Kur'an'ın Keşif Atlası

Nahl 51

ALLAH buyurdu: “İki ilâh edinmeyin! O, ancak tek bir İlâh’tır. Yalnızca Benden korkun!”

Nahl 52

Göklerde ve yeryüzünde ne varsa hepsi O’nundur. (Ta Adem’den Muhammed’e kadar) süregelen (ve adı İslâm olan tek) din de O’nundur! O hâlde, Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz?!

Nahl 53

Size ulaşan/sizde olan her nimet Allah’tandır. Sonra, size bir sıkıntı dokunduğu zaman feryatla, yalnız O’na yalvarırsınız.

Nahl 54

Sonra sıkıntıyı sizden kaldırdığı zaman, içinizden bir grup derhal Rablerine ortak koşarlar!

Nahl 55

Kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük için! Öyleyse bir süre yararlanın bakalım! Yakında bileceksiniz.

Nahl 56

Verdiğimiz rızıktan hiçbir şey bilmeyenlere bir pay ayırıyorlar! Allah’a ant olsun, uydurmuş olduğunuz şeylerden sorgulanacaksınız!

Nahl 57

VE Allah’a kızlar isnat ediyorlar![1] O; hiçbir kusuru, eksiği olmayandır. Kendilerine canlarının çektiği ha!..

______________________
[1] İhlas 3: “O, baba değildir ve evlât da değildir!”

Nahl 58

Oysa, onlardan birine kız çocuğu müjdelendiği zaman, yüzü kapkara kesilir, içi öfkeyle dolarak…

Nahl 59

Kendisine müjdelenen şeyin etkisiyle kavminden gizlenir. Onu zillete katlanarak (yanında) tutsun mu, yoksa onu unutsun mu/toprağa gömsün mü?[1] Dikkat edin! Ne kötü hüküm / isâbetsiz karar veriyorlar!

______________________
[1] Toprağa gömsün mü, deyimi öldürsün mü anlamında ele alınmamalı. Bu araplarda bir deyimdir, adeta atasözü gibi bir şeydir?! Hani bizde de vardır: Yerin dibine girseydim, deriz ya hani?! Yüz kızartıcı bir suç işlendiğinde, işleyen insanlardan duymuşuzdur illâ ki?! İşte onun gibi bir şey!

Nahl 60

Kötülük vasfı ahirete inanmayanların halidir. En yüce vasıf ise Allah’ındır. O; üstündür, doğru hüküm / isâbetli karar verendir.

Nahl 61

EĞER Allah zulümleri sebebiyle insanları (anında ölümlerine hükmederek) cezalandırsaydı, yeryüzünde kıpırdayan hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları[n ecellerini] bir süreye kadar erteler! Ölüm emirleri (ecelleri) geldiği zaman ne bir saat geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.[1]

______________________
[1] Ecel bir şey için belirlenen süredir. Kur’an’da gökler ve yerler için bir ecelden bahsedilirken (Ahkaf 46/3) insanlar için iki ecelden bahsedilir (En’am 6/2). Bunlardan birincisi kişinin vücudunun dayanma süresidir (ecel-i tabii). Doktorlar hastalarına buna göre ömür biçebilirler. İkincisi ise ecel-i müsemma yani Allah tarafından belirlenmiş yaşama süresidir. Bunu ondan başkası bilemez. Bu süre, kişinin vücut sağlığına bakmaz, çok sağlıklı birisi dahi ecel-i müsemması geldiği için ölebilir (Mü’min 40/67). İnsanın ömrü ecel-i müsemmasını geçemez ama bunun altına inebilir (Ra’d 13/3839Fatır 35/11). Bu, kişinin kendini Allah yolunda feda etmesi, bir başkası tarafından öldürülmesi veya yaptığı yanlışlarla kendi ömrünü kısaltmasıyla gerçekleşir. Ecelin kısalmasıyla yeni ecel Allah katında yazılır ve kişi buna göre ölür (Al-i İmran 3/145).Yanlış yapan kişi yanlışlarından dönerse ömrünün tekrar uzamasını sağlayabilir. Örneğin, tabii eceli 90 sene olan birinin ecel-i müsemması 80 sene ise, bu kişi en fazla 80 yaşına kadar yaşayabilir. Aynı kişi sağlığını bozarsa, Allah da onun ömrünü kısaltır. Eğer bu kişi sağlığına dikkat eder, tedavi görürse zamanla hastalıklardan arınacağı için ömrü ecel-i müsemmasına kadar uzayabilir ama ecel-i müsemmasını geçemez.Toplumların da eceli vardır (Araf 7/34, Yunus 10/49). Bu ecel de kısalabilir. Kur’an’da bunun örneği Yunus’un (a.s.) kavmidir. Allah, herhangi bir konudaki cezalandırmayı bu sürenin dolmasına kadar ertelediğini bildirir (Ankebut 29/53, Nahl 16/61). Yunus (a.s.), tövbe ederek /dönüş yaparak kendisini düzeltmesiyle hem kendinin hem de kavminin kısalmış olan ecelini geri uzatabilmiş (Enbiya 21/8788), böylece cezadan kurtulmuştur. Eğer bu süre dolduğu zaman tövbe etseydi tövbesinin bir faydası olmazdı ve cezayı çekerdi (Hud 11/3, İbrahim 14/10, Nahl 16/61).

