BU BİZİM (katımızdaki Kitabın Anası olan Levh-i Mahfuz’dan) indirdiğimiz / verileri aktardığımız / anlattığımız; uygulanmasını önerdiğimiz ve bağıntılı (yapılmasını şartlara bağladığımız) hükümleri olan apaçık bir Sûredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık ayetler indirdik.
Nur
Nur 2
ZİNA eden kadın ve zina eden erkekten her birine ince sicim şeklinde hafif acıtan cinsten yüzer sopa vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız o ikisine olan acıma duygunuz sizi Allah’ın hükmünü uygulamaktan alıkoymasın. Müminlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.[*]
___________________
[*] Nur Suresi Ayet 3’te Kur’an bütünlüğünde konu şu şekilde tanımlanır; ~ Kur’an, aile ve iffet meselesini dağınık hükümlerle değil, birbirini tamamlayan açık ilkelerle anlatır. Nur 2, Nur 3, Bakara 221 ve Nisa 23 birlikte okunduğunda, müminin yuvasının hangi temeller üzerine kurulacağı sade bir şekilde ortaya çıkar: iman, iffet ve fıtrî sınırlar.
Zina, bu yapıyı bozan en büyük kırılmalardan biri olarak gösterilir. Nur 2, zinanın küçük bir hata değil, toplumu da ilgilendiren ağır bir suç olduğunu bildirir. Böylece Kur’an, zinayı normalleştirmez; ama günah işleyeni de umutsuzluğa itmez. Yani suç büyüktür, fakat dönüş kapısı açıktır. Bu denge, hem ciddiyeti hem merhameti birlikte taşır.
Nur 3, meselenin iç yönünü açıklar. Zina sadece bir fiil değil, insanın yönünü etkileyen bir yoldur. İffet çizgisinden kopan bir hayat, zamanla benzer hayatlarla uyum bulur ve iman duyarlılığını zayıflatır. Bu yüzden müminin böyle bir çizgiyle bağ kurması haram kılınır. Buradaki yasak geçmiş hataya değil, o hayatın sürdürülmesine yöneliktir. Tövbe eden ve yönünü değiştiren kişi bu kapsamın dışına çıkar.
Evliliğin temel ölçüsü ise Bakara 221’de netleşir. İman ortaklığı olmadan kurulan bir yuva sağlam olmaz. Çünkü aile, insanın yönünü belirleyen en güçlü bağlardan biridir. İman birliği yoksa, bu bağ insanı Allah’a yaklaştıran değil, uzaklaştıran bir etki oluşturabilir. Bu yüzden Kur’an, evlilikte iman zeminini vazgeçilmez bir şart olarak koyar.
Nisa 23 de bu yapıyı tamamlar ve evliliğin fıtrî sınırlarını belirler. Yakın akrabalarla evlilik yasaklanarak hem nesep korunur hem aile düzeni sağlıklı tutulur. Böylece evlilik sadece helal olmakla kalmaz, aynı zamanda yaratılışa uygun bir çerçevede tutulur.
Bütün bu ayetler birlikte düşünüldüğünde ortaya çok sade bir tablo çıkar: Zina, aileyi içten çürüten bir sapmadır; sürdürülmesi insanın yönünü bozar. Evlilikte iman bağı esastır ve aile yapısı fıtrî sınırlarla korunur. Böylece Kur’an, müminin yuvasını imanla ayakta duran, iffetle korunan ve yaratılış düzeniyle sağlamlaşan bir emanet olarak inşa eder.
Zihinlerde sanki ayetlerin birbiriyle çelişki arzediyor gibi oluşabilecekk soruların tamamı Nur 2–3 ve Bakara 221 birlikte okunmadan doğan zihin karışıklıklarıdır. Bu ayetler yasak listesi değil, ilke + durum + sınır mantığıyla okunur. Tek tek açık ve net şekilde cevaplayalım.
1. Kur’an’dan önce zina yapan biri mutlaka zina eden biriyle mi evlenir?
Hayır. Kur’an geçmişi bağlayıcı kader yapmaz. Nur 3, geçmişi değil sürdürülen hayat tarzını anlatır. Tövbe kapısı açık olduğu için, geçmişinde zina olan ama dönen biri temiz kabul edilir. Kur’an’da dönüşten sonra yeni bir hayat başlar; kişi “zina eden kimliğine mahkûm” edilmez.
