Kur'an'ın Keşif Atlası

Nahl 101

BİZ bir ayeti başka bir ayetin yeri ile değiştirdiğimizde;[1] -ki Allah ne indireceğini daha iyi bilir- “Sen ancak bir iftiracısın” dediler. Hayır, onların birçoğu bilmiyor!

______________________
[1] Zebur, Tevrat, İncil içindeki ayetlerin yerine, Kur’an indirilerek önceki kitaplardaki zor hükümler, Kur’an ayetleri ile değiştirilerek kolaylaştırılmıştır. Maalesef geleneksel öğretide, müktesebatta Nasuh-Mensuh meselesine çok farklı bir yorum getirerek Ayetlerin bir başka Ayet ile neshedildiğinden ve daha da ileri giderek Hadislerin Ayetleri neshettiğine kadar götürmüşlerdir ve büyük bir iftirada bulunmuşlardır. Oysa Allah (en doğrusunu yine kendisi bilir) diğer Kitapların bazı hükümlerini Kur’an ile değiştirdiğine vurgu yapmaktadır.

Nahl 102

De ki: “Onu, Ruhü’l-Kudüs (Cebrail), Rabbinden gerçek ile indirdi; inananları sağlamlaştırmak, teslim olanlara bir yol gösterici ve bir müjde olmak üzere.”

Nahl 103

Şüphesiz, Biz biliyoruz ki onlar: “Kur’an’ı ona ancak bir beşer[1] / insan öğretiyor” diyorlar. Doğrudan saparak yöneldikleri o kişinin dili yabancıdır. Bu ise, apaçık Arapça (anladıkları) bir lisandır.

______________________
[1] Kur’an’da yer alan “Beşer” ve “İnsan” kavramları her ne kadar eş anlamlı gibi görünseler de ilgili ayetler incelendiğinde farklı bağlamlarda kullanıldıkları göze çarpar. Kavramlar arasındaki ortak nokta ise ikisinin de aynı varlığı ifade etmeleridir.

Rabbimiz, “kurumuş, yıllanıp kokuşmuş kara balçıktan” yarattığını ifade ettiği Adem için birbirini takip eden ayetlerde hem “insan” hem de “beşer” kavramlarını kullanıyor. Bu da Adem’in ve onun türünün yaratılış itibariyle bu iki vasfı taşıdığını gösterir. Bu vasıflar arasındaki farkın ne olduğunu da ilgili diğer ayetlerden öğreniyoruz.

a) Beşer

Kur’an, insan türüyle ilgili fizyolojik yapısı bağlamında bir şey söyleyeceği zaman “beşer” kavramını kullanmaktadır. Örneğin Yusuf’un (a.s) güzelliği karşısında ellerini kesen kadınlar onun bir “beşer” olamayacağını söylüyorlardı. (12/31) İnsanüstü bir varlık olduğuna gönderme yapıyorlardı da diyebiliriz.

Allah’ın elçileri de gönderildikleri toplumlarda “yeme-içme” gibi fizyolojik bazı özelliklerinden dolayı dışlanmışlardır. Zira toplumlar kendileri gibi etten kemikten bir beşer değil, bir melek talep ediyorlardı. İlgili bazı ayetler (23/33-34), (17/95-96).

Ölümlü bir varlık olarak yaratılmış olmamız da biyolojik yapımızla ilişkilidir. Rabbimiz bu gerçeği ifade ederken “beşer” kavramını kullanmaktadır (21/34).

b) İnsan

“İnsan” kavramının geçtiği ayetlerde insan türünün sosyal bir varlık olması özelliğinden bahsedilmektedir. Mesela, Rabbimiz insana öğrettiği şeylerden bahsederken bu kavramı kullanmaktadır (96/5), (55/3-4).

İnsanın özgür iradesiyle ortaya koyduğu davranışlarla ilgili de bu kavram kullanılır (103/2-3), (96/6-7).

Ayetlerde “sorumluluk ve imtihan” söz konusu olduğunda yine “insan” kavramı devreye girmektedir (33/72)(76/2).

İnsanın ahiretteki durumuyla ilgili ayetlerde de bu kavram kullanılır (79/34-35), (75/10), (89/23).

Sonuç olarak, ayetlerde “beşer” kavramı, insanın etten kemikten bir varlık olması bağlamında kullanılırken; “insan” kavramı irade ve sorumluluk sahibi sosyal bir varlık olması bağlamında karşımıza çıkmaktadır. Fakat başta ifade ettiğimiz gibi beşer de insan da farklı iki varlığın değil; aynı varlığın iki ayrı vasfıdır / özelliğidir.

Nahl 104

Allah’ın ayetlerine inanmayan kişileri elbette Allah, doğru yola ulaştırmaz / iletmez. Onlara can yakıcı bir azap vardır.

Nahl 105

Yalanı/iftirayı, yalnızca Allah’ın ayetlerine inanmayan kişiler uydurur. İşte asıl yalancılar/iftiracılar onların kendileridirler.

Nahl 106

KİM İNANDIKTAN SONRA Allah’ı inkâr ederse; -kalbi imanla yatışmış olduğu hâlde zorlanan kimse hariç- kim inkâra göğsünü açarsa (inkârı tercih ederse) Allah’tan bir gazap işte onların üzerinedir. Onlar için büyük bir azap vardır.

Nahl 107

Bu, onların dünya hayatını ahirete tercih etmelerindendir. Ve şüphesiz Allah da, inkârcılar topluluğunu doğru yola iletmez.

Nahl 108

İşte bunlar, (hak ettikleri için) Allah’ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini[n işlevini doğru kullanmayanlara önem vermeyip] değersiz saydığı kimselerdir. İşte gafiller onlardır.