Nahl 62

Kendilerinin hoşlanmadıkları vasıfları Allah’a malediyorlar; kendi dilleri de ‘bütün güzellikler kendilerinin olacak’ diye, yalan söylüyor. Gerçekte ise onlara ateş vardır ve elbette onlar, ateşe sürüleceklerdir.

Nahl 63

ALLAH’a ant olsun, senden önceki toplumlara da elçi gönderdik. Şeytan, yaptıkları işleri kendilerine süslü gösterdi. O, bugün de onların dostudur ve onlara can yakıcı bir azap vardır.

Nahl 64

Biz bu kitabı sana; onların hakkında ihtilâf ettikleri şeyi onlara açıklayasın ve inanan bir toplum için bir yol gösterici ve rahmet olsun diye (Orijinalinden / Levh-i Mahfuzdaki Ana Kitabın verilerinden, önce Cebrail’e kodlayarak toptan indirip zamanı gelince de yine Cebrail aracılığıyla senin hafızana parça parça) aktardık / transfer ettik.

Nahl 65

ALLAH gökyüzünden bir su indirdi de ölümünden sonra yeryüzünü onunla diriltti. Şüphesiz ki bunda, işiten bir kavim için gerçekten bir ibret vardır.

Nahl 66

HAYVANLARDA da sizin için elbette bir ibret vardır. Onların karınlarından size, yarı sindirilmiş gıdalar ile kan arasından çıkan; içimi kolay, halis bir süt[*] içiriyoruz.

_________________________
[*] Yeryüzünde otu süte çeviren bir fabrika var mı?

Nahl 67

Hurmalıkların ve üzüm bağlarının meyvelerinden de hem sarhoş eden / aklı baştan alıp uyuşturan bir içki / alkol, hem de güzel bir besin elde edersiniz! Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için gerçekten bir ibret vardır.

Nahl 68

Rabbin bal arısına şöyle vahyetti / ilham etti / bal arısını yönlendirdi: “Dağlarda, ağaçlarda ve insanların kurdukları çardaklarda / kovanlarda kendine evler edin!

Nahl 69

Sonra her çeşit üründen ye… Rabbinin yollarında boyun eğerek yürü!” Onların (arıların) karınlarından renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz bunda, iyice düşünen bir toplum için gerçekten bir ibret vardır.

Nahl 70

VE ALLAH sizi yarattı. Sonra sizi öldürüyor. İçinizden kimi de ömrün en kötü çağına ulaştırılır, ta ki; birazcık bilgiden sonra hiçbir şey bilmez olur! Şüphesiz Allah en iyi bilendir, herşeye gücü yetendir.

Nahl 71[*]

ALLAH rızıkta kiminizin kiminize üstün olmasına izin verdi. Üstün olanlar yönettiklerine paylarını vermiyorlar. Oysa onlar rızıkta[1] eşit olmaya çalışsınlar. Yoksa Allah’ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?[2]

______________________
[*] Süleyman Ateş Tefsiri ve Diyanet Mealinde tercih edilen ya da sizin beğendiğiniz başka Meallerde verilen manâlara da bakıp karşılaştırma yapabilirsiniz.

[1] Rızık: Boğazdan geçen yiyecek ve içecek maddeleri. Ulusal veya global plânlamada her insan minimum kalori ihtiyacına göre YİYECEK ve İÇECEK SİGORTASI kapsamına alınmalı. Sigorta ücretlerini ise; elinde değişim aracı (para vb.) olmayanlardan belirli bir süre emeklerini satın alarak ödetmeli. Beslenme hakkı, temel insan haklarındandır.

“Bir de ALLAH’ın bazınıza diğerinden fazla verdiği şeyleri (ma FADDALE Allahu bihi ba’dukum ala ba’din) istemeyin / göz dikmeyin. Erkeklere çalışmalarından bir pay, kadınlara da çalışmalarından bir pay vardır.”

[2] Nahl 71. ayetine “Hür olanlar, nasıl ki; mal ve imkânlarına kölelerini ortak etmiyorlar, öyleyse; Allah’ın haklarına nasıl olur da ortak olmaya kalkışırlar” anlamını yükleyenler de olmuştur.