2. Zina eden biri müşrikle, Allah’a ortak koşarak inanan biriyle evlenir, sonra müşrik Müslüman olursa boşanmak zorunda mı?
Hayır. Çünkü belirleyici olan mevcut hâl ve imandır. Bakara 221’in yasağı iman oluşuncaya kadardır. İman gerçekleştiğinde evlilik haram zemininden çıkar. Kur’an mantığında iman, bağı yıkan değil düzelten bir unsurdur. Otomatik boşanma diye bir ilke yoktur.
3. Geçmişinde zina olmayan biri, zina etmiş biriyle evlenirse ilk ilişki zina mı sayılır?
Hayır. Nikâh kurulduysa ilişki zinaya dönüşmez. Kur’an zinayı nikâhsız birliktelik olarak tanımlar. Tövbe etmiş biriyle yapılan nikâh geçerli evliliktir. Geçmiş günah, helal bağı haram yapmaz. Kur’an’da “geçmiş silinir, yeni sayfa açılır” ilkesi esastır.
4. Müşrik meselesi neden Nur 3’te geçiyor?
Bu bir izin değil, yön tasviridir. Nur 3, zinayı sürdüren hayatın insanı iman hassasiyetinden uzaklaştırabileceğini anlatır. Bakara 221 ise hükmü net koyar: Mümin müşrikle evlenmez. Yani biri ahlâkî uyarı, diğeri hukuki ilkedir. Çelişki değil, sebep–sonuç ilişkisi vardır.
5. Ayetin sonundaki “bu haram kılınmıştır” neyi kapsar?
Bu ifade bağ kurmayı kapsar: Müminin, zinayı sürdüren hayatla veya iman dışı zeminle evlilik bağı kurması haramdır. Hayatında zina etmemiş iffetli bir Müminin, Allah’a şirk koşarak inanan bir kadınla evlenmesi haramdır, yasaktır! Yani yasak geçmişe değil; mevcut ahlâk çizgisine yöneliktir. Tövbe eden bu kapsama girmez.
6. “Müminlere haram kılınmıştır” tüm müminleri mi kapsar?
Evet, ilke olarak tüm müminleri kapsar. Ancak kapsam duruma bağlıdır. Ayet bir kimliği değil, bir durumu yasaklar. Eğer zina ısrarla sürüyorsa veya iman zemini yoksa yasak devreye girer. Ama tövbe ve iman varsa kişi artık o yasak kategorisinde değildir. Kur’an’da hükümler sabit, insanın hâli değişkendir.
Özetle:
Kur’an kimseyi geçmiş günahına kilitlemez. Zinayı büyük suç sayar (Nur 2), zinanın sürdürülmesini tehlikeli yön olarak gösterir (Nur 3), evlilikte iman zeminini şart koşar (Bakara 221). Tövbe ise bütün düğümü çözen ana ilkedir. Bu yüzden ayetler katı kader değil; dönüşe açık ilâhî bir denge kurar.
Nur 3
Zina eden mümin bir erkek ancak zina eden mümin bir kadınla veya Allah’a ortak koşarak inanan bir kadınla nihâhlanır, evlenir, yuva kurar. Zina eden bir kadın da ancak zina eden mümin bir erkekle veya Allah’a ortak koşarak inanan bir erkekle yuva kurar, evlenir, nikâhlanır. Bu durum; Allah’a şirk koşarak inanan bir kadınla evlenmek, yuva kurmak iffetini korumuş, zina etmemiş müminlere haram kılınmıştır.[*]
___________________
[*] Nur Suresi Ayet 3’te Kur’an bütünlüğünde konu şu şekilde tanımlanır; ~ Kur’an, aile ve iffet meselesini dağınık hükümlerle değil, birbirini tamamlayan açık ilkelerle anlatır. Nur 2, Nur 3, Bakara 221 ve Nisa 23 birlikte okunduğunda, müminin yuvasının hangi temeller üzerine kurulacağı sade bir şekilde ortaya çıkar: iman, iffet ve fıtrî sınırlar.
Zina, bu yapıyı bozan en büyük kırılmalardan biri olarak gösterilir. Nur 2, zinanın küçük bir hata değil, toplumu da ilgilendiren ağır bir suç olduğunu bildirir. Böylece Kur’an, zinayı normalleştirmez; ama günah işleyeni de umutsuzluğa itmez. Yani suç büyüktür, fakat dönüş kapısı açıktır. Bu denge, hem ciddiyeti hem merhameti birlikte taşır.
