaratılmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
129. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın ister kadın, ister erkek olsun eşler birbiri arasında dengeyi kurmada zorlanabilir. Öyle ise eşlerden biri diğerini askıda kalmış (kocası hem var, hem yok ya da hem karısı var hem yok) gibi bırakmasın. Eğer her ikisinin arasını düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.
130. (Yok eğer) eşler ayrılırlarsa her biri, Allah’ın bol rızık yaratmasından ve nimetlerinden çalışıp üreterek istifade etsinler. Allah lütfu geniş olandır. O doğru hüküm/karar verendir.
Nisa 129
Ne kadar uğraşırsanız uğraşın ister kadın, ister erkek olsun eşler birbiri arasında dengeyi kurmada zorlanabilir. Öyle ise eşlerden biri diğerini askıda kalmış (kocası hem var hem yok veya karısı hem var hem yok) gibi bırakmasın / birbirlerine ilgisiz davranmasınlar. Eğer her ikisinin arasını düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.
______________________
KUR’AN KÜLTÜRÜNE SAHİP OLAN / OLMAYAN HERKES BU VB. AYETLERİ MAALESEF YANLIŞ ANLAMIŞLARDIR?!
Bu ayeti neredeyse bütün Meal ve Tefsir Sahipleri Nisa 3 ile ilişkilendirmişlerdir. Biliyorsunuz Nisa 3 ‘ü de meallendirirken ikişer, üçer, dörder evlilik yapın şeklinde vermişlerdir. Nisa 129 ‘a da ASKI KALMIŞ GİBİ BIRAKMAYIN ifadesini bir Adam 4 Karıından herhangi birini ihmal etmesin, askıda kalmış gibi bırakmasın olarak verirler.
Oysa Allah; 127 ‘de: Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar, buyurur.
Nisa 128 ‘de şöyle bir giriş yapar ayete: “EĞER bir kadın kocasının kendisine kötü davranmasından yahut yüz çevirmesinden endişe ederse uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur.”
Şimdi Allah için dikkatle bu ayeti inceleyin, nerede burada 4 kadından herhangi biri askıda kalmış gibi bırakmayın?! Ayet direkt: BİR KADIN KOCASININ KENDİSİNE KÖTÜ DAVRANMASINDAN … diyerek başlıyor, bilmem anlatabildim mi?! Şimdi konuyu biraz daha detaylandıralım izninizle.
Çünkü kafaları hep cinsellikte olduğu için, bu vb. ayetleri okuduklarında hep birden fazla eşlilik / eşler akıllarına gelmektedir?! Ahiret yaşamında cinsellik düşünenler ya da böylesi düşünceler bir sapkınlıktır! Dünyada kişinin eşiyle yaşadığı ise Allah’ın üreme konusunda fıtri olarak koyduğu bir yasadır!
Allah, bir kişi boşandıktan sonra dilediği kadar evlilik yapmasına izin vermiştir; hem de aynı şey kadın için de geçerlidir: Kocası ölür ya da kocasından boşandıktan 4 ay sonra dilediği biriyle evlilik yapabilir. Dilerse huzuru/mutluluğu buluncaya kadar yılda 3 kez boşanıp evlenebilir. Allah erkek için de kadın için de bundan sebep: BİR SINIR KOYMUŞTUR, EN FAZLA DÖRT EVLİLİK?! Çünkü ömrü hayatında 10, 15 evlilik ya da yasak ilişki yaşayan insanlarda fıtrat bozulması söz konusu oluyor, bunu bilim insanları açıklıyorlar. Allah yarattığı kullarını en iyi bildiği için bu fıtri bozulmaların önüne geçmek için 4 evlilikle sınırlamış (en doğrusunu Allah bilir, biz böyle anlıyor ve düşünüyoruz).
Çünkü öbür türlü NEFİSLERE sahip olunamaz, ister kadın olsun, ister erkek NEFİS DAİMA AŞIRILIĞI emreder?!