Nahl 109

Hiç şüphe yok elbette onlar, ahirette de hüsrana uğrayanlardır.

Nahl 110

Sonra gerçekten Rabbin sıkıntı ve işkenceye uğratıldıktan sonra hicret edenlerin ardından; cihat eden ve sabredenlerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra onları, elbette çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Nahl 111

O GÜN herkes gelir, kendi nefsini kurtarmak için uğraşır. Herkese yaptıklarının tam karşılığı verilir. Onlara asla haksızlık edilmez.

Nahl 112

ALLAH şöyle bir kenti örnek verdi: Güvenli, huzurlu. Rızıkları her yerden onlara bol bol geliyordu. Fakat, Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler. Bunun üzerine Allah o kentin halkına açlık ve korku elbisesini giydirdi/tattırdı, yaptıklarından dolayı!

Nahl 113

Ant olsun, onlara kendilerinden bir elçi geldi ama onu yalanladılar. Böylece, onlar zulümlerine devam ederlerken, azap kendilerini yakalayıverdi.

Nahl 114

BUNUN içindir ki, Allah’ın size verdiği rızıktan temiz ve meşru olarak yiyin / payınızı alın. Allah’ın nimetine şükredin. Eğer yalnızca O’na ibadet / kulluk ediyorsanız?!

Nahl 115

O size ancak; ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkasının adına kesilenleri haram kıldı. Ancak kim mecbur kalırsa (yiyecek bir şey bulamayıp kendisini gerçekten ölecek kadar aç hissederse) saldırmadan ve sınırı aşmadan (ayakta kalacak şekilde az miktarda) yiyebilir. Şüphe yok ki Allah; bağışlayandır, esirgeyendir!

Nahl 116

Dillerinizin yalan yere nitelemesinden dolayı, “Şu helaldir, şu haramdır” demeyin. O zaman, Allah’a karşı iftira atmış olursunuz. Şüphesiz ki, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa ulaşamazlar / eremezler.

Nahl 117

Bu (dünya hayatı) birazcık geçinmedir / menfaatlenmedir ve sonra onlar için acıklı bir azap vardır.

Nahl 118

SANA (haram olarak) anlattıklarımızı bundan önce Yahudi mezhebi bağlılarına da haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

______________________
YAHUDİLİK ~ Musa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.

HRİSTİYANLIK ~ İsa as.’ın arkasından gidenlerin dini değil, gitmeyenlerin dinidir.

SÜNNİLİK-ŞİİLİK ~ Muhammed as.’ın arkasından gidenlerin inancı değil, İslam adına sonraları oluşturulan bir inançtır. Allah’a ve Rasûlüne rağmen oluşturulmuş ve gerçekte onların DİNİ / YAŞAM BİÇİMİ olmuştur.

Nahl 119

Sonra gerçekten Rabbin; bir cehalet sonucu kötülük işleyip sonra bunun ardından tövbe edip ve durumlarını düzeltenleri takdir eder.[1] Şüphesiz ki Rabbin; bundan sonra elbette bağışlayandır, esirgeyendir.

______________________
[1] Onların yanında ve onların lehine hüküm verir.

Nahl 120

GERÇEK ŞU Kİ, İbrahim (Allah’ı) tek ilâh kabul ederek; gönülden Allah’a boyun eğen (fikir ve sistem açısından) bir ümmetti / toplumdu / uygarlıktı / medeniyetti.[1] Ve asla Allah’a ortak koşanlardan değildi!

______________________
[1] İbrahim tek başına (fikir ve sistem açısından) bir ümmetti / milletti / uygarlıktı. Hem düşünce olarak, hem de gerçekten uygarlığın / millet olmanın temellerini atan birisi olarak?!

Nahl 121

O’nun nimetlerine şükredici idi; O, onu seçmiş ve dosdoğru bir yola iletmişti.

Nahl 122

Ona dünyada bir iyilik verdik, elbette o, ahirette de iyilerdendir.

Nahl 123

Sonra da sana vahyettik: “Allah’ı hanif (yanlışlardan uzaklaşıp dosdoğru) olarak İbrahim’in milletine / yoluna tabi ol / uy / uygarlığını devam ettir! O, müşriklerden / ortak koşanlardan değildi / olmadı!”

Nahl 124

Cumartesi ancak onda ayrılığa düşen kimselere farz kılındı. Elbette Rabbin kıyamet günü aralarında, ayrılığa düştükleri şey hakkında hükmünü verecektir.

Nahl 125

(BÜTÜN İNSANLIĞI) Rabbinin yoluna; hikmet ile / akıl ve bilim ışığında ve güzel öğüt ile davet et / çağır! Ve onlarla mücadeleni en güzel şekilde (bilimsel değerlerle, verilerle) yürüt![1] Elbette Rabbin; kendi yolundan sapan kimseleri en iyi bilendir, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.

______________________
[1] Akla ve bilime dayanan, en inandırıcı yöntemlerle yürüt!

Nahl 126

(Ey müminler!) Eğer (size zulüm/hainlik edenlere) ceza verecekseniz, ancak size yapılanın misli/dengi/aynısı ile karşılık verin. Eğer sabrederseniz (af yolunu tutarsanız), elbette ki bu sabredenler için daha hayırlıdır/iyidir.

Nahl 127

Sabret! Senin sabrın, ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlar için üzülme. Kurdukları tuzaklardan dolayı da kaygı duyma!

Nahl 128

Şüphesiz ki Allah korunup sakınanlarla beraberdir. Ve onlar ki, iyilik edenlerdir.