Nahl 72

Allah size, karşı cinsinizden eşler yarattı. Eşlerinizden de size çocuklar ve torunlar verdi! Sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. Öyleyken onlar şimdi batıla inanıp da, Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?

Nahl 73

Allah’ı bırakıp da göklerden ve yeryüzünden kendileri için, hiçbir şeyi rızık olarak vermeye sahip olmayan ve buna da asla güç yetiremeyecek şeylere tapıyorlar!

Nahl 74

ÖYLEYSE, Allah’a emsaller/benzerler yakıştırmaya kalkışmayın! Şüphesiz Allah bilir, oysa siz bilmezsiniz.

Nahl 75

Allah şu kişiyi örnek verdi: Bir şeye gücü yetmeyen başkasının yönetiminde olan esir/köle, tarafımızdan kendisini rızıklandırdığımız o kimse; ondan gizlice ve açıkça infak eder/verir/harcar! Şimdi bunlar hiç eşit olur mu? Övgü Allah’a mahsustur. Ama onların birçoğu bilmez!

Nahl 76

Ve Allah şu iki adamı da örnek olarak anlattı: Onlardan birisi dilsizdir hiçbir şey yapmaya güç yetiremez, o sahibine / patronuna bir yüktür! Onu nereye gönderse hiçbir iyilik / hayır getirmez / hayırla ve iyilikle gelmez! Şimdi o kimse adaletle emreden ve dosdoğru bir yol üzerinde olan kimse ile hiç eşit olur mu?

Nahl 77

GÖKLERİN ve yeryüzünün gaybı Allah’a aittir. Saatin işi / emri / kopması ise sadece bir göz kırpması gibidir. Veya daha da kısadır. Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir!

Nahl 78

Allah sizi annelerinizin karnından çıkardı, hiçbir şey bilmiyordunuz! Size kulaklar, gözler ve gönüller verdi. Belki şükredersiniz!

Nahl 79

Kuşlara bakmadılar mı? Gök boşluğunda boyun eğdirilmiş! Onlara havada tutunma özelliğini veren Allah’tır. Şüphesiz bunda, düşünen / araştıran bir topluluk için gerçekten birçok dersler vardır.

Nahl 80

Allah evlerinizi sizin için bir huzur ve dinlenme yeri kıldı. Hayvanların derilerinden de hem hicret/göç gününüzde, hem de konup yerleştiğiniz günlerde, hafifçe taşıyabileceğiniz barınaklar/evler belirledi. Yünlerinden, yapağılarından ve tüylerinden/kıllarından da bir süreye kadar kullanacağınız giyimlikler-döşemelikler ve geçimlik malı kıldı.

Nahl 81

Allah yarattıklarından size gölgeler kıldı. Dağlarda da sizin için barınaklar / siperler meydana getirdi. (Yarattığı maddeler ile) sizi sıcaktan koruyan giysiler ve harpte sizi (kendi hışmınızdan)[1] koruyacak zırhlar yaptınız. Böylece size üzerinizdeki nimetini tamamlıyor. Umulur ki; teslim olup kurtulursunuz.

______________________
[1] Savaşta insanların birbirlerine indirdiği darbelerden.

Nahl 82

FAKAT bundan sonra senden yüz çevirirlerse sana düşen yalnızca açık bir şekilde tebliğdir / duyurmaktır / gerçeklerden haberdar etmektir.

Nahl 83

Onlar Allah’ın nimetini bilirler, sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu inkâra sapanlardır.

Nahl 84

(YENİDEN DİRİLTİLECEKERİ O GÜN) Her toplumdan (her toplumun içinden) bir şahit çıkardığımız gün, artık inkârcılara izin verilmez. Ve onların özür dilemeleri de istenmez / kabul edilmez.

Nahl 85

Zalimler azabı gördükleri zaman, artık onlardan azap hafifletilmez, onlara süre de verilmez.

Nahl 86

Ortak koşanlar, ortaklarını gördükleri zaman, dediler ki: “Rabbimiz! Senin yerine yalvarmış olduğumuz ortaklarımız işte bunlardır!” Ama onlar da kendilerine şu sözü söyleyecekler: “Şüphesiz siz yalancılarsınız!”

Nahl 87

O gün Allah’a teslim olmuşlardır. Uydurup durdukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitmişlerdir.

Nahl 88

İnkâra sapanlar ve Allah’ın yolundan çevirmiş olanlar var ya, onlara azap üstüne bir azap daha ekledik. Bozgunculuk yaptıklarından dolayı!