Kişinin nefsi ister ki, ölünceye kadar onlarca kadın ile ve erkek ile birliktelik yaşasın?!
Allah’ın emri üzere yaşamayanlar için böyle bir sorun yok, onlarca kadın ve erkek ile birliktelik yaşıyorlar öyle değil mi?! Eşi olduğu halde hem de…
İşte bu nefsin azgınlığının önüne geçilmesi için Allah; mümin erkeklere ve mümin kadınlara bir SINIRLAMA getirmiştir, en fazla 4 eş alabilirsin ömründe, o da aynı anda değil… Çünkü aynı anda ne kadınlar buna razı olur ve ne de sizler güç yetirebillirsiniz buyurur. SİZİN İÇİN EN HAYIRLISI/İYİSİ TEK EŞLİLİKTİR, tavsiyesinde bulunur!..
4 Eşliliği meşru görüp kafaya takanlar ki bunu yaşayanlar en iyi bilir ki asla mutlu ve huzurlu olamazlar, tamam cinsel anlamda belki mutlu olabilirler ancak manevi anlamda asla! Onun için Nisa 128 ‘i de bu yönde ele alırlar, oysa burada ALLAH GENELE HİTAP EDER?! Mümin kadın ve erkeklere yani… Erkek müminlerin eşleri derken her bir Mümin Erkeğin Eşi olarak meseleyi çoğul ele alır. Bu ayeti BİR BİREY olarak okuyan kişi; “Haa, demek ki Allah birden fazla eşlere sahip olabilirsiniz” buyuruyor olarak algılıyorlar, çünkü nefislerin öylesi hoş görünüyor!
Hele bir de 129. ayette: BİRBİRİ ARASINDA DENGEYİ KURMADA ZORLANABİLİR, gelince hah tamam işte bu diyorlar, oysa mesele göründüğü gibi değil. Genel olarak bütün Müminlere hitap ediyor, sizler eşleriniz arasında dengeyi kurmada zorlanırsanız, deniliyor!
Nisa 128 ve 129’u doğru anlamak için konuyla ilgili bölümün başlangıcı olan 127. ayetten ele almak lazım;
Allah’ın adıyla;
Nisa 127. KADINLAR hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor.” Yetim (ihtiyaç sahibi/korumasız kalmış/yalnız/tek) ve hakları olan mallarını/mirası onlara teslim etmeyip (mirasın/malın başkasına gitmesini engellemek amacmıyla rüştlerine ulaştıklarında) evlenmek istediğiniz yetim kadınlar ve hatta bakıma muhtaç (savaşta çok sayıda şehid vermiş, böylelikle geride birçok dul ve yetim, kocasız ve babasız kalmış) güçsüz çocuklar ve yetimlere adil davranmanıza dair okunmakta olan ayetlerde (Allah fetvasını vererek) size bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız şüphesiz Allah onu bilir.
Nisa 128. EĞER bir kadın kocasının kendisine kötü davranmasından yahut yüz çevirmesinden endişe ederse uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler (özgür varlıklar olarak) kıskançlığa ve tutkulara meyyal (eğilimli, istekli) yaratılmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
129. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın ister kadın, ister erkek olsun eşler birbiri arasında dengeyi kurmada zorlanabilir. Öyle ise eşlerden biri diğerini askıda kalmış (kocası hem var, hem yok ya da hem karısı var hem yok) gibi bırakmasın. Eğer her ikisinin arasını düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.
130. (Yok eğer) eşler ayrılırlarsa her biri, Allah’ın bol rızık yaratmasından ve nimetlerinden çalışıp üreterek istifade etsinler. Allah lütfu geniş olandır. O doğru hüküm / karar verendir.