Nur 3, meselenin iç yönünü açıklar. Zina sadece bir fiil değil, insanın yönünü etkileyen bir yoldur. İffet çizgisinden kopan bir hayat, zamanla benzer hayatlarla uyum bulur ve iman duyarlılığını zayıflatır. Bu yüzden müminin böyle bir çizgiyle bağ kurması haram kılınır. Buradaki yasak geçmiş hataya değil, o hayatın sürdürülmesine yöneliktir. Tövbe eden ve yönünü değiştiren kişi bu kapsamın dışına çıkar.
Evliliğin temel ölçüsü ise Bakara 221’de netleşir. İman ortaklığı olmadan kurulan bir yuva sağlam olmaz. Çünkü aile, insanın yönünü belirleyen en güçlü bağlardan biridir. İman birliği yoksa, bu bağ insanı Allah’a yaklaştıran değil, uzaklaştıran bir etki oluşturabilir. Bu yüzden Kur’an, evlilikte iman zeminini vazgeçilmez bir şart olarak koyar.
Nisa 23 de bu yapıyı tamamlar ve evliliğin fıtrî sınırlarını belirler. Yakın akrabalarla evlilik yasaklanarak hem nesep korunur hem aile düzeni sağlıklı tutulur. Böylece evlilik sadece helal olmakla kalmaz, aynı zamanda yaratılışa uygun bir çerçevede tutulur.
Bütün bu ayetler birlikte düşünüldüğünde ortaya çok sade bir tablo çıkar: Zina, aileyi içten çürüten bir sapmadır; sürdürülmesi insanın yönünü bozar. Evlilikte iman bağı esastır ve aile yapısı fıtrî sınırlarla korunur. Böylece Kur’an, müminin yuvasını imanla ayakta duran, iffetle korunan ve yaratılış düzeniyle sağlamlaşan bir emanet olarak inşa eder.
Nur 2–3 ve Bakara 221 birlikte okunmadan doğan zihin karışıklıklarıdır. Bu ayetler yasak listesi değil, ilke + durum + sınır mantığıyla okunur. Tek tek açık ve net şekilde cevaplayalım.
1. Kur’an’dan önce zina yapan biri mutlaka zina eden biriyle mi evlenir?
Hayır. Kur’an geçmişi bağlayıcı kader yapmaz. Nur 3, geçmişi değil sürdürülen hayat tarzını anlatır. Tövbe kapısı açık olduğu için, geçmişinde zina olan ama dönen biri temiz kabul edilir. Kur’an’da dönüşten sonra yeni bir hayat başlar; kişi “zina eden kimliğine mahkûm” edilmez.
2. Zina eden biri müşrikle, Allah’a ortak koşarak inanan biriyle evlenir, sonra müşrik Müslüman olursa boşanmak zorunda mı?
Hayır. Çünkü belirleyici olan mevcut hâl ve imandır. Bakara 221’in yasağı iman oluşuncaya kadardır. İman gerçekleştiğinde evlilik haram zemininden çıkar. Kur’an mantığında iman, bağı yıkan değil düzelten bir unsurdur. Otomatik boşanma diye bir ilke yoktur.
3. Geçmişinde zina olmayan biri, zina etmiş biriyle evlenirse ilk ilişki zina mı sayılır?
Hayır. Nikâh kurulduysa ilişki zinaya dönüşmez. Kur’an zinayı nikâhsız birliktelik olarak tanımlar. Tövbe etmiş biriyle yapılan nikâh geçerli evliliktir. Geçmiş günah, helal bağı haram yapmaz. Kur’an’da “geçmiş silinir, yeni sayfa açılır” ilkesi esastır.
4. Müşrik meselesi neden Nur 3’te geçiyor?
Bu bir izin değil, yön tasviridir. Nur 3, zinayı sürdüren hayatın insanı iman hassasiyetinden uzaklaştırabileceğini anlatır. Bakara 221 ise hükmü net koyar: Mümin müşrikle evlenmez. Yani biri ahlâkî uyarı, diğeri hukuki ilkedir. Çelişki değil, sebep–sonuç ilişkisi vardır.