Nahl 89

(YENİDEN) DİRİLTECEĞİMİZ gün; her toplum için içlerinden kendilerine karşı bir şahit, seni de bunların üzerine şahit olarak getireceğiz! Biz kitabı sana (Levh-i Mahfuz’daki -ilâhî ilim ve takdirin kayıtlı bulunduğu- Ana Kitap’tan) her şeyi açıklayıcı, teslim olanlara yol gösterici, rahmet ve bir müjde olmak üzere indirdik / ikrâm edip (oradan) verileri aktardık / transfer ettik.

Nahl 90

GERÇEK ŞU Kİ Allah; adaleti, ihsanı / iyiliği ve akrabaya vermeyi emrediyor! Fuhşu / iğrenç işleri, kötülüğü ve azgınlığı yasaklıyor! Düşünüp de tutasınız diye size öğüt veriyor.

Nahl 91

(Allah’ı şahit tutarak) sözleşme yaptığınız zaman, Allah ile olan sözleşmenizi yerine getirin, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın! Çünkü üzerinize Allah’ı kefil tutmuştunuz. Muhakkak ki Allah yaptıklarınızı biliyor.

Nahl 92

İpliğini kuvvetlice büktükten sonra bozarak çözen bir kadın gibi olmayın! Yeminlerinizi aranızda bir aldatma aracı yapmayın, bir topluluk diğerinden daha gelişmiştir / kabiliyetlidir diye! Allah bununla sizi[n ne olduğunuz gerçeğini] açığa çıkarıyor. Kıyâmet günü size hakkında ihtilâf ettiğiniz şeyleri mutlaka açıklayacaktır.

Nahl 93

Eğer Allah dileseydi (özgür irâdenizi elinizden alır) hepinizi tek bir ümmet / uygarlık / medeniyet / toplum[1] hâline getirirdi. Böylece Biz; (bozgunculuğu / sapıklığı) dileyeni (tercih edip seçeni) sapıklıkta bırakır, (tevhidi, imanı, adaleti) dileyeni (tercih edip seçeni) de doğru yola iletiriz. Yapmış olduğunuz şeylerden mutlaka sorumlu tutulacaksınız.

______________________
[1] Bkz. Yunus 19. ayeti ve dipnotu.

Nahl 94

Yeminlerinizi aranızda bir aldatma aracı yapmayın! Yoksa sağlam bastıktan sonra ayak kayar! Allah’ın yolundan alıkoymanız yüzünden kötülüğü tadarsınız ve size büyük bir azap dokunur.

Nahl 95

ÖYLEYSE, Allah ile yaptığınız sözleşmeyi/O’na verdiğiniz sözü, geçici bir şey olan (dünyalık) karşılığında değişmeyin!.. Şüphesiz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz!

Nahl 96

Sizin yanınızda bulunan tükenir, Allah’ın katında bulunan ise kalıcıdır. Sabredenlerin mükâfatlarını, mutlaka yapmış olduklarının daha güzeli ile vereceğiz.

Nahl 97

Erkek ve kadın her kim inanmış / mümin olarak salih amel[1] / insana ve hayata katkı sağlamak amacıyla iyi bir iş / yaptığı işin en iyisini yaparsa onu hoş bir hayatta yaşatırız. Ve elbette onlara mükâfatlarını yapmış olduklarının daha güzeli ile veririz.

______________________
[1] Burada ASIR SURESİ ‘ni okuyunuz.

Nahl 98

ÖYLEYSE Kur’an okuduğun / okuyacağın zaman kovulmuş şeytandan[1] hemen Allah’a sığın (Kur’an’a yönel!)

______________________
[1] Yüce Yaratan inanan kişiye, Kur’an okuyacağı yahut onun üzerinde düşüneceği zaman, Kur’an’ın “kovulmuş şeytan” olarak isimlendirdiği varlığın yani, insanın kendi ruhunda; yaratılış esnasında ruhuna hem meleki -iyiliği temsil eden- ve hem de şeytani -kötülüğü temsil eden- özellikler yüklendiğinden dolayı var olan ve yaşadığı çevrede şeytanlaşmış, kötülük timsali insanlar bulunan ve onu ahlâki ilke ve endişelerinden koparıp Allah’tan uzaklaştıran her türlü güç ve taraftarın ayartmalarına, fısıltılarına, vesveselerine karşı, Allah’ın manevi desteğine başvurması, sığınması öğütleniyor.

Nahl 99

Gerçek şu ki; onun/şeytanın, inanan ve Rablerine güvenip dayananlar üzerinde, hiçbir gücü yoktur.

Nahl 100

Onun gücü / hâkimiyeti sadece kendisini veli / dost edinenleredir. O kimseler ki; (tağutu / şeytanı / şeytanın haramı helâl, helâli haram kılan din adamlarını, cemaat önderlerini) O’na ortak koşarlar!