Nisa 130
(Yok eğer kadın olsun, erkek olsun) eşler ayrılırlarsa her biri, Allah’ın bol rızık yaratmasından ve nimetlerinden çalışıp üreterek istifade etsinler. Allah lütfu geniş olandır. O doğru hüküm / isâbetli karar verendir.
______________________
KUR’AN KÜLTÜRÜNE SAHİP OLAN / OLMAYAN HERKES BU VB. AYETLERİ MAALESEF YANLIŞ ANLAMIŞLARDIR?!
Çünkü kafaları hep cinsellikte olduğu için, bu vb. ayetleri okuduklarında hep birden fazla eşlilik/eşler akıllarına gelmektedir?! Ahiret yaşamında cinsellik düşünenler ya da böylesi düşünceler bir sapkınlıktır! Dünyada kişinin eşiyle yaşadığı ise Allah’ın üreme konusunda fıtri olarak koyduğu bir yasadır!
Allah, bir kişi boşandıktan sonra dilediği kadar evlilik yapmasına izin vermiştir; hem de aynı şey kadın için de geçerlidir: Kocası ölür ya da kocasından boşandıktan 4 ay sonra dilediği biriyle evlilik yapabilir. Dilerse huzuru/mutluluğu buluncaya kadar yılda 3 kez boşanıp evlenebilir. Allah erkek için de kadın için de bundan sebep: BİR SINIR KOYMUŞTUR, EN FAZLA DÖRT EVLİLİK?! Çünkü ömrü hayatında 10, 15 evlilik ya da yasak ilişki yaşayan insanlarda fıtrat bozulması söz konusu oluyor, bunu bilim insanları açıklıyorlar. Allah yarattığı kullarını en iyi bildiği için bu fıtri bozulmaların önüne geçmek için 4 evlilikle sınırlamış (en doğrusunu Allah bilir, biz böyle anlıyor ve düşünüyoruz).
Çünkü öbür türlü NEFİSLERE sahip olunamaz, ister kadın olsun, ister erkek NEFİS DAİMA AŞIRILIĞI emreder?!
Kişinin nefsi ister ki, ölünceye kadar onlarca kadın ile ve erkek ile birliktelik yaşasın?!
Allah’ın emri üzere yaşamayanlar için böyle bir sorun yok, onlarca kadın ve erkek ile birliktelik yaşıyorlar öyle değil mi?! Eşi olduğu halde hem de…
İşte bu nefsin azgınlığının önüne geçilmesi için Allah; mümin erkeklere ve mümin kadınlara bir SINIRLAMA getirmiştir, en fazla 4 eş alabilirsin ömründe, o da aynı anda değil… Çünkü aynı anda ne kadınlar buna razı olur ve ne de sizler güç yetirebillirsiniz buyurur. SİZİN İÇİN EN HAYIRLISI/İYİSİ TEK EŞLİLİKTİR, tavsiyesinde bulunur!..
4 Eşliliği meşru görüp kafaya takanlar ki bunu yaşayanlar en iyi bilir ki asla mutlu ve huzurlu olamazlar, tamam cinsel anlamda belki mutlu olabilirler ancak manevi anlamda asla! Onun için Nisa 128 ‘i de bu yönde ele alırlar, oysa burada ALLAH GENELE HİTAP EDER?! Mümin kadın ve erkeklere yani… Erkek müminlerin eşleri derken her bir Mümin Erkeğin Eşi olarak meseleyi çoğul ele alır. Bu ayeti BİR BİREY olarak okuyan kişi; “Haa, demek ki Allah birden fazla eşlere sahip olabilirsiniz” buyuruyor olarak algılıyorlar, çünkü nefislerin öylesi hoş görünüyor!
Hele bir de 129. ayette: BİRBİRİ ARASINDA DENGEYİ KURMADA ZORLANABİLİR, gelince hah tamam işte bu diyorlar, oysa mesele göründüğü gibi değil. Genel olarak bütün Müminlere hitap ediyor, sizler eşleriniz arasında dengeyi kurmada zorlanırsanız, deniliyor!
