ALLAH’ın emri geldi.[1] Artık onu acele istemeyin. O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir!
______________________
[1] Son hüküm / karar verme günü yaklaşmıştır. Geldi bil!
Akıl ve Bilim Işığında Kur’an’ı Anlama Yolu
“İnsanlığı Kur’an'la Buluşturmak İçin Açılmış Bir Kapı”
ALLAH’ın emri geldi.[1] Artık onu acele istemeyin. O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir!
______________________
[1] Son hüküm / karar verme günü yaklaşmıştır. Geldi bil!
DOĞRU YOLU beyân etmek / açıklamak Allah’a aittir,[1] açıklanan yoldan ayrılıp sapan da var. Oysa Allah dileseydi (size özgürlük tanımayıp);[2] elbette hepinizi zorunlu olarak doğru yola iletirdi.
______________________
[1] Bkz. En’am 153-157.
[2] Ancak O, seçme özgürlüğünü bir yasa olarak koymuştur.
Yeryüzünde sizin için üretip yaratarak çoğaltıp yayan[*] rengârenk şeyler! Şüphesiz bunda hatırlamaya çalışan bir kavim için gerçekten bir ibret vardır.
______________________
[*] Zerae Kelimesi: Müşterek kelimelerdendir. Herhangi bir ziraat ürünü gibi, ekilip yayarak çoğaltmak anlamını da içerir. Yalnızca yarattı anlamını vermek doğru değildir, diye düşünüyoruz.
Onlar ölüdürler, diri değildirler. Ve ne zaman dirileceklerini de bilemezler![1]
______________________
[1] Yatırlara ve türbelere kutsallık atfedip; onlardan / oralardan medet / yardım umanlar şunu bilmelidirler: Kabirde yatanlar kendilerini işitmezler, yardım da edemezler. Onları aracı kılarak bir şeyler istemek te şirktir?! Yardım, medet yalnız Allah’tan umulur. Onların kendilerine bile yardımı / faydaları yoktur / olamaz?!
KORUNUP SAKINAN kimselere: “Rabbiniz ne indirdi?” denildiğinde; “İyilik” dediler. O kimseler ki; bu dünyada (kimseye zarar vermeden) güzelce yaşadılar, işte onlar için mükafatın en güzeli vardır. Ve ahiret yurdu daha hayırlıdır. Ve ne güzeldir korunup sakınanların yurdu!
ALLAH’a ortak koşanlar dediler ki: “Eğer Allah dileseydi ne biz ve ne de atalarımız, O’nun dışında hiçbir şeye tapmazdık. Hiçbir şeyi O’nsuz haram kılmazdık.” Kendilerinden öncekiler de işte böyle davranmıştı. Elçilere düşen görev sadece açıkça duyurmak değil midir?
Ant olsun, Biz her ümmet / uygarlık / medeniyet / topluluk için: “Allah’a kulluk edin ve tağuttan[1] (dini kendi çıkarları için kullanan kim olursa olsun onlardan) kaçının” diye uyaran (görevli) bir rasûl / elçi gönderdik.[2] Böylelikle Allah onlardan kimini (doğru yolda gitmek isteyenleri) doğru yola iletti, onlardan kimine (dalâleti / sapıklığı tercih edenlerin) de dalâlet / kendi sapıklıkları üzere kalmaları hak oldu.[3] Şimdi yeryüzünde gezin / seyahat edin de yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir görün![4]
_____________________
[1] Tağut, haddini aşmakta ileri giden insan ve cin şeytanlarıdır. Biz daha çok kendi çıkarları için insanları sömüren, kullanan ve kendilerine kul köle edinen din adamları, cemaat liderleri olarak bugün tanımlıyoruz. (En doğrusunu Allah bilir). Elbette bununla birlikte yeryüzünde otoriteyi Allah’a değil de kendilerinde görenler (Firavun gibiler) için de verdiğimiz yerler oldu. Bu vb. kişiler, yoldan çıkmakla kalmaz ayetleri ya yok sayarak ya da anlamlarını bozarak başkalarının da haddini aşmasına ve yoldan çıkmasına sebep olurlar (Bakara 2/256, 257, Nisa 4/51,60,76; Maide 5/60, Zümer 39/17).
[2] Yunus 10/47.
[3] A’raf 7/30.
BİZ senden önceki çağlarda kendilerine vahyettiğimiz başka adamları da gönderdik. Eğer bilmiyor iseniz daha önce kitap verilenlere / zikir ehline sorun:[1]
______________________
[1] “Zikir ehli” o gün için ehl-i kitabın alimleri idi. Yani önceki kitap ve suhuflardan olan Tevrat, Zebur ve İncil’i bilenler kastediliyor olabilirdi. Ancak bugün ise; Kur’an’a bakın, araştırın veya bugün Kur’an’ı iyi bilenlere sorun, olarak ta anlayabiliriz. Çünkü Kur’an’da tüm bilgiler mevcuttur. (O an için yani bu ayet geldiğinde Kur’an’ın hepsi inmemişti).
