Kur'an'ın Keşif Atlası

Nahl 3

Gökleri ve yeryüzünü gerektiği gibi yarattı. Ortak koştuklarından yücedir!

____________________________
Dünyanın yaratılışı ile ilgili muhteşem bir TRT Belgeseli, izlemenizi tavsiye ederim.

Nahl 9

DOĞRU YOLU beyân etmek / açıklamak Allah’a aittir,[1] açıklanan yoldan ayrılıp sapan da var. Oysa Allah dileseydi (size özgürlük tanımayıp);[2] elbette hepinizi zorunlu olarak doğru yola iletirdi.

______________________
[1] Bkz. En’am 153-157.

[2] Ancak O, seçme özgürlüğünü bir yasa olarak koymuştur.

Nahl 13

Yeryüzünde sizin için üretip yaratarak çoğaltıp yayan[*] rengârenk şeyler! Şüphesiz bunda hatırlamaya çalışan bir kavim için gerçekten bir ibret vardır.

______________________
[*]  Zerae Kelimesi: Müşterek kelimelerdendir. Herhangi bir ziraat ürünü gibi, ekilip yayarak çoğaltmak anlamını da içerir. Yalnızca yarattı anlamını vermek doğru değildir, diye düşünüyoruz.

Nahl 14

DENİZİ de emrinize/hizmetinize veren O’dur. Ondan taptaze et yiyesiniz ve takınacağınız süsler çıkarasınız diye! Denizde suları yara yara giden gemileri görürsün. Bu da O’nun lütfundan aramanız içindir. Umulur ki şükredersiniz.

Nahl 21

Onlar ölüdürler, diri değildirler. Ve ne zaman dirileceklerini de bilemezler![1]

______________________
[1] Yatırlara ve türbelere kutsallık atfedip; onlardan / oralardan medet / yardım umanlar şunu bilmelidirler: Kabirde yatanlar kendilerini işitmezler, yardım da edemezler. Onları aracı kılarak bir şeyler istemek te şirktir?! Yardım, medet yalnız Allah’tan umulur. Onların kendilerine bile yardımı / faydaları yoktur / olamaz?!

Nahl 27

Sonra O, onları kıyamet gününde rezil eder. Ve der ki: “O ortaklarım nerede?” Kendileri uğrunda düşmanlık etmeye kalkıştığınız, o ortaklar?” Kendilerine ilim verilmiş kimseler: “Şüphesiz bugün rezillik ve kötülük inkârcılaradır” derler.

Nahl 30

KORUNUP SAKINAN kimselere: “Rabbiniz ne indirdi?” denildiğinde; “İyilik” dediler. O kimseler ki; bu dünyada (kimseye zarar vermeden) güzelce yaşadılar, işte onlar için mükafatın en güzeli vardır. Ve ahiret yurdu daha hayırlıdır. Ve ne güzeldir korunup sakınanların yurdu!

Nahl 33

(GERÇEĞİ inkâr edenler) ille de kendilerine meleklerin veya Rabbinin emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan önceki kimseler de işte böyle yapmışlardı! Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

Nahl 35

ALLAH’a ortak koşanlar dediler ki: “Eğer Allah dileseydi ne biz ve ne de atalarımız, O’nun dışında hiçbir şeye tapmazdık. Hiçbir şeyi O’nsuz haram kılmazdık.” Kendilerinden öncekiler de işte böyle davranmıştı. Elçilere düşen görev sadece açıkça duyurmak değil midir?