Nisa 128 ve 129’u doğru anlamak için konuyla ilgili bölümün başlangıcı olan 127. ayetten ele almak lazım;
Allah’ın adıyla;
Nisa 127. KADINLAR hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor.” Yetim (ihtiyaç sahibi/korumasız kalmış/yalnız/tek) ve hakları olan mallarını/mirası onlara teslim etmeyip (mirasın/malın başkasına gitmesini engellemek amacmıyla rüştlerine ulaştıklarında) evlenmek istediğiniz yetim kadınlar ve hatta bakıma muhtaç (savaşta çok sayıda şehid vermiş, böylelikle geride birçok dul ve yetim, kocasız ve babasız kalmış) güçsüz çocuklar ve yetimlere adil davranmanıza dair okunmakta olan ayetlerde (Allah fetvasını vererek) size bunu açıklıyor. Ne hayır yaparsanız şüphesiz Allah onu bilir.
Nisa 128. EĞER bir kadın kocasının kendisine kötü davranmasından yahut yüz çevirmesinden endişe ederse uzlaşarak aralarını düzeltmelerinde ikisine de bir günah yoktur. Uzlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler (özgür varlıklar olarak) kıskançlığa ve tutkulara meyyal (eğilimli, istekli) yaratılmıştır. Eğer iyilik eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
129. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın ister kadın, ister erkek olsun eşler birbiri arasında dengeyi kurmada zorlanabilir. Öyle ise eşlerden biri diğerini askıda kalmış (kocası hem var, hem yok ya da hem karısı var hem yok) gibi bırakmasın. Eğer her ikisinin arasını düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.
130. (Yok eğer) eşler ayrılırlarsa her biri, Allah’ın bol rızık yaratmasından ve nimetlerinden çalışıp üreterek istifade etsinler. Allah lütfu geniş olandır. O doğru hüküm/karar verendir.
Nisa 131
GÖKLERDEKİ her şey yerdeki her şey (insan dahil gökte ve yerde bulunan bütün mülk) Allah’ındır (siz hiçbir şeye sahip değilsiniz; çıplak geldiniz, çıplak gideceksiniz). Sizden önce kendilerine kitap verilenlere de size de; “Allah’a karşı gelmekten sakının” diye vasiyet ettik / emrettik. Eğer inkâr ederseniz (bilin ki) göklerdeki her şey, yerdeki her şey (mülkler) Allah’ındır. Allah zengindir, övülmeye lâyıktır.
Nisa 132
Kim dünya sevabı (nimeti / iyiliği) istiyorsa (bilsin ki), dünya iyiliği / sevabı da ahiret iyiliği / sevabı da Allah katındadır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Nisa 133
Ey insanlar! Allah dilerse sizi yok eder ve başkalarını / başka nesilleri getirir. Allah buna hakkıyla gücü yetendir.
Nisa 134
Kim dünya sevabı (nimeti) istiyorsa (bilsin ki), dünya sevabı da ahiret sevabı da Allah katındadır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Nisa 135
EY İMAN EDENLER! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak, adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki); şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Nisa 136
Ey iman edenler! Allah’a, rasulü’ne, indirdiği Kitaba, Kur’an’a ve daha önce indirdiği kitaba Zebur, Tevrat ve İncil’e iman edin. Kim Allah’ı, Meleklerini, Kitaplarını, rasullerini ve Ahiret Gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.[*]
_________________
[*] Bu ayet, imanı yalnızca sözde kabul değil, bilinçli bir bütünlük olarak ele alır. İnanç parçalanamaz; Allah’a inanıp O’nun vahyini veya elçilerini reddetmek tutarlı bir iman sayılmaz. Bu yüzden ayet, iman edenlere yeniden hitap ederek imanın temellerini sağlamlaştırmayı amaçlar. Yani “iman ettim” demek yetmez; imanın içeriğini doğru ve eksiksiz kavramak gerekir.