5. Ayetin sonundaki “bu haram kılınmıştır” neyi kapsar?
Bu ifade bağ kurmayı kapsar: Müminin, zinayı sürdüren hayatla veya iman dışı zeminle evlilik bağı kurması haramdır. Hayatında zina etmemiş iffetli bir Müminin, Allah’a şirk koşarak inanan bir kadınla evlenmesi haramdır, yasaktır! Yani yasak geçmişe değil; mevcut ahlâk çizgisine yöneliktir. Tövbe eden bu kapsama girmez.
6. “Müminlere haram kılınmıştır” tüm müminleri mi kapsar?
Evet, ilke olarak tüm müminleri kapsar. Ancak kapsam duruma bağlıdır. Ayet bir kimliği değil, bir durumu yasaklar. Eğer zina ısrarla sürüyorsa veya iman zemini yoksa yasak devreye girer. Ama tövbe ve iman varsa kişi artık o yasak kategorisinde değildir. Kur’an’da hükümler sabit, insanın hâli değişkendir.
Özetle:
Kur’an kimseyi geçmiş günahına kilitlemez. Zinayı büyük suç sayar (Nur 2), zinanın sürdürülmesini tehlikeli yön olarak gösterir (Nur 3), evlilikte iman zeminini şart koşar (Bakara 221). Tövbe ise bütün düğümü çözen ana ilkedir. Bu yüzden ayetler katı kader değil; dönüşe açık ilâhî bir denge kurar.
Nur 11
O AĞIR iftirayı uyduranlar sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.
__________________________
[*] Tarihte İFK olayı diye malûm (bilinen) olay Hz. Aişe Validemizle ilgili bir hikâye anlatılır. Kesinlikle bu durum tarihte uydurulmuş, Hz.Peygamberi rencide edici bir olaydır. Bu ayetin öncesine bakıldığında yüzdeyüz Müslümanlarla ilgili geldiği anlaşılır. Bir KOMUTANIN Eşinin ortadan kaybolması, yani kervandan geride kalması farkedilmez mi?! Peygamber, Eşi ile birlikte sefere çıkmış ise yanında eşi olmadan geri dönmek üzere yola revan olur mu?!
Burada Nur 6. Ayete bakmamız lazım;
Nur 6 ~ EŞLERİNE zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi,” (ayet Nur 7 ile devam eder).
Nur birinci ayetten ta 36. ayete kadar EŞLERİNE İFTİRA ATAN kişilerle ilgilidir anlatım. Peygamberimizle hiçbir ilgisi yoktur.
Nur 11 bağlamından kopartılarak Tarihte uydurulan Hz. Aişe Validemizle ilişkilendirilmiştir, buna bizim inanmamız mümkün değildir.
Kur’an’ın bütün ayetlerini geçmiş ile ilişkilendirmek işte böyle bir yanlışı ortaya çıkarıyor, oysa Kur’an kıyâmete kadar gelip geçecek bütün toplumlar için ANA uygulanması gerekir. Bu ayet ile her an herkess muhatap olabilir, bunu akıldan çıkarmayalım.
Biz de dahil Kur’an’ı maalesef geleneksel anlayıştan, tarihi vesikalardan özgürleştirip KUR’AN’IN KUR’ANCA ANLAM OKUYUŞUNU sağlayamadık, bu konuda üzgünüm ve kendimi de eleştiriyorum. İnşaallah ölüm gelip çatıncaya kadar MEALİMİZ üzerinde bu anlamda çalışmalarımı sürdürmekteyiz, bir gün başarırım.
Nur 21
EY İMAN EDENLER! Şeytanın adımlarına uymayın / adımlarını izlemeyin. Kim şeytanın adımlarını izlerse / adımlarına uyarsa bilsin ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dileyen / tertemiz yaşamak isteyen (suç işlemeyip hak eden) kimseyi tertemiz kılar. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Nur 22
İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler; yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine dair, yemin etmesinler. Onların kusurlarını bağışlasınlar, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Nur 26
Yozlaşmış (ahlâken/huyu suyu bozulmuş) kadınlar, (huyu suyu/ahlâken bozulmuş) yozlaşmış erkeklere; yozlaşmış erkekler de yozlaşmış kadınlara; (ahlâki yönden düzgün) temiz kadınlar, temiz erkeklere; (ahlâki yönden düzgün) temiz erkekler de, temiz kadınlara layıktır. O (ahlaki yönden düzgün) temiz olanlar, iftiracıların söyledikleri şeylerden uzaktırlar. Onlar için bir bağışlanma ve bolca verilmiş iyi bir rızık vardır.