Apaçık delilleri ve yazılı belgeleri!.. Sana da Zikri / Kur’an’ı[1] (Katımızdaki Ana Kitap’tan Cebrail aracılığıyla) aktardık / indirdik / transfer ettik ki; kendilerine indirileni / aktarılanı / transfer edileni insanlara beyân[2] edesin / enine boyuna detaylıca açıklayasın! Umulur ki, iyice düşünürler.
______________________
[1] “Bu Kur’an’ı indirdik!” Gerçek Zebur, Tevrat, İncil ve Kur’an hepsi zikirden olduğu gibi bugün Kur’an’ın içinde Rabbimizin aktardığı kadarıyla bozulmamış olan çok az bir kısmı bize kadar gelmiştir, bunun dışındakilere güvenemeyiz.
[2] Beyan Kelimesinin Detaylı Açıklaması;
“Beyan” kelimesi Arapça kökenli olup, ب-ي-ن (B-Y-N) kökünden türemiştir. Bu kök, açıklık, netlik, ortaya koyma, ayrılma gibi anlamlara gelir.
Kur’an’da beyyinat (بَيِّنَات) kelimesi “açık deliller”, mübin (مُبِين) ise “apaçık olan, açıklayıcı” anlamında kullanılmıştır.
Kur’an’da beyan kelimesi, hakikati ortaya koyma ve açıklık anlamında kullanılır. Mesela:
Beyyinat (بَيِّنَات) kelimesi “apaçık deliller”,
Mübeyyin (مُبَيِّن) “açıklayan”,
Mübin (مُبِين) “apaçık” anlamlarında Kur’an’da geçmektedir.
“Beyan” kelimesinin çeşitli anlamları şunlardır:
Açıklık ve Netlik:
Hakikati gizlemeyerek net bir şekilde ortaya koymak anlamına gelir. Kur’an’da 52 defa geçen beyyinât kelimesi, “açık deliller” anlamına gelir.
Ayrılma ve Farklılaşma:
Tebeyyün (تبين) kelimesi, ortaya çıkmak, ayırt edilmek anlamına gelir.
Örneğin Bakara 2/256 ayetinde “hak ile batılın tebeyyün etmesi” ifadesi, hakikatin netleşmesini, iyinin kötüden ayrılmasını ifade eder.
Delil ve Açıklama:
“Beyan”, bilginin veya gerçeğin ortaya konulması anlamında kullanılır. Kur’an’da geçen mübeyyin kelimesi “açıklayan”, mübin kelimesi “apaçık olan” anlamına gelir.
Hitabet ve Konuşma Yeteneği:
Fesahat ve belagat anlamında da kullanılır. Rahman Suresi 4. ayette “Beyan öğretti” ifadesi, insana düşüncelerini açık bir şekilde ifade etme yeteneğinin verilmesini ifade eder.
Tebliğ ve Bildirim:
“Beyan”, bir gerçeği insanlara bildirme, tebliğ etme anlamında da kullanılır.
Kur’an’da beyan kelimesi farklı türevleriyle birçok ayette geçmektedir:
Rahman Suresi 4. ayet: “Ona beyanı öğretti” (Beyan burada konuşma ve ifade yeteneği anlamında).
Al-i İmran 138. ayet: “Bu, insanlar için bir beyan ve sakınanlar için bir öğüttür.” (Beyan burada açıklık, kılavuzluk anlamında).
Bakara 256. ayet: “Hak, batıldan tebeyyün etmiştir.” (Hak ile batılın ayrılması, netleşmesi anlamında).
Beyan kelimesi açıklık, netlik, ortaya koyma, delil sunma, konuşma yeteneği ve hakikatin belirginleşmesi gibi anlamları içerir. Kur’an’da hakikatin açıklanması ve tebliği bağlamında önemli bir kavramdır. Dolayısıyla bu Ayetin işaretinden yola çıkılarak denilebilir ki; Allah Rasûlü Muhammad sav. Kur’an’ı yine Kur’an Ayetleri ile TOPLUMUN ANLAYACAĞI ŞEKİLDE ÇOK DETAYLI BİR ŞEKİLDE AÇIKLAYARAK ANLATMIŞTIR! Onun için Muhammed sav.’e dünyada Kur’an’dan başka TEK BİR KELİME KONUŞMAMIŞTIR demek büyük saygısızlıktır. Lâkin ona atfedilen pek çok rivayetlerin uydurma olduğunu yine bizler Kur’an ile farkına varıp ortaya koyabilmekteyiz. Yine aynı zamanda RİVAYETLER yani HADİSLER kesinlikle Kur’an’a rağmen DELİLDEN değildir. Kur’an’a HÜKÜMDE ortaktan kabul edilemez, hele Hadislere de VAHİY gözüyle bakılamaz, bu resmen şirktir ve küfürdür. Genel ve Tarihi KÜLTÜR olarak değerlendirilerek yararlanılabilir kaynaklardır, o kadar?!