Nahl 36

Ant olsun, Biz her ümmet / uygarlık / medeniyet / topluluk için: “Allah’a kulluk edin ve tağuttan[1] (dini kendi çıkarları için kullanan kim olursa olsun onlardan) kaçının” diye uyaran (görevli) bir rasûl / elçi gönderdik.[2] Böylelikle Allah onlardan kimini (doğru yolda gitmek isteyenleri) doğru yola iletti, onlardan kimine (dalâleti / sapıklığı tercih edenlerin) de dalâlet / kendi sapıklıkları üzere kalmaları hak oldu.[3] Şimdi yeryüzünde gezin / seyahat edin de yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir görün![4]

_____________________
[1] Tağut, haddini aşmakta ileri giden insan ve cin şeytanlarıdır. Biz daha çok kendi çıkarları için insanları sömüren, kullanan ve kendilerine kul köle edinen din adamları, cemaat liderleri olarak bugün tanımlıyoruz. (En doğrusunu Allah bilir). Elbette bununla birlikte yeryüzünde otoriteyi Allah’a değil de kendilerinde görenler (Firavun gibiler) için de verdiğimiz yerler oldu. Bu vb. kişiler, yoldan çıkmakla kalmaz ayetleri ya yok sayarak ya da anlamlarını bozarak başkalarının da haddini aşmasına ve yoldan çıkmasına sebep olurlar (Bakara 2/256, 257Nisa 4/51,60,76; Maide 5/60Zümer 39/17).

[2] Yunus 10/47.

[3] A’raf 7/30.

[4] Âl-i İmran 3/137, En’am 6/11, Zuhruf 43/23, 24, 25.

Nahl 38

ONLAR yeminlerinin bütün şiddetiyle: “Allah ölen kimseyi diriltemez” diye Allah’a yemin ettiler. Hayır diriltecektir. Bu O’nun hak olarak üzerine aldığı bir sözdür. Fakat insanların birçoğu bilmezler.

Nahl 41

BUNDAN BÖYLE, (hak ve özgürlüğünü kullandığından dolayı) zulme uğradıktan sonra, Allah’ın emri gereği göç / hicret edenlere gelince; Biz onları dünyada iyi bir şekilde yerleştireceğiz. Ahiret mükâfatı ise daha büyüktür. Eğer bilselerdi!

Nahl 43

BİZ senden önceki çağlarda kendilerine vahyettiğimiz başka adamları da gönderdik. Eğer bilmiyor iseniz daha önce kitap verilenlere / zikir ehline sorun:[1]

______________________
[1] “Zikir ehli” o gün için ehl-i kitabın alimleri idi. Yani önceki kitap ve suhuflardan olan Tevrat, Zebur ve İncil’i bilenler kastediliyor olabilirdi. Ancak bugün ise; Kur’an’a bakın, araştırın veya bugün Kur’an’ı iyi bilenlere sorun, olarak ta anlayabiliriz. Çünkü Kur’an’da tüm bilgiler mevcuttur. (O an için yani bu ayet geldiğinde Kur’an’ın hepsi inmemişti).

Nahl 44

Apaçık delilleri ve yazılı belgeleri!.. Sana da Zikri / Kur’an’ı[1] (Katımızdaki Ana Kitap’tan Cebrail aracılığıyla) aktardık / indirdik / transfer ettik ki; kendilerine indirileni / aktarılanı / transfer edileni insanlara beyân[2] edesin / enine boyuna detaylıca açıklayasın! Umulur ki, iyice düşünürler.

______________________
[1] “Bu Kur’an’ı indirdik!” Gerçek Zebur, Tevrat, İncil ve Kur’an hepsi zikirden olduğu gibi bugün Kur’an’ın içinde Rabbimizin aktardığı kadarıyla bozulmamış olan çok az bir kısmı bize kadar gelmiştir, bunun dışındakilere güvenemeyiz.

[2] Beyan Kelimesinin Detaylı Açıklaması;

1. Kök ve Türevleri

“Beyan” kelimesi Arapça kökenli olup, ب-ي-ن (B-Y-N) kökünden türemiştir. Bu kök, açıklık, netlik, ortaya koyma, ayrılma gibi anlamlara gelir.

Kur’an’da beyyinat (بَيِّنَات) kelimesi “açık deliller”, mübin (مُبِين) ise “apaçık olan, açıklayıcı” anlamında kullanılmıştır​.