Nur 30
MÜMİN ERKEKLERE söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar iffetlerini / namuslarını (kalplerini, gönüllerini, akıl sağlıklarını şeytanın attığı kötü duygu ve düşüncelerden) korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir / temizdir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.
Nur 31
Mümin kadınlara da söyle gözlerini haramdan sakınsınlar; ırzlarını, iffetlerini, kalplerini, gönüllerini, akıl sağlıklarını şeytanın attığı kötü duygu ve düşüncelerden korusunlar. Zorunlu olarak kendiliğinden görünenler dışında ziynetlerini, maddi ve manevi takılarını, süslerini göstermesinler. Başlarına örttükleri örtülerini göğüslerinin, yakalarının üzerine kadar salsınlar. Takılarını kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, üvey oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, Allah’a teslim olan kadınlardan, mâlik, sahip, egemenliklerinde, yönetimlerinde, ellerinin altında kendilerine hizmet eden güvenilir hizmetçilerden ve henüz takıların değerini bilmeyen çocukların dışında hiç kimseye göstermesinler. Gizledikleri takılar bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler hep birlikte tövbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz![*]
_________________
[*] Bu ifade, toplumda iffet ve mahremiyet bilincini inşa eden temel bir ilkeyi ortaya koyar. Kadına yönelik hitap, sadece dış görünüşle ilgili bir kıyafet emri değil; bakıştan başlayıp kalbe kadar uzanan bir bilinç eğitimidir. Önce gözlerin korunması istenir; çünkü bakış, duygunun ve niyetin kapısıdır. Ardından iffet vurgulanır; bu da yalnız bedenin değil, kalbin ve zihnin de korunmasını kapsar. Böylece mesele, dar anlamda bir örtünme değil; bütüncül bir ahlak ve iç disiplin çağrısı hâline gelir.
Ziynet meselesi bu bütünlüğün görünür tarafıdır. “Zorunlu olarak görünen” istisnası, hayatın akışını zorlaştırmayan, fıtrata uygun bir kolaylık içerir. Ancak bilinçli teşhirin engellenmesi istenir. Başörtüsünün göğüs üzerine salınması vurgusu, dönemin alışkanlıklarını düzelten, örtüyü sembolden işlevsel mahremiyete taşıyan bir düzeltmedir. Yani amaç, şekil dayatması değil; dikkat çekmeyi azaltan, saygınlık ve korunmuşluk sağlayan bir düzen kurmaktır.
Yakın akraba ve güvenli çevre istisnaları, mahremiyetin sosyal sınırlarını belirler. Bu liste, hayatı zorlaştırmak için değil; güven halkasını netleştirmek içindir. Aynı şekilde, gizli ziynetlerin bilinmesi için davranışlarla dikkat çekilmemesi uyarısı, sadece kıyafetle değil tavırla da iffet bilinci kurulması gerektiğini gösterir. Mahremiyet böylece hem görünüşte hem davranışta korunur.
Son cümledeki toplu tövbe çağrısı ise bu hükmün yalnız kadınlara yüklenen tek taraflı bir sorumluluk olmadığını gösterir. Toplumun tamamı için bir arınma ve bilinç yenileme davetidir. İffet, bireysel bir tercih olmanın ötesinde, toplumsal huzurun anahtarı olarak sunulur. Sonuç olarak bu ayet, sadece kadını sınırlayan bir metin değil; kadın-erkek her insanı bakıştan davranışa kadar arındırarak güvenli ve saygın bir toplum kurmayı hedefleyen ilahi bir bilinç rehberidir.
Nur 32
İÇİNİZDE evli olmayanları evlendirin; ister özgür vatandaş olsunlar ister himayeniz altında bulunan esir kökenli kişiler olsun fark etmez. Egemenliğiniz altında bulunan, (kamu kurumlarında, holdinglerde, şirketlerde, fabrikalarda çalıştırdığınız özgür ya da ülkenize çalışmaya gelmiş yabancı bekâr) mümin kadın ve erkekleri de birbirleriyle evlendirin, yuvalarını kurun. Eğer yoksul iseler endişe etmeyin; Allah onları lütfuyla imkân sahibi kılar. Çünkü Allah’ın lütfu geniştir ve O her şeyi bilendir.[*]
_________________
[*] Bu ifade, evliliğin sadece bireysel bir tercih değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurgular. Ayet metni, bekârlığın uzayıp gitmesini normalleştirmez; aksine toplumun evliliği kolaylaştırmasını ister. Burada dikkat çeken nokta, sosyal statü ayrımının kaldırılmasıdır. Özgür ya da himaye altında olan kişiler arasında bir üstünlük kurulmaz; iman bağı, statü farkının önüne geçirilir. Böylece evlilik, sınıfsal değil ahlaki bir zemine oturtulur.