Burada verilen mesajın merkezinde vahyin sürekliliği vardır. Kur’an, kendini kopuk bir metin olarak değil, önceki vahiylerin devamı olarak sunar. Zebur, Tevrat ve İncil’in anılması, ilahî mesajın tarih boyunca aynı kaynaktan geldiğini gösterir. Böylece iman; sadece bir kitaba değil, Allah’ın tüm vahiy sürecine güvenmek anlamına gelir. Bu da dini millîleştiren ya da parçalayan anlayışları reddeder.
Ayetin ikinci kısmı uyarı niteliğindedir. Allah’ı kabul edip melekleri, kitapları, elçileri veya ahireti reddeden biri aslında iman zincirini koparmış olur. Çünkü bunlar birbirini tamamlayan halkalardır. Birini inkâr etmek, bütünü zedeler. Bu yüzden “derin sapıklık” ifadesi, basit bir hatayı değil, yönünü kaybetmiş bir bilinç hâlini anlatır.
Sonuç olarak ayet, imanı geniş ve tutarlı bir bilinç olarak tanımlar: Allah merkezli, vahyin bütününü kapsayan ve ahiret sorumluluğunu içeren bir iman. Mesaj nettir; iman seçmeli değil, bütüncül olmalıdır. Bu bütünlük korunursa yol aydınlanır, parçalanırsa sapma başlar.
Nisa 137
İMAN edip sonra inkâr eden, sonra inanıp tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenler var ya; Allah onları bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir.
Nisa 138
Münafıklara, kendileri için çok acıklı bir azap olduğunu müjdele.
Nisa 139
Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir.
Nisa 140
Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da): “Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar Allah’ın sözüne / Kur’an ve ayetlerine inanarak dönünceye kadar onlarla oturmayın / birarada kalmayın; yoksa alay ettikleri şeylerde onlara ortak olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah; münafıkların ve kâfir[gerçeği gizleyen]lerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
Nisa 141
Onlar sizi gözetleyip duran kimselerdir. Eğer Allah tarafından size bir fetih (zafer) nasip olursa; “Biz sizinle beraber değil miydik” derler. Şayet kâfirlerin (zaferden) bir payı olursa; “Size üstünlük sağlayıp sizi müminlerden korumadık mı” derler. Allah kıyamet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.
Nisa 142
MÜNAFIKLAR, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.
Nisa 143
Onlar küfür ile iman arasında bocalayıp dururlar / gidip gelirler. Ne bunlara (müminlere) ne de şunlara (kâfirlere verdikleri sözlere) bağlı kalırlar. Allah kimi (yanlış hayat tarzını seçen kişiyi) kendi sapıklığında bırakırsa ona asla bir çıkar yol bulamazsın.
Nisa 144
Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize, Allah’a apaçık bir delil vermek mi istiyorsunuz?
Nisa 145
Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı da bulamazsın.
Nisa 146
Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar müminlerle beraberdirler. Allah müminlere büyük bir ödül verecektir.
Nisa 147
Eğer iman eder ve şükrederseniz (imanınızın gereğini yerine getirirseniz), Allah size niye azap etsin ki? Allah şükrün (gereğini yapmanızın) karşılığını verendir, hakkıyla bilendir.
Nisa 148
ALLAH, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında çirkin (aşırı zulüm / baskı görme dışında Allah’ı inkâr ya da küfür gibi bir sözün) açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Nisa 149
Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz, yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki), Allah da çok affedicidir, herşeye hakkıyla gücü yetendir.
Nisa 150
O KİMSELER Kİ; biz yalnız Allah’ı tanırız, derler. Rasûllerinin arasını birbirinden ayırmak isterler: “Elçilerinin bazısına inanır, bazısını tanımayız!” diyerek, küfür ile iman arasında bir yol tutmak isterler.