Kur’an’da beyan kelimesi, hakikati ortaya koyma ve açıklık anlamında kullanılır. Mesela:

  • Beyyinat (بَيِّنَات) kelimesi “apaçık deliller”,

  • Mübeyyin (مُبَيِّن) “açıklayan”,

  • Mübin (مُبِين) “apaçık” anlamlarında Kur’an’da geçmektedir.

2. Anlamları

“Beyan” kelimesinin çeşitli anlamları şunlardır:

  1. Açıklık ve Netlik:

    • Hakikati gizlemeyerek net bir şekilde ortaya koymak anlamına gelir. Kur’an’da 52 defa geçen beyyinât kelimesi, “açık deliller” anlamına gelir​.

  2. Ayrılma ve Farklılaşma:

    • Tebeyyün (تبين) kelimesi, ortaya çıkmak, ayırt edilmek anlamına gelir​.

    • Örneğin Bakara 2/256 ayetinde “hak ile batılın tebeyyün etmesi” ifadesi, hakikatin netleşmesini, iyinin kötüden ayrılmasını ifade eder.

  3. Delil ve Açıklama:

    • “Beyan”, bilginin veya gerçeğin ortaya konulması anlamında kullanılır. Kur’an’da geçen mübeyyin kelimesi “açıklayan”, mübin kelimesi “apaçık olan” anlamına gelir​.

  4. Hitabet ve Konuşma Yeteneği:

    • Fesahat ve belagat anlamında da kullanılır. Rahman Suresi 4. ayette “Beyan öğretti” ifadesi, insana düşüncelerini açık bir şekilde ifade etme yeteneğinin verilmesini ifade eder.

  5. Tebliğ ve Bildirim:

    • “Beyan”, bir gerçeği insanlara bildirme, tebliğ etme anlamında da kullanılır​.

3. Kur’an’da Kullanımı

Kur’an’da beyan kelimesi farklı türevleriyle birçok ayette geçmektedir:

  • Rahman Suresi 4. ayet: “Ona beyanı öğretti” (Beyan burada konuşma ve ifade yeteneği anlamında).

  • Al-i İmran 138. ayet: “Bu, insanlar için bir beyan ve sakınanlar için bir öğüttür.” (Beyan burada açıklık, kılavuzluk anlamında).

  • Bakara 256. ayet: “Hak, batıldan tebeyyün etmiştir.” (Hak ile batılın ayrılması, netleşmesi anlamında).

Sonuç

Beyan kelimesi açıklık, netlik, ortaya koyma, delil sunma, konuşma yeteneği ve hakikatin belirginleşmesi gibi anlamları içerir. Kur’an’da hakikatin açıklanması ve tebliği bağlamında önemli bir kavramdır. Dolayısıyla bu Ayetin işaretinden yola çıkılarak denilebilir ki; Allah Rasûlü Muhammad sav. Kur’an’ı yine Kur’an Ayetleri ile TOPLUMUN ANLAYACAĞI ŞEKİLDE ÇOK DETAYLI BİR ŞEKİLDE AÇIKLAYARAK ANLATMIŞTIR! Onun için Muhammed sav.’e dünyada Kur’an’dan başka TEK BİR KELİME KONUŞMAMIŞTIR demek büyük saygısızlıktır. Lâkin ona atfedilen pek çok rivayetlerin uydurma olduğunu yine bizler Kur’an ile farkına varıp ortaya koyabilmekteyiz. Yine aynı zamanda RİVAYETLER yani HADİSLER kesinlikle Kur’an’a rağmen DELİLDEN değildir. Kur’an’a HÜKÜMDE ortaktan kabul edilemez, hele Hadislere de VAHİY gözüyle bakılamaz, bu resmen şirktir ve küfürdür. Genel ve Tarihi KÜLTÜR olarak değerlendirilerek yararlanılabilir kaynaklardır, o kadar?!

← Kehf NAHL Nûh →
← Arama Sonuçlarına Dön