Metnin ikinci vurgusu, ekonomik kaygının evliliğe engel yapılmamasıdır. İnsanlar çoğu zaman geçim korkusuyla evliliği erteler; fakat burada rızkın mutlak sahibinin Allah olduğu hatırlatılır. Yoksulluk, evliliği reddetme gerekçesi değil; güven sınavıdır. Mesaj, “önce imkân sonra evlilik” anlayışını tersine çevirerek “niyet ve sorumluluk olursa imkân açılır” perspektifi sunar.
Ayrıca ayet, evliliği yalnızca iki kişinin birlikteliği olarak değil, toplumsal ahlakın korunma mekanizması olarak ele alır. Bekârların evlendirilmesi teşvik edilirken, toplumun aktif rol alması istenir. Bu da aile kurumunun bireysel değil, kolektif bir yapı olduğunu gösterir. Evliliğin kolaylaştırılması; iffetin korunması, yalnızlığın azaltılması ve sosyal dengenin sağlanması anlamına gelir.
Sonuç olarak metin, üç temel ilke ortaya koyar: Statü değil iman esas alınmalı, yoksulluk evliliğe engel sayılmamalı ve toplum; sistem, devlet, belediyeler evliliği zorlaştıran değil kolaylaştıran; ekonomik, maddi ve manevi bir rol üstlenmelidir. Böylece evlilik, sadece iki insanın değil, sağlıklı bir toplumun inşasına dönüşen bir bilinç çağrısı hâline gelir.
Nur 33
Evlilik imkânı bulamayanlar, Allah onlara lütfuyla bir çıkar yol açıncaya kadar iffetlerini korusun. Elinizin altında bulunanlardan özgürlük, salıverilmek için yazılı sözleşme isteyenler olursa ve onlarda bir hayır, iyileşme görüp kendi ayakları üzerinde duracaklarına inanırsanız onlarla yazılı sözleşme yapıp anlaşın. Allah’ın size verdiği maldan onlara da hatırı sayılır bir pay verin. İffetli kalmak isteyen bu kadınları geçici dünya menfaati uğruna fahşaya, aşırılığa, haddi aşmaya zorlamayın. Kim onları zorlar ve haddi aşıp Allah’a isyan etme konusunda baskı kurarsa bilinmelidir ki; bu zorlanmadan dolayı Allah o mazlumlar için bağışlayıcı ve merhametlidir.
Nur 35
ALLAH göklerin ve yerin nurunu var edendir. Onun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs (lâmba) içinde. Fânûs (lâmba) sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübârek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile, neredeyse aydınlatacak[kadar berrak]tır. Nur üstüne nur. Allah isteyeni (gereğini yapanı) nuruna iletir. Allah insanlar için misaller verir. Allah herşeyi hakkıyla bilendir/yerli yerince yapandır.
Nur 39
İNKÂR EDENLERE gelince onların amelleri / işleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz (tıpkı bunun gibi kâfir de hesap günü yaptıklarından bir şey bulamaz). Ancak Allah’ı yanında bulur. Allah da onun hesabının tam karşılığını verir. Allah hesabı çabuk görendir.
Nur 40
Yahut (inkârcıların küfür içindeki hâlleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Allah kime nur vermez; (zina edenlere, şirk / ortak koşanlara, gerçeği gizleyen kâfirlere, munafıklara / iki yüzlülere, tövbe edip düzelmeyenlere), işte onlar için ‘nur’ (yüzünde güzellik, ışık) diye bir şey yoktur.
Nur 43
Görmez misin ki Allah bulutları sevk eder. Sonra, onları kaynaştırıp üst üste yığar. Nihayet yağmurun onların arasından yağdığını görürsün. O, gökten oradaki dağ(gibi bulut)lardan dolu indirir de onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de geri çevirir. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alacak.